DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


cemal_hevdem@hotmail.com

Cemal Özçelik    

Klikler Savaşı ve İlahi Adalet


9/1/2012

Eski genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un tutuklanması Türkiye’deki klikler arası savaşa yeni bir boyut kazandırdı.

Bunu yüzeysel değerlendirmeyle, ‘’askeri vesayetin yıkılması’’ diye yorumlamak ahmaklık olur.

Buradaki mucadele genel olarak siyasilerle askerler arası bir mücadele değildir. Her iki kliğin etrafında hem askeri, hem de siyasi çevreler kümelenmiş bulunmaktadır.

Bu savaş, demokrasi ile darbe arasındaki bir çekişmeyi de yansıtmıyor. Belki şimdiki darbeciler iktidarda olsalardı, öteki taraf darbeye soyunurdu.

Bu çekişme Cumhuriyetin kuruluşuna dek varır. Kemalizm onların ortak paydası haline geldi. Mustafa Kemal de, zamanın ruhuna uygun olarak her dönemde bu klikten birini öne çekerek, o süreçte yürürlüğe koymak istediği politikaları gerçekleştirdi. Aralarında bir denge kurdu.

Atatürk’ün ölümüyle birlikte bu iki klik arasındaki savaş daha açık sürdürülmeye başlandı.

Bir kanadı İsmet Paşa temsil ederken, öteki tarafı ise Celal Bayar temsil etmekteydi. Atatürk’ün son yıllarında İsmet Paşa ile araları bozuktu. Dersim katliamının yürütülmesi görevini Celal Bayar’a verdi. Onun Cumhurbaşkanı ve eski bir asker olarak geliştirdiği Dersim imha harekatını Başbakan sıfatıyla Celal Bayar uygulamaya koydu.

Harekatın sona ermesinden kısa bir süre sonra Mustafa Kemal öldü. Resmi tarihin aksine, 10 Kasım’da değil, aslında 9 Kasım’da ölmüştür.

Kimin yeni Cumhurbaşkanı seçileceği meselesi hal edilmediği için, durum netleşene dek mesele halktan gizlendi. İki aday vardı: Biri Başbakan Celal Bayar, öteki ise eski Başbakan ve Atatütk’ün silah arkadaşı İsmet paşa. İsmet Paşa son bir yolda küskünleri oynayıp köşesine çekildiği için, Celal Bayar karşısında şansı biraz azalmıştı.

Ne var ki, dönemin Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak ağırlığını İsmet Paşa’dan yana koyunca, Atatürkt’en sonra İsmet Paşa’nın Cumhurbaşkanlığı kesinleşti. İsmet Paşa alelacele meclisi toplantıya çağırarak kendisini Cumhurbaşkanı seçtirdi. O zamana kadar kimse Atatürk’ün cenaze işlemiyle dahi ilgilenmedi. Yani bugün yere göğe sığdırılmayan kişi, aslında kimsenin değer vermediği biri olarak, hastalık, yalnızlık içinde sürüne sürüne hayatını kaybetti.

Ne diyelim; belki de ilahi adalet böyle gerektirdi!

İsmet Paşa’nın kurduğu ‘’Milli Şef’’ yönetimi, klikler arası çelişkileri de derinleştirdi. Çünkü İsmet Paşa ilk icraat olarak Celal Bayar’ın atamış olduğu Emniyet Genel Müdürünü görevinden azletti. Ardından da o ekibi ordu içinde tasfiye etmeye başladı.

Buna karşılık Celal Bayar kliği de boş durmadı; onlar da ismet Paşa’yı Atatürk’e ihanet etmekle suçladı. 1946’da çok partili sisteme yol açılınca Demokrat Parti’yi kurarak partileştiler. 1950’de de iktidara geldiler. Bayar Cumhurbaşkanı, Menderes Başbakan oldu. Aslında arkalarında Amerika vardı. Bu yüzden iktidara gelir gelmez ilk iş olarak Türkiye’yi NATO’ya soktular. Amerika’nın dış siyasetine endekslenip Kore’ye asker gönderdiler.

İç politikada ise İsmet Paşa’nın CHP’sine yüklendiler. Onlardan intikam alırcasına, onları devlet kurumlarından tasfiyeye başladılar. Bu tasfiyeler ordu içinde de sürdürüldü. CHP’ye darbe vurulurken, Atatürk ve kemalizm yüceltildi. Atatürk küskünlerine iadeyi itibar ederek, onlara da kucak açtılar.

 Demokrasi ve batılılaşma adına bu hareketler sürdürülürken, Kürt halkı da baskılardan nasibini aldı. İktidar Yerel feodal kesimler ve devlet yanlısı dini önderler aracılığıyla Kürdistan’da örgütlenmeye hız verildi. Kürt aydınları üzerinde baskılar yoğunlaştı.

1959’un sonlarında aralarında Musa Anter, Doktor Şıvan, Sait Elçi, Medet Serhat, Şerafettin Elçi, Yaşar Kaya gibi şahsiyetlerin de bulunduğu 50 kişi gözaltına alındı.

1960 yılında öteki klik İsmet Paia’nın onayıyla askeri darbe yaparak intikam süreci başlattı. Başbakan Menderes idam edildi.

İdamlara karşıyım, ama ne diyelim, belki de ilahi adalet!

Ne tesadüf ki, darbeyi yapanlar da, tıpkı DP’liler gibi aynı amaca sahiptiler: Atatürkün öngördüğü ‘’Çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmak’’!

Diğer ‘’tesdüf’’ ise, onların da Kürt siyasetinde DP’lilerden pek farklı düşünmemeleriydi. İlk icraat olarak Kürt ileri gelenlerini Sivas’ta ‘’tedbir olarak’’ bir toplama kampına hapsettiler.

Güya demokratik bir Anayasa oluşturdular, ancak Kürtlerin varlığı, dili inkar edilmeye devam edildi.

Uzun sözün kısası bu klikler arası savaş bugün de devam etmektedirler. İkisi de Atatürkçü, ikisi de orducu. Aktörler değişse de, klikler değişmedi. Her iki kesim de dönem dönem Orduya değil de, ordu içindeki belli kesimlere karşıtlıklarını sergilediler; onları tasfiye edip, kendilerine yakın olanları ön plana getirdiler. Ama bir bütün olarak orduyu göz bebekleri gibi korumayı ihmal etmediler.

90’lı yıllarda Ahmet Altan ile Neşe Düzel’in yapmış oldukları bir televizyon programına dönemin Refah Partisi adına katılan Tayip Erdoğan orduya ilşkin şunları belirtiyordu:’’... Ordudaki hepsi aynıdır demiyorum. Genel Başkanımızın(Erbakan) dediği gibi biz orduyu demoklesin kılıcı gibi hür iradenin tepesinde planör olarak görmedik ve göstermeyeceğiz’’.

Bugünkü ordu içindeki operasyonları değerlendirirken, Erdoğan’ın yukarıda aktardığım açıklamasını gözden kaçırmamak gerek. Onlar orduya değil, istemedikleri askerlere karşıdırlar.

En son Ergenekon, Balyoz ve Andıç’tan aralarında Generallerin de bulunduğu çok sayıda subay ve sivil kişi tutuklandı. Bunlar bir zamanlar Kürt halkına karşı sürdürülen topyekün savaşın mimarı ve uygulayıcısıydılar. Her nekadar bunlar bugün işledikleri bu suçlardan değil, hükümet karşıtı faaliyetlerden ötürü de olsa içeri atılmışlarsa da, ilahi adaletin yerini bulması açısından önemli bir durum oluşmuştur.

Bir zamanlar ejderha, kaplan kesilen bu zevat, bugün sümüklerini çekip ağlaşıyorlar ve ‘’Biz devletimize o kadar hizmet ettik, bedeli bu mu olacaktı’’ diyorlar. En son tutuklanan İlker Başbuğ’un oğlu da hayal kırıklığına uğramış olacak ki, ‘’Babam teröre karşı aslanlar gibi çarpıştı’’ diyor. ‘’Aslan’’ diye bellediği babasının ne tür cinayetler işlediğini sorgulama gereği bile duymuyor. Babasının tutuklanmasına üzülüyor da, on yıllar boyu tutuklanan milyonlarca Kürdün ailece çektikleri acıları duyumsama, onlarla empati kurma ihtiyacı duymuyor.

Hiç kimsenin acı çekmesini istemem. Ama ne diyelim, belki de ilahi adalet!

İlker Başbuğ dedim de aklıma geldi. Emekliliğinden sonra ‘’Terör Örgütlerinin Sonu’’ isimli bir kitap yayınladı. Terörle bir yere varılamayacağı tezini işliyor. Bak sen.. Adam bir yandan bunları yazıyor, bir yandan da terör örgütü kurup yönetmekten hapse atılıyor şimdi. Genelkurmay Başkanıyken nasıl da Kükreyerek ‘’terörü’’ sonlandıracağını atıp tuttuğu sözler geliyor aklıma. Tıpkı şimdiki kimyasal Necdet’in yaptığı gibi. Ne diyelim, bakalım bir kaç yıl sonra, bugün ‘’Kürtçe eğitimi uygun görmüyorum’’ diyen Necdet’in sonu ne olacak. Erdoğan’ın da sonunu merak ediyorum. Gerçekten de merak ediyorum. Umarım ilahi adalet lotosu onu da ıskalamaz.

Klikler savaşı deyip de geçmiyelim. Bu tür iç kargaşalıklar tarihteki bir çok devrimin ve toplumsal dönüşümün maddi zeminini yaratmışlardır.

Ne diyelim, ilahi adalete bile kalsa, Kürtler de bir gün mutlaka ulusal-kollektif haklarına kavuşacaklar.

9 Ocak 2012

---
Nivîsên din yên nivîskar
06/3/2013  İmaj savaşı üzerinden sürdürülen İmralı barış süreci
11/2/2013  Kürd halkı çözümü kendinde bulmalı
13/1/2013  Türkiye Örtülü Operasyonlar Cumhuriyeti
28/12/2012  Roboski Güneşi Sömürgen’in Ampulünü Söndürdü
17/12/2012  Suriye’deki gelişmeler Güneybatı Kürdistan’ı nasıl etkiler?
22/11/2012  Açlık grevleri ve yarattıkları sonuçlar
17/11/2012  Demokrasilerde açlık grevi olmazmış(!)
4/11/2012  Aysel Tuğluk’un Gözyaşları ve Yedi Başlı Ejderha
26/10/2012  Bu seferki grevler çaresizlikten değil
23/9/2012  Yenilmezliğin sırrı Kürt toplumundaki dönüşümdedir
1/9/2012  Çok başarı değil; az hata, karşıtlık değil; ulusal birlik zafere götürür
19/8/2012  Dert veren Mevla, dermanını da verir
6/8/2012  Kesintisiz operasyona karşı kesintisiz vuruş
28/7/2012  Bizi gücümüzden utandırıp yenmelerine izin vermeyeceğiz
14/7/2012  Öcalan’la görüşme mi, izolasyonla kıvama getirme girişimleri mi?
5/7/2012  Ne savunduğundan çok, hangi zeminde durduğun önemli
13/5/2012  Ulusal kongre üzerine
15/4/2012  Diplomatik Aktivizm, Askeri Hazırlık
29/3/2012  Yumruğa en iyi yanıt, ‘’Türk’’ten vaz geçmektir
21/3/2012  Newroz Anayasası
3/3/2012  Bu bahar dağa çıkacağım..
17/2/2012  Operasyonlar ve Konseptlerin İflası
8/2/2012  Dem dema yekîtiyê ye
1/2/2012  Tam da Çözülecekken;…
24/1/2012  Sevsen de Terk Edeceksin, Sevmesen de..
15/1/2012  Ben Leyla Zana’yı farklı okudum
9/1/2012  Klikler Savaşı ve İlahi Adalet
1/1/2012  Uludere Katliamı YAŞ Kararlarının Ürünü mü Acaba?
18/12/2011  Ordudaki dizaynla Kürdistan’ımız hedef tahtasına dönüştürüldü
20/11/2011  Dünün Mustafa, İsmet, Fevzi’si; Bugünün Abdullah, Tayyip, Necdet’idirler
10/11/2011  Türk devletinin kurduğu çapraz tuzak
1/11/2011  Kimyasal Necdet
25/10/2011  Belki de Müge Anlı Kürtlere doğru yolu gösteriyordur
7/10/2011  Barış için savaşa hazır olmak
15/9/2011  Kürt Sorunu ve MİT Sözcüsünün ‘’Devrimci’’ Çözümlemeleri
3/9/2011  Mevsim Değişir, Dien Bien Phu Olur
20/8/2011  Sözümüzün hiç tükenmediği yerdeyiz
6/8/2011  CHP devletinden AKP devletine
26/7/2011  Krizin Kod Adı 330
26/6/2011  Hatip Dicle’nin Rövanşını Belediye Seçimlerinde Almalıyız
14/6/2011  Seçim sonuçları kolonyal sisteme vurulmuş bir darbedir
9/5/2011  Ayla Akat
1/5/2011  Hilweşandina sîstema dagirker nêz dibe..
19/4/2011  Seçimlerden çekilmek çare değil
10/4/2011  Sevindirici, ama buruk bir başlangıç
24/3/2011  Sebahat Tuncel’in Tokadı
11/3/2011  Sakıncasız Kürd
2/3/2011  Devrimler bize yaramadı
19/2/2011  Şivan Perwer Türk Devletini Afetmemeli
13/2/2011  Devrimler bize yaramadı
21/11/2010  Barajı aşmak kararlılık ve bağımsız tutum ister
28/10/2010  Örnek bir olay, örnek olmayan davranış
12/10/2010  Aydın sorumluluğu ve sorumlu aydın
14/9/2010  İki Referandum, İki Sonuç
4/9/2010  Toplumsal Hafızayı Silmek, Sömürgeci Bir Politika
25/8/2010  „Yetmez Ama, Evet!’’ diyorum
4/8/2010  12 Eylül Faşizmi ve 12 Eylül Referandumu
23/6/2010  Yabancısınız!
5/6/2010  Sevahir Bayındır İçin
11/5/2010  Baykal’ı neden gönderdiler?
22/12/2009  Devlet Kendi Kurduğu Kapana mı Düştü?
13/12/2009  DTP’nin Kapatılması Kürtleri Barajlama Siyasetinin Devamıdır
6/12/2009  Devletin ´Milli Açılımı´ İflas Etti
30/11/2009  Öcalan Günah Keçisi mi?
30/11/2009  Öcalan Günah Keçisi mi?
18/10/2009  Genelkurmay açılımı çetin bir sinavda grupların dönüşü provokatif bir yaklaşım
17/10/2009  Genelkurmay Açılımı Çetin Bir Sınavda
5/9/2009  ´Demokratik Açılım´ hakkında birkaç tespit
20/7/2009  ’’Sivil Generaller’’ Değişiyor, Bakalım Askeri Generaller de Değişecekler mi?
23/6/2009  Kürt Meselesinin Çözümsüzlüğü