DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


cemal_hevdem@hotmail.com

Cemal Özçelik    

Barış için savaşa hazır olmak


7/10/2011

Barış istiyorsanız, istikrar istiyorsanız, hak ve hukukunuzu korumaya hazırsanız; savaşa da hazır olmanız gerek. Savaşı hiç kimse tercih etmez. Ama savaşmamak için, savaşları önlemek için, barışı yapmak için, barışa herkesi mecbur kılmak için savaşa da hazır olmak gerek.

 

*                *                *                *                *

Aslında yukarıdaki sözler bana ait değil. Peki sizce kime ait olabilir?

Sanırım aklınıza ilk gelen Murat Karayılan, yada Cemil Bayık’tır. Ama değil.

Ape Ho chi minh’e ait olabilir mi? Hayır, ona da ait değil.

Her ne kadar gençliğinde ‘’Namlular çözer bilmeceleri’’ türünden şiirler yazmış olsa da,

Bu sözler Kemal Burkay’a da ait değil.

 

*                *                *                *                *

Sizi daha fazla merakta bırakmayayım, bu sözler Türk Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e ait.

Bir kaç gün önce Preveze Deniz Savaşı’nın 473. yıldönümü münasebetiyle Türk askerine verdiği mesajdan bir parçadır. Bu konuşma da aslında Akdenizde ortaya çıkan krizde değişik ülkelere gözdağı verilmek amacıyla yapılmıştır. Devamla şöle diyor Gül:

‘’Savaşa hazır olmanın birinci şartı da işte yüksek ateş gücü ve en yüksek teknolojiye sahip olmak ve bunu kendi elinizle yapmaktır’’.

 

*                *                *                *                *

Barışın, hak ve hukukun savaşla çok yakından bağlantılı olduğunu iyi kavramışa benziyor Türk Cumhurbaşkanı! Ona göre ‘’Başkalarını barışa mecbur kılmak için savaşa hazır olmak gerekiyor’’. Bunu Türk devletinin tipik iki yüzlü ve çifte standartlı bir yaklaşımı olarak değerlendirip es geçmek de mümkündür aslında. Ancak..

Güncel süreç dikkate alındığında bu sözler üzerinde çok dikkatle ve derin bir şekilde durmak gerektiğini kavramamız lazım.

 

*                *                *                *                *

Devletin ve AKP hükümetinin niçin ısrarla ‘’Silahsızlandırma’’ve ‘’Dağdan indirme’’ siyasetini sürdürdükleri Gül’ün bu açıklamalarında gizli değil mi?

Onlar güya barışın yolu açılsın diye Kürtleri silahtan arındırmaya çalışıyorlar.

Peki soralım, madem ki silahsızlanma barışa hizmet ediyorsa, sizler neden silahsızlanmak bir yana, daha bir silahlanmak için hummalı bir uğraşın içine giriyorsunuz?

Sizler kendi Hakkınızı hukukunuzu korumak ve herkesi barışa mecbur etmek için en modern teknolojiyle, üstelik bizzat kendiniz silah üreteceksiniz, Kürtlere gelince; barışı tesis etmek için ellerindeki İkinci Dünya Savaşından kalma biricik silahları olan kaleşnikofu da bir kenara atıp kendilerini sizin insafınıza terketmeliler öyle mi?

 

*                *                *                *                *

 

Sanırım son KCK tutuklamaları devletin/AKP’nin niyetini açıkça ortaya koyuyor.

AKP’nin ‘’Ordu karşıtlığı’’ndan hareketle ona paye biçmenin, umut beslemenin halkımıza ne kadar zarar verdiği şimdi daha bir anlaşılmıyor mu?

Gözaltına alınan ve tutuklanan kişilerin PKK ile bağlantılı oldukları, onun şehir örgütlenmesi kolundan oldukları iddia ediliyor.

Farzedelim ki bunlar doğru. Peki silahlarını bırakıp dağdan inmelerini istediğiniz PKK’lilerin ovaya, şehre indiklerini varsayalım; bunlar siyaset sürdürmeye devam etmeyecekler mi?

Sizler onların gerçekten de silahtan arınmasını mı, yoksa siyasetten arınıp sizin kolonyal egemenliğinize boyun eğmelerini mi istiyorsunuz?

Tabii sorun sırf bununla sınırlı değil; gönlünüzde yatan, adı sanı ne olursa olsun tüm Kürt siyasal ve demokratik yapılanmaları tasfiye etmektir öyle değil mi?

 

*                *                *                *                *

 

Devletin iddia ettiği gibi gerçekten de silahsızlanma barışın ve çözümün teminatı mı?

Silah sadece bir savaş ve saldırı aleti değildir; aynı zamanda bir savunma gücüdür.

Savunmasız bir halk, hangi hakkını elde edebilir, elde etse bile nasıl koruyabilir?

Bugün Güney Kürdistan’da tam teşekküllü bir ordu ve polis gücü var. Eğer bu olmasaydı ayakta kalabilirler miydi?

Kürtlerin silahlı gücü orada onların Araplarla ayrışmalarının değil, tersine eşitliğe dayalı birliklerinin bir güvencesi değil mi?

Bir halkın başına gelebilecek en büyük kötülük, kendi hayatını, güvenliğini başkasının insafına terk etmesi değil midir?

 

*                *                *                *                *

Bu anlamda Türk hakim kesimlerinin öncelikle zihniyetlerini ve hedeflerini değiştirmeleri gerek.

Eğer esas hedef Kürt ulusal ve demokratik hareketin bir bütün olarak silahsızlandırılması ve tasfiyesi ise; aslında devletin, hükümetin sürdürdüğü siyaset ‘’Eşyanın tabiatına’’ uygundur!

Eskiden sadece askeri metodlarla bunu sağlamaya çalıştılar, yetersiz gelince diğer faktörleri de devreye koydular. Yani kendilerine bağlı kompradorlarına siyasal rüşvet, ekonomik rant, kültürel kırıntı verme gibi.

Bu bağlamda devletten hiç bir minnetimiz yok.

Gücü yettiği kadar mertçe sürdürsün bu siyasetini.

Karşı çıktığımız şey; tasfiyeyi demokratikleşme söylemleriyle cilalamaları ve kırmızı kurdelalı paketlere sarmalayıp bizlere sunmalarıdır. Bunlar yetmeyince; ‘’Görüşme’’ adı altında sinsi tasfiye siyasetine devam etmeleridir.

Yani aldatma siyasetidir bizim namert bulduğumuz.

 

*                *                *                *                *

Bildiğiniz gibi savaş tezkeresi mecliste bir yıl daha uzatıldı.

Ağustosun ortalarından beri zaten ‘’Medya savunma alanları’’ diye tabir edilen kesimde yoğun bombardımanlar yapıla gelmektedir.

Kuzeyde de yine yoğun operasyonlar ve karşı eylemler yapılmaktadır.

AKP hükümeti alel acele ‘’Sınır ötesi’’ operasyon düğmesine bastı,

ancak son dönemde tezkereye rağmen bir duraksama ve ikircimli tutum seziliyor.

 

Bunu biraz analiz etmek gerek.

Bana göre devlet operasyondan vazgeçmiş değil. Üstelik operasyonun kendileri açısından kesin sonucu doğurmayacağını bildiği halde.

Ama devlet öteden beri bu tür operasyonların, gerilla hareketinin nicelik ve nitelik olarak atılım sağlamasına darbe vurduğuna ve onu dar kalıplar içine hapsettiğine inanıyor.

Bu yüzden de operasyonları belli zaman aralıklarıyla sürdürme kararlılığındadır.

Tabii eğer amaçları gerçekten de Kürt sorununu çözmek olsaydı, bu yola başvurmaz, diyalog yoluyla halederlerdi.

Operasyona gelirsek; Geciktirilmesinin kimi iç ve dış sebepleri vardır bunun.

Dış sebepler:

 

  • Pjak büyük bir menevra yaparak İran’la anlaştı ve güçlerini geri çekti. Kanaatimce bunda amaç; operasyonlarda Türk devletini yalnız bırakıp izole etmektir. Oysa Türkiye İran’a büyük umut bağlamıştı. Ortak operasyon yapabileceklerini düşünmüştü. Bu operasyonla gerillayı çembere alıp imha etmeyi, en azından ciddi ciddi darbelemeyi hayal etmişti. Gerçi İran’a güvenmek imkansız, ancak Pjak’ın manevrası belli oranda etkili olacak gibi.

 

  • İran’ın ortak operasyonda isteksiz olması sadece bununla da sınırlı değil. Türkiye’nin Suriye ve bir bütün olarak Yakın Doğu’daki politikası ve agresif, müdahaleci tutumları İran’ı alabildiğine rahatsız etmektedir.

 

  • Türkiye Güney Kürdistan’dan operasyon için gerekli desteği alamadı. Devlet özellikle operasyonda lojistik üs olarak kullanmak amacıyla Kandile yakın yerlere karakollar kurma istemine olumlu bir yanıt alamadı. Türk devletinin Kandil’e erişmesi yeterli değil, orada istenen etki veya başarıyı gösterebilmesi için; bir müddet bölgede üslenmesi gerekmektedir. Bunun için de lojistik desteğe ve bunu güvenceye alacak karakollara ihtiyacı vardır. Bu imkanı bulamadığında, Kandile karşı etkili bir operasyon yürütmesi sözkonusu olamaz.

 

  • Operasyonun önündeki bir diğer engel de Türk-İsrail çelişkisidir. Bilindiği gibi İsrail İnsansız Hava Aracı Heronları Türkiye’ye geri vermedi. Elde yeterli sayıda Heron olmadan operasyon yapmak ise, bölgeyi kör gözle bomba yağmuruna tutmaktan farksız. Bu şekilde etkili vuruşlar yapmak da oldukça güç.

 

  • Türkiye Heron boşluğunu Amerika’dan alacağı Predatorlarla doldurmak istedi. Ancak oradan da tatmin edici bir yanıt alamadı. Amerika, daha çok anında bilgi iletiminden yana. Bunu da zaten yapıyor. Bilindiği gibi bu Predatorlar Heronların aksine aynı zamanda silah da taşıyabiliyor. Gördüğü hedefi ise diğer uçaklara haber vermeden kendisi anında imha edebiliyor. Ancak Amerikan yönetiminin bunu bir başka devlete verebilmesi için Kongreden karar çıkartması gerekmektedir. Bu da şu aşamada Türk-İsrail çelişkisinden ötürü mümkün değil. Amerika, önümüzdeki Aralık ayında Irak’tan çekileceği için, Predatörleri İncirlik üssüne taşımak istiyor. Türk gazetelerinin ‘’Predatorlar Türkiye’ye gelecek’’ diye başlık atıp zafer naraları atmalarının ardındaki gerçek bununla sınırlı. Tabii ki incirliğe getirildiklerinde, Amerika’nın kontrolü altında Türk devleti de bundan belli oranlarda yararlanabilecek, ancak bu yeterince efektif ve sonuç alıcı olmayacak.

 

İç sebepler:

  • Devletin konrt-gerilla işleviyle faaliyete geçirmeye çalıştığı ‘’özel ordu’’ örgütlenmesi henüz hazır değil. Bu yöndeki uğraşlar yoğun olarak devam etmekle birlikte, istenen sonuca ulaşılmış değil. Tecrübesiz askerlerle operasyon yapmanın da fazlaca sonuç vermediği tecrübelerle sabit.

 

  • Güvenlik tedbirleri artırılmış, sağlam yapılı sınır karakolları henüz tamamlanmış değil. Eski tarz karakollar gerillaların sınırın öte tarafına gidiş gelişlerini önlemekte yetersiz kaldıkları gibi; kendileri de sık sık saldırılara maruz kalıp, büyük kayıplar vermekteler. Bu durumu asgariye indirmek için daha gelişkin karakollar inşa edilmeye başlandı. Olası bir operasyon durumunda, gerillanın Kuzeye geçip orduyu arkadan kuşatarak saldırması sözkonusu olduğundan, karakollar ve özel birlikler sınıra konuşlandırılmadan yapılacak bir operasyonun fiyaskoyla sonuçlanması olasılığı oldukça büyüktür.

 

  • Türk devleti Güney Kürdistan’a(Medya savunma alanları) yönelik saldırılarında uzun menzilli balistik füzeleri devreye koymak istiyor, ancak bu konuda da henüz gerekli altyapı çalışmaları tamamlanmış değil. Bu füzelerle Kandil başta olmak üzere, bir çok üssü uzaktan vurmak istiyorlar. Gerçi şu an da hemen hemen her gün top atışları yapılmakla birlikte, bunlar pek etkili olmuyor ve daha ziyade çevredeki Kürt köylerine zarar vermekteler.

 

 

*                *                *                *                *

Yukarıda dile getirdiğim faktörler konjonktüreldir; yani verili durumla ilintilidir ve değişken bir öz teşkil etmektedirler.

Türk devleti dış ve iç koşulları şu veya bu oranda kendi lehine çevirmeyi başardığı oranda, bana göre tekrar saldırı operasyonunu hayata geçirmeyi deneyecektir. Ayrıca operasyon yapılacağı bilindiği için karşı tarafın da hazırlığını yapacağı aşikardır. Muhtemelen işi gevşek tutuyormuş gibi yapıp beklenmedik bir anda saldırmayı da planlıyor olabilirler. Ama geç, ama erken bu operasyon yapılacaktır gibime geliyor.

 

Çünkü Kürt sorunu karşısındaki niyeti ve hedefi belli. Amaç sorunu demokratik yollardan ve hak eşitliği temelinde çözmek değil, imha ve tasfiye etmektir. Bunun için de savaş ve barış metodlarını bağlantılı bir biçimde hayata geçirme uğraşı içindedir.

 

Abdullah Gül’ün yukarıda aktardığımız görüşünden de anlaşılacağı gibi, Kürtleri ‘’Barışa’’ mecbur etmek istiyorlar. Bunun da, boyun eğdirip kölece ilişkileri kabullenmeyi dayatmak demek olduğunu vurgulamaya gerek yor.

Kürtleri savaşla terbiye edip, ‘’Barışa’’, köleliğe mahkum etmek istiyorlar.

 

*                *                *                *                *

Türk Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e sormak gerek:

Peki ya Kürtler de sizin ortaya attığınız mütevazi Savaş-Barış diyalektiği teorinize gönül bağlayıp onu uygulamaya koymak isterlerse ne olur acaba?

Yani sizi barışa zorlamak için topyekun bir şekilde ‘’savaşa hazırız’’ derlerse, ne olur hiç düşündünüz mü acaba? Bence düşünseniz iyi olur!

 

07. Ekim. 2011

Cemal Özçelik

cemal_hevdem@hotmail.com

---
Nivîsên din yên nivîskar
06/3/2013  İmaj savaşı üzerinden sürdürülen İmralı barış süreci
11/2/2013  Kürd halkı çözümü kendinde bulmalı
13/1/2013  Türkiye Örtülü Operasyonlar Cumhuriyeti
28/12/2012  Roboski Güneşi Sömürgen’in Ampulünü Söndürdü
17/12/2012  Suriye’deki gelişmeler Güneybatı Kürdistan’ı nasıl etkiler?
22/11/2012  Açlık grevleri ve yarattıkları sonuçlar
17/11/2012  Demokrasilerde açlık grevi olmazmış(!)
4/11/2012  Aysel Tuğluk’un Gözyaşları ve Yedi Başlı Ejderha
26/10/2012  Bu seferki grevler çaresizlikten değil
23/9/2012  Yenilmezliğin sırrı Kürt toplumundaki dönüşümdedir
1/9/2012  Çok başarı değil; az hata, karşıtlık değil; ulusal birlik zafere götürür
19/8/2012  Dert veren Mevla, dermanını da verir
6/8/2012  Kesintisiz operasyona karşı kesintisiz vuruş
28/7/2012  Bizi gücümüzden utandırıp yenmelerine izin vermeyeceğiz
14/7/2012  Öcalan’la görüşme mi, izolasyonla kıvama getirme girişimleri mi?
5/7/2012  Ne savunduğundan çok, hangi zeminde durduğun önemli
13/5/2012  Ulusal kongre üzerine
15/4/2012  Diplomatik Aktivizm, Askeri Hazırlık
29/3/2012  Yumruğa en iyi yanıt, ‘’Türk’’ten vaz geçmektir
21/3/2012  Newroz Anayasası
3/3/2012  Bu bahar dağa çıkacağım..
17/2/2012  Operasyonlar ve Konseptlerin İflası
8/2/2012  Dem dema yekîtiyê ye
1/2/2012  Tam da Çözülecekken;…
24/1/2012  Sevsen de Terk Edeceksin, Sevmesen de..
15/1/2012  Ben Leyla Zana’yı farklı okudum
9/1/2012  Klikler Savaşı ve İlahi Adalet
1/1/2012  Uludere Katliamı YAŞ Kararlarının Ürünü mü Acaba?
18/12/2011  Ordudaki dizaynla Kürdistan’ımız hedef tahtasına dönüştürüldü
20/11/2011  Dünün Mustafa, İsmet, Fevzi’si; Bugünün Abdullah, Tayyip, Necdet’idirler
10/11/2011  Türk devletinin kurduğu çapraz tuzak
1/11/2011  Kimyasal Necdet
25/10/2011  Belki de Müge Anlı Kürtlere doğru yolu gösteriyordur
7/10/2011  Barış için savaşa hazır olmak
15/9/2011  Kürt Sorunu ve MİT Sözcüsünün ‘’Devrimci’’ Çözümlemeleri
3/9/2011  Mevsim Değişir, Dien Bien Phu Olur
20/8/2011  Sözümüzün hiç tükenmediği yerdeyiz
6/8/2011  CHP devletinden AKP devletine
26/7/2011  Krizin Kod Adı 330
26/6/2011  Hatip Dicle’nin Rövanşını Belediye Seçimlerinde Almalıyız
14/6/2011  Seçim sonuçları kolonyal sisteme vurulmuş bir darbedir
9/5/2011  Ayla Akat
1/5/2011  Hilweşandina sîstema dagirker nêz dibe..
19/4/2011  Seçimlerden çekilmek çare değil
10/4/2011  Sevindirici, ama buruk bir başlangıç
24/3/2011  Sebahat Tuncel’in Tokadı
11/3/2011  Sakıncasız Kürd
2/3/2011  Devrimler bize yaramadı
19/2/2011  Şivan Perwer Türk Devletini Afetmemeli
13/2/2011  Devrimler bize yaramadı
21/11/2010  Barajı aşmak kararlılık ve bağımsız tutum ister
28/10/2010  Örnek bir olay, örnek olmayan davranış
12/10/2010  Aydın sorumluluğu ve sorumlu aydın
14/9/2010  İki Referandum, İki Sonuç
4/9/2010  Toplumsal Hafızayı Silmek, Sömürgeci Bir Politika
25/8/2010  „Yetmez Ama, Evet!’’ diyorum
4/8/2010  12 Eylül Faşizmi ve 12 Eylül Referandumu
23/6/2010  Yabancısınız!
5/6/2010  Sevahir Bayındır İçin
11/5/2010  Baykal’ı neden gönderdiler?
22/12/2009  Devlet Kendi Kurduğu Kapana mı Düştü?
13/12/2009  DTP’nin Kapatılması Kürtleri Barajlama Siyasetinin Devamıdır
6/12/2009  Devletin ´Milli Açılımı´ İflas Etti
30/11/2009  Öcalan Günah Keçisi mi?
30/11/2009  Öcalan Günah Keçisi mi?
18/10/2009  Genelkurmay açılımı çetin bir sinavda grupların dönüşü provokatif bir yaklaşım
17/10/2009  Genelkurmay Açılımı Çetin Bir Sınavda
5/9/2009  ´Demokratik Açılım´ hakkında birkaç tespit
20/7/2009  ’’Sivil Generaller’’ Değişiyor, Bakalım Askeri Generaller de Değişecekler mi?
23/6/2009  Kürt Meselesinin Çözümsüzlüğü