DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


pasa_yilmaz@mynet.com

Paşa Yilmaz    

Yeni Süreçte Seçim ve Sivil Anayasa-2


5/3/2011

Çoklu etnik esasa dayanan birlikte yaşamak nelere dayanmalıdır?

Türk devleti, 1938 Dersim katliamı sonrası Kürdistan sorununun üzerine yüksek dozda beton dökerek sorunu çözdüğünü düşündü. Ancak 1965 sonrası dünya konjonktürüne uygun olarak gelişen kısmi demokratik ortam ve Türkiye’deki “olumlu” gelişmeler ile birlikte, Kürdistan ulusal demokratik hareketi ancak illegal olarak örgütlenme yoluna gidebildi. İllegal örgütlenmeye giden Kürdistan ulusal demokratik hareketi, kitle ile buluşmaya çalışırken sömürgeci devlet, 12 Mart ve 12 Eylül sömürgeci-faşist darbeleri ile ulusal demokratik hareketi ve Kürd milletini hedefe koyan kitlesel kıyım projeleri yaptı. Bu strateji üzerine başlatılan ve özellikle son çeyrek yüzyılda sürdürülen kirli savaş ile varılan sonuç gösteriyor ki Kürdler, Tüekiye’de çoklu etnisiteye dayanan bir statünün gereklerine göre davranmalıdırlar. Yani Kürdler, Türkiye koşullarında çoklu etnik yapıda ve esas olarak iki millet temeline dayanan Federal bir sistemde eşit iki kurucu unsur olarak yaşamayı önlerine koymalıdırlar. Bundan dolayı da özellikle 2011 seçimlerine ve seçim sonrası Türkiye’nin gündemine girecek yeni anayasa içinde bu esastaki iki kurucu unsurdan biri olmak doğrultusunda strateji oluşturmalıdırlar. Dolayısı ile seçime hazırlanırken Bunun gereği nedir? Nasıldır? Onu tartışarak ortaya koymak gerekiyor.

Kürdlerin seçim tavrı denildiğinde, seçime katılan aktörün programına ve düşünsel yapısına uymasa bile, "kitleye ulaşmanın" propaganda yolu olarak görüldüğü için seçim, büyük bir “önem” arz etmektedir. “Parlamento da temsil”, Kürd olma kişiliğini tamamen yok eden "Milletvekili Andına" rağmen esas amaç haline getirilmiştir. Dolayısı ile parlamentoda temsil edilmenin yanında toplumun eğitimi, toplumun duyarlı hale getirilmesi vs. konularda hesaba katılarak tavır alınmalıdır.

Bu gün Kürdistan’da siyaset sahnesine bakıldığında legal alanda seçimlere girmek noktasın da Kürdler adına, BDP ve Hak-Par ile seçimlere katılma noktasında olmayan Kadep gibi aktörler vardır. Birde bunlar dışında, denilebilir ki en duyarlı ve en kalabalık kesim olan, örgütsüz ama siyasal alanda bir biçimde var olan, ancak mevcut aktörlerle de mesafeli duran Kürd kesimini görmek gerekir. Bunlar değerlendirildiğinde, PKK takipçisi BDP’nin geldiği gelenek, başından beri hep kendisini Türkiye partisi olarak görerek Kürd partisi olduğunu hiçbir dönem kabul etmedi. Ve kendisini Kürd cephesinde hiç görmedi. Zaten hiçbir dönemde herhangi bir konuda Kürdlerle ortak bir payda aramadı. Varsa yoksa onlar için Öcalan’ın seslendirdiği "çatı partisi" esas oldu ve bu doğrultuda marjinal, darbeci, ulusalcı Türk solu ile birlik temel argüman olarak alındı. Bundan dolayı da PKK takibindeki BDP’nin Kürdler ile ilgili taleplerinde ne yazık ki en dibe vurarak bireysel hak ve özgürlükler seviyesinin de gerisine düştü. Ve “Kürd sorunu” “Öcalan sorunu” olarak görüldü. Bu noktada her geçen gün biraz daha Kürd taraftar kaybeden PKK/BDP, bu alana koşullar gereği AKP’nin yerleşmesi ile kırılma yaşar noktaya geldi. AKP’nin bu alana yerleşmesi, bel kemiği kırılan Ergenekon’un ve yandaşlarının silahlı eylem alanının daralması, kaos yaratma aktörlerinin bu kabiliyetlerinin dibe vurması gibi sebepler PKK’de sıkıntılar yarattı. Bu nokta da Türkiye partisi olma sevdasındaki PKK-BDP yapısının hızla içi boşaltılmış “Kürdi” talepler öne çıkararak AKP’yi solamaya çalıştığını ve yeniden Kürd cephesine “dönme” çabasını görmek mümkündür. Ancak, KCK davasındaki “ana dille savunma” gibi insani bir hak talebinin arkasında durmayan Öcalan-PKK-BDP’nin diğer talepler olan “iki dilli yaşam” ve “demokratik Özerklik” söyleminin arkasında durmak gibi bir sorunları olmaz. Nitekim olmadı da. Onların problemi seçim sürecinde göstermelik ve sloganik Kürd talepleri konusunda AKP’nin gerisine düşüşlerini yeniden düzenleyerek Kürdlerin desteğini almaktır. Çünkü özellikle toplumda tartışma yaratan "öz savunma gücü” söyleminin dışında kalan, anlattıkları anlamı ile “Türkiye’nin 25 bölgeye bölünmesi” ile amaç, Kürdistan’ın birkaç parçaya daha bölünmesini sağlamaktır. Esasında AKP’nin hazırladığı ancak dönemin cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in imzalamadığı yerel yönetimler yasası bu talepten daha ilerici bir öz taşımaktadır. “Öz savunma gücü” ise bu gün tartışıldığı gibi bağımsız bir savunma gücü olmanın ötesinde, planlanan; Kürdistan’da küçük bir bölgenin Öcalan’a teslim edilmesi halinde bu savunma gücü onun ve elitinin can güvenliğini sağlayacak bir güç olacak. BDP’niin Kürd taleplerini biçim olarakta olsa bu şekilde “açık” olarak tartışıyor olması, esasında savunduklarının içeriğinin doğruluğu ve yeterliliğinin ötesinde bir olumluluğu vardır. O da PKK-BDP’ ye rağmen Kürdlerin “temsilcisi” olmaya çalışan AKP’nin kendisini Kürdlerle ilgili icraatlarında biraz daha gözden geçirici olmasını getirirken, Kürdler adına konuşan diğer siyasi yapılarında bu alanda görünmelerini de hızlandırıcı noktada önemli bir katalizör olma durumundadır.

Seçimler yaklaşıyorken PKK’nin seçim konusundaki tavırları (BDP’nin seçime bağımsız girme açıklamasına rağmen) henüz net olmamakla birlikte yeniden Kürd cephesine dönmeye çalışanların ne yapacağı, Öcalan talimatları ile netleşmeye doğru gidiyor. (her gün yeni bir alternatif tartışılıyor olsa bile) Zaten bu cephenin henüz net olmaması diğer Kürd alternatiflerininde net olmamasını getiriyor. Çünkü gelinen nokta da Kürdlerde Öcalan merkezli bir beklenti yaratmış durumdadır. Öcalan, kendisini dünyanın merkezine koyarak değerlendirmeler yaparak Hizbullah’ı bile DTK içinde yer almaya çağırıyor. Bununla yetinmeyen Öcalan, talimatla daha da ileri giderek seçim sonrası Türkiye’ye dönme hazırlığı yapan yılların “haini”(!) Kemal Burkay’ı bile DTK’ya davet ettiriyor. Bunu Ahmet Türk gibi birine yaptırtması veya Ahmet Türk’ün bunu seslendirmesi ayrı bir ahlaksızlık örneğidir. Çünkü Öcalan kendisi gibi Kürd kanı döken Hizbullah’ı kendisi davet ederken Kemal Burkay’ı Ahmet Türk’e davet ettirmesi son derece çirkin ve kasıtlıdır. Öcalan’ın bu anlamda ufku son derece “geniş”tir. Yani Öcalan son derece iştahlı durumdadır. Çünkü Öcalan BDP üzerinden;

- Marjinal darbeci Türk solu ile ittifak düşünüyor, (Bir avukat görüşmesinde bu işaret edildi)

- CHP ile ittifak düşünüyor,

- HAS parti ile ittifak düşünüyor,

- Gülen cemaati ile ittifak düşünüyor,

- Bağımsız adaylarla seçime girmeyi düşünüyor,

- Göstermelikte olsa Hak-Par ve Kadep’ten düşünce alıyor (düşünce alış verişi değil),

- Gücünü denemek için kendi ismi ile seçime girmeyi düşünüyor,

- Hizbullah ile birlikte olmayı düşünüyor vs.

Bu kadar iştahlı ve geniş bir sindirme gücüne sahip olan Öcalan’ın midesi bir konuda son derece hassastır. Öcalan’ın midesi her kesle ittifakı kaldırır ve her kesle ittifakı ahlaki bulduğu halde sadece Kürdlerle ittifakı asla ahlaki bulmamaktadır. Bu konuda son derece önemli bir hassasiyete sahiptir. Bu tabii ki PKK dışındaki Kürdistan siyaset aktörlerinin hala Öcalan/PKK konusunda netleşememiş olmalarından kaynaklanmaktadır. Hala Öcalan/PKK olayını Kürdistan ulusal demokratik mücadelesinin içinde görmelerinden kaynaklanmaktadır.

Bundan dolayı da Öcalan, Kürdleri bir biçimde cumhuriyetin kuruluşundaki konsept gibi Kürd inkarı temelinde CHP ile ittifak esprisi içinde Kemalizm ile veya Osmanlı imparatorluğundaki gibi “din kardeşliği” esasında Gülen cemaati ile ittifak esprisi içinde yeniden İslam ile buluşturmayı amaç ederken asla Kürdlerin kendilerini kişilikli bir noktada ifade edebilecekleri bir duruşta tutmayı düşünmemektedir. Bu Öcalan merkezli kötülüklerden ve kararsızlık durumundan kurtulmak için, PKK/BDP konseptinin dışında kalan Kürdler bunun dışında bir konsept aramak zorumdadırlar. Bu alternatif esasında çokta seçim endeksli olmak zorunda değildir. Bunun ötesinde hatta PKK dışındaki her kesimi kapsayan bir çalışma sürdürülmelidir.

Hatta şunu iyi hesaplamak gerekir; PKK-BDP İmranlının emirleri doğrultusunda Kürdleri dışlayarak darbeci marjinal Türk solu ile, sömürgeci devletin kurucusu ve Kürdistan’daki tüm soykırım katliamlarının bir numaralı sorumlusu olan CHP ile, gerici Gülen cemaati gibi vs. güçlerle ittifak araması korkulmayan hatta Öcalan tarafından seslendirildiğinde kutsallık ifade ediyorsa ve son derece önemli bir cesaret oluyorsa; Hak-Par, Kadep ve diğer Kürd inisiyatifleri öncelikle kendi aralarında ve giderek ortak bir tavır ile daha geniş alternatif ittifakları, seçim ortaklıkları arayabilmelidirler. Birileri için kutsallık olabilen tavırlar birileri için kabahat olarak görülmemelidir. Dolayısı ile her seçim döneminde Kürdlerin gündemine giren "Kürdler seçimde ne yapmalıdır” sorusunun cevabı noktasında esas olması gereken her duyarlı Kürd insanı için, seçime bağlı kalmadan ve seçime endekslenmeden "ulusal demokratik güç birliği” olmalıdır. Bunun gereğide hataya düşmeden bu birlik kapsamındaki aktörlerin çok net ve açık olarak konulması gerekiyor. Ve Kürdi, Kürdistani hiçbir talebi olmayan ancak “Kürd siyasetinde” söz sahibi olan PKK/BDP’nin “ulusal demokratik cephede” yerlerinin olmadığı gerçeğinin kabul edilmesi ile işe başlanmalıdır. Ve bilinmelidir ki bu cephede PKK/BDP ile aranacak birlikler için harcanacak enerji ve zaman sömürgeci devletin ve Kürdleri "kucağa oturtmaya" çalışan Türk ve Kürd Kemalistlerin işini kolaylaştırır. Bundan uzak durulmalıdır.

Seçim sonrası anayasa

Devam edecek...



 

---
Nivîsên din yên nivîskar
20/5/2011  Seçimler yaklaştıkça… !
21/4/2011  Öcalan İttifakları ve YSK Kararı… !
30/3/2011  Yeni Süreçte Seçim ve Sivil Anayasa – 3 – Seçim sonrası anayasa
5/3/2011  Yeni Süreçte Seçim ve Sivil Anayasa-2
5/2/2011  Yeni Süreçte Seçim ve Sivil Anayasa
9/12/2010  Öcalan-Baydemir ve CHP-BDP İttifakı…
15/11/2010  Diyalog ve Yeni Anayasa...!
29/9/2010  Referandum Sonrası…!
8/9/2010  Referanduma birkaç gün kala
22/7/2010  Öcalan Aradan Çekilince mi yeniden Şiddet Başladı ?
8/5/2010  Anayasa değişikliği tartışmaları
19/4/2010  Anayasa değişikliği paketi
29/3/2010  Darbe suçu işleyenler
26/1/2010  DTP’nin kapatılması bir boşluk yarattımı veya BDP bir boşluk doldururmu..
22/12/2009  "17 Santimetre Karelik Sokak Gösterileri"
18/11/2009  Hiç bir Kürd ne onurlu nede onursuz CHP içinde yer almamalıdır!
6/7/2009  Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ´un Basın Toplantıları