DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


F.Ozcelik@gmx.net

Fadil Özçelik    

Türk Ordusunun Kürd halkına yenilmesi ve teslim olmasıyla mesele çözülür


17/11/2011

Sorunun esas muhatapları olan parlamentodaki iktidar ve muhalefet partilerınden bir ses çıkmazken Kürd sorunu Türk basınında tartışılıyor.

Fikir ve öneriler farklı da olsa diyebiliriz ki herkesin üzerinde mutabık olduğu tek konu, PKK’nin silahlarını teslim etmesi ve sınır dışına çıkması.

Bazı Kürdler de böyle bir tavrın hayırlı olacağı kanısında.

PKK silah bırakıp sınır dışına çekilirse Erdoğan, başlayıp yarım bırakmak zorunda kaldığı yerden açılıma devam edecekmiş (miş).

Kendileri de dahil olmak üzere devletin Kürd kelimesini ağzına alan herkesin üzerine daha fazla çullanmayacağına dair kulaklarına bir yerlerde fısıldandı mı ki kendilerinden bu derece eminler, bilinmiyor. Ama Kürdlerin en az 90 yıllık deneyim ve birikimleri Türk devletine güvenilmemesi gerektiğini söylüyor. Bize başka türlü düşünmemiz ve davranmamız gerektiği neden bu kadar ısrarla tekrarlanıyor? Ortada fol yok yumurta yokken neden Kürdler böylesi bir ısrarla ikna edilmeye çalışılıyor? Anlamak zor.

Bu iddia sahiplerinin yanlış oldukları ortaya çıkarsa ne olacak, ihtimali yüksek olan bir yanılgı durumunda ödenecek bedelin sorumluluğunun altından nasıl kalkacaklar?

*                 *             *

Buraya kadar üzerini karaladığımız dört nokta var. Bakalım bu konularda ‘Kürd sorunu’ denilen meselede mütabık mıyız?

Öyle ye bir konuda anlaşılmak ve anlaşmak için muhatapların kullanılan kelimelerden aynı anlamı kavraması gerekiyor ki mesele anlaşılsın.

Yoksa ‘Körler ve sağırlar birbirini ağırlar’ deyimindekine dönüşür vaziyet. Birinin gördüğünü diğeri duymaz, birinin duyduğunu da diğeri görmez.

‘Zorunda’ kelimesinden başlayalım. PKK kendilerini avlamaya çıkmış askerlere, ‘buyrun kardeş, gel üzerime kimyasal silahlarını dene; füze, bomba ve roketlerinle bedenimi param parça et’ deseymiş, Hakkari’de Kürd anti-savaşçılarının kulak ve burunlarını koparıp anı olarak saklamak için çarşıya güç toplamaya çıkan ‘masum’ uzman çavuşlara saldırmasaymış, Kürdistan’daki misyonu herkesce  bilinen ancak o an fasıla verip sadece bir futbol topunun peşinde koşan ‘zavallı’ polislere saldırmasaymış yani elma ağacı armut, armut ağacı da şeftali verseymiş, işte o zaman Erdoğan’da ayağını frenden çekmek ‘zorunda’ kalmayıp Kürd sorununun hakkından gelip onu tarihe havale edecekmiş.

Kafamıza vura vura ikna edilmeye çalışıldığımız bu gerekçeleri biz, bir bahane olarak mı, yoksa meseleden kaçmak için Erdoğan’ın eline geçmiş bir fırsat olarak mı okumalıyız?

Eğer fırsatın elinden kaçmasının sebebi olarak sokaklara dökülüp Kürdleri linç etmeye yeltenen faşist sürüler kast edılıyorsa buna kargalar bile tenezzül edip gülmez.

Yani Kürd ve Türk halkının kaderi ve geleceği sokak serserilerinin ruh haline mi kaldı, bu mu bize anlatmaya çalıştığınız? İşimiz buna kaldıysa, o zaman siz de biz de daha çok bekleriz.

 ‘En iyi Kürd, ölü Kürd’tür’ dıye uluyan bu ırkçı güruhlar, vatan ve millet sevgisinden kendi kendilerine mi hırlamaya başladılar? Onları arkadan iten birilerinden hem Erdoğan hem de PKK’yi suçlayanlar haberdar. Karşısında geri adım atılan `kamuoyu` işte budur. Erdoğan’ın bu kadar aciz ve çaresiz kaldığına nasıl inanılır ve başkasından da inanmasını beklersiniz?

Ortada, ‘Kürd sorununun çözümü için şayet hükümet adım atarsa, isyan ederim’ diyen bir halk yok. Kaldı ki Kürdlerin de desteğini arkasına almış kararlı bir hükümet ve medyanın kamuoyuna bir haftada istediği şekli verebileceğinden kuşku duymak olası mı?

Ne dediğinden habersiz, ne bağırıp çağırdığını bilmeyen bu sürüleri sokaklara iten güç, onu bir haftada Kürd sorununun çözümünden yana bir kıvama getirebilecek kudrete de sahiptir.

Erdoğan hiçbir şey yapmak zorunda kalmadı, istediğini yaptı sadece. O kadar.

*                               *                              *

Kürd sorununa gelelim. Türkiye’de bir Kürd sorunu var mı? Hem var, hem yok. Kürdistan’ın dışında, hakkından gelmek için göç ettirilmiş milyonlarca Kürd yaşıyor. Türkiye’de kastedilen Kürd sorunu bunları kapsıyor.

Kürdistan’da ise bir halkın kendi ülkesinin efendisi, hakimi olma sorunu vardır. Bu halk isterse Bağımsız Kürdistan’dan yana tavır koyar, isterse Türkiye ile birlikte siyasi bir statüde anlaşır.

Bundan sonra şöyle söyleyebiliriz, Türkiye’de Kürd sorunu ve Kürdistan’da Türk sorunu vardır. Her iki ülkede yaşayan diğer halk ve başka inançlardan olan insanların sorunu da vardır.

*                              *                               *

Sınır dışına çıkmak ve silahlı mücadeleden vazgeçmek meselesine geçebiliriz.

Sınırlarını savunmak ve sahip çıkmak için mücadele eden hangi ülkenin militanlarından ülkesini terk etmesi istenmiş bu dünyada?  İngilizler, Hintli anti sömürgecilere, Amerikalılar, Vietnem kurtuluş savaşçılarına, ‘madem ki sömürgecılik ve işgalciliğe boyun eğmiyorsunuz, o halde ben de seni Hindistan ve Vietnem’dan kovdum’ mu dediler? Deseydiler haklı mu bulurdunuz?

Kendinize Ata ilan edilmesini kabul ettiğiniz Mustafa Kemal`i de yurtdışına göndermek yerine, her sokak başına heykelini dikip sahtekarca tapınmanız neden o halde?

Bir sorunu derinlemesıne ve son kez çözmeyi amaçlayan bir devlet ve akan kanın durmasını içtenlikle arzulayan aydınlar, ülkesinin özgürlük savaşçılarına bunu dayatamazlar, dayatmamalıdırlar. Bu samimi olmayan bir tavırdır. Kürdlerle bu zemin üzerine kardeşleşiyor gibi yapmak beyhude bir çabadır.

Ayrıca bu konu kalıcı bir şekilde çözülmek isteniyorsa, aydınların öyle İrlanda, İskoçya, İspanya gibi örneklerini gözümüzün içine sokmalarına gerek yok.

Hemen yanıbaşlarında Güney Kürdistan var. Dikkatlerini oraya yoğunlaştırırlarsa hem daha dürüst davranmış olurlar hem de kalıcı bir çözüme daha yakın durmuş olurlar.

*                            *                                  *

Diplomatik ve siyasi ifadeyle silahları bırakmak, pratik ve gerçek anlamıyla teslim olmak meselesine gelince.. Olabilir, haklı olmak her kavgadan zaferle çıkmak anlamına gelmeyebilir. Kürd halkı Şeyh Said ve Dersim isyanlarında yenildiler. O günkü koşullarda yenen ise Türk Ordusu oldu. Bugünlerden dönüp geriye baktığımız zaman ise tersini söylemek daha doğru. Seyh Said ve Seyid Rıza daha yenilirken, ayıplarıyla başbaşa bırakarak Türk Ordusunu dize getirmişler. Türk Ordusu ise utanılması gereken bir zafer kazandım derken bile yenik düşmüş, içinden çıkamayacağı bir bataklığa sürüklemiş kendisini ve bugünlere yendikçe yenilmiş olarak gelmiş. Türk devleti ve ordusu bir daha yenilmek istemiyorsa Kürdleri yenmekten vazgeçmelidir.

Sözümona silahlara veda edilirse, adında ve içeriğinde anlaşamadığımız Kürd meselesi çözülecekmiş. Silahı bırakan Kürd özgürlük anti-savaşçıları da kendi ülkelerinden Türk devleti tarafından kovularak bir başka ülkeye gönderileceklermiş. Ve böylece Türk Devleti Kürd meselesini çözerek efendimiz olmaya, bizi yönetmeye devam edecekmiş. Bu çözüm mü oldu şimdi?

Tam eşit ve birlesik bir Türkiye`de  Kürdistan’dan kovulması gerekenler, bu ülkenin özgürlük mücadelesinde halkına kan kusturan başta Türk generalleri olmak üzere her tür rütbeli Türk askeridir. Dürüst bir çözüm anlayışı Kürd halkına karşı savaşan Türk subaylarının bir turist olarak bile olsa Kürdistan’a girişini yasaklamayı gerektirir.

Amerika, Irak`tan çekileceğini açıkladı, gün gelecek Afganistan`dan da çekilecektir. Daha önce Vietnam`dan çekilmisti. Ingilizler, Hindistan”dan; Fransızlar, Cezayir`den çekildiler. Jean Paul Sartre, o zamanlar “Cezayir, Cezayirlilerindir” diyerek ülkesinin işgalci politikasina karsı durmuştu. Cesur tavırlarıyla tanıdığımız bazı Türk aydınlarından da simdi “Kürdistan, Kürdistanlılarındır” demesini bekliyoruz.

Türk Devleti Lozan Antlaşması ile ülkesini işgal ve ilhak ederek Kürd halkına karşı savaş ilan etti. O günden günümüze kadar da Türk Devleti, özellikle kadınlar ve kızlara yönelik asimilasyon politikası, `vatandaş Türkçe konuş` kampanyalarıyla, bölge yatılı okullarıyla, sürgünlerle, mecburi iskan kanunları, Şark ıslahat planları, Kürd halkının gözünü korkutmak için liderlerini asmak ve içeriden de işbirlikçi-ihanetçi yaratmasıyla,  komando zulmüyle, köylerin yakılarak boşaltılmasıyla, üç adet askeri darbenin işkence ve tutuklamalarıyla Kürdistan’da Kürdlere karşı aralıksız-ahlaksiz bir askeri ve psikolojik savaş halindedir. Bu nedenle Kürd ‘savaşçılarını’ savaşa karşı duranlar, kendilerine dayatılan savaşa boyun eğmeyenler anlamında bir de‘anti-savaşçı’ demeyi denedim.

Hileye, yalan ve dolana tenezzül etmeyen, sahi ve kalıcı bir birliktelik için Türk Devleti Kürd halkından özür dilemelidir. Ardında da Türk Ordusu silahlarını bırakarak bundan sonra ayrılmak istemesi durumunda bile asla ve asla Kürd halkına silah çekmeyeceğini deklere etmelidir. Türk Ordusunun yenilmesi veya teslim olmasından kastım budur. Kürd halkına kendi iradesiyle yenilmiş ve teslim olmuş bir ordu hem kirlerinden kendini paklar hem de ileride herkesin güvenilir ordusu olmaya hak kazanır.

PKK bir değil birkaç defa silahlara veda etti ama Türk Ordusu saldırmaktan imtina etmedi.

Bir de Türk Ordusu silahları bırakmayı denesin, bakalım o zaman da kendisinin yaptığı gibi PKK saldırmaya devam edecek mi?

Barış isteyenlere, Ahmet Altan ve Taraf gazetesine, Erdoğan`ın Kürd meselesini çözmek istediğini iddia edenlere soruyorum, hükümet ve orduya böyle bir çağrı yapmaya değmez mi?

*                             *                             *

Zaman gazetesi yazarı Nurıye Akman’ın bazı Kürd aydın ve siyasetçilerine sorduğu ‘Kürtler Pe Ke Ke’ye hayır diyebilir mi?’ sorusuna da değinmem gerekiyor.

Türk Devleti kırık bir cetvelle Kürd ve Kürdistan meselesinin resmini çizmeye çabalıyor ama beceremiyor.

Yanlış soruya da doğru cevap vermek mümkün değil. Türkiye’de Erdoğan’a ‘hayır’ diyen binlerce Kürd ve Kürd olmayan aydın ve siyasetçi kodeslere tıkıldı. Lakin AKP gazetesinden maaş alan Akman “AK Parti`ye hayır” diyemezken, yanlış ve haddi olmayan bir soru ile demokrasi dersi vermeye kalkışmakla ayıp ediyor.

Akman bana sormadı ama ben de kendimce bir cevap vereyim. Kürd mücadelesi, sadece bir özgürlük mücadelesi değildir, aynı zamanda bir demokrasi mücadelesidir. Demokrasilerde herkes istediğine ‘evet’, istemediğine ‘hayır’ deme hakkına sahiptir. PKK’nin neyine ‘evet’, neyine ‘hayır’ dememiz gerekiyor? PKK, tıpkı AKP gibi zorla veya demokratik seçimlerle iktidara gelmiş bir parti değil ki. PKK özgürlük mücadelesi verdiği sürece ‘evet’. Nurıye Akman Atatürk’ün ‘kurtuluş mücadelesine’ hayır diyor mu veya kendi deyimiyle diyebilir mi? O halde Kürdlerden bunu nasıl istiyor? Atatürk ‘kurtuluş mücadelesi’nde sahtekarca vaadlerle Kürdleri de yanına alan bir ‘lider’, bir ‘kahraman’ olarak dayatıldı tüm halklara ama iktidarda Amerikan Senatörü Upsop (Upshop) Lozan hakkında konuşurken dediği gibi, „Timurlenk kadar hunhar, korkunç Ivan kadar sefil ve kafatası piramitleri üzerine oturmuş Cengizhan kadar kepaze olan bir diktatör“ idi.

Özgürlük savaşçılarının her zaman demokrasi savaşçıları da olmadığı bilinir. Özgürlük savaşları demokrasi ile taçlandığı zaman en gerçek değerini buluyor. Özgürlük savaşları ‘yankee’ leri kovup yerine kendi zorbalığını dayatırsa, kendini tüm Türklerin atası ilan ettiren Atatürk gibi, bir gün taşlanır hale gelir. Türk halkının Atatürk’le hesaplaşma zamanı daha gelmedi. O gün geldiğinde belki de yıkılmadık tek bir heykeli de kalmayacak.

‘Kürtler Pe Ke Ke’ye hayır diyebilir mi?’ sorusunun esas adresi bence PKK.

PKK’ya yakın yayın organlarında tartışmaya ve açıklık kazanmaya muhtaç bir konu.

---
Nivîsên din yên nivîskar
9/9/2012  Kurdistan 30em welatê mezin ê cîhanê ye
25/8/2012  Bir Kureyşli müşrik olarak AKP
2/8/2012  „Yek e yek e yek e, Gelê kurd yek e“
5/7/2012  ‘Onları yenmemiz gerekmiyor, sadece savaşacağız’
17/11/2011  Türk Ordusunun Kürd halkına yenilmesi ve teslim olmasıyla mesele çözülür
26/10/2011  ATV Kürdıstan’dan kovulmalıdır
10/10/2011  Ağla Erdoğan ağla, ağlamak güzeldır
31/8/2011  Viva Zapata û li Kurdistanê lêdana rojnamevanekî
20/8/2011  Seferberlik zamanı
26/6/2011  Alın parlamentonuzu başınıza çalın
13/6/2011  Yeni bir anayasa yaparken TBMM Irak Kürdıstan’ı Anayasası’ndan faydalanmalıdır
9/6/2011  Kazlar
25/4/2011  Subcomandante Marcos`a kulak vermenin ve anlamanın tam zamanıdır
28/12/2010  Erdoğan mı Ingiliz Gandhi Kemal mı?
4/12/2009  Ji bo Mesûd Barzanî serokê Kurdistanê re nameyeke vekirî
30/6/2009  Şayet Amerika emperyalist ise....