DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


osmanaydin@gmx.de

Osman Aydin    

Pervin Cemil


17/6/2011

Doz Yayınlarında çıkan, Doğan Ceren'in  „BÜRÜKSEL'DE BİR KÜRT KADINI“  kitabını  zevkle okudum. Röportaj, anı ve kısmen araştırma yöntemiyle hazırlanan bu kitap, Doğan Ceren'in bu türdeki ikinci kitabı. Birincisi „KÜRT TARİHİNDE BİR YAPRAK“ ismiyle yine Doz Yayınlarında çıkan kitap, benim yaşamım, anılarım ve düşüncelerimle ilgiliydi. O kitabı hazırlarken sevgili Doğan, aynı türde ikinci bir çalışmayı bir Kürt kadını üzerine yapmayı düşündüğünü söylediğinde, tereddütsüz  „Pervin Abla“yı önerdim.  Sonuçta bu kitap okuyucunun eline ulaştı.

 

Pervin Cemil ile ilk kez 25.01.1997 tarihinde Bürüksel'deki  Buroya Kurdî ya Pêwendî û Agahdarîyê'de karşılaştım. Onun yöneticiliğini yaptığı bu büroda “Kürt sorununda demokrasi ve legalizm” başlığıyla bir seminer vermek için gitmiştim. Seminer sonrası kendisine misafir oldum ve onu daha yakından tanıma imkânım oldu. Onu anarken hep “Pervin abla” derim. Bu hitap, onun yarattığı pozitif ortamın sonucu olsa gerek. Ayrıca benden bir yaş büyük olduğunu da öğreniyorum. O benim “Pervin ablam”dır.

 

Diyarbekirli Cemil Paşazade ailesinden, Ekrem Cemil Paşa'nın kızı olan Pervin ablanın, yaşamı boyunca Kürt kişiliği hep gelişerek şekillenmiş, bitmez bir enerji ve özveriyle bu yolda çalışmalarını sürdürmüştür. Onunla ilk karşılaştığımda üç önemli özelliğini fark ettim. Gözlerinde ki zeka pırıltısı, insanı adeta kucaklıyan bakışlarındaki şevkat ve modern yaşam içinde onun kürdi terbiyesi. Daha bilmediğim nice özellikler ve güzellikler vardır bu nahif insanın dünyasında. Kürdi terbiyenin ailesinden ve onun sosyal genlerinde mevcut olduğu anlaşılıyor. Vakur ama saygılı. Kürt aristokratlarındaki ortak özellik.

 

Kürt aristokrasisisinin doğuşu, gelişimi ve tarihi gelişme süreci bilimsel araştırmaya muhtaç konulardan biri. Değerli araştırmacı Malmisanıj bir ölçüde bu görevi yerine getirmiş insanlardan biri. Kürt aristokrasisinin Kürt kültür ve siyaset dünyasındaki etkileri konusunda ne yazık ki yeterince bilgi beraklığına hala sahip değiliz. Ancak şunu çok iyi biliyouz ki bu sosyal kesimin Kürt tarihi içinde önemli işlevler üstlendiği açıktır. Son ikiyüz yıllık Kürt aydınlanmasında bu aristokrat ailelerin şu veya bu biçimde etkilerinin (olumlu ve olumsuz yönleriyle) ve katkılarının olduğu kesindir.

 

Gerek Osmanlı döneminde, gerekse Cumhuriyet Türkiyesi'nde devlet Kürt aristokrasisi ile barışık olmamıştır. Bu tür aileler için sürgün, hep yaşamlarının bir parçası olmuştur. Devlet Kürt aristokrasisinin büyüyüp serpilmesini istememiştir. Asıl önemlisi bu aristokrasinin kendi coğrafyasında kalmasını istememiştir.

 

Kürdistanın entellektül bazda en dinamik kesimlerinden biri, bu aristokrat kesimdir. Dünyayı tanıyan, Kürdistan sınırları dışındaki yaşamla ilişkili olan, birkaç Avrupa dili bilen, hem doğu hem de batı kültürü ile tanışık bu aristokrasi, aynı zamanda belli bir ekonomik birikimin de sahibidir. Başka bir deyişle bu kesim ilerde Kürt burjuvazi sınıfının temel taşları olma potansiyeline sahipti.  Kürt ulusculuğunun gelişmesinde ve ulsal birliğin oluşmasında bu aristokrat kesimin bilgi ve  ekonomik değer birikim önemli bir katkı sağlayacaktı. Ancak devlet bunun önünü kesti. Bu tür aileleri Kürtdistan'ın dışında tutmaya özen gösterdi. Hatat bu ailelere Kürtdistan'ın dışında olanaklar bile sağlandı. Devletle bütünleşterilip, devletin hizmetinde çalıştırılmak istendi. Bu çarkın içine pek çoğu düştü. Ama bunu reddedenler de oldu. Onların yaşamı ve tercihleri değişik bir çizgide daha dramatik seyretti. Kürt aristokrasisi Kürdistan'ın dört parçasında da üç aşağı, beş yukarı aynı kader çizgisine sahip oldu.

 

Kürt aristokrasisinin Kürdistan'dan yalıtılmış olması Kürt uluslaşma sürecinin sancılı, geç ve ağır gelişmesinin nedenlerinden biridir. Ulusal kültür ile modern dünyanın kültür verilerini birleştirme imkanı 20. yüzyılın yarısına kadar bu tür ailelerin olanakları içindeydi. Ama onların coğrafyalarından koparılmaları, kendi halkıyla ilişkilerinin belli ölçüde kesilmiş olması, bu entelektüel bilgi birikimini kendi halkına aktarma olanağını sınırladı. Basın yayın yoluyla  daha 19. yüzyıldan beri Kürtlerin aydınlanma sürecini başlatan Kürt aristokrasisinin ve onlarla birlikte bir kesim aydının çabaları ne yazık ki hep sınırlı kalmıştır.

 

Gerek Osmanlı gerekse cumhuriyet döneminide devlet, bu ailelerin önemini ve etkisini Kürtlerden daha önce ve daha fazla kavramıştır. 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra Kürt okumuşlarının sol kültür ve siyasetle fazlasıyla şekillenmiş olması, bu kesimin yaşamı ve mücadelesini ne yazık ki pek ilgi çekici kılmamıştır. Duvarın yıkılması, bütün dünyada olduğu gibi Kürtler arasında da büyük etkiler yarattı.  Bu etkilerden biri de Kürt aydınlarının ideolojik kalıplardan kurtularak daha soğuk kanlı bir biçimde kendi ulusal değerlerini yeniden keşfetme sürecine girmesidir.

 

Bu anlamda Doğan Ceren'in bu çalışması değerlidir. Son derece akıcı bir üslupla yazılmış ve bir solukta okunabilen bir kitap. Eline, yüreğine, beynine sağlık sevgili Doğan. Ancak kitapta sunulan fotoğrafların altında kişiler tanıtılırken, “soldan sağa” sıralamasında bazı yanlışlıklar yapılmış, onun bir şekilde düzeltilmesinde büyük yarar var.

---
Nivîsên din yên nivîskar
6/4/2016  Yıkıcılık
6/5/2012  Kürt Milliyetçiliği ve Şeyh Ubeydullah
10/2/2012  Bülent Arınç´a açık mektup
23/12/2011  Dersim ‘İsyanı‘
1/11/2011  Kürdistan’ın ve Kürt ulusunun parçalanmışlığı
17/6/2011  Pervin Cemil
15/5/2011  Ziya Avcı´nın Kitabı Üzerine...
28/8/2009  Edward M. Kennedy ve bir belge
31/7/2009  “Kürt açilimi“ ne demek?
10/7/2009  Kuzey Kürdistan´da demografik değişim