DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


cemal_hevdem@hotmail.com

Cemal Özçelik    

Türk devletinin kurduğu çapraz tuzak


10/11/2011

Amaca ulaşmak için değişik planlar kurulur.

Bunlardan biri denenir, tutmayınca ikincisi denenir.

Birincisine ‘’A planı’’ denirken, ikincisine ‘’B planı’’ denir.

Çoğu kez A planı ön cephede görünmekle birlikte,

aslında esas alınan plan, B’dir.

Buna saklı plan demek de mümkün.

Karşıt güçler dikkarlerini A planına karşı önlemler üzerinde yoğunlaştırmışken,

B planıyla onlara darbe vurulur.

Tuzak kurulurken de, ard arda iki tuzak kurulur genellikle; biri görünür vaziyette,

öteki ise saklıdır. Birinci tuzağı atlatan kişi tam da kurtulduğunu sanırken, çaprazda kurulan ikincisine düşer. İstediği kadar çırpınsa da, artık kurtuluşu mümkün değildir.

Bu hem siyasette, hem ticarette, hem de askeri alanda kullanılan sinsi bir taktiktir.

 

*                *                *               

 

Türk devleti de şu an harıl harıl bir B planı üzerinde çalışmaktadır.

Buna Kuzey ve Güney Kürdistan’a kurulan çapraz tuzak demek de mümkün.

Yani bir yandan Kuzey Kürt hareketine darbe vurulurken,

öte yandan da Kürdü Kürde kırdırma oyunları hazırlanmaktadır.

Bunun nasıl yapıldığını açıklamaya çalışacağım.

 

*                *                *               

 

Bildiğiniz gibi bir kaç gün önce Güney Kürdistan yönetimi başkanı

Sayın Mesut Barzani Türkiye’yi ziyaret etti.

Hem hükümet, hem de Kürd kanadıyla çeşitli görüşmelerde bulundu.

PKK’e karşı ortak operasyon seçeneğini kesin bir dille red etti.

Daha önceleri de sık sık dile getirdiği gibi;

‘’Kardeş kavgasına mahal vermeyeceğini’’ belirtti.

Kürtler arasında büyük sempatiye yol açan bu açıklamaları alkışlamaya değer buluyorum.

 

*                *                *               

 

Basında Mesut Barzani’nin ziyaretine ilişkin çok şey söylendi, tartışıldı.

Memnun olanlar gibi, memnuniyetsizliklerini dile getirenler de oldu.

Ancak tartışmaların daha çok Türkiyenin A Planı üzerinde yoğunlaştığını gördük.

Bu da B Planının saklı kalmasına hizmet etti.

Barzani’den istenen Peşmergelerle birlikte ortak operasyon seçeneği A Planı’nı teşkil etmekte.

Güney Kürdistan yönetimi bunu zaten defalarca red etmiş, katılımlarının söz konusu dahi edilemeyeceğini dile getirmişti.

Peki bu bilindiği halde, neden tekrar bu konular basın önünde fazlaca tartışıldı?

Acaba saklanmak istenen başka boyutlar mı var?

 

*                *                *               

 

Biraz daha geçmişe giderek konuyu aydınlatmaya çalışalım.

Mesut Barzani’nin Türkiye’ye gelmesinden yaklaşık bir hafta önce

Türk basını bir plandan bahsetti.

Ziyaret esnasındaysa bu plandan hiç bir şekilde söz edilmedi; hasır altı edildi.

28 Ekim 2011’de Milliyet kaynaklı haberde yapılan görüşmelerde

Türk ve Kürt tarafının talepleri hakkında şu bilgilere yer veriliyor:

 

‘’Türkiye’nin Talepleri

Alınan bilgiye göre, görüşmelerde, Türkiye, Barzani’den şu taleplerin karşılanmasını istedi:

-          Büyük bölümü sınır hattında yer alan, peşmerge ve TSK’nın kontrolünde olmayan alanların örgütten temizlenmesi için Kuzey Irak topraklarında nokta operasyonlarına izin verilmesi.

-          Buralarda güvenlik güçlerinin kontrolünde olmayan alanlara askerin yerleşmesi ve geçici üsler oluşturulmasına izin verilmesi.

-          Dağlık bölgelerin stratejik noktalarında üstlenen peşmergelerin operasyon yapan TSK’nın faaliyetlerini engellememesi ve askerin bölgeye yayılmasına karşı zorluk çıkarmaması.

-          PKK’nın kontrol altında tuttuğu ve ‘’Medya Savunma Alanları’’ olarak adlandırdığı bölgeler operasyonla temizlendikten sonra bu yerlerin kontrolünün peşmerge tarafından sağlanması.

 

Buna karşılık, Kürt yönetimi ise masaya şu seçenekleri getirdi:

Kürtlerin Talepleri

-          Kürdistan bölgesi topraklarının komşu ülkelere saldırma üssü olarak kullanılmasına izin vermeyeceğiz. Bunun için işbirliğine hazırız.

-          Peşmerge güçleri çatışmalara katılmayacak ve bu türden isteklere yanıt vermeyecek.

-          Peşmergenin PKK’ya yardım ettiği iddiası kesinlikle doğru değildir. Bu algının kırılmasına yönelik gerekli adımlar atılacak.

-          Operasyona rağmen, sorun askeri yöntemlerle çözülmez. Tek yol, barışçıl siyasi çözümdür. Abdullah Öcalan’nın durumu iyileştirilsin, ev hapsi ya da serbest bırakılması konusunda çalışmalar yapılsın.

-          Kesilen müzakerelere devam edilsin.

-          Kuzey Irak’taki hedeflerin de temizlenmesiyle, sınır hattında ilan edilmemiş bir tampon bölge oluşturulacak.

-          Bu kapsamda, PKK uzun vadede Şemdinli’nin karşısında bulunan Hakurk ile İran sınır hattı üzerinde uzanan Xınere ve Kandil alanına hapsedilecek ve nokta operasyonlarla etkisizleştirilecek.’’

 

*                *                *                                

 

 

Görüldüğü gibi, bu belge doğruysa;  Türk devletinin peşmergeden operasyonlara katılmaları talebi yok.

Bu, bambaşka bir plan. Türk devletinin çapraz tuzaklı B Bplan’ı.

Dolayısıyla bu plan esas alındığında, Güney Kürdistan yönetiminin;

 ‘’Kardeş kanı dökülmeyecek’’ lafı biraz havada kalmıyor mu?

Türk devletinin talepleri ile Güney yönetiminin talepleri arasında büyük bir uyum göze çarpıyor.

Nitekim Mesut Barzani de Türkiye’deyken Başbakan Tayip Erdoğan’la yaptığı görüşmenin ardında  gazetecilere,

Türk hükümetiyle görüşlerinin birbirlerine yakın durduğunu şöyle dile getirmişti: ‘’Görüşlerimiz çok yakın ve aynı görüşleri paylaştık. Sayın Başbakanın açılım politikasını ve iyileştirme politikasını destekliyoruz. Böyle bir politika hem Türkiye’ye  hem de bölgeye katkı sağlayacaktır.. Silahlı mücadele bir hak arama yolu olarak telakki edilemez. Terör bize de zarar veriyor. PKK tarafından yapılan eylemlere karşıyız. Herhangi bir mücadele olacaksa bunun parlamentoda olması lazım. Meselenin barışçıl yöntemlerle çözülmesi gerek.’’

 

Basında yer alan bu görüşler, yukarıda aktardığımız görüşmelerde yer alan yaklaşımlarla ortak yönler taşıyor. Peki nasıl oluyor da Mesut Barzani Tayip Erdoğan’la kendisinin deyimiyle ‘’Yakın ve aynı’’ görüşleri paylaşabiliyor? Türk devletinin imha politikasına karşı olduğu bilindiğine göre,

Mesut Barzani hangi konularda Başbakan Erdoğanla ‘’Yakın ve aynı görüşler’’ taşıyor?

Bu ortak görüşlerden birinin PKK’ye silah bıraktırılması olduğu malum;

yine Mesut Barzani gibi güya Erdoğan da meselenin çözüm yerinin meclis olduğunu dile getiriyor, bunu da anladık. Peki başka hangi konularda görüş birliğiniz sozkonusu?

Her halde bilinen şeylerin tekrar ilan edilmesi için Türkiye’ye gelmedi Barzani?

 

*                *                *               

Oysa görünüşte Türk devleti kendisinden bir çok dayatmada bulunmuş,

O ise bu talepleri büyük bir açık sözlülükle red etmişti;

Nasıl oluyordu da buna rağmen görüşleri arasında bir yakınlık olabilir sorusuna yol açıyor bu açıklama.

Yukarıdaki görüşme notlarına baktığımızda, Mesut Barzani’nin neyi kastettiğini daha iyi anlayabiliyoruz.

Yine buradan hareketle Türk devletinin, basına yansıyan demeçleriyle Barzaniyi Kürtlere alkışlattırmak için ülkelerine davet etmediklerini anlayabiliriz.

 

*                *                *                                

 

Yukarıda aktardığımız Türkiye ve Güney yönetimine ait görüşler acaba Barzani’nin Türkiye ziyaretinde de gündeme geldi mi?

Bu konuda aralarında nasıl bir sonuca vardılar?

Bundan böyle ne türden ortak adımlar atacaklar?

PKK’nin Güneyden tasfiyesi hususunda Güney yönetiminin üstlendiği rol ne?

Bu rol yeni bir kardeş kavgasına zemin hazırlar mı?

Bunlar ilk elde akla gelen önemli sorular.

 

*                *                *                                

 

Bilindiği gibi Türk devleti son dönemlerde gerillaya karşı yeni savaş yöntemleri geliştirdi.

Düzenli ordudan, ‘’Gerilla tipi’’ ordu birlikleriyle savaşmaya dayanıyor bu.

Gerilla tipi nokta atışlı ‘’Vur-Ka璒 taktiği de diyebiliriz buna.

Bir çeşit ‘’Savunma tipi saldırı’’yöntemi.

Son haftalarda Kuzey Kürdistan’da olduğu gibi;

Güneydeki ‘’Medya Savunma Alanları’’na karşı da bu yöntem kullanılmaktadır.

Belli bir noktaya saldır, imha et, geri çekil..

Başka bir noktaya saldır, imha et, geri çekil..

Böylelikle gerillanın ilk etapta tümüyle imhasından ziyade,

temel üslerinin yok edilmesi ve saldırı kapasitesinin düşürülmesi öngörülmekte.

Neticede karşıt bir ‘’Stratejik Denge’’ sağlandıktan sonra,

imha hareketine girişilmesi öngörülmektedir.

Bunun gerilla literatüründeki karşılığı ‘’Stratejik Saldırı’’dır.

 

*                *                *                                

 

Kuzeyde bu yeni savaş taktiği kimyasal silahlar eşliğinde tam hız sürdürülürken,

Güneye de uygulanmaya çalışılmaktadır.

Bu konuda ortaya çıkan pürüzler de, Güney yönetimiyle anlaşılarak aşılmak istenmektedir.

Yukarıdaki görüşme metinlerinde de görüldüğü gibi devletin Güney yönetiminden isteği,

savaşlarına direk ortak olmaları değil, kendilerine zorluk çıkartmamalarıdır.

Türk tarafının önerisinde geriladan boşaltılan bu alanların peşmerge güçlerine devri gibi ‘’cazip’’ teklifler de vardır.

Burada amaç, bu bölgenin peşmergeye devredilerek onların da zamanla gerillaya hedef olmalarını sağlamak; böylelikle de yeni bir Kürdün Kürde kırdırılması savaşını başlatmaktır.

Benim ‘’Çapraz tuzak’’ dediğim şey, tam da buna denk gelmektedir.

 

*                *                *               

Güney Kürdistan federal yönetiminin tutumunu nasıl okumalıyız?

Türk devletinin çıkarları ve halk deyimiyle  onun ‘’Kara kaşları’’ için çaba sarf etmediklerine göre, onların gerçek niyet ve amaçları nedir bu konuda?

Tekrar biraz gerilere gidelim..

Hatırlarsınız; 2007’de bir plan gündemleştirilmeye çalışıldı.

Buna göre PKK’nin mümkünse ‘’barışçıl yollardan’’, kendi rızasıyla silahsızlandırılıp, tasfiyesi amaçlanıyordu.

Şayet PKK buna yanaşmazsa, o zaman Türk devletinin sürdürdüğü askeri baskıya ek olarak, siyasi ve sosyal tedbirlerle tasfiyeye zorlanacaktı.

O zamanlar bu plan tutmamış ve çekmecelere atılmıştı. Ardından da Türk devleti olanca gücüyle ‘’Sınır ötesi’’ operasyon dahil, yoğun bir askeri saldırıya başlamıştı.

Bu süreç o zamandan bu yana değişik biçimler altında sürdürülerek devam ettirildi.

Bu plan şimdi tekrar devreye konulmak isteniyor.

Geçmişte bu planın sekteye uğramasının en önemli nedenlerinden biri , Türk devletinin PKK ile Güney Kürdistan yönetimini aynı anda karşısına almasıydı.

Aslında Türk devletinin niyeti önce Güney yönetiminin desteğini alarak PKK’ye darbe vurmak; akabinde de, araplarla ittifak kurup Başta Kerkük meselesi olmak üzere, bir çok konuda Kürt yönetimini köşeye sıkıştırmak ve işlevsiz bırakmaktı.

Dahası 2007 yılında Türkiye için PKK’nin tasfiyesi önemli olmakla birlikte, tali planda duran bir sorundu. Acil hedefleri Kerkük referandumunun sekteye uğratılarak, buraların Kürdistan yönetimine katılmasına engel olmaktı. Bunun için de bölgede istikrarsızlık yaratmak istiyordu.

Suni ve abartılı gerekçelerle adeta Kürdistan yönetimine karşı sanal bir savaş başlatıldı.

Nihayetinde Irak anayasasının 50. maddesine göre Aralık 2007’de yapılması öngörülen referandum ertelendi. Halen de gerçekleşmiş değil.

Tabii bunun ertelenmesi sadece Türkiye’nin bu tutumuna bağlı değildir, arap kesimi de referanduma yanaşmadı ve atılması gereken tüm adımlara çomak soktu. Türk devletinin yaptığı da bu çabalara sunulan bir katkı niteliğindeydi.

 

*                *                *                                

 

Geçmişte Güney yönetimi PKK’nin ‘’Barışçıl yollardan’’ tasfiyesi politikasını benimsemiş, gerekli tedbirleri alma yönünde çabaların içine girmişti. Hatta bu amaçla bir Kürt konferansının toplanması için hazırlıklar da yapmıştı.

Ne var ki, Türk devleti hedefini genişletip Kerkük meselesi sebebiyle onlara da yönelince, bu plan yattı. Tabii bu planın işlevsiz kalmasında PKK’nin Kürt sorunu çözülmeden silah bırakmaya yanaşmayacağını kesin bir dille belirtmesinin de payı büyüktü.

Geldik bugüne..

Tasfiye ve imha planı bugün tekrar gündemde.

Güney yönetimi askeri tasfiyede kesinlikle rol almayacağını belirtiyor. Bu olumlu.

Ancak mesele bununla bitmiyor. Plana şu veya bu biçimde katkı sunması da beraberinde yeni bir kardeş kavgası getirebilir.

‘’Sisasi baskı’’, ‘’Psikolojik baskı’’, ‘’Sivil tedbir’’, ‘’Lojistik desteğin kesilmesi’’ vb. Adlar altında yapılmak istenenler, Güney yönetimini bir biçimiyle Türk devletinin tasfiye ve imha siyasetinin yedeğine düşürmeyecek mi?

 

*                *                *               

                

Yine basından öğrendiğimiz kadarıyla, Mesut Barzani döner dönmez Kürdistan’daki kanaat önderlerini bir araya getirip, Kandile göndermek üzere bir heyet oluşturma faaliyetine başlamıştır.

Türk devletinin istemleri doğrultusunda Kandilin ağır silahlardan arındırılması istenecektir. PKK’nin de kabul etmesi durumunda, Kandil Güney yönetimine bağlı ‘’Güvenlik muhafız Alaylarına’’bırakılacak. Dağdan inecek olanlara da Süleymaniye ve Hewler’de yasal oturma ve çalışma izni verilecek.

Görüldüğü gibi Türk devletine PKK’ye karşı savaş desteği vermeyi kararlılıkla red eden Güney yönetimi, askeri harekata dolaylı yollardan; ‘’Sivil harekatla’’ omuz vermeye çalışıyor.

Türk devleti başta PDK olmak üzere, bir bütün olarak Güney yönetimini ‘’PKK destekçisi’’ olarak suçlayıp, onları kendi dümen suyuna çekmeye çalışıyor. Kendilerinden PKK’yi desteklemediklerini kanıtlamalarını istiyor. Bu baskılar altında, Güney yönetimi de adeta çaresiz bir biçimde ‘’Terör destekçisi olmadığını’’ kanıtlamaya çalışıyor. Tam da bu tutum, Kürtleri karşı karşıya getirme, hatta savaşmalarına zemin yaratıcı bir işlev görüyor.

 

*                *                *               

 

Güney Kürdistan yönetiminin PKK ile çelişkileri aslında çok eskilere dayanmaktadır.

Bu açıdan bakıldığında, aldığı tedbirlerin sırf Türk devletinin istemlerine göre alınmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Onlar da öteden beri PKK’den rahatsız ve onun kendi egemenlik alanlarında istediği gibi cirit atmasını hiç bir şekilde istemiyor.

PKK’nin sekter, benmerkezci, hiç bir kural kaide tanımayan başına buyrukluğu, Güney yönetiminin başını çok kez ağrıtmıştır. Onların hasasiyetlerini, içinden geçtikleri tarihsel önemdeki önceliklerini yeterince hesaba katmadan davranmaları, beraberinde bir çok sorunun oluşmasını tetiklemiştir. Hatta hatırlardadır; 90’lı yıllarda Güneyli güçlerle iktidar savaşı veya rekabetine girmeyi göze alacak kadar gözleri görmez bir konuma girmişti. Günü kurtarma siyasetleri sebebiyle, yer yer uzun vadeli ulusal hedefleri gözardı ettiklerine de tanık olduk.

Bu ve buna benzer çeşitli sebeplerden ötürü çok kere aralarında çatışmalar yaşandı. Hem kendileri, hem de güney Kürdistan’lı güçler kardeş kavgası konusundaki hatalarını görüp, bir daha böylesi süreçlerin yaşanmayacağına dair istemlerini dile getirdiler.

 

*                *                *                                

 

Türk devleti Kuzey Kürdistan’da silahlı baskının yeterli gelmediğini anlayınca, buna paralel siyasal, ekonomik, psikolojik vb. Tedbirler de geliştirdi. Kuzerde tek elden gelişen bu siyaset, Güneyde, Güney Kürdistan yönetimiyle ortaklaşa geliştirilmeye çalışılıyor. Her ne kadar Türk devletinin askeri operasyonlarının çözüm getirmeyeceğini belirtse de, buna karşı her hangi bir önlem veya karşı koyuşun da gerçekleşmeyeceği aşikar. Bu durumda alınan kimi önlemler, ‘’Medya Savunma Alanları’’ olarak adlandırılan kesimlerin Türk devletinin açık hedefi haline getirilmesine yol açacaktır. Örneğin belli köyler boşaltılarak, bir araya toplatılmaya çalışılması, gerillanın halktan koparılmasını amaçlamaktadır. Bilindiği gibi Saddam döneminde peşmergeye karşı yaygın olarak kullanılan bir metottu bu. Böylelikle sözkonusu alanlar insansızlaştırılarak, kimyasal silahlar dahil, her türlü saldırıların açık hedefi haline getirilecektir. Zaten kimi köylerin boşaltılarak ‘’Toplama kampalarında’’ bir araya getirilmesinde gösterilen gerekçe de, bu köylerin Türk saldırılarından zarar gördükleri biçimindedir. Bu uygulamayla bir yandan PDK, PKK’nin ‘’kendi’’ köylerinde örgütlenmesine engel oluştururken, bir yandan da Türk devletinin daha kolay hareket etmesini ve hedefini daha net belirlemesine olanak sağlayacaktır.

 

*                *                *               

 

Bu uygulama kısa vadede PDK’nın işine gelse de, uzun vadede beraberinde yeni yeni sorunlar, çelişkiler ketirecek, hatta Kürtler arası savaşa yol açabilecektir. Unutmamak gerekir ki, Türk devletinin biricik hedefi PKK’nin tasfiyesi değildir. O, Kürt olan, Kürde ait olan her şeye düşmanlık beslemekte ve zamanı geldiğinde gerici Arap çevreleriyle birleşerek Güney Kürdistan’a karşı da saldırı dahil, kimi tedbirler almak isteyecektir.

 

*                *                *                                

Türk devleti ve onun AKP hükümeti gerçekten de iyi niyetli olslardı ve Kürt sorununun çözümü doğrultusunda somut, gerçek adımlar atsalardı, zaten sorunların çoğu kendiliğinden çözülürdü. Sahte çözüm paketleri, oyalayıcı görüşmelere şimdi de yine boş vaadler içerek ‘’Anayasal çözüm’’ teranesi eklenmektedir. Halkımız ve onun çıkarlarını savunan siyasal ve sivil kurumları hiç bir oyuna kanmayacak kadar bilinçlenmiş, tecrübe kazanmıştır. Türk devletiyle zorunlu konjonktürel nedenlerle ‘’Arkadaş’’ olmayı seçen Güney Kürdistan yönetimine bir Rus atasözünü hatırlatmakta yarar var: ‘’Gerektiğinde kurtlarla arkadaş ol; ancak elindeki baltayı düşürmeden!’’

 

Cemal Özçelik

09.Kasım.2011

---
Nivîsên din yên nivîskar
06/3/2013  İmaj savaşı üzerinden sürdürülen İmralı barış süreci
11/2/2013  Kürd halkı çözümü kendinde bulmalı
13/1/2013  Türkiye Örtülü Operasyonlar Cumhuriyeti
28/12/2012  Roboski Güneşi Sömürgen’in Ampulünü Söndürdü
17/12/2012  Suriye’deki gelişmeler Güneybatı Kürdistan’ı nasıl etkiler?
22/11/2012  Açlık grevleri ve yarattıkları sonuçlar
17/11/2012  Demokrasilerde açlık grevi olmazmış(!)
4/11/2012  Aysel Tuğluk’un Gözyaşları ve Yedi Başlı Ejderha
26/10/2012  Bu seferki grevler çaresizlikten değil
23/9/2012  Yenilmezliğin sırrı Kürt toplumundaki dönüşümdedir
1/9/2012  Çok başarı değil; az hata, karşıtlık değil; ulusal birlik zafere götürür
19/8/2012  Dert veren Mevla, dermanını da verir
6/8/2012  Kesintisiz operasyona karşı kesintisiz vuruş
28/7/2012  Bizi gücümüzden utandırıp yenmelerine izin vermeyeceğiz
14/7/2012  Öcalan’la görüşme mi, izolasyonla kıvama getirme girişimleri mi?
5/7/2012  Ne savunduğundan çok, hangi zeminde durduğun önemli
13/5/2012  Ulusal kongre üzerine
15/4/2012  Diplomatik Aktivizm, Askeri Hazırlık
29/3/2012  Yumruğa en iyi yanıt, ‘’Türk’’ten vaz geçmektir
21/3/2012  Newroz Anayasası
3/3/2012  Bu bahar dağa çıkacağım..
17/2/2012  Operasyonlar ve Konseptlerin İflası
8/2/2012  Dem dema yekîtiyê ye
1/2/2012  Tam da Çözülecekken;…
24/1/2012  Sevsen de Terk Edeceksin, Sevmesen de..
15/1/2012  Ben Leyla Zana’yı farklı okudum
9/1/2012  Klikler Savaşı ve İlahi Adalet
1/1/2012  Uludere Katliamı YAŞ Kararlarının Ürünü mü Acaba?
18/12/2011  Ordudaki dizaynla Kürdistan’ımız hedef tahtasına dönüştürüldü
20/11/2011  Dünün Mustafa, İsmet, Fevzi’si; Bugünün Abdullah, Tayyip, Necdet’idirler
10/11/2011  Türk devletinin kurduğu çapraz tuzak
1/11/2011  Kimyasal Necdet
25/10/2011  Belki de Müge Anlı Kürtlere doğru yolu gösteriyordur
7/10/2011  Barış için savaşa hazır olmak
15/9/2011  Kürt Sorunu ve MİT Sözcüsünün ‘’Devrimci’’ Çözümlemeleri
3/9/2011  Mevsim Değişir, Dien Bien Phu Olur
20/8/2011  Sözümüzün hiç tükenmediği yerdeyiz
6/8/2011  CHP devletinden AKP devletine
26/7/2011  Krizin Kod Adı 330
26/6/2011  Hatip Dicle’nin Rövanşını Belediye Seçimlerinde Almalıyız
14/6/2011  Seçim sonuçları kolonyal sisteme vurulmuş bir darbedir
9/5/2011  Ayla Akat
1/5/2011  Hilweşandina sîstema dagirker nêz dibe..
19/4/2011  Seçimlerden çekilmek çare değil
10/4/2011  Sevindirici, ama buruk bir başlangıç
24/3/2011  Sebahat Tuncel’in Tokadı
11/3/2011  Sakıncasız Kürd
2/3/2011  Devrimler bize yaramadı
19/2/2011  Şivan Perwer Türk Devletini Afetmemeli
13/2/2011  Devrimler bize yaramadı
21/11/2010  Barajı aşmak kararlılık ve bağımsız tutum ister
28/10/2010  Örnek bir olay, örnek olmayan davranış
12/10/2010  Aydın sorumluluğu ve sorumlu aydın
14/9/2010  İki Referandum, İki Sonuç
4/9/2010  Toplumsal Hafızayı Silmek, Sömürgeci Bir Politika
25/8/2010  „Yetmez Ama, Evet!’’ diyorum
4/8/2010  12 Eylül Faşizmi ve 12 Eylül Referandumu
23/6/2010  Yabancısınız!
5/6/2010  Sevahir Bayındır İçin
11/5/2010  Baykal’ı neden gönderdiler?
22/12/2009  Devlet Kendi Kurduğu Kapana mı Düştü?
13/12/2009  DTP’nin Kapatılması Kürtleri Barajlama Siyasetinin Devamıdır
6/12/2009  Devletin ´Milli Açılımı´ İflas Etti
30/11/2009  Öcalan Günah Keçisi mi?
30/11/2009  Öcalan Günah Keçisi mi?
18/10/2009  Genelkurmay açılımı çetin bir sinavda grupların dönüşü provokatif bir yaklaşım
17/10/2009  Genelkurmay Açılımı Çetin Bir Sınavda
5/9/2009  ´Demokratik Açılım´ hakkında birkaç tespit
20/7/2009  ’’Sivil Generaller’’ Değişiyor, Bakalım Askeri Generaller de Değişecekler mi?
23/6/2009  Kürt Meselesinin Çözümsüzlüğü