DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


pasa_yilmaz@mynet.com

Paşa Yilmaz    

Yeni Süreçte Seçim ve Sivil Anayasa


5/2/2011

12 Eylül 2010 halk oylamasında askeri ve yüksek yargının kurdukları vesayetin yapısı değişince, Türkiye’nin 87 yıllık tarihi boyunca bastırılan, bireysel ve toplumsal duyguların dile getirilmesi ve her kesimin kendi bastırılmış aidiyetlerini öne çıkarması ile sivil iktidarın "daha çok demokrasi, daha çok özgürlük" yaklaşımı üzerine, defalarca gündeme gelen ancak bir türlü vesayetçi sistemin aşılamaması üzerine gündemden düşen "yeni, sivil ve demokratik bir anayasa" yapılması yeniden gündeme geldi. AKP iktidarının güçlü bir muhalefetle karşılaşmadığı bu süreçte "muhalefetsizlik rahatlığı" içinde daha çok rahat davranarak Kasım 2011’de yapılması gereken genel seçimleri erkene alarak Haziran 2011’de yapmayı planlıyor. Referandum sonrası gündeme gelen demokratik açılımı, Kürt açılımı, alevi açılımı, Ermeni açılımı, sivil anayasa vs. yasal düzenlemeleri seçim sonrasına erteleyerek oluşan toplumsal beklentilerden dolayı da toplum iradesini ipotek altına alma yolunu seçti. Bu karar aynı zamanda muhalefet içinde seçimler için değil, ama parlamentodaki çalışmalar için bir tercih olmuştur.

Çünkü dökülen ve kendi içinde bir tutarlılığı olmayan muhalefet, özellikle parlamentoda temel yasaların yapılmasının ertelenmesini sevinçle karşılamış durumdadır. Görüldüğü gibi parlamentodaki uyum yasalarını bile kaldıramayan muhalefet gözünü sokak direnişlerine dikerek meşru olmayan güçlerden medet umuyor. Muhalefet partilerine bakıldığında bir yandan vesayetten kurtulamayan, bir yandan özellikle referandumda toplumun değişim isteklerine karşı koydukları "ret" ve "boykot" tavırlarından dolayı seçmenleri tarafından adeta cezalandırılma ile karşı karşıya gelmişken bu, toparlanmaları için ilaç etkisi yapmıştır. Bunu fırsat bilen muhalefet toparlanmaya çalışırken, Bahçeli ve MHP kendi oy tabanını yeniden toparlamanın yollarını ararken daha çok milliyetçilik temelinde Kürt düşmanlığı yaparak bu açığı kapatmanın yolunu tutmuştur."Devrimci Kemal" ve CHP ise "68 ruhunu çağırma falcılığına girişmiş durumdadır.

Bu noktada derin devletin ve bel kemiği iyice kırılan Ergenekon terör örgütünün silahlı eylem alanında iyiden iyiye elinin zayıflaması ve PKK’nın Ergenekon destekli şaibeli eylem koyamaması ve konulan eylemlerin Kürdler tarafından sorgulanıyor olması, PKK cephesinde yaşanması muhtemel kırılma süreci, Kürdlerle ilgili taleplerin bireysel hak ve özgürlükler düzeyeninde altına düşürülmesi hatta esas sorunun Öcalan’ın yaşam koşullarına indirgenmesi sonucu AKP’nin Kürdler için alternatif bir noktaya gelmesi Öcalan/PKK hattında sıkıntı yaratıyordu. Bunun için de içi boş talep çıtasının "yükseltilmesi" öne çıkarıldı. Hatta karşılıklı silahlı güçlerin tehdit naraları da hesaba katıldığın da tehlikenin boyutu anlaşılır.

Tabii ki bu manzarada gidilecek bir seçimin partiler açısından kullanılacak malzemesini görebilmekte çok zor değildir. AKP ve Erdoğan’ın temel argümanı "Bizi destekleğin yarım bıraktıklarımızı tamamlayalım", CHP ve Kılıçtaroğlu’nun malzemesi "… Sorununu biz çözeriz, benim adım Kemal, Recep bey, Recep beyin ezberini bozuyorum, özellikle Kayseri dosyaları", MHP ve Bahçeli radikal Kürt düşmanlığı ile Erdoğan’a saldırarak oylarını koruma stratejisinde, PKK/BDP ise Öcalan’ın talimatları doğrultusunda Türkiye’de kafaları karıştıran sulandırılmış bazı kavramlarla gerginlik yaratmayı kullanacak. Hatta "ana dille savunma" tavrının arkasında karalı durmadığı halde Kürdistan’ı birkaç parçaya daha bölecek "demokratik özerklik" ile tansiyonu yükseltmek. Evet, çok olağan üstü bir durum olmazsa Haziran 2011’de Türkiye bu siyasi manzara ile genel seçimlere gidecektir.

Elbette bu seçim sürecinde, seçime girecek aktörler bakımından seçim ile ilgili teredütü olmayan kısmen AKP olmaktadır. AKP iki dönem tek başına iktidar olurken cumhuriyet tarihinde bir ilki gerçekleştirme durumundadır. O da ara vermeden ve oylarını her dönem arttırmak üzere üçüncü iktidar dönemine hazırlanıyor. Buna karşılık muhalefet ise her yanı ile dökülen darma dağın olmasından dolayıda hepsinin tereddütleri vardır. Başta ana muhalefet partisi Kılıçtaroğlu ile "değiştim" sendromuna girmesine rağmen bunun mümkün olmadığının her geçen gün biraz daha anlaşılmasından olacak ki bu noktadaki en önemli tedirgin Kılıçtaroğlu’nun kendisi oluyor. Çünkü bu seçimdeki başarısızlık (şu anda Baykal’lı oy oranı bile korunur noktada değildir) bu makamdaki "Devrimci Kemal’in" sonu olur. Yani "Kemal abi" sadece iki yıl kadar genel başkanlık yapmış olacak. Bundan dolayı Kılıçtaroğlu bu seçimde oy oranını arttırmak için ne gerekiyorsa yapmaya çalışıyor. Hatta kılıktan kılığa giriyor. Bir gün "başpehlivan" oluyor, bir gün "çeri başı" oluyor, bir gün "roman" oluyor, bir gün "maden işçisi" oluyor. Vs. Ama ilginçtir hiç Alevi ve Kürd olmadı. Buda onun kırmızıçizgisi oldu.

Öncelikle çeşitli nedenlerle CHP’den kopmuş durumda olan bireylerin bir biçimde geri getirilmeleri sağlanmalıdır. Bu yüzde yüz olmazsa bile çoğunlukla sağlanmış durumdadır."derin abi" Sabih Kanadoğlu’ndan tutun Rahşan Ecevit ve bunlarla birlikte olma şansları olmayan bazı eski CHP’liler (milletvekili olmuş veya olmamış) ADD başkanı Tansel Çölaşan hanımefendi dâhil birçokları geri dönmüş durumdadırlar. Ancak CHP’nin içinde olduğu açığı, bireysel bazda ki en güçlü katılımlar bile kapatamaz. Bundan dolayı CHP’nin derdini, sorununu ancak ciddi düzeydeki blok katılımlar ve blok destek gücü çözebilir. Onu düzlüğe çıkarabilir. Bunun aslında son derece önemli bir argüman olduğu açıktır. Bundan dolayı da CHP yetkililerinden birinin "CHP 8 parti geliyor" demesi tesadüf değildir. Ancak CHP’nin anlayamadığı bu "8 parti" katılımı bile CHP’nin sorununu çözmez. Çünkü eğer bahse konu "8 parti" bir derde deva olsalardı bu partiler kendileri için adam olurlardı. Bunlar kendileri için adam olamadıklarından, çaresizliklerinden dolayı da çaresiz CHP’ye katılmaya karar veriyorlar. Bunun çözüm olmadığı ortadadır. CHP’nin buradaki çaresi blok olma noktasında aleviler ve Kürtlerdir. Alevileri, alevi bir Kürt olduğunu söylemeyen, Horasan erenlerinden bir ailenin çocuğu olduğunu söyleyen devlet projesi ile getirilen "Devrimci Kemal abi" tam olmazsa bile kısmen "çözmüş" gibidir. Ancak Kürtler henüz çözülebilmiş durumda değildir. Bu ise Öcalan’ın CHP için Kürtleri ne kadar ikna edeceği ile ilgilidir. Zaten bu aşama da henüz seçim konusunda hiçbir netliği olmayan bir kesim esasında Öcalan-PKK-BDP kanadıdır. Aslında Öcalan nettir. Bu netlik Öcalan’ın "Demokratik Özerklik" projesinin içindedir. Bu ise Kürdlerin entegrasyonudur. Kürdlerin Kemalizm ile buluşturulmalarıdır. Ancak bunun nasıl uygulanacağı merak konusudur. Çünkü prof. Olmuş ama adam olamamış birinin dediği kadar artık Kürdler kolay kolay kucağa oturmuyorlar. Bu açılan kucağa Öcalan oturmaya fit olsa bile. KCK davasında "ana dille savunma" konusundaki çürük duruşu da gösteriyor ki Kürtlerin Kemalizm ile yeniden buluşturulmaları projesi esastır. Ancak yaşanan sürecin özellikleri ve istemezsek bile Kürtlerin önünde AKP gibi bir alternatifin olmasından dolayı Kürtlerin ikna olması hiçte kolay değildir. Zaten eğer Kürtlerin Kemalizm ile buluşturulması sağlanamazsa bu seçimlerde barajın aşılması sorun olduğu için yapılacak tek iş Kürtlerin parlamento dışında kalmalarıdır. Yani BDP’nin bu seçimlere bağımsız adaylarla girmek gibi bir hesabı en azında şimdilik görülmüyor. Hatta CHP ile ittifak tartışması olumlu ses vermeyince Gülen cemaatine yaltaklanan Öcalan "gücünüzü ölçün" talimatı verdi. Hatta bir avukat görüşmesin de verdiği işaretle bunu anlamak mümkündür. Görüşme notların da aktarılan "BDPnin %7,5 oyu vardır. Sol bir ittifakta bazı flaş isimlerle bu baraj aşılabilir. Mesela Mersin’de Fikri Sağlar aday edilebilir" sözü çok nettir.

Bu süreç, içinde yığınla komplo olan bir süreçtir. Dolayısı ile oldubittiler esastır. Bu nedenle daha KCK davasındaki "ana dille savunma" konusunda ortada duran çürük duruşa rağmen kararlı bir tutum sergilenemezken, Kürtlere yüklenen pozitif enerji henüz boşaltılmışlık noktasın da iken "İnsan hakları haftası" dolayısı ile İnsan Hakları derneğini ziyaret eden BDP genel başkanı Selahattin Demirtaş’ın "devletin yasal düzenlemesini beklemeden her alanda Kürtçe konuşacağız" açıklaması ve ardından Genelkurmay başkanlığının "iki dilli yaşam" için açıkladığı "muhtırası" ve "Demokratik Toplum Kurultayı"nın açıkladığı "Demokratik Özerklik" projesi, "öz savunma gücü" bu oldubitti tavrı ile alel acele ortaya konulan kafa karışıklığı projeleridir. Bu proje sunumundan sonra, başta Öcalan olmak üzere cümle Kemalist dayıları ve sistemden nemalanan her kes "Kürdler geri zekâlıdır" diye dalga geçtiler. Çünkü aynı anda ayrı TV kanallarında en yetkili düzeyde bu projenin aykırılıklarla savunulduğunu söylemek hatta kesinlikle savunulamadığını söylemek mümkündür. Aslında savunamayacaklarını söylemek daha doğrudur. Bu tür Öcalan önerileri sistematik değildir. Bunlar dayıları tarafından önerttiriliyor ve Kürdlerin duruşuna ters olduğu için Kürdler onu savunamazlar.

Zaten Öcalan’da bu noktada "bunlar anlamıyorlar" diyerek "bilgeliğini" ortaya koydu. Ve "resmi dil problemimiz yoktur, marş problemimiz yoktur, bayrak problemimiz yoktur, üniter devlet problemimiz yoktur" diyerek savunulacak bir yanda bırakmayarak sömürgecilerin yükselen tansiyonunu düşürme yoluna gitti. Burada yaratılan gerginliğin "faydaları" ve bu tezlerin muhtevasının doğruluğu veya yanlışlı ayrı tartışılmak üzere, bunların bu biçimi ile de olsa Türkiye’de her kes tarafından "tartışılıyor" olması her şeye rağmen olumludur. Gizli kapaklı tartışmalardan kurtulmak ve açık, şeffaf tartışmak son derece önemlidir. Günün birinde İmralı pazarlıklarınında şeffaf olarak tartışılması daha da iyi olur. Çünkü ana dille savunmayı "ana dille savunma yapında demiyorum yapmayın da demiyorum" tavrı ile karşılayan Öcalan’ın "iki dilli hayat" ve "demokratik özerklik" tavrının arkasında durmak gibi bir derdi olmaz. Zaten avukat notlarından birinde bir sürü hakaretle bunun arkasında durmadığını durmayacağını göstermiş oldu. O halde bu noktada karşı tutumun bunu endişe ile karşılayarak bunu çatışma sebebi haline getirmeden aklıselim bir biçimde tartışmaları son derece önemlidir. Hatta söylenen biçimi ile bakıldığın da bile bunun saçmalığını görmemek mümkün değildir. Çünkü dünya da "Demokratik Özerklik", "Demokratik Cumhuriyet", "Demokratik Konfederalizm" gibi idari biçimler yoktur olamaz. Cumhuriyet, Özerklik, Federalizm, Konfederalizm gibi idari yapılardan bahsedilir, ancak bunların başına " demokratik…" kavramı konularak bunların idari yapı oldukları kabul edilemez. Bu mantık "yönetimin başında ben var isem demokratiktir, ben yok isem anti-demokratiktir" mantığıdır ki esasında bu mantığın kendisi anti-demokratiktir. Bu mantık, idareyi otoriterizme, diktatörlüğe götürür. Bundan da anlaşılıyor ki Öcalan ve PKK açısından Kürdistan’ın statüsünün ne olacağı hiç önemli değildir. Yani statünün "olmayan bir statü" olması dahi olabilir. Önemli olan bu statüde Öcalan ve elitine açılacak alan olmaktadır. Statünün ne olduğu tartışılmadan, konuşulmadan bunun adının "Demokratik …" konulması ve bunun ötesinde "öz savunma gücü" oluşturma telaşı söylendiği gibi Kürdistan’ın ve Kürtlerin korunması telaşı değildir. Asıl bu telaş, Öcalan ve elitinin korunması telaşıdır. Bunun yönteminin çağdaş dünyadaki örnekler yerine kendilerinin başlattıklarını söyledikleri "köy komünlerinden" hareketle tespitinin yapılması esasında bu alanın Öcalan ve eliti dışındaki Kürtlere kapatılmasıdır.

2011 Haziran ayında yapılması düşünülen seçimlerde Kürdler, özellikle sonrasın da gündeme gelmesi kesin olan yeni anayasayı önemseyerek tutum almalıdırlar. Kürdler öncelikle kendi geleceklerini kendileri belirlerken nasıl bir statü istediklerini ve bu statüyü hangi çerçevede oluşturacaklarına karar vermelidirler. Yani Kürdler geleceklerini belirleme hakkını hangi esasta kullanacaklarsa esasında seçim ve sonrasında yapılacak anayasa ile ilgili tutumlarıda kendiliğinden ortaya çıkar. Kürdler bu gün bir biçimde birlikte oldukları kendileri dışındaki etnik unsurlarla nasıl yaşayacaklarına karar vermelidirler. Bu unsurlarla birliktemi yaşayacaklar yoksa ayrı mı yaşayacaklar? Söz konusu etnik unsurlar ile ya aynı yapı içinde birlikte yaşamak veya bu unsurlar ile ayrı ama komşu olarak yaşamak esaslarına dayanabilir. Komşu olarak yaşamaya karar vermeleri halinde, bunun ayrılıp bağımsız devletler şeklinde olacağı tartışmasızdır. Böyle olması halinde mücadelenin esasları, seçim tavrı ve anayasaya karşı tutumda ona göre şekillenir. Yok, eğer komşu olarak değil de çok etnikli esaslara dayanan birlikte yaşam olarak düşünülecekse bunun şartlarının oluşması, bunun stratejisinin çizilmesi seçim ve anayasa ile ilgili tutumda farklı olur.

Bu noktada bence Kürdler ezici bir çoğunlukta Orta-doğu’da kurulacak bağımsız bir Kürdistan’da kendi içindeki farklılıkları güven altına alan komşu olacağı milletler ile barış içinde ki komşular olarak yaşamayı yeğler, ancak dünyanın konjonktürel yapısı ve yaşadığımız ülke koşulları gösteriyor ki bu gün bunun şartları olmamaktadır. Zaten genel mana da kuzeyli Kürdlerin’de böyle bir talepten ziyade çok etnisiteli bir esasta birlikte yaşamayı önlerine koyduklarını söylemek mümkündür. Buna göre de Kürdler 2011 Haziran seçimlerine çok etnisiteli birlikte yaşama konsepti içinde hazırlanacaklardır. Keza sonrasında gündeme gelecek olan yeni anayasa içinde aynı şekilde çok etnisiteli esasta yaklaşacaklardır.

Çok etnisiteli esasa dayanan birlikte yaşamak nelere dayanmalıdır?

Devam edecek...

---
Nivîsên din yên nivîskar
20/5/2011  Seçimler yaklaştıkça… !
21/4/2011  Öcalan İttifakları ve YSK Kararı… !
30/3/2011  Yeni Süreçte Seçim ve Sivil Anayasa – 3 – Seçim sonrası anayasa
5/3/2011  Yeni Süreçte Seçim ve Sivil Anayasa-2
5/2/2011  Yeni Süreçte Seçim ve Sivil Anayasa
9/12/2010  Öcalan-Baydemir ve CHP-BDP İttifakı…
15/11/2010  Diyalog ve Yeni Anayasa...!
29/9/2010  Referandum Sonrası…!
8/9/2010  Referanduma birkaç gün kala
22/7/2010  Öcalan Aradan Çekilince mi yeniden Şiddet Başladı ?
8/5/2010  Anayasa değişikliği tartışmaları
19/4/2010  Anayasa değişikliği paketi
29/3/2010  Darbe suçu işleyenler
26/1/2010  DTP’nin kapatılması bir boşluk yarattımı veya BDP bir boşluk doldururmu..
22/12/2009  "17 Santimetre Karelik Sokak Gösterileri"
18/11/2009  Hiç bir Kürd ne onurlu nede onursuz CHP içinde yer almamalıdır!
6/7/2009  Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ´un Basın Toplantıları