DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


pasa_yilmaz@mynet.com

Paşa Yilmaz    

Yeni Süreçte Seçim ve Sivil Anayasa – 3 – Seçim sonrası anayasa


30/3/2011

12 Eylül sömürgeci-faşist darbecilerinin atanmışları tarafından hazırlanan 12 Eylül anayasasının toplumda yarattığı korkunç felaket ile sivil hayatta yüz yüze gelme süreci, 82 anayasasının “halk oylaması” ile onaylatılması, darbe lideri Kenan Evren’in cumhurbaşkanı olması ve yapılan "serbest seçimlerde" darbecilerin bütün tehditlerine rağmen Özal’ın başbakan olması sürecidir. Bu süreçte, dönemin tüm zorluklarına rağmen anayasa ile ilgili tartışmaların henüz başında iken, bu anayasa ile yüzleşemeden Türk devleti, Kürdler ve Türkler bununla hesaplaşma fırsatını bulamadan, kendilerini “düşük yoğunlukluda” olsa bir Kürd savaşının içinde buldular. Böylece bu anayasa değişikliğinin tartışılması bir yana, tüm kötülüklerine rağmen bu sömürgeci-faşist darbe anayasasının uygulanması bile mümkün olmadı. Onun uygulanması bile toplum için lüks oldu.

Yani bu anayasa bile askıya alınarak bu ülke bunun yerine, 25 yıl boyunca hiçbir makamca onayı olmayan, derin devletin ve derin devletin emrinde çalışan legal ve illegal çetelerin ve katillerin faaliyet belgesi olan “milli siyaset belgesi” ile idare edildi. Bu çeyrek yüz yılda yaratılan sonuç toplumun bünyesindeki korkunç güvensizlik, dejenerasyon, toplumsal bozulma, ahlaki bozulma, ve yıkım oldu. Bu anlam da gelinen süreçte dayatan ise, esas olarak Türkiye’de oluşturulacak çoklu etnisiteye dayanan eşit iki milletli federal bir sistem olduğudur. Bu durum yapılacak anayasada anayasal güvence altına alınmazsa bu toplumsal yapıda bunun onarılması sağlanamaz.

Demokrasiyi en genel tanımı ile "temsilde adaletin sağlandığı bir biçim de, her kesin hak ve özgürlüklerini toplumun yaşam kuralları çerçevesinde kullanması” olarak tanımlamak mümkündür. Bunlar yazılı kurallarla olabileceği gibi bazı toplumlardaki gelişmiş geleneklerden dolayı yazılı esaslara dayanmayan gelenekler esasında olması da mümkündür. Bilindiği gibi bu yazılı kurallar belgesi toplumun bir arada yaşamasını sağlayan esasların olduğu, toplumsal yaşam projesi olan bir belgedir. Bu ise anayasadır. Anayasa, toplumun bütün kesimlerinin hak ve özgürlüklerini içinde bulunduran ve güven altına alan bir belgedir. Bu yazılı kurallar toplumun her kesimini kapsadığı ve katılımcı olduğu ölçülerde demokratik ve uzun ömürlü olur. Anayasa toplumun farklılıklarını, özlem ve taleplerini içinde taşıdığı ve toplumun farklılıklarına cevap verdiği ölçülerde, toplumun hiç bir farklılığını dışlamadığı ölçülerde demokratik olma özelliği taşır ve demokrasi kurallarını uygulamaya yettiği ölçülerde eksiksiz ve problemsiz bir demokrasiyi uygulaması mümkündür. Anayasa toplumun yaşam tarzı, iktisadi yapısı, siyasal sistemi, sosyal durumu, etnik, inanç ve mezhep yapısına cevap verebilmeli ve bu noktada toplum içinde çatışma potansiyeli olan gurupların sorunlarını çözebilmek zorundadır. Yapılacak bir anayasanın esas hedefi, eksiksiz bir toplumsal barışı sağlamak ve bunu teminat altına almaktır. Anayasa yapılırken toplumun genel çıkarları, hak ve özgürlüklerinin korunması ve kullanılması noktasında, özgün durumlar göz önüne alınarak toplumun gerekli öncelikleri dikkate alınmalıdır. Ancak uluslararası sözleşmeler gereği, konulan çağdaş demokratik ilkeler, anayasanın özelliğine göre öncelikli olmalı, hatta yerel yasaların yorumunda "vicdani kanaat" noktasında uluslararası hukukun demokratik esasları öncelikli olmalıdır.

Bu noktada Türkiye’deki gerçeklerden hareketle, anayasa yapılırken “vatandaşlık” tanımının yeniden yapılması (Madde–66), sivil, asker ilişkisinin yeniden tanımlanması (Madde–117), din ile devlet ilişkisinin yeniden tanımlanması ve laiklik kavramının mutlaka Kemalist özünden arındırılarak modern çağdaş ve demokratik ülkelerdeki laiklik ile özdeşleştirilmesi (Madde–136), devletin resmi ideolojisinin kaldırılması hatta devletin resmi ideolojisinin "demokrasi" olacağının tanımı yapılmalı. Ve en önemlisi toplumun etnik yapısı değerlendirilirken, Kürt milletinin varlığının mutlaka anayasal güvence altına alınması gerekiyor.

Bu noktada şu anda 1982 darbe anayasasında mevcut olan Kürt milletinin inkârına dayanan "vatandaşlık bağı ile Türk devletine bağlı olan herkes Türk’tür" gibi hiçbir bilimsel yanı olmayan 66. maddenin mutlaka değiştirilmesi gerekir. "Bu madde tümden kaldırılmalıdır" şeklindeki tutum aslında doğru olmakla birlikte Türkiye için ve Türkiye koşullarında yaratılan ırkçı-şoven hafıza açısından eksik bir tutumdur. Çünkü Türkiye’de yerleşik tekçi kültür ve tekçi ahlak bu maddenin kaldırılması halinde bile Kürt inkârını ortadan kaldırmaz.

87 yıllık cumhuriyet tarihinde Kürtler özellikle yok sayıldılar ve inkâr edilerek zorla Türkleştirilmeye çalışılarak hafızalara o esasta yerleştirildi. Bu madde kaldırılsa bile bu esasta işleyen ve meseleyi içselleştiren Türkçü hafıza, Kürdün farklılığı ile kolay kolay yüzleşemez. Çünkü bu hafıza problemli bir hafızadır. Dolayısı ile Kürtlerin varlığı mutlaka yazılı düzeyde yasal güvence altına alınmalıdır. İnkârcı ve katliamcı hafıza, mutlaka tarihi ile yüzleşmelidir. Yeniden yapılandırılacak sistem “çoklu etnik yapıyı esas alan ve iki milliyetli” olduğunun teminat altına alınması şarttır. Anayasa yapılırken anayasaya konulan maddelerin sonu nokta ile bitmemelidir. Farklılıklar tanımlandığında kesin hüküm bildiren ilkeler kural olarak konulmamalıdır. Çünkü her katı kural kendisi ile çatışma ortamı getirir. Bu nedenle maddeler toplumun gelişme düzeyi ile yorumlanabilen, yeni durumlarda yeni demokratik esaslar ve açılımlar getirecek kabiliyette tarif edilmelidirler.

Demokratik bir anayasa yapımında toplumun etnik tanımının yapısına bağlı olarak, ana dille eğitim yerli yerinde tanzim edilmelidir. İki devletli federal yapının bileşenlerinden biri olan federe Kürdistan’da Kürdçe resmi dil olarak tanımlanmalıdır. Demokrasi esaslarında yetki genişlemesi tanımlanırken demokratik ilkelere bağlı kalınarak idari yapılanmanın hizmet sektörünün kendi kuralları içinde yerelleştirilmesi esas alınmalıdır. Hizmet esaslarının yerelleşmesi sağlanırken idari yapılanmada siyasi yerinde yönetim esaslarına dayanan bölgesel federe yapı esas alınmalıdır. Aksi durumda gerçekleştirilecek yönetimin yerelleşmesi iller yereline dayanırsa bu esas olarak “federe iller” birliğine dayanan bir yerelleşme olacağı için etnik bir özellik taşımaz. Yerelleşme bölgesel anlam da alınırken, etnik yapıya ve toprağa dayanmalıdır.

Bundan hareketle demokratikleşmenin sağlanması ve demokratikleşmeye esas alınacak öğelerden biride bu gün var olan %10 barajının mutlaka aşağı çekilmesi hatta tam olarak kaldırılması esas olmalıdır. Bununla bir demokratikleşme sağlanmakla birlikte bunun kaldırılması Türkiye için "temsilde adaleti" yalnız başına sağlamaz. Çünkü barajın olmaması etnik olarak homojen olan toplumlarda temsilde adaleti sağlar, ancak etnik olarak homojen olmayan çoklu etnik özelliğe dayanan Türkiye ve benzer ülkelerde temsilde adaleti sağlamaz. Bu tür ülkelerde yani çoklu etnik yapıya dayanan ve millet esasında federal olarak yapılandırılacak ülkelerde temsilde adalet, federal sistemin içindeki federe birimlerin ve etnik unsurlarının anayasa ile güvence altına alınarak, statülerinin yasalarla tanınması durumunda bu farklılıkların nüfusları oranındaki temsil edilmeleri ile sağlanabilir.



---
Nivîsên din yên nivîskar
20/5/2011  Seçimler yaklaştıkça… !
21/4/2011  Öcalan İttifakları ve YSK Kararı… !
30/3/2011  Yeni Süreçte Seçim ve Sivil Anayasa – 3 – Seçim sonrası anayasa
5/3/2011  Yeni Süreçte Seçim ve Sivil Anayasa-2
5/2/2011  Yeni Süreçte Seçim ve Sivil Anayasa
9/12/2010  Öcalan-Baydemir ve CHP-BDP İttifakı…
15/11/2010  Diyalog ve Yeni Anayasa...!
29/9/2010  Referandum Sonrası…!
8/9/2010  Referanduma birkaç gün kala
22/7/2010  Öcalan Aradan Çekilince mi yeniden Şiddet Başladı ?
8/5/2010  Anayasa değişikliği tartışmaları
19/4/2010  Anayasa değişikliği paketi
29/3/2010  Darbe suçu işleyenler
26/1/2010  DTP’nin kapatılması bir boşluk yarattımı veya BDP bir boşluk doldururmu..
22/12/2009  "17 Santimetre Karelik Sokak Gösterileri"
18/11/2009  Hiç bir Kürd ne onurlu nede onursuz CHP içinde yer almamalıdır!
6/7/2009  Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ´un Basın Toplantıları