DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


cemal_hevdem@hotmail.com

Cemal Özçelik    

Ben Leyla Zana’yı farklı okudum


15/1/2012

Leyla Zana’nın Almanya’da düzenlenen bir toplantıda yaptığı açıklama büyük tartışmalara yol açtı.

Dahası devleti alabildiğine rahatsız etmiş olacak ki, milletvekili dokunulmazlığı olduğu halde, evine çilingirle girilip arama yapıldı, bilgisayarına el konuldu.

AKP’nin dolandırıcı, yalancı, hilekar olduğu ortadaydı;  çilingir vakkasıyla hırsız olduğunu da tescil ettirmiş oldu.

Leyla Zana’nın açıklamasını bahane ederek operasyonlar yapanları anlamak mümkün.

Onlar zaten işlerini yapıyorlar. Düşmanlık yapmaları için nefes alıp vermen de yeterli bir gerekçedir onlar için.

Ama içten gelen saldırıları anlamak mümkün değil. Bir şeyi yargılamadan önce anlamak gerek.

Ben Leyla Zana’nın açıklamasını farklı okudum mesela. Tabii ki her insanın kendisine göre fikirleri vardır ve hepsine de katılmak zorunda değiliz. Eleştirmek de doğal. Şöyle diyor Zana:

‘’Artık silahlı mücadele bir noktaya geldi. Ben silahların bırakılmasını asla tartışmıyorum. O Kürtlerin sigortasıdır. Bu sorun var olduğu müddetçe o silahlar Kürtlerin güvencesdir’’.

Bu sözleri bir bütün olarak değerlendirmk gerekirken, herkes bir tek cümleye takıldı. O da, ‘’Silahın Kürtlerin sigortası olduğu’’ sözüdür. Bu görüşe biraz sonra değineceğim. Ancak öncelikle Leyla Zana’nın bu açıklamalarıyla bir bütün olarak nasıl bir mesaj vermeye çalıştığına değineyim.

Yanılıyor da olabilirim, ama benim açıklamadan anladığım kadarıyla Leyla Zana hem PKK’ye, hem de devlete mesaj veriyor. PKK’ye verilen mesaj ilk cümlede gizli. Ki bu görmezden gelindi.

‘’Artık silahlı mücadele bir noktaya geldi’’ derken, bana göre PKK’nin bu konuya aşırı yüklenmemesi gerektiği, bu araçla alınabilecek mesafenin zaten alındığı ve diğer yöntemleri ön plana getirmesi gerektiğine işaret ediyor.

‘’Silahın sigorta olduğu’’ sözleriyle de hem Kürt tabanına hem de devlete mesaj veriyor. Burada silahların susturulması gerektiği mesajını veriyor. Bu mesaj verildiğinde, yanlış anlaşılmaması ve tepkilere yol açmaması için, adeta Kürt tarafına güvence vermeye çalışıyor, hassasiyetlerini göz önünde bulundurduğunu göstermeye çalışıyor.

Bununla kendisi açısından aynı zamanda bir doğruyu da dile getiriyor ve devlete de çözüm olmadan silahların bırakılması talebinin gerçekçi olmadığı mesajını veriyor.

Şimdi en çok tartışılan konuya; silahın sigorta olup olmadığı konusuna gelelim.

Önce Güney Kürdistan’dan örnek vereyim. Bugün onların elinde silahlı güçleri olmasaydı haklarını elde edebilirler miydi?  Elde ettikleri bu hakları koruyabilirler miydi? Kerkük ve petrol  konusunda söz sahibi olabilirler miydi? Iraktaki Sünnilerin sözcüsü, elinde silahlı gücü olmadığı için Şii yönetimden kaçıp Kürdistan’a sığınmadı mı?

Kuzeye bakacak olursak, silahlı mücadelenin beraberinde bir çok sorunlar yarattığı, gerginliğe yol açtığı, devletin bunu bahane ve koz olarak kullandığı aşikar.

Ancak silah olmadığında bütün bunların olmayacağını kim söyleyebilir? Kürt halkını düşman gören Türk devletinin başka gerekçe ve bahaneler bulmayacağını mı sanıyorsunuz?

Silahlar ortadan kalktığında, sağ duyunun, ortak evrensel aklın, anlayışın, diyalogun, empati ve sempatinin hüküm süreceğine mi inandıracağız kendimizi?

Silahın ne oranda sigorta olduğunu bilemem ben. Ama birilerinin sigortalarını attırdığı bes belli!

Ve  bildiğim bir şey var, o da bu keleşin sömürgecinin yüreğine korku saldığıdır.

Bu meret zorbayı cin çarpmışa döndürmektedir.

Belki de bu yüzden bu kadar hırçınlaşmaktalar. Kendi yasalarını bile çamurlu ayaklarının altında çiğnemekteler.

Silahın mücadeleye yarar getirmediğine inananlarla biraz birlikte sesli düşünelim.

Diyelim ki bu tespit doğru ve silahın bırakılması gerekir.

Bana göre silahın bırakılması bir amaca hizmet etmeli. Bu da kısmi de olsa Kürt sorununun çözümüdür.

Devlet ve onun hükümeti, yada hükümet ve onun devleti bu sorunu çözmek için mi Kürtleri silahsızlandırmak istiyor, yoksa sorunu çözümsüz bırakmak için mi?

Bana göre can alıcı nokta burası. Şimdiye kadarki uygulamalardan anladığımız kadarıyla, devletin esas niyeti ikinci seçeneğin hayata geçirilişidir.

O kadar görüşme yapıldı, amaç olarak çözüm üzerinde odaklanılsaydı, belki de şimdiye kadar silah bırakma konusunda epey mesafe katedilmişti.

Gerçi bana göre sorun çözülse bile Kürtler asla silah bırakmamalı. Nasıl ki Türklerin silahlı gücü varsa, hangi form altında olur bilmem, ama Kürdün de kendi güvenliğini başkasına emanet etmemesi gerektiği düşüncesindeyim.

Devletin de karşı çıktığı esas nokta silah değil, bu silahın kimin elinde olduğu ve onun kime karşı kullanıldığıdır.

Bu kadar silahsızlanmadan dem vuran devlet neden 60 bin Kürdü silahlandırıp anti Kürd siyasete alet ediyor? Neden önce bunları silahsızlandırmıyor?

Demek ki niyetleri kötü.

Niyeti kötü olanla sağlam bir diyalog olmaz.

Niyeti kötü olandan medet umulmaz.

İyi hoş, niyet iyi olsa kaç yazar, ben hangi akılla kendimi başkalarının iyi niyetine teslim edecekmişim ki?

Silahın ne oranda sigorta olacağını bilemem.

Ama bildiğim, bu meredin tüm maskeleri indirdiğidir.

Şayet Leyla Zana’yı doğru okursak, sanırım barışa bir adım daha yaklaşırız.

15 Ocak 2012

---
Nivîsên din yên nivîskar
06/3/2013  İmaj savaşı üzerinden sürdürülen İmralı barış süreci
11/2/2013  Kürd halkı çözümü kendinde bulmalı
13/1/2013  Türkiye Örtülü Operasyonlar Cumhuriyeti
28/12/2012  Roboski Güneşi Sömürgen’in Ampulünü Söndürdü
17/12/2012  Suriye’deki gelişmeler Güneybatı Kürdistan’ı nasıl etkiler?
22/11/2012  Açlık grevleri ve yarattıkları sonuçlar
17/11/2012  Demokrasilerde açlık grevi olmazmış(!)
4/11/2012  Aysel Tuğluk’un Gözyaşları ve Yedi Başlı Ejderha
26/10/2012  Bu seferki grevler çaresizlikten değil
23/9/2012  Yenilmezliğin sırrı Kürt toplumundaki dönüşümdedir
1/9/2012  Çok başarı değil; az hata, karşıtlık değil; ulusal birlik zafere götürür
19/8/2012  Dert veren Mevla, dermanını da verir
6/8/2012  Kesintisiz operasyona karşı kesintisiz vuruş
28/7/2012  Bizi gücümüzden utandırıp yenmelerine izin vermeyeceğiz
14/7/2012  Öcalan’la görüşme mi, izolasyonla kıvama getirme girişimleri mi?
5/7/2012  Ne savunduğundan çok, hangi zeminde durduğun önemli
13/5/2012  Ulusal kongre üzerine
15/4/2012  Diplomatik Aktivizm, Askeri Hazırlık
29/3/2012  Yumruğa en iyi yanıt, ‘’Türk’’ten vaz geçmektir
21/3/2012  Newroz Anayasası
3/3/2012  Bu bahar dağa çıkacağım..
17/2/2012  Operasyonlar ve Konseptlerin İflası
8/2/2012  Dem dema yekîtiyê ye
1/2/2012  Tam da Çözülecekken;…
24/1/2012  Sevsen de Terk Edeceksin, Sevmesen de..
15/1/2012  Ben Leyla Zana’yı farklı okudum
9/1/2012  Klikler Savaşı ve İlahi Adalet
1/1/2012  Uludere Katliamı YAŞ Kararlarının Ürünü mü Acaba?
18/12/2011  Ordudaki dizaynla Kürdistan’ımız hedef tahtasına dönüştürüldü
20/11/2011  Dünün Mustafa, İsmet, Fevzi’si; Bugünün Abdullah, Tayyip, Necdet’idirler
10/11/2011  Türk devletinin kurduğu çapraz tuzak
1/11/2011  Kimyasal Necdet
25/10/2011  Belki de Müge Anlı Kürtlere doğru yolu gösteriyordur
7/10/2011  Barış için savaşa hazır olmak
15/9/2011  Kürt Sorunu ve MİT Sözcüsünün ‘’Devrimci’’ Çözümlemeleri
3/9/2011  Mevsim Değişir, Dien Bien Phu Olur
20/8/2011  Sözümüzün hiç tükenmediği yerdeyiz
6/8/2011  CHP devletinden AKP devletine
26/7/2011  Krizin Kod Adı 330
26/6/2011  Hatip Dicle’nin Rövanşını Belediye Seçimlerinde Almalıyız
14/6/2011  Seçim sonuçları kolonyal sisteme vurulmuş bir darbedir
9/5/2011  Ayla Akat
1/5/2011  Hilweşandina sîstema dagirker nêz dibe..
19/4/2011  Seçimlerden çekilmek çare değil
10/4/2011  Sevindirici, ama buruk bir başlangıç
24/3/2011  Sebahat Tuncel’in Tokadı
11/3/2011  Sakıncasız Kürd
2/3/2011  Devrimler bize yaramadı
19/2/2011  Şivan Perwer Türk Devletini Afetmemeli
13/2/2011  Devrimler bize yaramadı
21/11/2010  Barajı aşmak kararlılık ve bağımsız tutum ister
28/10/2010  Örnek bir olay, örnek olmayan davranış
12/10/2010  Aydın sorumluluğu ve sorumlu aydın
14/9/2010  İki Referandum, İki Sonuç
4/9/2010  Toplumsal Hafızayı Silmek, Sömürgeci Bir Politika
25/8/2010  „Yetmez Ama, Evet!’’ diyorum
4/8/2010  12 Eylül Faşizmi ve 12 Eylül Referandumu
23/6/2010  Yabancısınız!
5/6/2010  Sevahir Bayındır İçin
11/5/2010  Baykal’ı neden gönderdiler?
22/12/2009  Devlet Kendi Kurduğu Kapana mı Düştü?
13/12/2009  DTP’nin Kapatılması Kürtleri Barajlama Siyasetinin Devamıdır
6/12/2009  Devletin ´Milli Açılımı´ İflas Etti
30/11/2009  Öcalan Günah Keçisi mi?
30/11/2009  Öcalan Günah Keçisi mi?
18/10/2009  Genelkurmay açılımı çetin bir sinavda grupların dönüşü provokatif bir yaklaşım
17/10/2009  Genelkurmay Açılımı Çetin Bir Sınavda
5/9/2009  ´Demokratik Açılım´ hakkında birkaç tespit
20/7/2009  ’’Sivil Generaller’’ Değişiyor, Bakalım Askeri Generaller de Değişecekler mi?
23/6/2009  Kürt Meselesinin Çözümsüzlüğü