DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


bextewar@yahoo.com

Ferit Yurtseven    

‘Ortak vatan’ Kürdistan mücadelesine zaman kaybıdır!


18/4/2011

‘Ortak vatan’ ve ‘demokratik konfederalizm’ Kürdistan mücadelesine zaman kaybıdır!

Ulus tanımı tarihsel ve diyalektik bir perspektifle ele alındığında ulus: tarihsel olarak oluşmuş dil, toprak, iktisadi yaşam ve ruhsal olarak biçimlenen kararlı insan topluluğudur. Bir halkın ulus olması için bu özelliklerin bir arada bulunması gerekir. En önemlisi de ulusların ve ulusal devletlerin ortaya çıkışının temelinde iktisadi yaşam birliği ilkesi temeldir. Bilinen bu bilimsel veriler herkesçe kabul edilmiştir. Ulus sorunu ve tanımı konusunda bu temel teorik belirlemeler yapılmakta ancak Kürdistan coğrafyası ve ulusal mücadelesi söz konusu olduğunda ise dünyada bilimsel tanımlar hiçe sayılmaktadır.

Nüfusu 40 milyonu aşan Kürdistan halkının ulusal bir devlet sahibi olması doğal, meşru evrensel bir haktır.

Dil bir ulusun kimliği ve yaşayan en önemli yaşamsal kaynağıdır. Aynı dili konuşmak aynı ulus olduğu anlamına gelmez. ABD, İngiltere Avustralya ve daha birçok ülke aynı dili konuşmaktalar ama bunlar ayrı birer ulus ve ayrı birer ulusal devlettir. Türkiye’de yaşayan Kürtlerin önemli bir çoğunluğunun Kürtçenin yanında Türkçeyi de bilmeleri ulusal devlet taleplerine engel değildir. Orta Doğu ve Mezopotamya’nın kadim halklarından biri olan Kürtler de; Araplar, Türkler ve Farslar gibi ayrı bir ulustur. (Sömürgeci-emperyalist devletlerin çıkarları nedeniyle Kürdistan kendi isteği ve iradesi dışında dörde bölünerek sömürgeleştirilmiştir.) Her ulus gibi Kürt halkının da ulusal-demokratik, siyasal hakları ve kendi ulusal kaderini özgürce belirleme hakları vardır ve bu uluslararası evrensel siyasal bir haktır Ancak Kürt dili, tarihi, coğrafyası, sosyal kültürel yaşamı tarihler boyunca yok sayılarak, yasaklanarak, şiddet, baskı ve asimilasyonla Kürtlerin ulusal mücadelesi engellenmiştir. Yüzyıllardır Orta Doğu’ya barışı, halklar arasında kardeşliği savunan ve bu mücadelede nice ağır bedeller vererek kendi coğrafyasında ulusal kimliğini yaşamaktan başka talepleri olmayan Kürdistan halkının kendi kaderini özgürce belirlemesi engellenmiştir.

21.yüzyılda artık red ve inkar siyasetlerinin iflas ettiği günümüzde Orta Doğu, Mezopotamya ve Kürdistan’da barış, kardeşlik temelinde ulusal taleplerinde ısrar eden Kürtler, sömürgeci devletlerin ırkçı, faşist, asimilasyon, yalan, demagoji, jenosit ve sinsi politikalara karşı mücadele etmektedir. Ancak Kürtler ulusal kurtuluş mücadelesinde verdiği bunca bedelden sonra Kürtlerin ulusal duruşu ve taleplerinden vazgeçmesi ya da geleceği ile ilgili ulusal olmayan kimi tanımlamalar ve belirlemeler kamuoyuna sunulmaktadır.

Kürtlerin ulusal birlikten yoksun bırakıldığı bir süreçte Kürtlerin ulusal birlik sorunun çözümüne ilişkin projeler geliştirilmesi gerekirken tüm Orta Doğu’yu kapsayan ve proje niteliği, siyasi-coğrafi sınırları belirsiz olan “demokratik konfederalizm-demokratik cumhuriyet” sıkça vurgu yapılarak öne çıkarılmaktadır. Ancak bölgede bir yandan ABD-İngiltere ve stratejik müttefiklerinin başını çektiği Genişletilmiş Orta Doğu Projesi hızla hayata geçirilmekte diğer bir yandan ise Güney Kürdistan’ın ulusal bir devlet statüsüyle siyasallaşmaktadır. (Böyle bir süreçte Orta Doğu merkezli konjonktürel dengeler zaten bu paralelde hızla değişmektedir.)

Ulusal devlet tanımı ve Kürdistan ulusal mücadelesi söz konusu olunca kimi siyasi çevrelerden “ortak vatan” adı altında oyalama amaçlı halen belirsiz tanımlamalar geliştirilmektedir.

1-    Uzun yıllar boyunca Türkiyeli birçok sosyalist-komünist sol-siyasi çevreler tarafından “enternasyonalizm söylemleriyle” Kürt ulusal devrimci kadroların ayrı örgütlenmeleri engellenmiştir. Ve Kürtlere “sosyalizmde ortak vatan varken Kürdistan’a ne gerek var” denilmiştir. Ancak birçok sol siyasi çevre daha sonra ırkçı Kemalist sisteme entegre olmuş mevcut statükoyu savunur duruma gelmişlerdir. 

2-    Yine birçok İslamcı çevreler “İslam kardeşliği ya da ümmetçilik adı altında ortak vatanımız varken Kürdistan’a ne gerek var” denilerek Kürtlerin kendi ana dilleriyle yapılan ibadetlerine bile karşı çıkılarak sürekli asimilasyon dayatılmıştır. Ancak günümüzde bu güçler de her fırsatta Kürtlere karşı red, inkâr, asimilasyon siyasetleriyle ümmetçilik adı altında ırkçılık yapmaktalar. (Türk-İslam senteziyle Adriyatik’ten Çin Seddine kadar olan coğrafyanın kutsal Türk toprakları sayılmasına sessiz kalmaktalar.)

3-    M.Kemal ve Ekolünün T.C.nin ilk yıllarında Kürtlerin ortak bir vatan, ortak bir cumhuriyette birlikte devlet kurma sözü verilmiş, hatta adına Anadolu Cumhuriyeti denilmiştir. Türkiye, işgal yıllarındaki kurtuluş savaşını yüzbinlerce Kürdistanlının şehid olmasıyla kazanmış ancak daha sonra Kemalizm ve ekolü Kürtlerin tüm ulusal siyasal taleplerini, dilini, kimliğini coğrafyasını yasaklamış; Kürtler birçok topluca katliamlardan geçirilmiştir.

4-    Ne yazı ki, bugünde, Kürtlerin verdiği bunca ağır bedele rağmen BDP ve siyasi çevresinin Kürdistan halkının içine sindiremediği “demokratik konfederalizm, demokratik cumhuriyet, birlikte yaşam, ortak vatan” taleplerinde ısrar etmeleri bu tarihsel veriler ışığında bakıldığında Kürtler açısından vahim bir durum olarak görülmektedir. Çünkü ortak vatan tanımları Kürtler için hep yalan oyalama vaatler, kandırmaca senaryolar, ırkçı sisteme entegrasyon, red-inkar asimilasyon ve toplu katliamları hatırlatmaktadır. Ve bu süreçlerde Kürtler özgürlük mücadelesinden, kendi ulusal varlığından ve kimliğinden uzaklaştırılmaktadır. Bu nedenle Kürdistan ulusal kurtuluş mücadele ekseninde ulusal devlet tanımı bilimsel veriler ışığında sağduyulu, tarafsız,  vicdan sahibi bağımsız tarihçiler, aydınlar, bilim insanları sosyologlar tarafından yeniden değerlendirilmelidir.

 

Kürdistan ulusal kazanımların önemli bir aşamaya geldiği, dünya devletlerinin Güney Kürdistan’ın siyasal statüsünü tanımaya başladığı ve red inkâr siyasetlerinin iflas ettiği bu süreçte; dünyada hangi ulus “ortak vatan” adı altında ulusal taleplerinden ve ulusal devletinden ve kendi realitesinden vazgeçmiştir? Bunun tarihte bir örneği var mıdır? Kaldı ki Orta Doğu ve Afrika’da kabile ve aşiretlerin bile ulusal-siyasal olarak devletleştiği bir çağda Kürtler ulusal devlet taleplerinden kopartılarak başka ulusların alt kimlikleriyle yaşamaya zorlanmaktadır.

AB ülkeleri dâhil Avrupa coğrafyasında, Balkanlarda, Kafkaslarda, Orta Doğu’da sayısız değişimlere rağmen hangi devlet ulus devlet kimliğinden vazgeçti ki Kürtler ulusal devletleşme sürecinden neden vazgeçsinler, sormak gerekir! Hangi gerekçe Kürtlerin özgür yarınlarını ulusal bağımsızlık özlemlerini ve taleplerini engeller! Kürtler tüm dünya ülkeleri gibi kendi geleceğini kendisi karar vermek istiyor. 21. Yüzyılda Kürtler kendi siyasal tarihini, ulusal önderlerini coğrafyasını, kültürünü, çeşitli kutsal inançlarını yaşayarak ulusal geleceğini buna göre şekillendirmek istiyor. Bu nedenle; Kürt halkına öncülük yapan lider ve siyasi çevrelerin ulusal-siyasal realiteye uygun olmayan bazı talepleri Kürdistan’a zaman kaybından başka bir şey değildir.

Türkiye’deki mevcut statükocu sistemin kurucu M. Kemal ve sömürgeci ırkçı Faşist ekolünün Kürdistan kamuoyunda sürekli gündemleştirilmesi ve Kemalizm’in öne çıkarılma eğilimlerine Kürdistan’da bu zihniyetin tarihte yaptığı sayısız toplu katliamları bir kez daha hatırlatmak gerekir. Çünkü Türkiye’nin “Ortak vatan” söylemleriyle Kürdistan ulusal mücadelesinde bugüne kadar kaybolan zaman ve verilen bedeller her zaman çok büyük olmuştur. Kürt halkı sömürgeci sistemlerin varlığı için kendi ulusal geleceğini neden karanlığa gömsün!

Orta Doğu’da yaşanan son siyasal gelişmeler kısmen de olsa Kürtler lehinedir.

Türkiye Güney Kürdistan’da Kürtler lehine küçük bir gelişmeyi bile “kırımızı çizgileriyle” savaş gerekçesi sayarken; Orta Doğu’da yaşanan önemli gelişmeler ve  Kürtlerin ulusal taleplerindeki kararlı duruşu nedeniyle T.C. Güney Kürdistan’ı resmen kabullenmek-tanımak zorunda kalmıştır. Bu kapsamda Türkiye başbakanı T.Erdoğan’ın 29 Mart 2011 tarihinde Güney Kürdistan’a yaptığı resmi ziyarette Sayın Barzanî ile görüşmesi ve inkâr politikasından vazgeçtiğini açıklaması bile Kürtler bakımından oldukça önemlidir. Bu süreçte Kürdistanlı ulusal siyasal güçler, çevreler ve tarafların kamuoyunda bölge konjonktürü ve siyasi dengelere uygun daha gerçekçi ulusal tanımlamalar, talepler ve projeler sunulmalıdır. Bu nedenle Kürdistan halkının büyük bir katılım ve coşkunlukla sahiplenerek kutladığı 2011 Newroz Bayramı ardından Kürdistan ve Türkiye’de birçok çevrenin desteklediği “sivil itaatsizlik eylemeleri” daha somut ulusal taleplerle geliştirilmelidir. Çünkü Kürtler uzun yıllardır zaten ulusal kimliği ve talepleriyle ırkçı Kemalist sisteme karşı direnen, protest kimlikli bir duruşu vardır. Sadece Türkiye tarihinde yaşanan 29 ulusal ayaklanma buna örnektir.

Bu nedenle Kürt halkının demokratik zeminde Sivil itaatsizlik eylemleri Kürdistan ulusal mücadelesi açısından tarihi bir öneme sahiptir. Ve Kürt halkının ulusal mücadelesine ulusal taleplerine ve birlik duruşuna uygun projelerle sömürgeci sisteme entegre ve asimilasyona karşı ulusal-demokratik-siyasal talepler eksende daha da geliştirilmelidir. Ve Tüm ulusal siyasal güçlerin geniş katılımı ve desteği sağlanmalıdır.

Saygılarımla

Ferit YURTSEVEN

18.04.2011

 

 

---
Nivîsên din yên nivîskar
17/8/2011  Kürtlerin asıl gündemi ulusal güç birliği olmalıdır
23/5/2011  Seçimler, Kürdistan halkı için sadece bir araçtır
18/4/2011  ‘Ortak vatan’ Kürdistan mücadelesine zaman kaybıdır!
15/3/2011  TC´nin Kürd ve Kürdistan politikası
27/12/2010  Kürdistan halkının ulusal talepleri birçok siyasi çevrelerden daha ileridedir
10/8/2010  Aldatmaca referandumlara Kürt halkı alet edilmemelidir!
9/6/2010  Kafes eylem planı, Kürtler üzerinde uygulanıyor!
19/3/2010  Newroz, Kürdistan´da Ulusal Birlik Bayramıdır
14/3/2010  Operasyonlar ”Türkiye’nin Kürt Sorunundaki Çözümsüzlüğün Sonuçlaridir”
9/10/2009  Kürtlerin her zaman ulusal bir alternatifi vardır
7/8/2009  “Türkiye, Kürtsüz Bir Çözüm Paketiyle Kürt Sorununu Çözmek İstemektedir”
7/7/2009  Kürtlerin ortak stratejik birlik konsepti olmalıdır