DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


ahmetyaman97@gmail.com

Ahmet Yaman    

Türk hükümetinin ahlaki çöküşü


13/1/2012

Ünlü siyaset bilimci Makyavelli ‘’devletlerin dış ilişkilerindeki tutarsız ve korkak davranışları ve ülke içindeki karışıklıklar, devletlerdeki ahlaki çöküşün işaretidir’’ diye belirtir.

 

Doğrudur; bir ülkede iç ve dış çatışmaların yoğunlaşmasının; yönetenlerin ahlaki değerlerini erizyona uğratığını, Vietnam, Kamboçya, Sudan, Afganistan ve dünyadaki başka tecrübelerden de çıkarabiliriz.

 

Son bir yıl içinde Türk hükümetinin dış politikasını izlediğimizde, hükümetin tutarsız, riyakar ve korkak tavırlarının artık bir çizgi haline getirildiğini görürüz.

 

AB ile yapılan pazarlıklarda Türk limanlarının, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ticaret gemilerine açılacağını taahhüt eden Türk hükümeti; bu taahhütlerini yerine getirmedi. Kıbrıs sorununu barışarak çözeceğim derken çözümsüzlüğün ve işgalin savunucusu olan  Rauf Denktaş’ın çizgisine düştü.

 

ABD, Rusya, Fransa ve Avrupa Birliği’nin nezaretinde; Ermenistan’la ilişkilerin geliştirilmesi ve sınırların açılması konusunda, İsviçre’de imzalanan protokolün mürekebi kurumadan; Türk hükümeti protokolün uygulanmasını engelledi.

 

Libya’da Kaddafi ile yaptığı antlaşmaları görmezden gelerek; önce Nato’nun, Libya’ya müdahalesine karşı olduğunu belirti ancak daha sonra ABD ve Avrupa birliğinden gelen baskılara dayanamıyarak çark etti ve en çok kendisinin kullandığı ‘’ahde vefa’’ ilkesini ayaklar altına alarak; ahd verdiği Kaddafi’ye vefa göstermedi.


Arap ülkelerinde yapılan gösterilerde; Türk bayrakları ile Türk Başbakanı’nın resmi taşınsın popolüzmi ile, Gazze’ye yardım seferberliği başlatarak; İsrail’le savaşın eşiğine geldi. Bir yandan, İsrail’in yaptıkları savaş sebebidir gibi kabadayılıklar yaparken diğer yandan İsrail ile yaptığı gizli görüşmelerde; meseleyi tazminat meselesine indirgedi.

 

Hükümetin ülke içinde uyguladığı politikalar; dışarıda uyguladığı politikalardan pek farklı değildir. Kürtlerin milli ve demokatik hakları için öne sürdüğü talepleri; Türkiye Cumhuriyetinin varlığına yöneltilmiş tehditler olarak algılıyan hükümet; zindanları suçsuz ve günahsız Kürtlerle doldurdu.

 

Kürt halkına karşı oluşturduğu yeni ve acımasız bir savaş konseptiyle direnen Kürtler için vur emri çıkartı. Amanoslar’da kekik toplayan köylüleri; Samsun’da dur ihtarına uymayan çocukları, Kürdistan dağlarında koyunlarını güden çobanları katletti.

 

En sonunda da Uludere’nin Roboski köyünde 34 mazlum Kürt gencini katlederek, Kürtlere gözdağı vermeye çalıştı ve katliamın sorumluluğunu yüklenip Kürt halkından özür dileyeceğine; katledilen gençlerin ailelerine tazminat verileceğini açıklayarak; dökülen kanın parayla temizlenebileceği arsızlığına sığındı.

 

Türk hükümetinin ahlaki çöküşünün belirtilerine değindikten sonra, bu çöküşün sebeplerine kısaca bakalım.

Çöküşün en önemli sebebi AK Parti kadrolarının hızla tek parti ve tek lider yönetimine doğru yol alarak parti lideri T. Erdoğan’ı putlaştırma eğilimleridir. AK Parti’yi ve hükümeti ilgilendiren tüm kararlar; T. Erdoğan’ın iki dudağının arasındadır. AK Parti’de her şeyi o belirler. Bu durumu son meclis seçimlerinde milletvekili belirlemele çalışmalarında yakından gördük.  Cumhurbaşkanı tarafından meclise geri gönderilen şikeyi önleyebilecek kararların tartışılmasıda buna örnektir. Mecliste şike kanunun değiştirilmesini isteyen AK Parti milletvekileri, T. Erdoğan tarafından susturuldular.

 

Hükümetin muhaliflere karşı demokratik metodlar yerine  Kemalizmden miras aldığı bürokratizmin yasalarını işletmesi de ahlaki çürümenin başka bir sebebidir. AK Parti ile dirsek teması olmayan Kürtlerin mahkemeler tarafından topluca tutuklanması, Diyarbakır’ın meşru milletvekili Hatip Dicle’nin bürokratik yöntemlerle gasbedilen vekiliğinin aceleyle AK Partili bir bayana verilmesi de bürokratizmi kullanarak muhaliflerin bertaraf edilmesinin önekleridir.

 

Kürdistan’da BDP’li belediyelerin faaliyetlerinin, devletin temsilcisi olan  idere amirleri tarafından engellenmesi de; Türk hükümetinin Kürdistan’da demokratik metotlar yerine bürokratizmi uygulama eğilimlerini ele veriyor.

 

Sonuç olarak. Yukarıda açıklamaya çalıştığım örneklerin geçici yada sadece talihsiz tesadüfler olduğu yanılgısına kapılmamalıyız. Türk Başbakanı; hak ve adalet isteyen her canlıyı, AK Parti hükümetine ve kendisine karşı bir tehdit olarak algılıyarak onları cezalandırmaya çalışıyor. İç ve Dışişleri Bakanlıklarına atadığı kişiler vasıtasıyla barış ve demokrasiden uzaklaşarak; savaş ve bürokratizm marşları eşliğinde, horon tepiyor..

 

13 ocak 2012

 

---
Nivîsên din yên nivîskar
27/11/2012  Kürtler ve Aleviler olmadan asla
19/11/2012  Filistin’de bayraktarlar değişebilir
12/11/2012  Açlık grevlerinin ortaya çıkardığı gerçekler
2/11/2012  Tayyib Erdoğan; Putin’in izinden mi gidiyor?
25/10/2012  Devletin bekası ve sansür
8/10/2012  Bülent Arınç artık topal ördektir
14/9/2012  Mursi’nin son hamlesi ve Suriye’de durum
29/8/2012  Balkan milliyetçiliği ve Kürtler
25/8/2012  Türkiye’nin şeytanla ittifakı
13/8/2012  Hükümetin saldırıları Türk gazetecilerini korkutuyor
6/8/2012  Suriye hamuru daha çok su götürecek
22/6/2012  Müzakere içinde oyun
14/6/2012  Sömürgecilik ve anadilde eğitim
27/5/2012  Roboski’de Kürtler neden yanlız bırakıldı?
20/5/2012  Ahmet Altan’ın nafile beklentisi
11/5/2012  Dil sürçmesi mi yoksa millet meselesi mi?
5/4/2012  AK Parti’nin amacı barış ise ...
29/3/2012  AK Parti’nin, CHP ve MHP’den farkı kalmadı
11/3/2012  Görmek istediğimiz resim
21/2/2012  Totaliter demokrasi ve Kürtler
4/2/2012  AK Parti’nin demokrasi kandırmacası
27/1/2012  BDP’ye saldırmak
13/1/2012  Türk hükümetinin ahlaki çöküşü
3/01/2012  Uludere katliamına nasıl gelindi ?
29/12/2011  AKP’sine ne kadar güvenebiliriz?
22/12/2011  Sultan Süleyman’ın şerefi ve Kürtler