DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


cemal_hevdem@hotmail.com

Cemal Özçelik    

Krizin Kod Adı 330


26/7/2011

Seçimlerden sonra birden bire ortalık toz duman oldu.

Karşılıklı restleşmeler, çatışmalarda artış sağlandı.

Bağımsız seçilen Milletvekilleri meclise gitmeyi ret ettiler.

Demokratik Toplum Kongresi özerklik ilan etti.

Peki ne oldu da bu durum yaşandı?

Esas sorun AKP’nin seçimlerden istediği sonucu alamayıp hezimete uğramasından kaynaklanmaktadır.

Diyeceksiniz ki, seçimlerden yüzde elli sonuç alan bir partinin seçim hezimetinden bahsetmek mümkün mü?

Evet mümkün.

AKP yüzde elliye yakın bir oy aldığı halde, milletvekili sayısında düşüşe uğradı.

Anayasayı değiştirebilmek için en az 330 oy gerekmektedir.  AKP bu sayıyı yakalayamadı.

Bu sonuç onun tüm planlarının suya düşmesine yol açtı.

Bir önceki dönemde yeni bir anayasa taslağı hazırlatmış, bunu bu yeni dönemde yasalaştırmayı hesaplıyordu.

Anayasanın mecliste kabul edilebilmesi için 367 oy gerekmekte; bunun için de diğer partilerle uzlaşması lazım. Ancak elinde 330 sandalye olması durumunda anayasayı referanduma sunma imkanını kazanırdı.

AKP 330 sandalye kazansaydı belki de bu kriz şu an yaşanmazdı.

330’un altına düşünce hile yoluna başvurdu. Eksik kalan birkaç sandalyeyi şeytani planlarla elde etmeye kalkıştı. Böylelikle seçim arifesinde patlak verip çözülen Hatip Dicle meselesini tekrar gündemleştirdi.

YSK Dicle’nin seçimlere katılabileceğine karar vererek olaya son noktayı koymuştu aslında.

Ancak dediğim gibi AKP’nin 330’dan daha az oy alması, onu tekrar harekete geçirdi.

YSK’ya dilekçeyle başvurarak, seçimlerde yüksek oy almış olan Dicle’nin vekilliğinin düşürülmesini talep etti(aynı talebi CHP ve MHP de yükseltti).

Böylelikle Dicle’yi düşürüp, yerine kendi adayını seçtirecek ve 330’a bir adım daha yaklaşacaktı. Geriye 3 eksik oyu kaldı. Diğer partilerden adam kafalayarak bu boşluğu kapatmaya çalışacak.

Eğer AKP uzlaşmaya açık olsaydı ve diğer tarafları da işin içine çekip gerçekten yeni bir anayasa yapmak isteseydi, bu kriz yaşanmazdı.

Dicle’nin vekilliğinin iptali, AKP’nin gerçek yüzünü ortaya sermeye yetmektedir.

‘’Ceza almış birini neden aday yaptılar’’ savunması geçerli değildir; çünkü bu sorun seçim arifesinde çözülmüştü. Esas sebep, kendi anayasasını dayatacak sayısal çoğunluğu elde edememiş olması ve toplumsal uzlaşmaya açık olmamasıdır. (Tabii ki bu, yaşanan krizin tek sebebi değildir. Tüm sosyal, siyasal sorunlar her zaman çok sebeplidir).

AKP krizin sorumluluğundan kaçmaya çalışmaktadır.

BDP’nin her zaman doğru, akılcı kararlar almadığı aşikar, ancak krizin sorumluluğunu BDP’ye atmak tek kelimeyle pişkinliktir. Daha önce zaten ilan edilmiş özerkliğin bir daha ilan edilmesinin de optimal bir tutum olmadığı belli, ancak bu, krizin sebebi değil, sadece sonucu.

 

*                                 *                                 *

‘’Silvan olayı’’ da özünde orduyla uzlaşmış AKP’nin uzlaşma temelinde sorunları çözüme kavuşturmaya yanaşmamasından kaynaklanmaktadır. AKP savaştan nemalanmaktadır.

Bu yüzden ‘’açılım’’ söylemlerine rağmen şiddet siyasetinde orduyla el eledir.

Boş açılım paketleriyle kamuoyunu oyalayıp destek üstüne destek kazanırken, ordu ve polis eliyle de gerilim ve şiddet siyasetini yürütmektedir.

Kimi ilerici, demokrat kesimlerin bu siyasete gönüllü bir şekilde kanmaları ise işin diğer bir ilginç yanı.

AKP veya CHP’ye empatiyle yaklaştıklarında sorunların daha kolay çözüleceğini sanmaktalar.

Oysa pratik sonuçlar bunun tam tersini göstermektedir.

AKP Kürtlerden aldığı yüksek oylara dayanarak, ‘’onlar bizi destekliyorlarsa, demek ki Kürt sorunu diye bir sorun yoktur’’ savını ortaya atmaktadır.

Yine bu sava dayanarak askeri çözüme, şiddete yönelmektedir.

Oysa AKP’ye oy veren Kürtlerin ve demokratların büyük bir çoğunluğu Kürt meselesi başta olmak üzere tüm diğer sorunları çözecek yasal düzenlemeler yapacağı umuduyla destek sunmaktadırlar.

Bu bağlamda devlete ve onun partilerine empati gösterip destek sunmak ilerici değil, gerici bir rol oynamaktadır. Sorunların çözümüne değil, çözümsüzlüğüne hizmet etmektedir.

 

*                                 *                                 *

Gerek dünyadaki, gerekse bölge ve ülkemizdeki gelişmelerin bir daha bizlere gösterdiği bir gerçeklik vardır; hiçbir halk kendi kaderini, yaşamını başka bir halkın veya devletin insafına terk etmemeli. Dünyanın en demokratik sistemini bile kursalar, Kürt halkı da kendi varlığını ve doğal haklarını kendisini egemenlik altında tutan halkların, devletlerin insafına, keyfine terk etmemeli.

Bu bağlamda tarzı, biçimi, zamanlaması ne olursa olsun; Demokratik Özerk Kürdistan talebi ve onun örgütlenmesi çabaları halkımız için ileriye doğru atılmış olumlu bir adımdır.

BDP’nin Kürdistan’ın önemli illerinde birinci parti olmaması, bu talebin haklılığına gölge düşürmez.

Kürtlerin kendi partilerine oy vermemesinin önemsiz bir konu olduğunu söylemiyorum, tersine bu üstünde ciddiyetle durulması ve aşılması gereken can alıcı bir sorundur.

Demokratik özerkliği yeterli bulmayan kesimlerin de kendilerine sormaları gereken önemli bir soru vardır: Şu aşamada özerkliğe bile onay vermeyen Kürt insanına federasyon veya bağımsızlığı nasıl kabul ettireceğiz?

Bu soruyu ben de kendime sormaktayım tabii.

Ancak federasyon veya bağımsızlık sorunu felsefi, ideolojik değil, güç ve örgütlülük sorunudur. Bu, demokratik özerklik için de geçerli.

Pratik olarak en yakın durduğumuz hedef şu an fiili öz yönetimdir. Öncelikle bu güçlendirilmeli. Ki bu hem federasyonun, hem de bağımsızlığın yolunu açar.

Tüm bu hedeflere ulaşmak için daha çok zaman gerek.

İlle de ille ulusal birlik ve halkımızın devlet partilerinden koparılması gerek.

 

*                                 *                                 *

Kürtler kendi çözümlerini yaratmak için harekete geçmiştir. Altı henüz yeterince dolmamış olsa da, demokratik özerklik yönünde atılan adımlar yankısını bulmuştur. Zamansız da olsa bu yöndeki açıklamalar olayın psikolojik boyutunun olgunlaşmasına önemli katkılar sunmuştur.

Devlet kararını vermeli, barışçıl siyaset ve çözümden yanaysa, kandırma, oyalama tutum ve çabalarından vazgeçmelidir. Kürt meselesinde ordu ile hükümet temel hatlarda anlaşmış, ittifak kurmuştur. ‘’Kamuoyu baskısı’’ gerekçesine sığınmamalı. Hükümetin yüzde ellilik desteği var; ordunun da hala yığınlar üzerindeki etkisi güçlü. İsterlerse çözüm için gerekli psikolojik ortamı rahatlıkla sağlayabilirler. Empati bekliyorlarsa, onlar da Kürtlere empati duymalıdırlar. Her şey karşılıklı; tek yönlü sevdaya geçit yok.

AKP, ya MHP ile ittifak kurup kendi anayasalarını yapıp çatışmalı süreci devam ettirir; ya da Kürt halkının taleplerini dikkate alan yeni bir anayasayla sorunlara çözüm kapısını aralar.

Cemal Özçelik

26.07.2011

 

 

---
Nivîsên din yên nivîskar
06/3/2013  İmaj savaşı üzerinden sürdürülen İmralı barış süreci
11/2/2013  Kürd halkı çözümü kendinde bulmalı
13/1/2013  Türkiye Örtülü Operasyonlar Cumhuriyeti
28/12/2012  Roboski Güneşi Sömürgen’in Ampulünü Söndürdü
17/12/2012  Suriye’deki gelişmeler Güneybatı Kürdistan’ı nasıl etkiler?
22/11/2012  Açlık grevleri ve yarattıkları sonuçlar
17/11/2012  Demokrasilerde açlık grevi olmazmış(!)
4/11/2012  Aysel Tuğluk’un Gözyaşları ve Yedi Başlı Ejderha
26/10/2012  Bu seferki grevler çaresizlikten değil
23/9/2012  Yenilmezliğin sırrı Kürt toplumundaki dönüşümdedir
1/9/2012  Çok başarı değil; az hata, karşıtlık değil; ulusal birlik zafere götürür
19/8/2012  Dert veren Mevla, dermanını da verir
6/8/2012  Kesintisiz operasyona karşı kesintisiz vuruş
28/7/2012  Bizi gücümüzden utandırıp yenmelerine izin vermeyeceğiz
14/7/2012  Öcalan’la görüşme mi, izolasyonla kıvama getirme girişimleri mi?
5/7/2012  Ne savunduğundan çok, hangi zeminde durduğun önemli
13/5/2012  Ulusal kongre üzerine
15/4/2012  Diplomatik Aktivizm, Askeri Hazırlık
29/3/2012  Yumruğa en iyi yanıt, ‘’Türk’’ten vaz geçmektir
21/3/2012  Newroz Anayasası
3/3/2012  Bu bahar dağa çıkacağım..
17/2/2012  Operasyonlar ve Konseptlerin İflası
8/2/2012  Dem dema yekîtiyê ye
1/2/2012  Tam da Çözülecekken;…
24/1/2012  Sevsen de Terk Edeceksin, Sevmesen de..
15/1/2012  Ben Leyla Zana’yı farklı okudum
9/1/2012  Klikler Savaşı ve İlahi Adalet
1/1/2012  Uludere Katliamı YAŞ Kararlarının Ürünü mü Acaba?
18/12/2011  Ordudaki dizaynla Kürdistan’ımız hedef tahtasına dönüştürüldü
20/11/2011  Dünün Mustafa, İsmet, Fevzi’si; Bugünün Abdullah, Tayyip, Necdet’idirler
10/11/2011  Türk devletinin kurduğu çapraz tuzak
1/11/2011  Kimyasal Necdet
25/10/2011  Belki de Müge Anlı Kürtlere doğru yolu gösteriyordur
7/10/2011  Barış için savaşa hazır olmak
15/9/2011  Kürt Sorunu ve MİT Sözcüsünün ‘’Devrimci’’ Çözümlemeleri
3/9/2011  Mevsim Değişir, Dien Bien Phu Olur
20/8/2011  Sözümüzün hiç tükenmediği yerdeyiz
6/8/2011  CHP devletinden AKP devletine
26/7/2011  Krizin Kod Adı 330
26/6/2011  Hatip Dicle’nin Rövanşını Belediye Seçimlerinde Almalıyız
14/6/2011  Seçim sonuçları kolonyal sisteme vurulmuş bir darbedir
9/5/2011  Ayla Akat
1/5/2011  Hilweşandina sîstema dagirker nêz dibe..
19/4/2011  Seçimlerden çekilmek çare değil
10/4/2011  Sevindirici, ama buruk bir başlangıç
24/3/2011  Sebahat Tuncel’in Tokadı
11/3/2011  Sakıncasız Kürd
2/3/2011  Devrimler bize yaramadı
19/2/2011  Şivan Perwer Türk Devletini Afetmemeli
13/2/2011  Devrimler bize yaramadı
21/11/2010  Barajı aşmak kararlılık ve bağımsız tutum ister
28/10/2010  Örnek bir olay, örnek olmayan davranış
12/10/2010  Aydın sorumluluğu ve sorumlu aydın
14/9/2010  İki Referandum, İki Sonuç
4/9/2010  Toplumsal Hafızayı Silmek, Sömürgeci Bir Politika
25/8/2010  „Yetmez Ama, Evet!’’ diyorum
4/8/2010  12 Eylül Faşizmi ve 12 Eylül Referandumu
23/6/2010  Yabancısınız!
5/6/2010  Sevahir Bayındır İçin
11/5/2010  Baykal’ı neden gönderdiler?
22/12/2009  Devlet Kendi Kurduğu Kapana mı Düştü?
13/12/2009  DTP’nin Kapatılması Kürtleri Barajlama Siyasetinin Devamıdır
6/12/2009  Devletin ´Milli Açılımı´ İflas Etti
30/11/2009  Öcalan Günah Keçisi mi?
30/11/2009  Öcalan Günah Keçisi mi?
18/10/2009  Genelkurmay açılımı çetin bir sinavda grupların dönüşü provokatif bir yaklaşım
17/10/2009  Genelkurmay Açılımı Çetin Bir Sınavda
5/9/2009  ´Demokratik Açılım´ hakkında birkaç tespit
20/7/2009  ’’Sivil Generaller’’ Değişiyor, Bakalım Askeri Generaller de Değişecekler mi?
23/6/2009  Kürt Meselesinin Çözümsüzlüğü