DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


ahmetyaman97@gmail.com

Ahmet Yaman    

AKP’sine ne kadar güvenebiliriz?


29/12/2011

Geçen bütçe görüşmelerinde, Başbakan yardımcısı Bülent Arınç, güzel bir konuşma yaptı. İlk defa meclis kürsüsünden, Kürtlerin tüm demokratik haklarının tanınacağını beyan ettiği cesaretli sözleri; herkez tarafından olumlu karşılandı.

 

Bülen Arınç’a bir insan olarak güvenmemek diye bir durum olamaz. Sade bir insan; kuşkusuz dürüst ve sözünün eri de olabilir. Ancak üyesi bulunduğu parti ve sözcüsü olduğu devlet söz konusu olduğu zaman; onun meclis kürsüsünden verdiği vaatler konusunda çok fazla iyimserliğe kapılmamak gerekir. 

 

Çünkü; Bület Arınç bir devlet yetkilisi olarak konuştu. Devletlerin verdiği sözlere güven olmaz. Devletlerin verdiği sözler ulusal çıkarlarlara göre değişir. Devletlerin sözlerine bağlı kalmaları için yazılan anlaşmalar ve protokoller bile verilen sözlerin güvencesi olamaz.

 

Kısa bir örnek verecek olursak 10-10- 2009 de Türkiye Cumhuriyeti ile Ermenistan Cumhuriyeti arasında karşılıklı ilişkilerin geliştirilmesi ve sınırların açılması için İsviçre’nin Zurih kentinde; ABD, Rusya ve Fransa’nın da gözetiminde bir protoklol imzalandı. Ne varki Türk yetkililer; Türkiye’ye ayak bastıktan sonra bu protokolün meclise getirilmesini engellediler.

 

Dünya da biliyorki; Türkiye, Azarbeycan Cumhuriyeti ile ilişkilerini bozmamak için bu protokollerin hayata geçirilmesini engelledi.

 

AKP’si konusunda karamsar olmamızın başka bir sebebi de; bizzat AKP’sinin yapısıyla ilgilidir. AKP’si; Milli Görüş ideolojisinden gelen kadrolar ile Adalet Partisi, Doğru Yol Partisi, ANAP ve MHP  gibi partilerin kalıntılarından olan ve kendilerini muhafazakâr olarak adlandıran ancak özünde İttihat ve Terakki partisinin sağcı geleneğinden esinlenen kadroların aynı çatı altında toplandığı bir yapıdır.

 

Bazı akademisyenler ve siyaset bilimcileri AKP’nin merkeze oturduğunu ve muhafazakâr bir karakter aldığını iddia etselerde onların haklılığını kabullenmek için vakit henüz erken.

 

Türkiye’de 9 yıldan beridir sözü edilen demokratik reformların; duvarcı şakulü gibi bir sağa, bir sola giderek sonunda atıldığı yerde durmasının sebebi AKP’sinin henüz muhafazakar bir karekter alamamasındandır. İktidar oldukları sürede parti içindeki cılız bir gurubun gündemleştirmeye çalıştığı demokratik reformlar; partinin güçlü organları tarafından engelleniyor.

 

Mesela; Bülent Arınç’ın sözünü ettiği doğuştan elde edilen haklar (the law of nature) özü itibariyle; muhafazakâr partilerin bir sorunudur. Dünya’da insanın doğuştan elde ettiği haklar hep muhafazakâr insanlar ve partiler tarafından savunulmuş ve kabul edilmiştir. Ama Türkiye’de kendilerini muhafazakâr olarak tanımlayan insan ve partiler; yüz yıldır bu sorunu gündeme getirmedikleri gibi Kürtlerin demokratik ve doğuştan elde ettikleri haklarını da ortadan kaldırmaya yönelmişlerdir.

 

İnsanların doğuştan elde ettiği haklar ilk defa 1200’lü yıllarda, rahip Thomas av Aquino tarafından ortaya atılmış ve savunulmuştur. Şimdi mukayese ederseniz insanların doğuştan elde ettiği hakların kabullenmesi konusunda; Türk hükümetlerinin ne kadar geciktiğini göreceksiniz.

 

Yukarıda AKP’nin ve  hükümetinin farklı ideolojik yapıdan gelen guruplar arasında bir koalisyon olduğunu belirtmiştim. Doğrusunu sorarsanız; AKP’si içinde Thomas av Aquino,

Thomas Hobbes, John Locke, Thomas Jefferson gibi muhafazakâr ve liberal düşünürlerden haberdar olan ve insanın doğuştan gelen haklarını savunan kadrolar var ancak kendisini; Talat Paşa, Alparslan Türkeş ve Fetullah Gülen’in varisi olarak gören ırkçı - şövenist kadroların sayısıda az değildir.

 

Onun için de ; TBMM ‘inde koca bir kütle ile  temsil edilen AKP’sinin durumu bana, eski Yunan mitolojisinde bahsi edilen Kentaurları anımsatıyor. Yani; başı insan ve gövdesi at

olan mitolojik yaratıkları hatırlatıyor. Yunan mitolojisine göre bu Kentaurlar; ne tam insan ne de tam at özellikleri göstermedikleri için kimlik krizi yaşar ve oldukça saldırgan, sert mizaçlı olabiliyorlarmış.

 

 

Bu anımsamadan hareket ederek; Bülent Arınç gibi bazı kadrolar AKP’nin insani yüzünü gösteriyorsa; kendisini Talat Paşa, Alparslan Türkeş ve Fetullah Gülen’in varisi olarak kabul eden ve muhafazakârlık ile ırkçılık arasında tercih yapamıyanlar da AKP’nin vahşi gövdesini sergiliyorlar diye varsayımda bulunabiliriz.

 

Zaten bunu son dönemlerdeki siyasal uygulamalarda da görmek mümkün. Mesela; Bülent Arınç’ın Kürtlerle ilgili samimiyetle (en azından şimdilik) açıkladığı görüşlerin; İçişleri Bakanı; İdris Naim Şahin tarafından tekmelenerek toz duman içinde bırakılması da bunu gözler önüne seriyor.

AKP’si nin adalet ve demokrasi vaadlerini ardı ardına sıraladığı bir dönemde; Kürdistan’da dağları taşları bombardıman etmesi ve binlerce Kürt siyasetçisini tutuklamasıda buna bir örnektir.

 

Yeniden Başbakan yardımcısının bütçe görüşmelerindeki vaatlerine dönersek; onun dediklerinde samimi olup olmadığını anlamamız için hükümetin acilen yapacağı reformları görmemiz gerekir.  

 

Eğer AKP’si hükümeti; Kürt alfabesindeki - W, X, Q - gibi harfler üzerindeki yasakların,  Kürtlerin yaşamında bir kangrene dönüşen korculuk sisteminin kaldırılmasını sağlayabilir ve Kürt halkının seçilmiş milletvekillerinin; yeniden meclise getirilmesi gibi rahat ve pratik adımları atabilirse; demokratik bir Anayasa yapma konusunda da samimiyetini gösterecektir.

 

Yoksa Bülent Arınç’ın bütçe görüşmelerinde söylediği güzel sözler, hükümetin kurnazca yaptığı bir manevradan öte gidemiyecek ve meclisteki kara kaplı tutanak klasörlerini süslemekten başka bir işe yaramıyacaktır.

 

29-12-2011

---
Nivîsên din yên nivîskar
27/11/2012  Kürtler ve Aleviler olmadan asla
19/11/2012  Filistin’de bayraktarlar değişebilir
12/11/2012  Açlık grevlerinin ortaya çıkardığı gerçekler
2/11/2012  Tayyib Erdoğan; Putin’in izinden mi gidiyor?
25/10/2012  Devletin bekası ve sansür
8/10/2012  Bülent Arınç artık topal ördektir
14/9/2012  Mursi’nin son hamlesi ve Suriye’de durum
29/8/2012  Balkan milliyetçiliği ve Kürtler
25/8/2012  Türkiye’nin şeytanla ittifakı
13/8/2012  Hükümetin saldırıları Türk gazetecilerini korkutuyor
6/8/2012  Suriye hamuru daha çok su götürecek
22/6/2012  Müzakere içinde oyun
14/6/2012  Sömürgecilik ve anadilde eğitim
27/5/2012  Roboski’de Kürtler neden yanlız bırakıldı?
20/5/2012  Ahmet Altan’ın nafile beklentisi
11/5/2012  Dil sürçmesi mi yoksa millet meselesi mi?
5/4/2012  AK Parti’nin amacı barış ise ...
29/3/2012  AK Parti’nin, CHP ve MHP’den farkı kalmadı
11/3/2012  Görmek istediğimiz resim
21/2/2012  Totaliter demokrasi ve Kürtler
4/2/2012  AK Parti’nin demokrasi kandırmacası
27/1/2012  BDP’ye saldırmak
13/1/2012  Türk hükümetinin ahlaki çöküşü
3/01/2012  Uludere katliamına nasıl gelindi ?
29/12/2011  AKP’sine ne kadar güvenebiliriz?
22/12/2011  Sultan Süleyman’ın şerefi ve Kürtler