DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


brahimk30@gmail.com

Ibrahim Küreken    

“Son kapışma”


24/8/2011

Günlerdir yazıp, yazıp bozuyorum. Kafamda bir türlü bir tek doğru ve bir tek yanlış sabitlenemiyor. Bir sürü doğru bir sürü yanlışla birlikte süreci sarmış sürüklüyor. Tuhaf gelişmeler var. Tuhaf ve tehlikeli. PKK, bir çok defa olduğu gibi “barış” ihtimali görüldüğü zamanda saldırıya geçiyor. Bu sefer kendi liderini bile hiçleştiren bir çıkış yaptı. İran bir anlamda durduk yerde Kandile ağır silahlarla saldırdı. Murat Karayılan’ın İran güçleri tarafından yakalandığı haberi halen muammasını koruyor. Devletin Öcalan’la anlaştığı söylenen bir zamanda PKK eylemlerini artırdı ve yapıldığı söylenen anlaşmayı tanımadığını söyledi. PKK’nin bu kararında, yönetime itirazları bulunan kendi halkına ağır silahlarla saldıran ve Türkiye ile sorunları başlayan Suriye devletinin ne kadar etkisi var? Bunu tamamıyla bilmek mümkün değil ama, altı boş bir haber de değildir. Öcalan’ın, “artık savaş yok,anlaştık” dediği gün PKK saldırıya geçiyor ve Diyarbakır’da DTK’ya “demokratik özerklik” kararı aldırıyor.

   

Daha önce defalarca dile getirmiştim. Türk devleti ile Kürt siyaseti ara bir çözüme doğru gidiyor diye. Bu anlaşma sürecinin de çok sancılı geçeceğini düşünüyordum. Şehirleşen PKK ile sivilleşen Türk devleti, arkalarına aldıkları toplum desteği ile birbirlerini zayıflatarak masaya çekmeyi deneyecekler demiştim. Daha kötüsü çekişme Kürt siyaseti ve devleti aşıp tabanlarına yansıyacağını ve kitlesel bir kapışma tehlikesi olduğunu ve ancak bu aşamadan sonra taraflar masaya oturmak isteyeceklerini de yazmıştım. Ara çözümün boyutunu bundan sonra ortaya çıkacak psikolojik güvenin belirleyeceğini düşünmüştüm. Şimdi gördüğüm kadarıyla devlet de PKK de hesaplarını buna göre yapıyor.

  

Önümüzde yeni bir anayasa hazırlama süreci duruyor. Devlet bu yeni anayasada Kürtlerin tatmin olacağı demokratik seviyeyi yakalayabileceğini zor görüyor. Bunun için çatışmalı bir sürecin işini kolaylaştıracağını düşünüyor. Bunun için “silahlı teröristler dolaşırken çözüm olmaz” söylemini güçlendirmek istiyor. Uluslar arası kamuoyuna da “terörist” tehlikesini satıyor. PKK, ortaya çıkışından bugüne savaşarak gelişti ve gündemi işgal etti. Mecliste 30 milletvekili ile istediklerini anayasaya koyamayacağını düşünerek, toplumun beklenti içine girdiği bu dönemde şimdiye dek etkileyemediği Kürt kesimlerinin de duygusal dünyasına sızmaya çalışıyor. Batı’ya göç etmiş Kürtlerin desteğini geliştirmek için buradaki Kürtlerin can ve mal kaygısına girmesini sağlayan olayların gelişmesini umut ediyor. Tarafların bu hesapları yanında savaşı ve kapışmayı teşvik ederek yararlarına dönüştürmeye çalışan, içte Ergenekon güçleri, dışta ise İran, Suriye ve diğer bazı güçlerin çabalarını ve rollerini bir tarafa atamayız.

  

Suriye yönetimi, karşısında yükselen halk isyanını bastırmak için ağır silahlarla katliamlar yaparken, bir zamandır dostu olan Türkiye’nin sıkıştırmasına karşı Türkiye’yi iç sorunlarla uğraştırarak baskıdan kurtulmaya çalışıyor olabilir. İran, Suriye’deki Esad yönetiminin düşürülmesi ile Batı’nın yönlendirdiği değişim hareketinin kendi sınırına dayanacağını düşünüyor. Hedefin kendisi olduğunu biliyor ve kendince yan tedbirler geliştiriyor. Durduk yerde Kandil’e saldırarak PKK’yi kontrol etmenin yollarını arıyor. ABD, tüm bunları içinde barındıran daha büyük bir senaryo peşinde. Adım adım İran’a yaklaşırken Türkiye’yi kontrolünde tutmayı önemsiyor.

  

Bölgedeki böylesine büyük hesaplar varken, yaptıkları ile kimlerin doğru, kimlerin yanlış yaptığını söylemek kolay gözükmüyor.” Demokratik özerklik”in yetkisini anayasadan aldığını ve tek taraflı ilan edilemeyeceğini yıllardır siyaset içinde bulunan PKK, DTK ve BDP yöneticileri de biliyor. Bildikleri halde “demokratik özerklik” tek taraflı ilan ediliyor. Bazılarımız buna anlam vermek için kendimizi zorlayarak bu girişimin bölgede Kürtlerde devlet bilinci yeşertmek için yapıldığını söyleyebiliyor. Oysaki yukarıda adlarını zikrettiğim hiçbir kuruluş devlet hedeflerinden bahsetmiyor ve sürekli karşıtlığını dile getiriyorlar. Bazılarımız tek taraflı ilan edilen “demokratik özerklik”in,ilan edilenler tarafından anlamının bilinmediğini düşünerek sosyolojik tarifler yaparak yol göstericilik yapmaya çabalıyor.

 

Yıllardır Türkiye’deki gündemi birinci dereceden PKK belirliyor.Bunu bölgedeki ve Türkiye’deki diğer bazı güçlerin rollerini de dikkate alarak PKK’nin şahsında gündemin belirleyicileri oluyorlar. PKK istediği zaman süreci sertleştiriyor, istediği zaman yumuşatıyor. Türkiye’nin devlet yapısından kaynaklanan imhacı ve baskıcı politikası sayesinde çatışma ortamı sürekli PKK’nin yararına işlemiştir. Bu bakımdan PKK’nin çatışmalı bir ortamı tercih etmesini böyle bir algı üzerinden anlamak mümkündür.Bu düşünceyle hem Türkler içinde hem Kürtler içinde AKP hükümetinin PKK’nin tuzağına düştüğünü söyleyenlerin sayısı az değildir. Gerçekten de yapılan eylemlere karşı devlet, klasik T.C. devleti duruşunu göstererek ‘eskiyi tekrar’ anlamına gelen “misli ile ödeyecekler” gibi intikamcı otoriter devlet tavrını göstermesi söylenenleri doğrular niteliktedir. Başbakan’ın, İçişleri Bakanının söylemleri ve MGK’nun bugüne kadar hiçbir derde deva olmayan ve kavganın asıl nedeni olan “tek devlet, tek millet,tek dil …” söylemleri bulunduğumuz noktanın “çözüm” noktası olmadığının işareti olarak algılamamızı güçlendiriyor. Türk devletinin savaş kararını alarak Güney Kürdistan’daki Kandil bölgesini yeni teknoloji ile donanmış uçaklarla ilk defa denenen bombalar bırakıyor.Çözümsüzlüğe giden yolu yeniden güçlendiriyor.

  

Tüm bu görüntüye rağmen iyimser olmak için de sebepler bulabiliriz. Devletin ve hükümet temsilcilerinin ‘eskiyi tekrar’ söylemlerine rağmen, Türkiye’de sivil siyaset üzerindeki vesayetin azaldığı, inkar ve imhanın ideolojisi Kemalizm’in gerilemiş olması, bir çok yöneticinin Türkiye’nin bölge lideri olabilmesi için iç sorunlarının hafifletilmesi zorunluluğunu görmesi, şimdilerde demokratik adımlar gerçekleştirilmediği taktirde sorunun çok daha fazla büyüyeceğini ve Türkiye’yi içinden çıkılmaz bir hale dönüştüreceğini düşünen insanların seslerinin daha gür çıktığı, toplumun eskiye göre Kürtlerle ilgili algılarının büyük oranda değişime uğradığı gibi çözüme hizmet edecek olumlulukların olduğunu da görmemiz lazımdır.

  

Siyaset, mevcut olguların çözüme evrimleştirilmesini başarma sanatıdır. Yüz yıldır devletin ırkçı ideolojisi ile beslenen Türk halkının,Kürtlerin sorunlarını anlama noktasına yaklaşması, sorunu çözme yolunda en büyük desteğin kazanıldığı anlamına gelir. Bu kazanım Türkiye siyaset alanında Kürtlerin siyaset kesimlerinin tüm taleplerinin tartışılabiliyor olması ile birleşince, Kürt sorununu çözmede silahın artık miadını doldurduğunu bize göstermektedir.Geldiğimiz aşamada, sorunu tartışabildiğimize göre, Kürtlerin haklarını geri alması ve özgürce kullanması konusunda Türk toplumunun ikna edilmesi en baş görevimiz olmaktadır. Çocuklarını öldürerek Türk halkını ikna etmemiz mümkün olmadığına göre silahların susturulması Kürt siyasetinin birinci tercihi olmalıdır. Bundan dolayı sorunun barışçıl ve demokratik mücadele ile çözüm yoluna götüreceğine inanan Kürt kesimlerinin birbirlerine güç vermesi kaçınılmaz bir zorunluluk halini almıştır. Kendisi dışında kalan tüm düşüncelere düşmanmış gibi saldırmak soğuk savaş dönemine ait bir düşünce olduğu için ilk elden bu eski siyaset refleksimizi terk etmemiz Kürtlerin ulusal birliği ve güçlerin işbirliği bakımından büyük önem arz etmektedir. En karşıtımıza bile, kazanma ve ikna etme düşüncesi bizim için asıl olanıdır. Birbirimizi anlamamız ve kendi aramızdaki sorunları çözmemiz birbirimize yakın durmamızla mümkündür. Aksi çözümsüzlüktür.  20.08.2011

 

İbrahim Küreken

  

 

---
Nivîsên din yên nivîskar
18/2/2013  Yeni bir siyaset anlayışına ihtiyaç vardır
9/1/2013  Öcalan ile Türk Devleti’nin anlaşmasının siyasi sonuçları
5/12/2012  "Türkiye, Irak Kürtlerinin hamisi olabilir mi? “
24/11/2012  Kürdistan’la yeni bir yüz yıla doğru
18/11/2012  Dünde kalmak
5/11/2012  Hak-Par için yeni bir süreç başlıyor
23/7/2012  Leyla Zana nasıl bir barış istiyor?
18/4/2012  Bölgedeki yeni dengelerde Kürdistan’ın geleceği
3/3/2012  Hak-Par Kürtlerin en önemli partisidir. Zarar vermeyin.
15/1/2012  Roboski’de insan parçaları
18/12/2011  Toplumsal mücadelede meşruluk sorunu (2)
2/12/2011  Eskiye ve geçmişe asılarak Kürtler özgürleştirilemez
24/8/2011  “Son kapışma”
20/7/2011  KURDO “yazık oldu bize”
3/7/2011  İşbirliğinin önemi ve süreci doğru kullanma
9/6/2011  Öksüz ve sahipsiz bıraktın bizi
4/5/2011  Kürtlerde Toplumsal dönüşüm kabiliyeti
29/4/2011  Düşüyoruz bir bir
23/4/2011  Sorumluluk
10/4/2011  Kürt aydınları ve siyaset algıları
17/3/2011  Kürt sorunu ‘kardeşlik’ söylemiyle değil ‘gönüllü birliktelik’le çözülür
1/2/2011  Doğru siyaset tarzını yakalamak üzerine
20/12/2010  Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi mi, özerk Kürdistan mı?
11/11/2010  “O bir kürt prensiydi”
6/10/2010  HAK-PAR kongreye giderken
20/8/2010  Değişime evet demek bir görevdir
13/8/2010  Referandum tartışmaları
21/7/2010  Kürt sorunu ve Türkiye’nin Ortadoğu’da denge siyaseti
30/4/2010  İyimserlik ve muhtemel yanılgılar
11/12/2009  Bir Kürdün “açılım” bitti diye sevinmesi talihsizliktir
18/11/2009  Ferit Uzun’un Katili Abdullah Öcalan’dır
7/9/2009  Hayallerimizden vazgeçmeden gerçekçi politikalar üretmeliyiz
18/8/2009  Değişim hareketleri ve Kürtlerde siyasi manzara
10/7/2009  Sürecin değerlendirmesi ve seçimler