DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


mahmutkiper@msn.com

Mahmûd Kîper    

Orhan Miroğlu’nun, Diaspora Kürt Aydınlarına Sakat Bakışı!


28/9/2011

Orhan Miroğlu, Taraf gazetesinde peş peşe üç seri yazı kaleme aldı.   Ben de pek çok kimse gibi yazıları merakla takip ettim, ama sadece yazıları takip etmekle kalmadım, Orhan Miroğlu’nun  yazılarını nasıl bağlayacağını ve esas olarakta meramının ne olduğunu anlamaya çalıştım.  


Fakat yine de, daha yazısının ikinci bölümünü okuduğum, 12 Eylül akşamı   kendisine bir mail attım ve ona, kimi konularda düşüncelerimi ilettim. Daha sonradan bir arkadaşımın önerisi ile mailin içeriğine bağlı kalmak şartı ile mailimi bir makaleye dönüştürme kararı aldım!   

Takdir edilir ki, üç makale olarak kaleme alınan Orhan Miroğlu’nun değindiği tüm konuları, bende ele almaya çalışsam, herhalde benimde üç makale yazmam gerekebilir. Bu çok sıkıcı  olabileceği gibi okunmama  riskini de taşır. 12 Eylül 2011, Orhan miroğluna yazdığım mailin içeriğine bağlı kalarak, yazımaya devam ediyorum:                                                                                                             

Makalelerden anlaşılıyor ki, Orhan Miroğlu, bu günlerde Benedict Andersen’i okumaktadır ve dolayısı ile onun küreselleşme çağında milliyetçilik ve özellikle de, ’Uzak mesafe milliyetçiliği’ tezinden epey etkilenmişe benzemektedir!  Olabilir, bunda bir mahsur  da olmayabilir. Ama gelgör ki, her tezi ve görüşü genelleştirme, kendi içinde kimi riskleri taşıyabilir ve  her toplum için bu’tezler’ genel geçer tezler olmayabilir.  

Ben, Benedict Andersen’i okumuş değilim, dolayısı ile konum veya maksadım, onun düşünce ve tezlerini tartışmak değildir. Benim dikkat çekmek istediğim husus, basmakalıp kimi benzetmeler yapılırken, dikkatli olmak, mutlaka ve mutlaka gereklidir. Eğer öyle yapılmazsa, yeniden 70’ li yılların çocukluk hastalığı dönemlerine geri dönmüş oluruz!  Hatırlanacaktır, o zamanlar pek çok ’teorisyen veya ideoloğ’ tartışmasızdı!

Orhan Miroğlu’na 12 Eylülde, attığım mail şöyleydi:

’Size şimdilik kısa bir not yazıyorum, belki dikkatinizi çeker ve okursunuz veya belkide size atılan birçok maille beraber benim bu kısacık notumu görmez ve okumazsınız. Ama yine de ben size yazacağım. Size yazmamın nedeni, tabi ki taraf gazetesindeki son iki yazınız oldu. Gerçi, belki acele ediyorum, sabredip yazınızın Mehmet Uzun’lu kısmınıda okuduktan sonra yazsaydım, acaba daha iyi mi olurdu da, düşünmedim değil!

Öncelikle, size, maalesef hiç tanişamadığımızı üzülerek belirtmek isterim. Ama elbette ki bende, her Kürt kadar, bir Kürt sizi gıyaben ne kadar  tanırsa o kadar tanıyorum diyebilirim. Hele Musa abi  ile vurulduğunuz günden beri, sizi daha da fazla tanıma  hiç olmazsa, uzaktanda olsa izleme, okuma olanağım olmuştur, diyebilirim.  Mümkündür, son ik yazınızdan sonra, size öfke dolu mailler atılmış olabilir, ama benim üslubum asla öyle olmayacaktır.

Öncelikle, şöyle başlayayım; ’Uzak mesafe Kürt milliyetçileri ’ve PKK başlıklı yazınızın başlığının bile incitici olabileceğini hiç düşündünüz mü?  Kendi halkının siyasal mücadelesinde şu veya bu oranda yer alan insanlara, neden ’uzak mesafe Kürt milliyetçileri ’demeyi yeğlediniz, merak konusudur!

 Kendi halkının siyasal mücadelesinde  yer almak  için illaki, aynı coğrafyada mı yaşamak gerekir? Ne zamandan beri, uzak veya yakınlık ölçüleri,  böylesi mücadelelerde,  bir kıstas olmuştur?  Dünyada, uzaktan da olsa, ülkesindeki siyasal  mücadeleye katılmış, hatta ona önderlik etmiş pekçok örnek vardır! Bu örnekleri sizde bilirsiniz.

Kaldı ki, sözünü ettiğiniz ’Uzak mesafe Kürt milliyetçileri’ zaten daha önceden, yaşadıkları Kürdistan coğrafyasında da bu ’milliyetçilik’ i yapmıyor muydular? Sizde, kabul edersiniz ki, bu insanlar yurtdışına çıkmadan önceleri de aynı tutumlarını aşağı yukarı sürdürüyorlardı. Üstelik binlerce kilometre uzakta yaşamaya rağmen, bu insanlar ülkerindeki, özgürlük,barış ve demokrasi mücadelesine katılıyorlarsa, buna kafa yoruyorlarsa, buna üzülmek değil sevinmek lazımdır!

Hele bu insanlar, bir eli yağda bir eli balda misali, yani AB pasaportu ile Avrupa ülkelerinde cirit atıyorlarsa ve buna rağmen ülkerindeki mücalede konusunda, 12 Eylül darbesinden epey uzun bir zaman geçmiş olmasına rağmen, hala hassasiyetlerini ve duyarlılıkların koruyorlarsa, kanımca buna sevinmek lazım. Sizin de sevinmenizi dilerdim.

Kürt aydınları, yazarları ile ilgil de yazacak pek çok şey vardır. Kitapçılara bakmakta fayda var. Orda, yurtdışında yaşayan pekçok Kürd’ün eseri bulunabilir. Hele Kürt aydın ve yazarların, Avrupa da ve de özellikle İsveç’teki çalışmaları ile Kürt diline yaptıkları katkılar yadsınamayacak değerdedir! Bu çalışmaları, sanırım Isveç ziyaretinizde de müşahede etmiş olmalısınız.

Ben, şimdilik bu kısa girişle meramı mı, anlattığımı düşünerek yetineyim!  Nasılsa yazınız henüz bitmiş değil.’  Selam ve saygılarımla

Mahmut Kiper

Stockholm-İsveç

 

Orhan Miroğlu daha sonra, makalesine şöyle bir paragrafla  devam ediyor:

’Kürt aydınları yaban ellerde zor günler yaşadılar ve siyasi olarak ayakta kalma çabası verdiler; bu siyasi çabalar sonuç vermeyince, bazıları köşelerine çekilip, Kürt dili ve edebiyatı araştırmalarına yöneldi.’

Ve hemen akabinde, başka bir paragrafla,  şu belirlemede bulunuyor:

’Ama ne bu siyasi kimliklerini koruyabildiler, ne de bu kimliği zenginleştirecek, yeni siyasi ve sosyal karşılaşmaların yaşandığı, entellektül ve kültürel alanlara nüfuz edebildiler

Şimdi bu iki iddia veya görüşten hangisi doğrudur, merak konusudur? Siyasi çabası sonuç vermeyen bazı insanlar, Orhan Miroğlunun belirttiği gibi, ’köşelerine çekilip, Kürt dili ve edebiyatı çalışmalarına yöneldi.’

Bunda ters olan, yanlış olan ne var? Siyasi çabanın sonuç vermediğinin kıstası nedir? Eğer ölçüt Kürdistan’ı kurmaksa,  o zaman, bu çabada başarısız olmayan kimse yoktur!  

Bir insan, ömrünün tamamını siyaset ve örgütsel siyasal mücadeleye vermek zorunda mıdır? İnsanların zevkleri uğraşları, ilgi alanları değişmez midir? Orhan Miroğlu’nun bizzat kendisi 12 Eylül 1980 öncesi ve sonrası aynı siyasi ve örgütsel ilişkiler içinde midir? Taraf gazetesinde köşe yazarlığı yaparak, başarısız olduğunu  söylemek mümkün müdür? Kanımca, durumu öyle değildir.

 Peki, o zaman bu satırlar da ne demek, ’Ama ne siyasi kimliklerini koruyabildiler, ne de bu kimliği zenginleştirecek, yeni siyasi ve sosyal karşılaşmaların yaşandığı, entellektüel ve kültürel alanlara nüfuz edebildiler’?

Orhan Miroğlu, örgütsel siyasi faaliyetlerlerdeki siyasi pozisyon ile siyasi kimliği birbirine karıştırmaktadır. Elbetteki bir insan, örgütsel çalışmanın içinde olmadan da, siyasi kimliğini, siyasete olan ilgisini koruyabilir!  Unutulmasın ki, insanların farklı kimlikleri vardır. Bu kimlikler zaman zaman yer değiştirebilir, kimliklerin, kimisi, belli bir zaman diliminde öne çıkabilir, bu da herhalde en normal olanıdır.

Kültürel ve entelektüel  alanlarına nufüz edebilmek, tam ne ise onu anlamış değilim. Ama,  Kürt dili ve edebiyatı alanındaki faaliyetler bizzat entellektüel çalışmanın ta kendisi değil midir? Belli bir kültürel performans ve entellektüel birikime sahip olmadan, nerde görülmüştür böylesi faaliyetler! Entellektüel  ve edebi çalışmalar, biraz da köşesine çekilmeyi gerektiren faaliyetlerdir. Bu faaliyetler, sokak gösterilerinde, yürüyüş ve barikat çatışmalarında ürün veren faaliyeler değilidirler, o nedenlede biraz köşesine çekilmeyi gerektirir!

Hele bu aşağıdaki cümleye ne demeli? ’Bir Avrupa kimliği edinmek, bu kimliğin güvenli şemsiyesi altına girmek yegane amaçları oldu’. Bu bir durum tesbitinden ziyade, diaspora yaşayan Kürt insanına hakarettir ve inanılsın ki, onları epey üzmüştür. Hiç istemediğim halde, demek zorundayım ki bu  iddia,Orhan Miroğlu’nun,   başka bir saçmalığıdır!

Yerini yurdunu terk etmek zorunda kalan  bu insanların, büyük bölümü, unutulmasın ki, 12 Eylül öncesi, pasaport nedir bilmezdi, isteselerdi pasaport bile alamazlardı. Üstelik, o günkü siyasi konum ve görüşleri itibarı ile ’Avrupa emperyalizm’ine karşı bir konumdaydılar! Bir Avrupa kimliği edinmek gibi bir soruları asla olmamıştı. Ama mecburen yerini yurdunu, dağları bayırları ve mayinli tarlaları aşarak, 12 Eylül zülmunden canlarını kurtarmak pahasına, gidebilecekleri her yere gittiler ve dağıldılar. Yeni bir hayat kurmak, yeni bir düzen kurmak öyle sanıldığı gibi asla kolay olmadı.

Halkının mutluluğu, özgürlük ve refahı için mücadele etmekten gayri hiçbir beklenti ve çıkarları sözkonusu değildi. Şimdi bu insanların tek dertlerinin bir ’Avrupa’lı kimliği’ni elde etmek, olduğunu ileri sürmek bir insafsızlıktır! İnan ki, yazımı bitirmek istiyorum, konu uzadı, ama maalesef söylenecek o kadar çok şey var ki, yazıma nokta koyamıyorum. Bir iki konuya değinerek, yazımı bitireceğim.

’Türkiye’den giden Kürt aydınlarının büyük bölümü, mensubu oldukları ve yönettikleri örgütlerin giderek yok oldukları veya etkisiz hale geldikleri bir süreçte, işin kolayına kaçıp, uzak mesafe Kürt milliyetçiıiğine sarıldılar.’

Yukardaki bu satırlar, Orhan Miroğlu’nun, yurdışında yaşayan Kürt aydınlarına bakışının çok somut bir ifadesidir. Yoruma bile gerek kalmayan çarpık bir bakışın göstergesidir! Bilmeyen zannedecek ki, bu Kürt aydınları, yurt içinde iken ticaretle, koyun keçi alıp satmakla iştiğal etmekteydiler, ama işleri kötü gidip iflas edince, ’Uzak mesafe Kürt milliyetçisi’ olmaya karar verdiler!

’Uzak mesafe Kürt milliyetçileri, PKK’nın demokratik üzerklik talebini beğenmiyor, dahası PKK’yı büyük Kürdistan davasını ebediyen söndürmek için, Türk devletinin icat ettiği bir hareket olarak görüyorlar’ Bir kez, demokratik özerklik talebinin beğenilip beğenilmesinin, ’Uzak mesafe Kürt milliyetçi’ği ile ilgisi yoktur. Bu talebin yurt içinde karşıtları olduğu veya olabileceği gibi, yurt dışında yaşayan Kürt aydınları arasında da olabilir, bundan daha doğal birşey de olamaz!

Kürt toplumunda, Kürt halkının siyasi statüsü hakkında her türlü çözüm tartışılabilinir ve zaten  bu tartışılıyorda. Yurt dışında yaşayan Kürt aydınlarının da yaptığı bundan ibarettir. Nasıl ki, demokratik özerklik ilanı, yurt içinde tartışılmışsa, tek taraflı ilan ile uygulanabilirliği eleştirilmişse, yurt dışında da öyle yapılmıştır! Demokratşk özerklik, merkezi hükümetle anlaşılarak, sağlanması gereken bir taleptir, ilan ettim demekle olacak şey değildir, keşke olsaydı. PKK ile ilgili yapılan tartışmalarda yine hakeza, yaşanılan coğrafyaya bağlı olmaksızın yapılmıştır, yapılmaktadır.

Miroğlu, ’Mehmet, diasporada uzun yıllar  yaşadı , ama hiçbir zaman uzak mesafe Kürt milliyetçiliği yapmadı!’ Aman Yarabbi ne iddialı sözler, üstelik  ’hiçbir zaman’ demekle, Orhan Miroğlu’nun, Mehmet Uzun’u hiçbir zaman tanımadığını da kanıtlanmış oldu.

Mehmet Uzun’da pekçok kimse gibi siyasal/örgütsel mücadelen gelen ve bunu yaşadığı İsveçte de sürdüren bir arkadaşımız olmuştur. Orhan Miroğlu’nun kıstasları ile ’uzak mesafeli Kürt milliyetçiliği’ yapmıştır! Hayatının, belli bir döneminden sonra edebiyat ve roman yazma uğraşı ile mücadelesini devam ettirmiştir. Yani Mehmet’te, Orhan’ın kıstaslarına kalırsa ’suç’ işlemiştir!

Ayrıca yeri gelmişken, bu ’uzak mesafeli Kürt milliyetçiliği’, yakıştırmasının,  bende uyandırdığı duygu, Kürt yurtseverleri için sık sık tekrarlanan, ’Kökü dışarda  bölücüler’ yakıştırmasını  çağrıştırdığını da, belirtmeden edemeyeceğim!

Orhan Miroğlu, yazısında belirttiği gibi bir gece, Mehmet Uzun’la uzun uzun sohbet etmiş! Mehmet Uzunla sayısını dahi hatırlamayacağım, hapishane gecelerimiz  dahil kaç uzun gece sohbet ettiğimizi saysam bitmez. 

Ama Mehmet Uzun’un Orhan Miroğlu’na, o uzun gece sohbetinde neler demiş olduğunu kanıtlama veya ondan teyid etme şansımız maalesef artık yoktur. Şayet bugün, hala aramızda yaşıyor olsaydı, herhalde Stockholm’deki ilk görüşmemizde, bu iddaların bir muhasebesini yapardık. Ama artık, maalesef o şansa sahip değiliz. Söylenip söylenmediğini dahi kanıtlayamacağımız bir söz üzerinden nasıl bir tartışma yürüteceğimizi, inan ki bilemiyorum. Mehmet Uzun’a ait olduğu ileri sürülen tesbit şöyle:

 “Maalesef, kayda değer bir şey yok ortada. Aydınlarımız Avrupa’ya dair hemen hiçbir şeyi merak etmediler. Kürt aydını ve Avrupa demek, şehirlerin gettolarına mahkûm olmuş bir kuşak demek.. Avrupa’daki Kürt aydınları, sığındıkları bu gettolarda, birbirleriyle kavga edip durdular. Onları tüketip bitiren kavgalardan yorgun düştükleri günler, gelip çattığında ise, buzdolaplarına istif ettikleri biraları içip içip teselli aradılar” dedi.

 

Benim bu alıntıdan anladığım, Orhan Miroğlu’nun, yurtdışında yaşamak zorunda kalan Kürt aydınlarına dair,  Mehmet Uzun’u kendisine siper ederek, bu  kanaetleri taşıdığı ve dispora Kürt aydınlarına bakışını yansıttığı içinde, bu ‘tesbit’e, yıllar sonra olsa da, dört elle sarıldığı görülmektedir. Bu iddia, ne derece doğrudur, bunu Miroğlu hiç araştırdı mı?

Gerçektende, Kürt aydınları o bitap düştükleri  kavga ve tartışmalardan sonra buzdolaplarında istif ettikleri biraları içip içip teselli aradılar mı?  Kanımca bu çok ciddi bir suçlama  ve aşağılamadır.  Diyasporada ki, her Kürt aydının  ve yazarını da, bu sataşma ve karalamaya yanıt vermesı gerektiğine inanarak,  onları,  özellikle bu iddiaları yanıtlamaya  davet ediyorum!

Kürt aydınlarına, bu derece insafsızlıkla çamur atmak veya  haksız suçlamalara inanmak, Kürt aydınlarını, teselliyi şişede aramakla suçlamak,  Orhan Miroğlu’na ne kazandırır, bilemiyorum. Ama, öyle anlaşılıyor ki,  Orhan Miroğlunun psikolojisi, bu aralar pek sağlıklı değil, peş peşe yapılan sataşmalarından, bu durumu  müşahade edebiliyorum. Orhan Miroğlu’nun yazılarını beğeniyordum, böyle bir ruh haleti içinde, tahliller ve tesbitler yapmış olmasına, onun adına asla sevinmiş  değilim!  Bitirirken, son bir alıntı yapacağım:

’Diasporada ve içerde, aydınları ve sivil toplumu 40 yıldır susan ve onun adına yürütülen siyasette söz sahibi olamayan bir halkın geldiği yeni aşama, devrimci halk savaşı aşaması! ’

Orhan Miroğlu, hem ’diaspora ve içerde söz sahibi olamayan Kürt aydınlardan yakınıyor,’ hem de ’diaspora ve içerdeki, Kürt aydınlarından’, beklentilerini dile getiriyor, ama ne yazık ki unutuyor ki, daha birkaç paragraf önce; diasporadaki  Kürt aydınlarına etmediği lafı bırakmadığını, onların, ’uzak mesafeli milliyetçilik’ yaptıklarını, tüm uğraş ve dertlerinin Avrupa’lı bir kimliğe sahip olmaları olduğunu, iflas etmiş tacir gibi eski defterleri açtıklarını, bitmez tükenmez kavgalardan bitap düştükten sonra da, dolaplarında istif ettikleri biraları içip içip teselli aradıkları iddialarını, hatırlatması gerekiyor!

Insanın, biraz insaflı  ve biraz da tutarlı olması gerekir. Ne yazık ki, Orhan Miroğlu her iki hasletide,  peş peşe kaleme aldığı, son üç yazısında unutmuşa benziyor. Neden, bu hale düştüğünü, anlayabilmiş değilim. Kendisinden beklenen daha insaflı, daha rasyonel ve tutarlı bir duruş olduğunu unutmadan, kendisine başarı ve kolaylıklar dilerim!

24 Eylül 2011

---
Nivîsên din yên nivîskar
9/3/2012  Yeni bir yol haritası ışığında Kürt Ulusal Konferans’ı hayat bulabilir
11/2/2012  Kürt Ulusal Konferansı, bir başka bahara!
4/12/2011  Kürt Çalıştayı çağrısı yapma zamanıdır!
28/9/2011  Orhan Miroğlu’nun, Diaspora Kürt Aydınlarına Sakat Bakışı!
8/3/2010  Açılım maalesef can çekişiyor! (3)
1/3/2010  Açılım maalesef can çekişiyor! (2)
21/2/2010  Açılım maalesef can çekişiyor ! (1)
8/7/2009  Kürt Coğrafyasının, yolları aşındırılmalıdır!
5/6/2009  Sırça köşkte bir romancı: Ayşe Kulin!