DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


F.Ozcelik@gmx.net

Fadil Özçelik    

Seferberlik zamanı


20/8/2011

TC Başbakanı Erdoğan`ın canı Kürd gerillalarının özellikle Silvan ve Çukurca`da Türk Ordusuna indirdiği ağır darbelerden yanmışa benziyor.

İstisnalar saklı kalmak kaydıyla bir bütün olarak tüm Türklerin de öyle.

Onlar, hep başkalarını darbelemeye alışkındırlar. Darbe indirmek ve başkalarının canını yakmak Tanrı`nın sadece onlara bahşettiği bir hak ve basirettir.

Ve Kürdleri imha ettikçe, ortalığı cehennem yangınına çevirdikçe sebep ve tarifi imkansız sadistçe bir haz duyarlar.

Başkalarını mutsuz ettikçe mutlu olurlar. Kendi mutluluklarını başkalarının, özellikle de Kürdllerin mutsuzluğu üzerine inşa etmişlerdır adeta.

 „Canım yanıyor“ demenin ne anlama geldiğini  bilmezler, tersine „Canım yanıyor“ diye bağırdıkça daha çok can yakar ve zevklenirler.

Geçmişte hep böyle oldu, günümüzde de öyle.

Teferruatlara takılıp kalmayın. Özünde değişen pek bir şey yok. Bu kalıtsal bir sorundur, tedavi için daha çok zamana ihtiyaç vardır.

Adı ve siyasal sıfatı ne olursa olsun, böylelerinden, kendisine tanıdığı hakların aynısını başkalarına da tanımasını beklemek safdillilikten başka birşey değildir.

Sayıları oldukça sınırlı bazı yazar ve aydınları bir tarafa koyup dincisi, solcusu ve liberallerin son olaylarla ilgili yorumlarını okursanız sanırım çok da fazla ileri gittiğimi düşünmezsiniz.


Türk dincisi, sadece dincidir ama asla dindar değildir: Solcu ve liberali de sol ve liberal düşüncenin etrafında dönüp dolanırlar
; yeri ve zamanı geldiğinde ise sağcının en sağcısı olmaktan çekinmezler.

Alayı için sözkonusu işgal ve ilhak edilmiş Kürdistan`ı da ihtiva eden „vatan“ olunca gerisi yani din ve iman da, eşitlik, kardeşlik ve adalet de detaydır.

Aydın ve siyasal partileriyle dindar, solcu ve liberali gerçek olan bir ülke, sadece eşit ve özgür olmak isteyen Kürd halkı için bu kadar yoldan çıkmış ve rotasız kalmazdı.

Siyaset, sadece siyasetçilere bırakılamayacak kadar ciddi bir iştir. Aklı başında, insanlığın evrensel ilkeleri çerçevesinde ne yapacağını bilen siyasetçilerin ülkelerini zengin, insanlarını da mutlu; çılgın ve insani niteliklerini yitirmiş diğer siyasetçilerin ise ülkelerinin nasıl talan olmasına sebep olduklarına hem tanık olduk hem de tarih kitaplarından okuduk.


Bazı ülkeler bu çılgın politikacılarına karşı demokratikleşerek zenginleştiler ve insanlarına mutlu bir şekilde yaşanabilir bir ülke yarattılar.

Önyargılarından kurtulamayan, kurtulmak gibi bir dert ve kaygısı da olmayan mutlak doğrulara sahip ülkelerde ise halkın tepesine ya asker, polis biner ya siyasetçi. Türkiye`de olduğu gibi dincisi, solcu ve liberali de yarım yamalak olan, zorlandığı zaman solcusu sağcı, dincisi dinsiz ve imansız olabilen ülkelerde ise denetimsiz ve hesap sorulamaz olan siyaset arenası ya siyasetçilere ya da askerlere bırakılır ve bir çamur deryasında çırpınır durur. Ordumuz Kürdistan`da Kürd halkına karşı neden savaşıyor, diye soran kaç müslüman, solcu ve liberal bilirsiniz?


Artık toplumsal bir akıl tutulmasının yaşandığı bu ülkede tıpkı tımarhanelerdeki gibi herkes bağırıp çağırır ama kimse bir diğerini duymaz.

Türk Ordusunun 30 yıla yakın bir süredir Kürdıstan`i viraneye çevirmesi, on binlerce Kürd`ü kah ensesine sıkılmış tek kurşunla, kah tepelerine göklerden yağdırılan bombalarla katletmesi kimsenin tuhafına gitmedi, gitmiyor. Bu Türklerin bilinçaltlarına işlenmiş kodlarla normaldir. Keza Türk Ordusu güçlüdür, yenilmezdir, kendisine kurşun sıkılmaz ama o, mermi yağdırır başkalarının üzerine, savaşta Mehmetçik ölmez, sadece avlar ve gebertir.

Ölen bir asker için bütün Kürdleri hedef beller.

Ölen onlarca Kürd savaşçısı olunca zil takip göbek atar.

30 yıllık savaşın bilançosu bile bu algıyı değiştirmedi. Ve tıpkı Türk Devleti gibi, bir olgu değişmekte bu kadar ayak diretiyorsa, ortalıkta normal olmayan bir durum var demektir.

Üniversitelerde bu konuda ciddi araştırmalar yapmaya ihtiyaç vardır.

Uzun bir aradan sonra Türk Ordusunun Kürd gerillalarından bu baskınları yemesi Türk kamuoyunun kimyasını bir kez daha bozdu.

27 yıldır birkaç bin kişilik Kürd savaşçısına karşı yüz binlerce askeriyle Kürdistan`daki aralıksız operasyonlarına devam eden ve her seferinde üçer beşer kişiyi katleden Türk Ordusunu görmezlikten gelerek solcular, liberaller ve din tüccarları feryadı bastılar. Onlara göre Kürd savaşçılar askerler tarafından katledilmeyi beklemek yerine taaruza geçmekle barışı dinamitlemişlerdi.

Hangi barışı? derseniz, cevapsızdırlar. Türk askeri Kürdistan dağlarında armut toplamaya çıktıklar da mı Kürd savaşçıları tarafından pusuya düşürüldüler? Dıye sorarsanız, alacağınız cevap da, sadece Türklere özgü, dünyada eşi benzeri olmayan bir yanıt olur.

Barışa pek de meraklı dinciler, solcular ve liberallerin aklına „Ordu operasyonları durdursun“ fikri gelmez. Kutsal Türk Devleti bir taraftan Kürd halkına karşı savaşacak, öte taraftan da barış yapacak ve yeni bir anayasa ile Kürd sorununu çözecek, öyle mi?

Bilmem bizimle mi dalga geçiyorsunuz yoksa kendinizle mi?


Daha düne kadar Ahmed
ê Xanê, Cîger Xwîn, Ahmet Kaya. Şivan Perwer, Mevlana, Yunus Emre ve Yasevi`yi anarken bir mitoman gibi yalanlarına inanıp coştukça milletvekili ve yöneticilerini de gözyaşlarına boğan Erdoğan, artık gürlüyor, tehdit ediyor, fırça atıyor herkese, beni dinlemiyor ve hizaya gelmiyorsunuz diye.

Bu Erdoğan çifte kişilikli biri midir bilemem. Ama sağı solu belli olmayan, sözlerine bel bağlanmaz ve güvenilmez bir tip olduğu besbelli. Ağır toplumsal ve siyasal sorunların da bu sonbahar yaprakları gibi bir oraya bir buraya savrulan bu tür politikacılarla çözülmesi zor hatta imkansız.


Başbakan ferman buyurdu, bu mübarek günler geçsin de ananızdan emdiğiniz sütü burnunuzdan nasıl getiririz görürsünüz, diye. Adama sorarlar, 12 Eylül zindanları dahil olmak üzere 30 yıldır bize daha yapmadıklarınız da mı var?

Erdoğan o anki kızgınlık ve kamuoyunu sakinleştirmek için mi böyle konuştu yoksa aradığı fırsatı bulduğu için mı? Ben ikincisinin gerçeğe daha yakın olduğunu düşünenlerdenim.


Teşbihde hata olmazsa Marx,
„İşçi sınıfının zincirlerinden başka kaybedeceği başka birşeyi yoktur“ demişti vaktiyle.

Türk Devleti de artık kaybedecek pek birşey bırakmadı Kürd halkına. Bu 30 yıllık süreçte bir halkın özgürlüğü için kaybedebileceği neyi varsa aldı elinden.

Türk Devleti şundan emin olmalıdır ki daha da tırmandırılacak bir savaşta artık Kürd halkının kaybettiklerini kaybetme sırası Türklerin olacak.

Kürdlerin kaybedecekleri pek birşeyleri kalmadı ama devletin kaybedecekleri ve kaybetmesi gerekenleri çok fazla.

Türk Devletiyle 90 yıllık bir kavgada Kürd halkının kaybettikleri, bundan sonra kaybedeceklerinden çok daha fazla oldu.

Kürd halkıyla 90 yıllık savaşında Türk Devletinin kaybedecekleri  ise şimdiye kadar kaybettiklerinden çok daha fazla olacak.

Kürdistan`ı cehenneme çevirdiler, biraz da cehennemin tadına kendileri baksın.

Kürd halkıyla savaşmakta ısrar eden Türk Devleti bunu da hesaba katarak tercihini yapmalıdır.


Savaş istenilen, tercih edilen bir durum değildir elbette. Savaşlarda bir tarafın kazanıp diğer tarafın kaybettiği koca bir yalan. Savaşlar, herkes için sadece bir kayıptır ve kaybeden de her iki taraftır. Hatta biraz zorlama gibi görünse de belki daha çok kaybeden, savaşı kazanan gibi görünendir.

Savaş daha çok askerlerin bir tercihi olarak kalmalıdır. Siyasetçiler ve aydınlar en az askerlerin savaşta ısrarcı oldukları kadar barış için  kararlı olmak zorundadırlar.

Dinciler, solcular ve liberaller artık Kürd halkına karşı savaşı kaçınılmaz ve mübah görmekteler.


PKK
`nin Türk Devletine karşı yanlışı bir ise, Türk Devletinin PKK`ye karşı yanlışı bindir.

Kaldı ki ilhakçı ve işgalci bir güç olarak Türk Devleti Kürdistan`da bulunmasaydı şayet o bir yanlışa da maruz kalmayacaktı.

Oh ne ala, hem git başkalarına ait olan ülkeyi işgal ve ilhak et hem de bana kurşun sıkılıyor diye şikayet et!

Bari yolunuza kırmızı halılar döşeyelim, kırmızı güllerle karşılayalım ha, ne dersiniz?

Hele PKK ile arasına mesafe koymuyor gibi tamamen sahtekarca bir yaklaşım ile Kürd halkının yasal ve sivil örgütlerine yönelmek, “Böl, parçala ve yönet“ dahası „yok et“ taktiğiyle çözüm ummak tamamıyla bir çıldırmışlık halidir.

PKK`nin yanlışları diğer Kürd örgütlerine, kendisi gibi düşünmeyen ve kendisine karşı mesafeli duran Kürdleredir.

Gerek son parlamento seçimlerinde, gerekse Güney Kürdistan ile olan ilişkilerinde her ne kadar PKK ciddi bir değişim süreci yaşıyorsa da bu, daha da ileriye taşınmalı ve kalıcı kılınmalıdır.


PKK dışında kalan Kürdlere de düşen sorumluluklar vardır. Tıpkı kendileri gibi elbette PKK de eleştilmelidir. Ama kullanıılan dil ve uslubun itici ve kırıcı olmaması, yıkmayı değil düzeltmeyi amaçlaması Kürdlerin işine gelecek ve memnun edecektir.

Giderek artacağı ve şiddetleneceği anlaşılan Türk Devletinin saldırılarına karşı PKK dışındaki Kürd hareketi sessiz, tarafsız ve tavırsız kalmamalı, devletin yedek veya bertaraf edilmiş kesimi olma oyununa gelmemeli, aksine PKK ile birlikte veya ayrı tam bir seferberlik halinde olmalıdır.


Türk Devletinin PKK
`ya saldırısı bir imha hareketi mahiyetinde olacaktır.

Kürd halkının da 20 mılyon nüfusuyla karşı harekete geçmesi farzdır.

Topyekün saldırıya karşı topyekün direniş. Türk Devletine verilecek en iyi cevap budur.

Sadece dağlardaki savaşlarla değil, köy, ilçe ve illerdeki her türden eylemlerle Kürdistan, Türk Ordusuna geçit vermemelidir. Türk askerleri Kürdistan`ın köy, ilçe ve illerinden elini kolunu sallaya sallaya savaşçılarımızı, kardeşlerimizi katletme şans ve fırsatından mahrum bırakılmalıdır.

Dağdaki askerin lojistik desteği ovada engellenmelidir; bazen oturarak yol kapatma eylemleriyle, bazen araçlar taşlanarak..

Türk Devleti Kürd ve Kürdistan politikasını Kürdler arasındaki ilişkilere de bakarak belirleyecektir.

Devletin Kürdlerin bir kesimi ile çarpışırken, diğer kesimleri ile iyi geçiniyor görüntüsü vermeyi amaçladığı açık.

Zoruna da gitse, „Köprüyü geçinceye kadar Ayı`ya Dayı demek” ihtiyacı hissediyor.

PKK`nin silahlı güçlerini devre dışı bırakarak Güney Kürdistan`ın bir kesimine yerleşmeyi de umuyor. Bir taşla iki kuş!

Sonra da terör meselesini bitirdim, sıra çözümde diyeceğini mi sanıyorsunuz?

DTK, BDP, HAK PAR, KADEP, diger sivil ve siyasi Kürd organizasyon, aydın ve siyasetçilerinin bu süreçte takınacağı tavır, ileride tarih kitaplarında nasıl anılacaklarını da belirleyecek kadar önemlidir.

Herkesin her zaman kendini gözden geçirmeye hakkı vardır, cesareti de olmalıdır.

 

 

 

---
Nivîsên din yên nivîskar
9/9/2012  Kurdistan 30em welatê mezin ê cîhanê ye
25/8/2012  Bir Kureyşli müşrik olarak AKP
2/8/2012  „Yek e yek e yek e, Gelê kurd yek e“
5/7/2012  ‘Onları yenmemiz gerekmiyor, sadece savaşacağız’
17/11/2011  Türk Ordusunun Kürd halkına yenilmesi ve teslim olmasıyla mesele çözülür
26/10/2011  ATV Kürdıstan’dan kovulmalıdır
10/10/2011  Ağla Erdoğan ağla, ağlamak güzeldır
31/8/2011  Viva Zapata û li Kurdistanê lêdana rojnamevanekî
20/8/2011  Seferberlik zamanı
26/6/2011  Alın parlamentonuzu başınıza çalın
13/6/2011  Yeni bir anayasa yaparken TBMM Irak Kürdıstan’ı Anayasası’ndan faydalanmalıdır
9/6/2011  Kazlar
25/4/2011  Subcomandante Marcos`a kulak vermenin ve anlamanın tam zamanıdır
28/12/2010  Erdoğan mı Ingiliz Gandhi Kemal mı?
4/12/2009  Ji bo Mesûd Barzanî serokê Kurdistanê re nameyeke vekirî
30/6/2009  Şayet Amerika emperyalist ise....