DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


cemal_hevdem@hotmail.com

Cemal Özçelik    

Kürt Sorunu ve MİT Sözcüsünün ‘’Devrimci’’ Çözümlemeleri


15/9/2011

Basına sızdırılan görüşme kayıtları gündemin ön saflarına oturtuldu.

‘’Oturtuldu’’ diyorum, çünkü o da belli ki operasyonel amaçlı.

Zübeyir Aydar bundan bir kaç ay önce Sabah Gazetesi ile yaptığı bir röportajda zaten bu görüşmelerin yapıldığını dile getirmişti.

Anlaşılan uzun yıllara yayılan görüşmeler zinciridir bunlar.

Görüşmelerin tüm boyutlarını bilmiyoruz, ancak basına yansıyan kısım,

bunu yansıtanların niyetlerini ortaya sermeye, en azından ciddi ipuçlarını vermeye yetiyor.

 

Çok kırpılarak piyasaya sürüldüğü besbelli. Kes, yapıştır usulü olmuş.

İki tarafın görüşleri eşit oranda yansıtılmıyor.

Görüşmeden ziyade Türk tarafının verdiği semineri ve nasihatları andırıyor.

 

Hakan Fidan ile Afet Güneş’in görüşlerine uzun uzun yer verilirken,

Mustafa Karasu ve Sabri Ok’un çoğu kez tek cümlelik, hatta tek kelimelik görüşleri yansıyor.

 

Hakan Fidan konuşuyor, ardından tekrar Hakan Fidan konuşuyor, sonra tekrar Hakan Fidan..

 

Sanki arada kimse söz almıyor, kendisi söz üstüne söz alıyor.

Bu durum görüşmelerin esas içeriğinin kamuoyuna yansıtılmasını manipüle ediyor.

 

Bu, basına sızdırılan ses kayıtlarının kimin işine yaradığını açığa kavuşturuyor.

Buradan hareketle kimler tarafından sızdırıldığını tespit etmek de mümkün!

 

Sanki birileri kamuoyuna şu mesajı vermeye çalışıyor:

‘’Bakın biz meseleleri barışçıl yöntemlerle çözmek için her yola baş vurduk, ama karşı taraf çözümden kaçtı, demek ki bunlar laftan anlamıyor, o zaman bize de askeri operasyondan başka bir yol kalmıyor’’.

 

Böylelikle de yapılması düşünülen ‘’Sınır ötesi’’ operasyona bir meşruluk kazandırılmaya çalışılıyor.

 

 

*                 *                     *                       *

PKK tarafı daha çok ‘’Esasa ilişkin’’ konuşma isteğini dile getirirken,

belli ki Türk tarafının buna niyeti yok.

Bunun üstünü örtmek için de allandıra ballandıra konuşup, ne kadar samimi olduklarını, Başbakanın bunun için nasıl da risk üstlenerek kahramanlık yaptığını anlatmaya çalışıyor.

Afet Güneş’in açıklamasından bu görüşmelerin ‘’Çözüm’’ görüşmeleri değil, ‘’Misyon’’ görüşmeleri olduğunu da anlıyoruz.

 

Şöyle diyor:

‘’Her seferinde biz kendi konumumuzu da izah etmiştik ve biz bir kanat devletle olan tüm iletişimin sağlanmasında; hakeza diğer kanat da İmralı ile daha sonra üstlendiğimiz misyon çerçevesinde bir kanal olduğumuzu söylemiştik.’’

Buradaki misyon ne?

 

Hakan Fidan’nın açıklamalarından bunun ‘’silahsızlandırmayla’’ ilintili olduğunu görüyoruz.

Devletin ve hükümetin kendilerini tamamen silahlı gücü tasfiye etmeye odakladıkları ortaya çıkıyor.

Bu amaca ulaşmak için de her türlü ‘’Cesur’’ adımı atmaktan geri durmuyorlar.

 

Sonradan MİT müsteşarı olan Hakan Fidan karşı tarafı ikna etmek için adeta ‘’Devrimci’’ bir üslup kullanıyor. Ne kadar samimi olduklarını göstermeye çalıştıkça, samimiyetsizliğini daha bir ortaya koyuyor.

Alın size Fidan’dan bir alıntı:

 

‘’Burada sorun, doğal şartları oluşmamış konuları anti demokratik yöntemlerle hayata geçirmek. Ben demokratik mücadele içine girip de dünyada sonucuna ulaşamamış hiç bir hareket görmedim. Bakın dünya siyasi tarihine, devrimler tarihine; Gandi’den tutun da Polonya’daki işçi hareketine, efendime söyleyeyim Amerika’daki hareketlere varana kadar bakın demokratik siyasi mücadele verip de meşru kabul edilebilir evrensel hedeflerine ulaşamamış hiç bir hareket görmedim. Buna Amerika da, Fransa da, her yer dahil, ama burada meşru yol kullananlar. Şu an Ortadoğu da böyle yani. Bakın İsrail’in imajı yerle bir olmaya başlıyor. Meşru çizgide duran Filistin hareketi daha da güç kazanıyor. Ama gayri meşru araç kullanan, ingilizcede ‘’irrelevant’’ diyorlar artık, var olan sosyal doku ve siyasal şartlara uygun hareket etmeden eylem gösterdiğiniz zaman bir şey olmuyor.’’

Bu konuşmaları duyan, Özgür Üniversite’de ders veren devrimci demokrat bir profesörü dinlediğini sanır!

 

*                  *                    *                   *

 

Fidan’ın altını çizdiği bir nokta var;’’Burada sorun, doğal şartları oluşmamış konuları anti demokratik yöntemlerle hayata geçirmek’’.

Diyelim ki devlet ve hükümet gerçekten de iyi niyetli olsalar, deselerdi ki, arkadaş biz sorunları çözmek istiyoruz, ama bazı şeylerin henüz koşulları olgunlaşmış değildir, şiddetten vaz geçin, biz de baskıcı yöntemler ve operasyonlardan vaz geçeceğiz, böylelikle işi zamana yayarak, doğal koşullarının olgunlaşmasını sağlaya sağlaya yol alalım, o zaman biz de hep birlikte ‘’Amenna’’ derdik.

Ama burada ortada duran mesele başka.

 

Bütünüyle açık ve silahsız, şiddetsiz çalışmalar yürüten insanların tutuklandıklarını Türk heyeti görmezden geliyor. İnsanların düşüncelerini serbestçe ifade etmelerinin önünde hala sayısız yasal engel var. Bunlar yok sayılıyor.

 

Bunun haricinde PKK’yi ikna etmek ve silah bıraktırmak için Fidan’ın İsrail örneğini vermesi çok ilginç. Oysa bunu Türk devletine sunması gerekmiyor muydu? Şiddetle meseleleri haletmeye çalıştığı için devlet terörü uygulayan İsrail’in uygulamaları ile Türk devletinin uygulamaları örtüşmüyor mu? Bü şekilde imajını yitirdiğine dair öncelikle kendi devletine telkinde bulunup; operasyonlara son vermesi önerisinde bulunması gerekmiyor muydu?

 

‘’Meşru zeminde durdukları için Filistin hareketinin güç kazandığını’’ da vurguluyor. Bilmeyen de Kürt hareketinin güçlenmesini kendisine dert edinmiş biri sanır Hakan Fidan’nı.

 

Silahsızlandırma ve tasfiyede Kürt tarafını ikna etmek için Türk heyetinin girmediği kılık kalmıyor.

Örneğin Afet Güneş Öcalan İçin tıpkı PKK’liler gibi ‘’Önderlik’’ kavramını kullanıyor.

 

Oslo’ya müzakere için geldiklerini belirtip işin esasına girmekte ısrar eden Mustafa Karasu’ya şu yanıtı veriyor: ‘’Tamam, ben de diyorum ki, önderliğin yol haritası elimde. Maddeleri de belli. Haydi buyrun müzakere edelim.’’

 

Her ne kadar Afet Güneş burada rest çekip müzakereye davet etse de, Hakan Fidan, konuşmasında devletin müzakere modunda olmadığını, ‘’karşı taraf ne düşünüyordan ziyade ben hangi adımı, ne kadar sürede atarım’’, eğiliminde olduğunu vurguluyor. Zaten devletin Öcalan’ın yol haritasını müzakere etmeye niyeti olsaydı, defterlere el koymaz, makul görüşmelerle çözüm arayışına giderdi.

 

Öcalan’la yapıldığı söylenen görüşmelerin de bu bağlamda aslında müzakere, yada Kürt sorununa çözüm görüşmelerinden ziyade, silahsızlandırma ve tasfiyeyi amaçladığı ortaya çıkmaktadır. Yine devletin hangi adımları, ne zaman atacağı meselesi de Kürt sorununun çözümene değil, askeri ve giderek siyasal, örgütsel Kürt kurumlarının dağıtılmasına endekslidir.

 

Görüşmelerin sonraki dönemlerde de devam ettiği ve protokol haline getirildiği söylenmektedir. Öcalan ve Kandil’in onayladığı, ancak Türk devleti adına Tayyip Erdoğan bunu imzalamayı red ettiği için sonuçsuz kaldığı bildiriliyor.

 

Devletin protokolleri imzalayıp imzalamamasına şekli bir şeymiş gibi bakmamak gerek. Sorun basit bir imza sorunu değil, gerçek niyetin ortaya çıkmasıyla ilgilidir.

 

Yoksa denilebilirdi ki, tamam, imza sadece bir formalitedir, devletin kimi güçlükleri var, bunları aşması konusunda kendilerine zaman tanınır, yapılması gerekenler pratik hayatta adım adım uygulanır.

Ancak sorun bu değildir. Her şey devletin ve onu temsil eden Erdoğan hükümetinin meseleye çözüm getirme gibi bir niyetlerinin olmamasında yatmaktadır.

 

Tasfiyeyi amaçladıkları için, ‘’bizim heyetimiz bizim için bağlayıcı olmayan her şeyi serbestçe konuşup bir sonuca bağlayabilirler, tasfiye gerçekleştikten sonra da nasıl olsa bunlar rahatlıkla yırtılıp çöpe atılacak anlaşma metinleri haline gelir’’ diye bir siyaset geliştiriyor Türk devleti.

 

Yani ortada oynanan bir tiyatro oyunu vardı. Ses kayıtları da bu tiyatronun, oyalamacı taktiklerin nasıl yürütüldüğü konusunda bize genel bir fikir vermektedir.

 

Kürt tarafı bu tiyatroda yer almak istemediği için, devlet maskeli baloyu sonlandırıp kartlarını açık oynamaya başladı.

Hile yolu tutmayınca, saldırı ve imha amaçlı operasyonlara geri döndü.

Sömürgeci güçlerin hileleri konusunda halkımızın yeterince tecrübe birikimi oluştu. Artık hiç kimsenin kendisini kandırmasına göz yummuyor.

 

İran devleti’nin İKDP genel sekreteri Dr. Abdurrahman Kasımlo’nun başına neler getirdiğini unutmadık.

Sorunları barışçıl yollarla çözeceğiz deyip, onu nasıl da kalleşçe tuzağa düşürdükleri, hafızamızda hala tap taze.

Kürt sorununun çözümü için güzel sözlere, nasihatlere, MİT’çi Hakan Fidan gibilerinin ‘’Devrimci’’ çözümlemelerine ihtiyacımız yok.

 

*                 *                    *                      *

 

Bildiğiniz gibi bu haftasonu başta legal Kürt partileri olmak üzere, değişik kurum ve şahsiyetlerin bir araya gelmeleriyle Kürdistan’nın kalbi Amed’te bir Kürt konferansı düzenlenecek.

 

Bana göre bu, tarihi ve hepimizin özlem duyduğu bir adımdır.

İhtiyaç duyduğumuz ulsal ve toplumsal birliğimizin sağlanmasında bir dönemeç noktası olabilir.

 

Devletin her türlü oyun ve komplolarına karşı bir kürdi blokun oluşmasına temel teşkil edebilir.

Ancak bu şekilde  Kürt sorununun çözümü için gerekli koşulların olgunlaştırılabileceğine inanıyorum.

 

Cemal Özçelik

15. Eylül. 2011

 

 

  

---
Nivîsên din yên nivîskar
06/3/2013  İmaj savaşı üzerinden sürdürülen İmralı barış süreci
11/2/2013  Kürd halkı çözümü kendinde bulmalı
13/1/2013  Türkiye Örtülü Operasyonlar Cumhuriyeti
28/12/2012  Roboski Güneşi Sömürgen’in Ampulünü Söndürdü
17/12/2012  Suriye’deki gelişmeler Güneybatı Kürdistan’ı nasıl etkiler?
22/11/2012  Açlık grevleri ve yarattıkları sonuçlar
17/11/2012  Demokrasilerde açlık grevi olmazmış(!)
4/11/2012  Aysel Tuğluk’un Gözyaşları ve Yedi Başlı Ejderha
26/10/2012  Bu seferki grevler çaresizlikten değil
23/9/2012  Yenilmezliğin sırrı Kürt toplumundaki dönüşümdedir
1/9/2012  Çok başarı değil; az hata, karşıtlık değil; ulusal birlik zafere götürür
19/8/2012  Dert veren Mevla, dermanını da verir
6/8/2012  Kesintisiz operasyona karşı kesintisiz vuruş
28/7/2012  Bizi gücümüzden utandırıp yenmelerine izin vermeyeceğiz
14/7/2012  Öcalan’la görüşme mi, izolasyonla kıvama getirme girişimleri mi?
5/7/2012  Ne savunduğundan çok, hangi zeminde durduğun önemli
13/5/2012  Ulusal kongre üzerine
15/4/2012  Diplomatik Aktivizm, Askeri Hazırlık
29/3/2012  Yumruğa en iyi yanıt, ‘’Türk’’ten vaz geçmektir
21/3/2012  Newroz Anayasası
3/3/2012  Bu bahar dağa çıkacağım..
17/2/2012  Operasyonlar ve Konseptlerin İflası
8/2/2012  Dem dema yekîtiyê ye
1/2/2012  Tam da Çözülecekken;…
24/1/2012  Sevsen de Terk Edeceksin, Sevmesen de..
15/1/2012  Ben Leyla Zana’yı farklı okudum
9/1/2012  Klikler Savaşı ve İlahi Adalet
1/1/2012  Uludere Katliamı YAŞ Kararlarının Ürünü mü Acaba?
18/12/2011  Ordudaki dizaynla Kürdistan’ımız hedef tahtasına dönüştürüldü
20/11/2011  Dünün Mustafa, İsmet, Fevzi’si; Bugünün Abdullah, Tayyip, Necdet’idirler
10/11/2011  Türk devletinin kurduğu çapraz tuzak
1/11/2011  Kimyasal Necdet
25/10/2011  Belki de Müge Anlı Kürtlere doğru yolu gösteriyordur
7/10/2011  Barış için savaşa hazır olmak
15/9/2011  Kürt Sorunu ve MİT Sözcüsünün ‘’Devrimci’’ Çözümlemeleri
3/9/2011  Mevsim Değişir, Dien Bien Phu Olur
20/8/2011  Sözümüzün hiç tükenmediği yerdeyiz
6/8/2011  CHP devletinden AKP devletine
26/7/2011  Krizin Kod Adı 330
26/6/2011  Hatip Dicle’nin Rövanşını Belediye Seçimlerinde Almalıyız
14/6/2011  Seçim sonuçları kolonyal sisteme vurulmuş bir darbedir
9/5/2011  Ayla Akat
1/5/2011  Hilweşandina sîstema dagirker nêz dibe..
19/4/2011  Seçimlerden çekilmek çare değil
10/4/2011  Sevindirici, ama buruk bir başlangıç
24/3/2011  Sebahat Tuncel’in Tokadı
11/3/2011  Sakıncasız Kürd
2/3/2011  Devrimler bize yaramadı
19/2/2011  Şivan Perwer Türk Devletini Afetmemeli
13/2/2011  Devrimler bize yaramadı
21/11/2010  Barajı aşmak kararlılık ve bağımsız tutum ister
28/10/2010  Örnek bir olay, örnek olmayan davranış
12/10/2010  Aydın sorumluluğu ve sorumlu aydın
14/9/2010  İki Referandum, İki Sonuç
4/9/2010  Toplumsal Hafızayı Silmek, Sömürgeci Bir Politika
25/8/2010  „Yetmez Ama, Evet!’’ diyorum
4/8/2010  12 Eylül Faşizmi ve 12 Eylül Referandumu
23/6/2010  Yabancısınız!
5/6/2010  Sevahir Bayındır İçin
11/5/2010  Baykal’ı neden gönderdiler?
22/12/2009  Devlet Kendi Kurduğu Kapana mı Düştü?
13/12/2009  DTP’nin Kapatılması Kürtleri Barajlama Siyasetinin Devamıdır
6/12/2009  Devletin ´Milli Açılımı´ İflas Etti
30/11/2009  Öcalan Günah Keçisi mi?
30/11/2009  Öcalan Günah Keçisi mi?
18/10/2009  Genelkurmay açılımı çetin bir sinavda grupların dönüşü provokatif bir yaklaşım
17/10/2009  Genelkurmay Açılımı Çetin Bir Sınavda
5/9/2009  ´Demokratik Açılım´ hakkında birkaç tespit
20/7/2009  ’’Sivil Generaller’’ Değişiyor, Bakalım Askeri Generaller de Değişecekler mi?
23/6/2009  Kürt Meselesinin Çözümsüzlüğü