DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


filseydo@hotmail.com

Mustafa Aydogan    

Soluğum umudumdur


9/1/2011

Yıllar boyu acılarla yoğruldum, karanlıklarla boğuştum her zaman. Araya ölümler döşendi, ayrılıkları koşullandıran. Canımdan bir parça, öbür tarafta boynu bükük kalan. Ve mayınların gazabına uğradı bir ömür boyu, suçu yalnızca doğduğu yerde yaşamak olan. Yüreğimdi, umudun tüketilmeye çalışıldığı bir yerde, bir fünyenin insafında ölüme terkedilen. Bir körpe yavru idi, uğursuz bir gecenin karanlığında vurulan. Ve ancak tan ışıdıktan sonra ölü bedeni “Şehr-i Dunaysır’e” taşınabilen. Kollarım, bacaklarımdı, çığlıklarla delinen gecede, kulak zarlarını yırtan her bir patlayışta havaya uçan. Gövdemdi, pusuda bekleyen soğuk namluların hedefinde delik deşik olma pahasına, yüreğimizi bölen hattın altında kalan yerinden asla vazgeçmeyen. Yuvalarımızdı yıllar boyu mekan eylediğimiz yerde yanıp tutuşan. Bedenimi sarıp damarlarıma hükmeden, alevleriydi yüreğimi bir yangın yerine çeviren.  

Nice yıldızlar kaydı ömür denilen basamaklardan. Ağıtlarla, zılgıtlarla uğurladık kayan ömürlerimizi. Ayrılığın çekilmez sancılarıyla inledi şiirlerimiz. Zulme karşı haykırdı dengbêjlerimiz. Tarihin acısını söyleyip durdu destanlarımız. Umutlarımızı dillendirdi şarkılarımız.

Faili meçhule kurban gidenlerim var benim; adı kendilerinden sonra doğan çocuklarına “Seydo” diye verilen. Zulmün hatırasıdır, soğuk toprağın koynunda yatanlar…

Sözcüklerin kanatlarına yazdım adlarını, sözün gücüne olan inançla. Zamana en dayanıklı olan yazıya yaslandım, direncimi hüzünle bileyerek.

Evet, ağıtlarla büyüdüm, hüzünlendim, ağladım. Ama yine de, bir dostun deyişiyle; “gökyüzünü kırlangıçlar her bastığında” bir bahar umuduyla dolup taştım. Ve küllerinden filizlenen yaşama olan inancı bir an olsun elden bırakmadım.

Bak, küllerim dile geldi, destan oldu, sınır tanımaz düşlerimi sararak. Her acım yüreğimden dudağıma vurdu, bir asrı aşkın bir zulmü dillendiren bir şarkıya dönüşerek.

Artık yalnız değilim. Düşlerimde beslediğim, kuşların kanat çırpmalarıyla ahenkli umutlarım var. Sığınaklar yaptım umutlarımdan ve orada kurmaya çalıştım özlediğim geleceği. Anlatılacak destanlarım var dile gelip her döneme tanıklık eden. Tüm zamanlara dayanacak gücü bulup tarihin yükünü sırtlayarak bugüne gelen. Şarkılarım var, yasak tanımaz umutlarımı besleyen.

Fırat ve Dicle’nin, makûs talihimize baş kaldıran dalgalarında sakladım şarkılarımı. Dengbêjler söyler, düşlerimi zamanın koynunda saklayıp beslediği destanlarımı… Kan ve gözyaşı içinde büyüyen çocuklarımıza toplumsal hafızanın bu canlı arşivinden ulaştı, çeşitli zamanların soluğunu bugüne ulaştırıp umutlarımızı besleyen seslerin izleri…

Ölümün soluğunu ensemizde hissettiğimiz, kaybolmuşluk duygusunun her yanı sardığı, karanlığın tüm yamaçlara çökmeye başladığı dönemlerde de, bu seslerden güç almaya çalıştı bu kadim diyar. Dayanılmaz acılarını hayalleriyle dindirmeye çalıştı. Derin yaralarına, yüreğinde saklamak zorunda kaldığı umutları merhem oldu. Yaralarına aktı da aktı, adı hala anılmayan bir coğrafyaya sevdalı çocukların gözyaşları.

O çocuklar ki, umudu kokladılar gül yerine hep, bu dağlara da bir gün bahar gelecek umuduyla.

O çocuklar ki, yüreklerinde saklayıp beslediler, vurgun oldukları ve zaman zaman birbirlerine fısıldadıkları, tarihin sırlarıyla yüklü kadim bir diyarın adını.

O çocuklar ki, bugün soluğu kesilmek istenen, yürekleri çoğunluk olunan bir coğrafyada azınlık bile sayılamamanın acısıyla yanan.

O çocuklar ki, ağıtların yazgı olmasına direnen, ömür denilen basamaklardan yeni yıldızlar kaymasın diye  inleyen...

 Ve o çocuklar ki, doğanın ve zamanların tanrıçalarından Zeus och Themis’in kızını hep düşünen. Adı barış anlamına gelen o kadına, yüreklere işleyen mahzun bakışları kilitlenen. Kucağında küçük bir çocuk taşıyarak barışı temsil eden Eirene’ye iç çekerek bakan. Onun huzuru temsil eden duruşuna vurulan...

Biliyorum, ne bir yazarın kalemi yetti anlatmaya, o çocukların gözlerinde saklı olan hüznü, ne de bir ressamın fırçası.

Buna rağmen yazmayı deniyorum. Çünkü Kürt Eirene’lerinin heykellerinin ülkemizin her bir kentinin önemli meydanlarında yükseleceği günlere olan özlemim var. Alevler içinde uyanmaya isyan eden çocuklarımızı karanlık süreçlerde boğmak isteyenlere inat, ağıtların bir yazgı olmasına direnen inancım, her şeye rağmen iyimser olmamı sağlayan umudum var.

Çünkü kahredici şafaklara, hüzün akan ırmaklara rağmen kanatlanan duygular olarak yüreğimin semalarında hep uçan, güvenle yaslandığım, uğruna bir ömür adadığım hayallerim var.

İşte bu nedenle bir yandan dengbêjlerin belleği diri tutan sesine kulak verirken, diğer yandan da hayallerimden, umutlarımdan aldığım güçle yazmayı deniyorum. Evet yazıyorum. Hayallerin kıskaca alındığı dönemlerin bir gün mutlaka geride kalacağına, arzuların bastırıldığı koşulların geçmişe ait bir olgu olarak sadece tarih kitaplarında okunacağına, tarihin yorgunluğunu üzerinden atabileceği zamanı özleyen, özgürlüğe susamış bir toplumun düşlerinin bir gün mutlaka gerçekleşeceğine olan inançla yazıyorum. Çünkü yazı bir oksijen işlevi görüyor. Bu oksijeni paylaşarak, toplumun nefes darlığından kurtulma çabasına belki bir katkım olur diye yazıyorum.

İşte bu nedenle umudun soluksuz bırakıldığı, oksijeni tüketilmek istenen bu topraklarda, her şeye rağmen, bir parça umut özlemiyle yanıp tutuşmanın sevincini, mutluluğunu yaşıyorum. Ve işte bu nedenle umudumla soluyorum.

Soluğum umudumdur çünkü.

---
Nivîsên din yên nivîskar
2/10/2011  Qey gava ez bimirim tu dê li ser min binivîsî?
16/5/2011  Resmi Dil İle Sorunum Var
16/1/2011  Bir asır daha mı bekleyelim?
9/1/2011  Soluğum umudumdur
4/9/2010  Senden basbayağı yazar olmuş
2/8/2010  Hazanı acıya boğduk
15/7/2010  Şampîyonîya cîhanê û biserketina "Total Football"ê
25/5/2010  Mus­ta­fa Ke­mal Pa­şa’ya açık mek­tup
14/4/2010  Nameya ji xemistanê
11/1/2010  Tarihi bir yanılsama