DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


osmanaydin@gmx.de

Osman Aydin    

Dersim ‘İsyanı‘


23/12/2011

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın „Dersim Olayları“ nedeniyle devlet adına  „özür diliyorum“ demesinden sonra özelde Dersime ve genelde Kürtlere yönelik katliamlarla ilgili olarak kamu oyunun hemen her kesiminde şu veya bu şekilde ciddi bir tartışma ortamı doıdu.

 

Dersim olaylarını Kürt tarihi içinde spesifik olarak ele almak elbette mümkündür. Ancak bu, Kürt Halkı'nın coğrafyası ve tarihi bütünlüğü içinde değerledirildiğinde bir anlam ifade eder. Bu nedenle  Cumhuriyetin kuruluşu ile başlayan sürecte  devletin “millet inşa” projesi ve Kürtlere bakış açısını gözden uzak tutmamak gerekir.

 

Cumhuriyeti kuran ideoloji tek ulus yaratma fikrini kendileri için çok önemli bir buluş ve vazgeçilmez bir tercih olarak görmüşlerdir. Oysa sosyolojik ve tarihsel gerçeklik bu ideoloji ile örtüşmüyordu. O zaman devletin tercihi, bu sosoyolojik ve tarihsel gerçekliği kendi ideolojisine uydurmak oldu.

 

1925 Kürt Ulus Hareketinin bastırılmasından sonra devletin, tek ulus ve Kürtsüz bir Türkiye için  yoğun çalışma dönemi başlar. Bu dönemi, “Raporlar ve gereğinin yapılması dönemi” olarak adlandırmak mümkündür. 1925 te başlayan Kürt sornu ile ilgili raporların yazımı dönemi bilebildiğimiz kadarıyla bugüne dek devam etmiştir. Ama bu yöndeki temel uygulama Şark Islahat Planı esasları dahilindedir.

 

Devletin iddası Kürtler ayaklandı ve devlet, “dış kışkırtmaların” etkisinde olan bu “irticai/eşkiyalık/bölücülük” hareketlerini bastırmıştır. Resmi iddia budur. Aslında develet, belli sosyal olayları bahane ederek, Kürdistan'daki Kürt demografik yapısını bozmak, Kürtleri kendi tarih ve kültür bilincinden koparmak istemiştir. Bu planını başarmak için üç önemli enstruman kullanmıştır: Kıyım, sürgün/tehcir ve asimilasyon. Bu enstrumanlardan biri zaman zaman öne çıksa da aslında son seksenbeş yıllık Kürt tarihi Kürt halkının bu uygulamalara ağır biçimde tabi tutulmalarla geçmiştir.

 

Devletin resmi tezine göre, Kürtler, Cumhuriyet döneminde 25 kez ayaklanmışlardır. Gerçekte bu dönem Kürtlerin “teddip, tenkil ve sürgün” edildikleri bir dönemdir. Bu “ayaklanmalar” yılı ve yöresi olarak şöyledir:

 

Nasturi isyanı (1924 Hakkari), Şeyh Said isyanı (1925 Bingöl, Muş, Diyarbakır, Urfa, Elazığ), Seyyid Taha (1925 Şemdinli), Reşkotan ve Raman isyanı (1925 Diyarbakır, Siirt), Jilyan ısyanı (1926 Siirt), Eruhlu Yakup Aıa ısyanı (1926 Pervari), Goyan isyanı (1926 Siirt), Haco Ağa isyanı (1926 Nusaybin), Ağrı isyanı (1926-1930 Ağrı), Koçuşağı isyanı (1926 Silvan),  Beytüşebab ısyanı (1926 Hakkari), Mutki isyanı (1927 Bitlis), Bicar isyanı (1927 Silvan), Zilanlı Resul Ağa isyanı (1929 Eruh), Zilan isyanı (1930 Van), Alişan isyanı (1930 Tutak, Bulanık, Hınıs), Oramar isyanı (1930 Van),  Buban isyanı (1934 Bitlis), Abdurrahman Ağa isyanı (1935 Siirt), Abdulküddüs isyanı (1935 Siirt), Sason isyanı (1935 Siirt), Dersim isyanı (1937-1938 Dersim/Tunceli).

 

Devlet tarafından “isyan” olarak isimlendirilen bu tarihi olaylardan 1925 te ki Şeyh Sait önderliıindeki hareket ve 1927-1930 tarihleri arasındaki Ağrı Kürt Hareketini ayrı tutumak gerekir. Bu iki hareket kısmen hazırlanmış ve Kürt ulus taleplerini içeren hareketlerdir. Arkasında başlangıcında bir ulusal örgütün siyasi desteği mevcuttur.

 

Diğerlerine dikkat edildiğinde hepsi 1925-1935 yılları arasında görülmektedir ve gösterilen alan Türkiye'nin resmi sınırları içindeki Kürt coğrafyaının güney bölümüdür. Bu durum bize şunu göstermektedir: Devlet 1925 Kürt Hareketini bastırdıktan sonra on yıl boyunca çeşetli küçük çaplı olayları bahane ederek, Kürt halkını sindirmeye yönelik geniş çaplı, planlı bir harekatı sürdürmüştür. Ağrı Hareketi nedeniyle de Kürdistan'ın kuzey kesiminde aynı temizlik hareketine girişilmiştir. Bu harekatler sırasında önce kıyımlar olmuş, sonrasında da iskan ve asimilasyon uygulamaları devreye sokulmuştur.

 

1930 lu yıllar devletin kendisini artık güçlü hissetiği, Kadro hareketi ile teklik üzerine kurulu olan devletin resmi ideolojisini formüle ettiği dönemdir.

 

Kuzey Kürdistan'da uluşılmayan yer Dersim kalmıştır. Devlet bu kez fiili uygulamaların yanı sıra yasal düzenlemlerle de Kürt Halkının üzerine gidiyor. Birkaç örnek vermek gerekirse:

 

14 Haziran 1934’te iskan Kanunu kabul edildi. Tarihçi Cemil Koçak'ın tanımıyla, bu yasayla “Türkiye’de Türk kültürüne bağlılık dolayısıyla nüfus, oturuş ve yayayılışının bu kanuna uygun olarak hükûmetçe yapılacak bir programa göre düzeltilmesi İçişleri ile Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlıklarına bırakıldı.” Böylece Kürdistan'ın demografik yapısını değiştirmek amaçlandı.

 

Başbakanlık Kararlar Müdürlüıü tarafından 7.11.1935 tarihnide Munzur Vilayeti Teşkilat ve idaresi hakkındaki Kanun gerekçesi ile birlikte İsmet İnönü'nün imzasıyla Meclise sunuldu. Meclis Komisyonu'nda Munzur adı Tunceli  olarak değiştirildi. Böylece yalnızca o vilayet için özel bir yönetim biçimi yasalara konmuş oldu.

 

Bu yasal düzenlemelerin uygulamaya konabilmesi için, devlet askeri gücüyle Kürdistan'ın son kalesi Dersime yöneldi. Dersim Alevi ve büyük bölümü Dımıli Kürtlerinden oluşuyordu. Devlet Anadolu'daki diğer Alevi unsurlara ilişmedi. Hedef inançları ne olursa olsun Kürtler'di.

 

Dersim katliamını bu çerçevede değerlendirdiğimiz zaman fotoğrafın doğru görüntüsü ortaya çıkar.

---
Nivîsên din yên nivîskar
6/4/2016  Yıkıcılık
6/5/2012  Kürt Milliyetçiliği ve Şeyh Ubeydullah
10/2/2012  Bülent Arınç´a açık mektup
23/12/2011  Dersim ‘İsyanı‘
1/11/2011  Kürdistan’ın ve Kürt ulusunun parçalanmışlığı
17/6/2011  Pervin Cemil
15/5/2011  Ziya Avcı´nın Kitabı Üzerine...
28/8/2009  Edward M. Kennedy ve bir belge
31/7/2009  “Kürt açilimi“ ne demek?
10/7/2009  Kuzey Kürdistan´da demografik değişim