DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


bextewar@yahoo.com

Ferit Yurtseven    

TC´nin Kürd ve Kürdistan politikası


15/3/2011

Kürdistan’daki toplu mezarlar devletin Kürtlere karşı gerçek bakışını ortaya koymaktadır

 

TC’nin özel harp dairesi, kontrgerilla, Ergenekon, JITEM, Korucu ve Hizbul-kontranın Kürdistan’da gerçekleştirdiği toplu katliamların, yargısız infazların ve bu vahşetin boyutları bugün birçok bölgede açılan toplu mezarlarla kısmen de olsa açığa çıkmaktadır. Bugüne kadar basın ve kamuoyunda Ergenekon, JITEM-Hizbul-kontra, özel harp dairesi kimi sorumlularının ve itirafçıların belgelerle yer gösterme, açıklama ve itirafları; duyarlı demokratik kitle örgütlerinin girişimleri, bu vahşete tanık olanların, kayıp yakınlarının ve ailelerinin defalarca resmi başvurularına rağmen daha önce hiçbir hukuki girişim yapılmamıştı. Ve bugüne kadar bu özel savaş güçlerinin gerçekleştirdiği infazlar devlet tarafından hep inkâr edilmiş, Kürdistan ulusal mücadelesine karşı bu ırkçı karanlık cinayet çeteleri, Türkiye’de tüm hükümetler tarafından sistematik olarak hep korunmuşlardır ve halen korunmaktalar.

Bugün Kürdistan’da devletin tüm engellemelerine rağmen ortaya çıkmaya başlayan bu toplu mezarlar; özel savaş-kontra çeteleri tarafından gerçekleştirilen sayısız infazlar ve devlet adına işlenen insanlık suçlarını ortaya koyan önemli verilerdir. Toplu mezarlar; Kürtlere karşı bir soykırım belgesidir.” Katledilen Kürdistanlılara ait toplu mezarların yerleri ve birçoğunun faillerinin bilinmesine rağmen Türkiye’nin hukuk-yargı organları bu yargısız infazları görmezlikten gelen inkâr siyasetinde halen ısrar etmekteler. Zaten 12 Eylül 1980 askeri faşist darbesinden bu yana 17 binden fazla “faili meçhul” siyasi cinayetlerle ilgili bugüne kadar devletin hiçbir hukuki girişimi de olmamıştır.

Kürtlere karşı yıllardır Türk ordusu ve özel savaş güçlerince Kürdistan’da imha amaçlı gerçekleştirilen birçok askeri operasyonlar, köy yakma ve boşaltmalar, işkenceler, kayıplar, siyasi cinayetler, infazlar yurtsever Kürdistanlıların atıldığı asit kuyuları vahşeti ve bu hunharca yapılan toplu katliamlar devlet tarafından inkâr edilmiş, bunun sorumluları hakkında hiç bir somut hukuki işlem yapılmamış, bu gerçekler kamuoyundan hep gizlenmiştir. Ancak bugün toplu mezarların karakol bahçelerinde ve askeri çöplüklerde artık gizlenemeyecek şekilde açığa çıkması ardından devlet bu gerçeği daha fazla inkâr edememiş bu kez de sessiz kalmayı tercih etmiştir. Bu vahşet karşısında insani, vicdani, manevi ve tarihi sorumluluğunu yerine getirmesi gereken AKP hükümeti 8 yıllık iktidarı boyunca bölgede sanki bir şey olmamış gibi hep katillerden yana sessiz kalmıştır.

Kürdistan halkına karşı gerçekleşen toplu katliamlarda, yargısız infazlarda, binlerce faili meçhul cinayetlerde ve işkencelerde yer alan özel harp dairesi kontra elemanlarının basın ve kamuoyunda Kürt halkına karşı insanlık dışı vahşet uygulamaları hakkında birçok itiraflar olmasına rağmen sanki bunlar yetmiyormuş gibi bugün yeniden koruculuk uygulamasına geçiş ve elli bin kişilik özel bir ordu hazırlanmaktadır.

Kürdistan’da İşlenen binlerce siyasi cinayetlerin, yüzlerce toplu mezarların sorumlularını demokrasi, insan hakları ve hukuk adına açığa çıkarıp bu vahşetin aydınlatılması gerekirken Türkiye başbakanı Erdoğan özel harp dairesinin bu karanlık vahşetini ve uygulamalarını görmezden gelerek bu güçlerin, ordunun ve polisin savunuculuğunu ve sözcülüğünü üstlenmektedir. Ve Orta Doğu halklarına sözde barış, demokrasi, insan hakları ve özgürlük söylemleriyle Türkiye ve dünya kamuoyunu oyalayan Erdoğan, Türkiye’nin 88 yıldır Kürdistan halkına karşı uyguladığı inkâr, askeri imha operasyonlar vahşeti ve asimilasyoncu ırkçı siyasetlerine kesintisiz olarak devam etmektedir. (Ayrıca Kürdistan ulusal mücadelesine karşı AKP–Fethullah Gülen Ekolünün dâhil olduğu elli bin kişilik özel bir ordu hazırlamaktadır. (ve buna Kürdistan’da bazı işbirlikçi Kürt çevreleriyle, siyasi-ekonomik-lojistik destek arayışı sürmektedir.) Bu kapsamda; seçimler öncesi AKP’nin sahte açılımlar ve oyalama politikasını gündeme getirdiği Kürt karşıtı yeni bir provokatif sürece girmekteyiz!

 

1- Türkiye’nin inkâr, imha, ırkçı ve siyasi linç kültürüyle yeni askeri-siyasi, hukuki-ekonomik ve işbirlikçi basın-medyayla ortak bir konseptle kamuoyunu oyalama; yurtsever Kürdistanlılara karşı gözaltı-tutuklama, siyasi linç operasyonları aralıksız sürdürmektedir. 

2-Devlet, Kürtler arası doğal siyasi ideolojik farklılıkları provoke ederek ve esas olarak Kürt ulusal demokratik mücadelesinin tasfiyesini amaçlayan sözde bu oyalama açılımlarla Kürtler arası yeni iç çatışmalı süreçler yaratmaya çalışmaktadır. Böylece Türkiye tarihinden bugüne asimilasyon ve böl-yönet siyasetlerine Kürdistan’da yine devam etmek istemektedir. (Kürt halkı verdiği bunca ulusal bedelden sonra bu tür oyuna gelmez ve gelmemelidir.)

3-Kürdistan’da son günlerde devletin karanlık güçleri tarafından yine yaratılmaya çalışılan birçok provokatif senaryo ve girişimler yurtsever Kürdistan halkının duyarlılığı sonucu boşa çıkarılmış, saldırılar halk tarafından önlenmiş ancak devlet ve hükümet yetkililer yine sessiz kalmıştır.

4-AKP hükümeti tarafından organize edilen ve demokratik zeminde Kürtler arasında doğal olarak farklı düşünen bazı kesimleri karşı karşıya getirme provokatif girişimler yürüten özel savaş güçleri geçmişte olduğu gibi bugün yine Kürdistanlı ulusal güçler ve siyasi çevreleri, aydın ve sanatçıları karşılıklı kışkırtma girişimleri görülmektedir. Kürdistan’da ulusal birliğe en fazla ihtiyaç duyulan bu hassas süreçte AKP hükümeti ve sistemin böylesi sinsi provokatif girişimlerine karşı ulusal siyasal çevreler daha duyarlı ve hassas olmalıdır. Kürdistan’a özerklik, otonomi federasyon bağımsızlık; anadilde yaşama-savunma gibi ulusal taleplerin yükseltilmesi gereken bir süreçte Kürdistan ulusal mücadelesine zaman kaybettirecek yeniden iç çelişkili siyasi süreçlerden uzak durulmalı ve sistemin her türlü provokatif girişimleri boşa çıkarılmak geniş kapsamlı ulusal bir duruşta ısrar edilmelidir. Zaten süreç eski süreç değil; Kürtler bu oyuna hemen kanacak eski Kürtler değildir.

***

“Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da oligarşik baskıcı rejimlere karşı başlayan halk isyanları ve ayaklanmalarıyla siyasi değişim hareketleri sürerken Türkiye, Orta Doğu’da çelişkili siyasetlerine devam etmektedir.”

 

Genişletilmiş Orta Doğu Projesi (GOP) kapsamında Orta Doğu’da ABD güdümlü “ılımlı İslam, model ülke” misyonu için Orta Doğu’da ABD paralelinde sürekli diplomatik girişimler yürüten Türkiye, sanki Kürdistan Sorunu yokmuş gibi uluslararası alanda demokrasi insan hakları söylemleriyle zaman kazanma, kamuoyunu yine oyalama siyaseti yürütmektedir.

ABD stratejik müttefiki olan Türkiye’nin dâhil olduğu daha önce Büyük Orta Doğu Projesi olan ve sonra Genişletilmiş Orta Doğu Projesine dönüştürülen bu proje kapsamında yaşanan bu gelişmelerin sadece Ortadoğu ile sınırlı kalmayıp, tekçi anlayışların egemen olduğu tüm devletleri etkileyen bu sürecin daha da genişleyeceği gözlenmektedir. Esas olarak ABD-İngiltere-AB’den kopuk olmasa da yine de yaşanan bu gelişmeler oligarşik baskıcı sistemleri yeniden sorgulayan ve tekçi anlayışların dünyada artık bir geçerliliğin kalmadığını ortaya koyan önemli verilerdir.

Tunus’la başlayıp Mısır, Ürdün, Cezayir, Sudan, Yemen ve Libya ile devam eden halk ayaklanmalarında Türkiye, buradaki ulusal demokratik siyasal taleplerin makul ve Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı çerçevesinde ve haklı ulusal özgürlükler kapsamında değerlendirmektedir. Türkiye’nin bölgede “model ülke olma misyonu” için de Genişletilmiş Orta Doğu Projesi kapsamında birçok arabulucu siyasi diplomatik girişimleri Orta Doğu’da kendi lehine bir güç dengesi yaratma arayışındadır. Ancak uzun yıllardır Kürdistan Sorununu red ve inkâr edip Kürtlerin tüm insani ulusal demokratik siyasal taleplerini de dünya kamuoyunda “hain-bölücü, terörist talepler” olarak tanımlayan Türkiye, Kürtlere karşı sürekli askeri şiddeti esas alan bir politika yürütmektedir. TC tarihinin en büyük sorunu olan Kürdistan Sorununun red, inkâr ve çözümsüzlüğü ve Orta Doğu’da ABD-İngiltere-İsrail eksenli siyasetleri nedeniyle Türkiye bölgeye model ülke olabilecek bir siyasi konjonktürel duruşa sahip değildir. 

Ayrıca Orta Doğu halklarına ve dünya devletlerine sürekli sözde barış, siyasi istikrar ve sağduyu çağrısı yapan Türkiye, Kürdistan’da ırkçı, inkârcı, sinsi siyasetlerine devam etmektedir. Oysa ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı tüm dünya halklarında olduğu gibi mazlum Kürdistan halkının da ulusal, demokratik, doğal, insani hakkıdır. Ve Kürdistan (Türkiye-İran-Irak-Suriye) sömürgeciler tarafından talan edilip tüm ulusal hakları gasp edilmiş olsa da mazlum Kürdistan halkının evrensel olan  ulusal demokratik doğal hakları vardır. 

Kürdistan’ın tüm bileşenleri: yurtsever Kürt çevreler, aydınlar, siyasetçiler, Kanaat önderleri arasında bu süreçte dayanışma, ulusal mücadele ve güç birliği için tüm ulusal kurumlara önemli tarihi sorumluluklar düşmektedir. Kürdistan halkı ulusal siyasal demokratik hakların kazanımı için ulusal birlik konseptiyle ortak platformlarda bir araya gelmelidir. 

Bu nedenle; 12 Haziran 2011 tarihinde yapılacak olan Türkiye’deki genel seçimleri Kürt halkına hizmet amaçlı bir siyasi araç dönüştürülmeli ve ulusal, siyasal, demokratik kazanımlar için dayanışma ve güç birliğine uygun bir zemin yaratmalıdır. Seçimlerde Kürt halkını temsilen adayların ulusal bir duruşa sahip Kürt halkının ulusal, siyasal, demokratik haklarını savunacak Kürtler arası birliği, barışı, hoşgörüyü esas alan kadrolar aday olmalıdır. Kürt halkı bu kriterlere sahip, ulusal mücadeleyi esas alan devletin seçimler öncesi ve sonrası kirli provokasyonlara gelmeyecek ve bunları boşa çıkaracak duyarlı adayları desteklemelidir.

BDP’nin, Kürt ulusal bloğunu oluşturmak için HAK-PAR, KADEP gibi partilerle görüşmesi olumlu ama yeterli değildir. Ancak Kürtler arası hoşgörü, diyalog, ulusal güç birliği ve dayanışma için önemli bir adımdır, diğer çevrelerin de katılımıyla daha da genişletilmelidir.

Unutulmamalıdır ki sömürgeci sistemden barış, kardeşlik, demokrasi taleplerinde bulunanlar öncelikle Kürtlerin kendi aralarında barış, hoşgörü ve dayanışmayı yaratmalıdır. Aynı şekilde “Kürtler adına taraf olanların” Kürt halkından ve ulusal demokratik siyasi taleplerinden de uzak durmamalılar. (Tüm Kürdistan halkı seçimler öncesi yaşanması muhtemel provokatif olaylara karşı daha duyarlı olmalıdır!)

Halkımızın yaklaşık olarak 2623 yıldır büyük bir direniş ve coşkunlukla sahiplenerek kutladığı ulusal bayramımız olan 21 Mart NEWROZ BAYRAMI tüm halkımıza kutlu olsun.

Cejna NEWROZ Pîroz be!

Saygılarımla

Ferit YURTSEVEN

---
Nivîsên din yên nivîskar
17/8/2011  Kürtlerin asıl gündemi ulusal güç birliği olmalıdır
23/5/2011  Seçimler, Kürdistan halkı için sadece bir araçtır
18/4/2011  ‘Ortak vatan’ Kürdistan mücadelesine zaman kaybıdır!
15/3/2011  TC´nin Kürd ve Kürdistan politikası
27/12/2010  Kürdistan halkının ulusal talepleri birçok siyasi çevrelerden daha ileridedir
10/8/2010  Aldatmaca referandumlara Kürt halkı alet edilmemelidir!
9/6/2010  Kafes eylem planı, Kürtler üzerinde uygulanıyor!
19/3/2010  Newroz, Kürdistan´da Ulusal Birlik Bayramıdır
14/3/2010  Operasyonlar ”Türkiye’nin Kürt Sorunundaki Çözümsüzlüğün Sonuçlaridir”
9/10/2009  Kürtlerin her zaman ulusal bir alternatifi vardır
7/8/2009  “Türkiye, Kürtsüz Bir Çözüm Paketiyle Kürt Sorununu Çözmek İstemektedir”
7/7/2009  Kürtlerin ortak stratejik birlik konsepti olmalıdır