DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


brahimk30@gmail.com

Ibrahim Küreken    

Kürtlerde Toplumsal dönüşüm kabiliyeti


4/5/2011

Bir toplumun siyasi liderleri; toplumu özgür ve demokratik yapıya kavuşturmak, ekonomik ve sosyal yaşamlarında çağa uyum sağlayacak tedbirler almak  ve gelecek yaşam kaliteleri üzerine projeler geliştirmekle görevlidir. İnsanlığın varoluşundan günümüze kadar dönüşüm böyle gerçekleşmiştir.İnsan beyni yaşam seviyesini ileriye taşımak için ihtiyaç duyulan üretim araçlarını geliştirirken ayni zamanda kendi düşünme kapasitesini de geliştirmiştir. Yeni üretim araçlarına uygun toplumsal dönüşümü, bir sonraki üretim biçiminin temel ihtiyacı olarak algılayarak çağdan çağa geçişi başarabilmişlerdir. Geçmişten günümüze süreci iyi algılayamayan toplumlar, bir ileriki toplumsal gelişme seviyesine ya ulaşamamışlar veya başka toplumlardan çok daha geç bu süreci tamamlamışlardır. Dünyadaki ileri toplum - geri toplum kavramı, toplulukların bu dönüşüm kabiliyetine bağlı olarak ifadesini  bulmuşlardır.

   

Tarihi süreçten bu yana, Kürt toplumunun geri kalmışlığı ve sömürge seviyesinin de altında bir yaşama mahkum edilmeleri, Kürt toplumunun dönüşüm kabiliyeti göstermemesinden kaynaklandığını tespit etmemizi gerektirmektedir. Her normal  insanın beyin yapısının ayni olduğunu kabul edersek Kürt toplumunun diğer toplumlardan geri kalmasının nedeni beyin eksikliği değil, beyinlerini yeterince ve gelişmeye yönelik kullanmamalarıdır.Kürt toplumunun önüne çıkarılan tercihlerin iç çekişmelere yönelik olan ağırlığı zamanla, Kürtlerde genetik şekillenmeye hizmet etmiş ve Kürt insanı kendi akrabasını en büyük rakibi olarak kabul etmek durumunda kalmıştır. Bu yanlış şekillenme  Kürtlerin birleşerek büyümesi yerine iç kavgalarla parçalara bölünmesine neden olmuştur. Son birkaç yüz yıla baktığımızda Kürtlerin bu hazin hikayesini görmemiz mümkün olacaktır.

 

Kürtlerin inkarı üzerine şekillenen T.C.Devleti, bir taraftan dünyadaki değişimden etkilenmiş, diğer taraftan da Kürtlerin devletin inkarcı yapısına karşı başlattıkları mücadeleleri sonucu politik değişime mecbur bıraktırılmıştır.Türkiye’deki değişimle birlikte inkar ve imha politikalarından yana olan devletin derin yapısı ve bu yapının liderliğini ve sözcülüğünü yapan Kemalist statükocular, değişim hamleleri karşısında ellerindeki bütün kozları kullanarak engel olmaya çalıştılar. Ayni şekilde otoriter Kürt siyasetinin de bu değişim hamlelerine karşı durdurduğu görüldü.Türklerdeki statükocu kesimin “bölünme” gibi kaygı ve korkuları  biliniyorken Kürtlerin bu siyaset kanadının özgürlük söylemleri gölgesinde Türk ırkçıları ile benzer tepkiyi göstererek (örneği İspanya Bask Hareketlerinde görülmüş olsa da) değişime karşı çıkmalarını anlamak zor olmuştur. Silahlı mücadeleyi yürüten PKK’nin ve ardıçlarının, Türkiye’deki siyasi kırılmayı ifade eden değişimleri basite alması ve hatta bu değişimlere şiddetle karşı çıkmalarının nedeni, kendilerinin de şimdiye kadar yürüttükleri siyasetlerinde değişim göstermek zorunda kalacağının bilincinde olmalarıydı.PKK dışındaki Kürt siyasi yapıların çoğunluğu devletin geleneksel politikalarının değişiminin Kürtlerin hak taleplerinde bir sonraki adımını kolaylaştıracağını ve bu değişimin PKK’yi de dönüştüreceğini düşündükleri için değişimden yana tavır takınmışlardır. En azından ben bu bilinçle Türk siyasetindeki her partinin içindeki olumlu değişimleri benimsediğimi söyleyebilirim.Özal döneminden başlayan,AKP döneminde devam eden değişim adımları sinir bozacak kadar yavaş ve geri dönüşlü bir seyir izlese bile Türkiye siyasetinin Kürt sorununa bakışta eski yerinde olmadığı açıktır.Ve kaçınılmaz olarak silahlı mücadele yürüten PKK hareketi de bütün rahatsızlığına rağmen bu değişime uymak zorunda kalmış ve değişim işaretleri göstermişti. PKK’nin devlet üzerindeki baskısı artık gerilla gücü üzerinden değil, sokak hareketleri ile yürüttüğü düşünüldüğünde bu değişimin boyutları anlaşılacaktır.Bu şu demektir:Türk devleti nasıl ki Kürt meselesini “çözmek” için askeri yöntemi zayıflatmışsa ayni ölçekte PKK’de baskı aracı olarak sokak gösterilerine dönmüştür.

  

Buradan hareketle hem Kürt tarafında hem de devlet içinde yeni politik hareketlenmeler kaçınılmaz olacaktır. Her iki tarafta da bu değişim dönüşüm hareketlerinin taraftarları ve karşıtları kendini gösterecektir.Bu sosyal bir zorunluluktur.Bundan kaçınmak mümkün değildir.Değişim bu karmaşa içinde kendine yön bulmaya çalışacaktır. Kürt siyasetini şekillendiren otoriter tekçi yapı da bu değişime zorunlu olarak ayak uydurmuştur.Gücünü gerilladan alan bu hareket Türkiye’deki bu değişim karşısında sivilleşmeye doğru kayarak mahalli yönetimlerle ele geçirdiği avantajını fark ederek hedefine ulaşmak için bazen şiddet içerse de sivil eylemlere yönelmiştir.Gerillanın önemini korumasına rağmen ve beklide bir dönem daha gerilla eylemlerinde ısrar edecek olmalarına rağmen, sivil eylemlerin gücünü ve etkisini kavrayarak çok daha geniş bir alanda sivil eylemleri tercih edeceklerdir. Böylelikle hem Türkiye siyasetini etkileme hem de geçmiş eylemlerinden dolayı dünyada kendileri hakkında oluşmuş yargıyı değiştirmeye çalışacaktır.Böylelikle insanların ölümü de engellenmiş olup,sorunların daha aklıselim tartışılması sağlanmış olacaktır.Bunun önemli bir gelişme olduğu düşüncesindeyim.

  

PKK’deki bu politika değişikliği ister istemez iç politikada da değişime yol açacaktır. Nihayet şimdiye kadar kendisinden başka hiç kimsenin siyaset sahnesinde bulunmasına tahammül göstermeyen ve her türlü şiddeti kullanarak onu yok etmeye çalışan bu hareket, başka siyasi aktörleri ve partileri siyaset sahnesine birlikte hareket etmeye davet eder duruma gelmiştir. Son olarak seçim işbirliği ve ulusal güç birliği çabaları bu değişimin bir ürünüdür. Bu beklenmeyen durum karşısında  PKK dışındaki siyasi yapılar ve aktörler arasında karmaşa başlamıştır. Bazıları haklı olarak, eli binlerce Kürdün kanına bulaşmış ve bir çok defalar kendisi dışındaki siyasi yapıları anlamsızlaştırmak için taktiklere başvuran bu hareketin yine ayni düşüncelerle otoritesini sağlamlaştırmaya çalıştığını varsayarak karşı duruşunu göstermiştir. Ben ise PKK’deki bu girişiminin onun zorunlu değişiminden kaynaklandığını tespit ediyor ve değişim çabasına yardımcı olmanın süreci daha az sıkıntıda tutacağını düşünüyorum. Yani nasıl ki devletin değişim çabalarının desteklenmesi gerekiyorsa PKK’nin de değişim çabalarının desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu düşüncenin birilerini ayağa kaldıracak kadar iyimser bir düşünce olduğunu,teslimiyetçi bir duruş olarak seslendirileceğini, tepkiler olacağını, her toplumda görüleceği gibi sosyal ve siyasal değişim dönemlerindeki karşı duruşun bizde de kendini göstereceğini ve hatta birilerinin bana intikam duygusunu hatırlatacağını biliyorum. Siyaset her şeye rağmen birilerinin riske girmesini gerektirir.

  

Kürt siyasetinde işbirliği kavramı, zayıfın güçlüye teslim olması olarak  algılanmaktadır. Bu algının oluşması, tükettiğimiz süreçteki yanlış davranışımız yüzünden olsa bile, düşünce kavram olarak doğru değildir. İşbirliği veya bazı ilkeler üzerinden uzlaşma, farklılıkların ortak paydalar üzerinden gereken zaman sürecinde birlikte hareket etmeleridir. Bu birbirini eleştirme hakkını ortadan kaldırmaz. Bunu başaramamış toplumlar iç kavgayla enerjilerini tüketmeye ve başkasının kölesi olmaya mecburdur.

  

Önümüzdeki süreçte Kürtler olarak ihtiyacımız olan şey nedir? Hiç uzatmadan söyleyebilirim ki ihtiyacımız olan en önemli şey Kürtlerin ulusal güç birliğidir. Şimdiye kadar birbirlerini yok etmeye çalışan ve bunun üzerine binlerce insanımızın ölmesine yol açmış saldırıların sorumlularıyla nasıl ulusal güç birliği yapılır? Bu mümkün müdür? Evet mümkündür. Dünyaya, çevremize, tarihe baktığımız zaman milletler tarihinde bunlar olmuştur ve mümkündür. Güney Kürdistan’a baktığımızda bunun sadece mümkün olduğu değil gerekli olduğunu da görmekteyiz. Daha bugün Filistin örgütleri El Fetih ve Hamas’ın aralarındaki uzlaşmaz çelişkileri ve öldürülenlerin arkasından yürüttükleri intikam naralarını bir tarafa bırakarak ulusal güç birliğinde anlaşmışlardır. Bunu Kürtler neden başarmasın ki.Bizim onlardan eksiğimiz nedir ? Soğuk savaş döneminden kalan ezberlerimizi terk edersek biz de başarırız.Bundan eminim. 

 

4 Mayıs 2011

 

  

---
Nivîsên din yên nivîskar
18/2/2013  Yeni bir siyaset anlayışına ihtiyaç vardır
9/1/2013  Öcalan ile Türk Devleti’nin anlaşmasının siyasi sonuçları
5/12/2012  "Türkiye, Irak Kürtlerinin hamisi olabilir mi? “
24/11/2012  Kürdistan’la yeni bir yüz yıla doğru
18/11/2012  Dünde kalmak
5/11/2012  Hak-Par için yeni bir süreç başlıyor
23/7/2012  Leyla Zana nasıl bir barış istiyor?
18/4/2012  Bölgedeki yeni dengelerde Kürdistan’ın geleceği
3/3/2012  Hak-Par Kürtlerin en önemli partisidir. Zarar vermeyin.
15/1/2012  Roboski’de insan parçaları
18/12/2011  Toplumsal mücadelede meşruluk sorunu (2)
2/12/2011  Eskiye ve geçmişe asılarak Kürtler özgürleştirilemez
24/8/2011  “Son kapışma”
20/7/2011  KURDO “yazık oldu bize”
3/7/2011  İşbirliğinin önemi ve süreci doğru kullanma
9/6/2011  Öksüz ve sahipsiz bıraktın bizi
4/5/2011  Kürtlerde Toplumsal dönüşüm kabiliyeti
29/4/2011  Düşüyoruz bir bir
23/4/2011  Sorumluluk
10/4/2011  Kürt aydınları ve siyaset algıları
17/3/2011  Kürt sorunu ‘kardeşlik’ söylemiyle değil ‘gönüllü birliktelik’le çözülür
1/2/2011  Doğru siyaset tarzını yakalamak üzerine
20/12/2010  Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi mi, özerk Kürdistan mı?
11/11/2010  “O bir kürt prensiydi”
6/10/2010  HAK-PAR kongreye giderken
20/8/2010  Değişime evet demek bir görevdir
13/8/2010  Referandum tartışmaları
21/7/2010  Kürt sorunu ve Türkiye’nin Ortadoğu’da denge siyaseti
30/4/2010  İyimserlik ve muhtemel yanılgılar
11/12/2009  Bir Kürdün “açılım” bitti diye sevinmesi talihsizliktir
18/11/2009  Ferit Uzun’un Katili Abdullah Öcalan’dır
7/9/2009  Hayallerimizden vazgeçmeden gerçekçi politikalar üretmeliyiz
18/8/2009  Değişim hareketleri ve Kürtlerde siyasi manzara
10/7/2009  Sürecin değerlendirmesi ve seçimler