DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


F.Ozcelik@gmx.net

Fadil Özçelik    

Erdoğan mı Ingiliz Gandhi Kemal mı?


28/12/2010

Türkçe`de „Ayinesi iştir, kişinin lafına bakılmaz“ diye bir deyim vardır.

Aslında bu deyim, Tanzimat’la başlayan Batılılaşma edebiyatının Namık Kemal ve Şinasi ile birlikte en önemli üç öncüsünden biri olan Kürt Ziya Paşa`nın „şahsın görünür rütbe-i aklı“ eserindeki bir dizesidir.


Yanlış hatırlamıyorsam, „Kravat asalet vermez soyu bozuk olana, altın semer vursan da eşek yine eşektir“ dizeleri de yine Ziya Paşa`nındır. Ziya Paşa`nın ismi Kürt, Kürtçe ve Kürdistan ile ilgili tartışmalar vesilesiyle aklıma geldi.

 

Görünenin aksine anlaşılan Başbakan Erdoğan birkaç timsah gözyaşı, Yunus Emre`den „Yaradılanı severim Yaradandan ötürü“ sözünü, Mevlana`nın „Kim olursan ol yine gel“ dizelerini (Bazı kaynaklar bu dizelerin Mevlana`ya değil Ebu Said Ebl Hayr`a ait olduğunu iddia ediyor- Bu konuda Erdoğan`ın yeterince bilgilendirilmediği anlaşılıyor), Ahmedê Xanê, Cîger Xwîn, Şivan Perwer ve Ahmet Kaya`nın isimlerini telafuz ederek başına musallat olan ama aynı zamanda kendisine Başbakan olma imkan ve fırsatı da veren Kürdistan meselesini kendisine has metodlarıyla çözmeyi değil, bitirmeyi umuyor.

 

Aslında Başbakan Erdoğan, Kürdistan meselesinde TC tarihinin en sahtekar ve en tehlikeli tipidir desek sanırım kendisine pek de haksızlık yapmış olmayız.


TC`nin kendisinden önceki Başbakanları Ziya Paşa`nın dile getirdiği gibi davrandılar.

Erdoğan ise onlardan ders almışa benziyor, ya da öyle zannediyor veya öyle göstermek işine geliyor. Mükemmel bir öğrenci olduğunu sanıyor, ama çoğu sahtekar gibi yerli ve yersiz kullandığı deyimlerden bir deyimi „yalancının mumu yadsıya kadar yanar“ hatırlamayı ihmal ediyor.


Özünde yalancı ve dolandırıcı görünürde ise son derece dürüst ve iyi niyetli bir insan olma profilini çizmeyi kimse başaramadı.

Erdoğan ise kimsenin beceremediğini başarabileceğinin gafleti içinde.

Bir konuşmasından hatırlıyorum, şöyle diyordu Başbakan, „Bizim gibi düşünmeyenleri asla bizim gibi düşünmeye zorlamayacağız. Keza kimsenin hukukunu çiğnemeyeceğimiz gibi hiç kimseye de kendi hukukumuzu çiğnetmeyeceğiz“.

Ne kadar samimi olduğunu ise yüzlerce Kürt aydın ve siyasetçisini kodeslere tıkarak ispatladı.


Kürdistan’ın Kuzey parçası Erdoğan`ın Başbakanlığını yaptığı TC`nin işgal ve ilhakı altındadır. Hem Kürdistanı hem de işgal ve ilhakı gizliyor Erdoğan.

Erdoğan`ın hukukunu, dini ve imanını anlamaya bu kadarı bile yetiyor.

 

Bu dünyada sonu „stan“ ile biten onlarca devlet var. Erdoğan Yunanistan, Bulgaristan ve Gürcistan gibi Türkiye`ye komşu ülkelerle sıfır problemden dem vuruyor. Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan ile aynı ağacın dallarıyız demeye getiriyor. Arabistan`da dua ediyor, buna karşılık Kürdistan demeye dili varmıyor, din iman hakgetire bu konuda. Kürdistan diyenleri karşısında görünce de kırmızı görmüş bir boğa olup çıkıyor o derviş, kendinden geçmiş ermiş Erdoğan.

 

Tamam sorumluluğu vardır, istediğini söylemeyebileceğini anlayabiliriz. Hatta dürüst olmak şartıyla bizden farklı düşünebileceğini de anlayış ve saygıyla karşıla(yabili)riz. Lakin sesini yükseltip bağırıp çağırmaya başladı mı işin seyri değişir o zaman.

 

Hele o parmak sallamaları yok mu, şahsen beni çok eğlendiriyor.

„Vay be bu adam mı şimdi herkesi kucaklayacak, demokratik bir duruş sergileyecek?“ diyorum kendi kendime.

 

Yaradan ile de Yaradılanı sevmek numaralarını boşa çıkarıyor bizzat kendisi.

Erdoğan`ın inancına göre, Kürtçe’yi Yaradan Tanrı verdi Yaradılan Kürtlere.

Tanrı`yı burada aklına getirmek Erdoğan`ın hesabına gelmiyor; Tanrı`nın kendisinden önce münafıklarca gasp edilen malını iade etmemekte ısrar ediyor.

 

Haliyle ortada ne Yaradılana duyulan sevgi kalıyor ne Yaradana olan inanç.

Kürtçe eğitim mi? Sakın bu tür sözler Erdoğan`ın kulaklarına gitmesin. Çıldırıyor.

 

Kürt mü? Olsun, ama millet olarak olmasın, olmasın ki kardeş olarak kalalım ve gül gibi geçinip gitmeye devam edelim. Kürtleri millet olarak gördü mü karşısında bu sefer Kürdistan ile de yüzleşmek zorunda kalacak. Iyisi mi Hazretlerin istediği ve ifade ettiği gibi kalsın.

 

Siz enayi mi bellediniz cin gibi Başbakanı.

Kuzey Kurdistan`da Kürtler, son yıllarda reel politik diyerek birlikte ama eşit koşullarda yaşamaktan bahsetmeye başladılar.

Erdoğan’a göre bu da olmaz.

 

Bölünecekmiş Türkiye.Zannedersiniz ki bölen kim, bölünen kim bundan da bihaber mümin Başbakan.

Olacak olan, olması gereken ne?

 

George Orwell`in dediği gibi, „Bütün hayvanlar eşittir, ama bazıları daha da eşittir

Hepimiz eşit olacağız, ama Türkler daha da eşit olacak.

Eşitten daha eşit olmak için nüfus memurluğundan Türk üst kimliğimizi alarak birinci sınıfa terfi edeceğiz.

 

Işte bu memlekette herkesin herşey olabileceğinin en güzel delili.

Gürcü Erdoğan ve Arap Emine gibi.

Gürcü oldu Başbakan, Arap da first Leydi!

Beyaz Türkler bu hakareti kabullenemezlerse de gerçek bu.

Türkiye dünyada numunesi olmayan tuhaf bir ülkedir doğrusu. Bu ülkede insanlar onursuzlaştıkça, onursuzlaştırıldıkça; onur sahibi oluyor ve onure ediliyor.

Meydanlara salınıp oynatılıyor, büyük adam ve büyük kadın diye.

 

Diline, dinine, cinsiyet ve milliyetine bakmadan bütün insanlar eşit olacak, ama insanları kendi mülkiyeti belleyip „benim vatandaşlarım“ diye hitap eden Erdoğan daha da eşit olacak ve 20 milyon Kürdün geleceğini karartmak hakkını kendinde görecek. Elbette bunu yaparken ne „daha eşit“ olan kendi hukukunu ne de başkalarının hukukunu çiğneyecek.

Galiba Erdoğan bu dünyalı degil; uzaydan mı gönderildi; in midir, cin midir ne!

Başbakan`ın dilinden konuşmaya devam edelim.

 

Mevlana gündüzleri elinde bir fenerle sokaklarda dolaşmaya başlar. Kendisini bu halde gören insanlar şaşırır ve merakla sorarlar, „Gündüz vakti elindeki bu fenerle sokaklarda ne yapıyorsunuz hocam?“

Mevlana`nın cevabı kısa ve özdür, „Insan arıyorum.“

Birçok dilde „insan“ ve „adam“ aynı anlamlarda kullanılır.

Insan, adam demektir, adam da insan.

Kürtlerin de sorunu bu bence. Kürtler ellerinde fener ile gündüz vakti Ankara sokaklarında insan arıyor, adam arıyor lakin yok.

 

Buldukları hep yalancı, dolandırıcı ve sahtekar. Benliklerini yitirmiş ve herkesten aynısını isteyen binbir millet etiketli ama hepsi de Türk olan bukalemunlar.

 

Herkesi kendin gibi yapacaksın ki, ayıbın ayıp olmaktan çıksın, değil mi ya?

Kürtler, ülkelerinde Kürtçe’nin resmi dil olmasını, Kürtçe eğitim, demokratik özerklik, federasyon, öz savunma diyerek işin çözümünü yokuşa sürüyorlarmış.

 

Peki geriye ne kalıyor? Hiçbir sey! „Sorun vardır demezseniz, sorun olmaz“.

Biz kendimizi savunamazmışız. Kim savunacak? Türkler.

Türklerin de -daha doğrusu bu etiketlli- askeri ve polisiyle 87 yıldır bizi nasıl savunduğunu en az bizim bildiğimiz kadar Erdoğan`da biliyor. Canları sıkıldıkça tankı ve topuyla, helikopter ve uçaklarıyla bol bol bombalayacaklar; sağ ele geçirip imha edemediklerini de karakol ve hapishanelerinde bol elektrikli seanslar ve lağım sularında işkence ile rehabilite edecekler.

 

Işte Erdoğan`ın canımızı ve malımızı teminat altına alan güvenlik reçetesi!

Tarihi bu kadar kirli ve güven vermeyen bir devlet herşeyden önce bir özür dilemelidir ki – affedip etmemek de başka bir mevzu- konuşmaya yüzü tutsun.

 

Ankara`nın siyaset sokaklarında mumla da fenerle de arasan beyhude bir çaba olur bu yüzü aramak.

 

Utanmak nedir bilmeyen ceberrut bir devlet ile karşı karşıyayız. Biz Kürtlerin ve Türklerin en büyük bedbahsızlığı da bu olmalı.

Herkesin herhangi bir yer ve zamanda kabul edebileceği bir şey Türkler tarafından asla kabul edilemezdir.

 

Aha, hemen yanıbaşındaki Irak`ta Kurdistan Hükümetine bağlı güvenlik güçleri kendi güvenliklerini kendileri sağlamıyorlar mı? Hatta Arap bölgelerinde bile Irak`ın güvenliğine katkı yapmıyorlar mı?

Arapların bu işten zararları ne?

Onlar aptallar mı?

 

Kürt ve Kürdistan örneklerinin Türk siyasetçi ve askerlerinin sinir sistemini laçka ettiğini biliyorum.

 

Sayın Ahmet Türk`ün dediğine göre dünyada 76 ülkede federal sistem mevcut. Bu ülkelerin de mi çözüm yöntemlerini araştırmayı akıllarına getirmek istemezler?

Burada ben sadece bir örnek vereyim.

Beş resmi dilli (Ispanyolca, Katalanca, Baskca, Galiçyaca ve Aranca) Ispanya`nın Bask Bölgesi, güvenliğini „Ertzaintza“ denilen kendi polis teşkilatı ile sağlamaktadır.

 

Bu arada bilimsel analitik yönleri çok güçlüdür ya, zaman zaman bazı politikaci ve yazarlar Kürdistan`ın hangi şehirlerinde (onlar Doğu ve Güneydoğu Anadolu diyorlar) Kürtçe resmi dil olacak, diye soruyorlar. Onlara göre bazı bölgelerde Kürtlerin nüfusu yüzde 50`den az;  50`den dafa fazla oldukları diğer şehirlerde ise nüfusun bilmem ne kadar yüzdesi Kürtçe bilmiyormuş, et ve tırnak gibi iç içe geçmişiz.

Nasılsa dağınık ve uzun bir yazı oldu. Okurun affına sığınarak biraz daha dağıtsam her halde bir ziyanı olmayacak.

 

Erdoğan`ın hayranı olduğu Mevlana –ki bu da yalan. Erdoğan nire, Mevlana nire! Herkese olduğu gibi Mevlana`ya da zaman zaman başvurmak Erdoğan`ın hesabına geliyor sadece. „Amaca giden her yol mübahtır“ ya mübarek ortalıkta kullanmadığı kimse bırakmadı- devam edelim, „Suskunluğum asaletimdendir. Her lafa verecek cevabım var. Ama bir lafa bakarım, laf mı diye. Bir de söyleyene bakarım adam mı diye“. diyor.

Gel gör ki biz Mevlana gibi susacak kadar şanslı değiliz ne yazık ki.

Bunların kirli iç dünya ve niyetleriyle, sahte seccade, tespih, hırka, din ve imanları ile uğraşmak zorundayız.

 

Allah adına Allah’ı bile kandırmaya teşebbüs eden -yapabilirler mi bilemem, bu da Allah ile kendi aralarındaki bir sorun- bu „Yezid“ lerdir karşımızdakiler.

Konuşmaya devam edelim.

Sanki Kürdistan`da herkes Türkçe biliyor ve Türkçe`nin resmi dil statüsüne itiraz eden varmış gibi.

 

Bu yazar ve politikacıların işgalci ve ilhakçı devletin asimilasyon ve muhacirleri getirip Kürdistan’a yerleştirmek suretiyle bölgenin demografik yapısını degiştirme politikasından bir defa da ayıplarını suratlarına vurmayıp haberdar olmadıklarını farzedelim.

 

Be önemli –değerli değil- adamlar ve kadınlar, 90 yıla yakın bir süredir babanızdan tapuyla size kalan mülkünüz Kürt vatandaşlarınız Türkiye ve Kürdistan’da Türkçe konuştular ve size önerilen çözüm projeleriyle konuşmaya da devam edecekler. Kimsenin buna bir dediği yok. Bundan sonra siz de Türkiye ve Kürdistan’da Kürtçe öğrenip konuşmaya başlarsanız ne kaybedersiniz?

 

Kürtler, ya zorla ya güzellikle Türkçe konuşacaklar ama Türkler asla Kürtçe konuşmayacaklar! Asaletlerine yakışmaz!

İki tercihten birini seçme özgürlüğünü de tamamen demokratik bir şekilde Kürtlere bırakmışlar. Eksik olmasınlar!

 

 Yine Bask`a geri dönelim. Vikipedi oradaki nüfus yapısını şöyle belirtiyor, „Baskça ve İspanyolca bölgede resmi dillerdir. 1984`te yapılan dil ile ilgili bir nüfus sayımında halkın % 23'ünün Baskça`yı anladığını, % 21'inin konuşabildiğini, % 13'ünün okuyabildiğini ve % 10'unun ise yazabildiğini ortaya çıkarmıştır.

Bölgede Baskça resmi dil olmasına rağmen bu dili konuşan nüfus sadece kuzeyde yaşamaktadır ve toplam nüfusa oranları ise yalnızca % 11 'dir.“

Baskça aynı zamanda Navarra bölgesinde Ispanyolca`nın yanısıra ikinci resmi dildir.

Vikipedi’ye göre Fransa’da konuşulan Gaskon dilinin bir lehçesi olan Aranca Katalonya`da Ispanyolca ve Katalanca ile birlikte üçüncü resmi dildir. Ve bölgenin sadece Aran Vadisinde 7000 kisi tarafından konuşulmaktadır.

Katalanca’da Katalonya`nın yanısıra Valensia özerk sehir ve Balearic Adalarında ikinci resmi dildir Ispanyolca ile birlikte.

Bu arada Ispanya’nın 17 özerk bölge ve 2 özerk şehir bölgeden oluşan bir idari ve siyasal yapıya sahip olduğunu da hatırlatalım.

Bu kadarı yeter mi size?

 

Ayrıca Türkiye ve Kürdistan’daki Kürt nüfusunu da hatırlatalım mı size?

Sahi, hiç olmazsa bu konuda bir bilgi sahibi misiniz, değilseniz olmak istemez misiniz?

Niyet kötü ya bu örneklerin Türk asker, yazar ve politikacılarına yetmediğini ve daha binlerce misalin de yetmeyeceğinin farkında olsam da yine de zaman zaman dil sorununun diğer ülkelerde nasıl çözüldüğünü veya çözülmeye çalışıldığını bilmek ve hatırlatmakta fayda vardır.

 

İleri de bunları da yazmaya çalışacağım.

Bir kez daha Erdoğan`ın deyimiyle, „Bir sorun vardır demezseniz, öyle bir sorun olmaz“.

Farz edelim ki Erdoğan`ın eşi Emine hanım hamiledir; zaman zaman karnı ağrıyor ve midesi bulanıyor. Erdoğan`a göre Emine hanım ağrı ve bulantısı olduğunu söyleyip konuşmazsa ağrısı ve bulantısı olmayacaktır. Erdoğan`ın bize yutturmaya çalıştığı mantığına göre ağrı ve bulantının sorumlusu Emine hanımın kendisidir; hamilelik sadece bahanedir.

 

AKP ve CHP`nin „çözümü“ (ne etnik ne de dini bir sorun vardır) bu manval üzeredir.

Ikisinin de bize açıkça dediği „sorun yoktur“dur.

 „Yaradılanı Yaradandan ötürü seven“ yani sevgiyi şartlara bağlayan ve şayet Yaradılan bir Yaradan tarafından yaratılmasaydı veya bir ateist ya da agnostik olsaydı insanları lime lime eden bir canavar olup çıkacağını beyan eden Başbakan burada da alışkın olduğu üzere matematik denklemleriyle konuşuyor, „şu olur, bu olmaz“, „şöyle olursa böyle olur; böyle olursa şöyle olur“ diyerek aslında bir müminden ziyade bizzat kendisinin deklere ettiği gibi ne „iyi bir tüccar!“ olduğunu ispatlıyor bize.

Ticarette kuraldır, „Kimse yoğurdum ekşidir“ demiyor ki satsın. Lakin bir kural daha vardır, eğer „ben iyiyim“ diyorsa bir adam, tüccar veya politikaci; bilin ki ondan ne adam, ne tüccar ne de politikacı çıkar.

 

Ben Erdoğan’ın IQ seviyesinden de kuşkulanmaya başladım açıkçası.

Evde yaptığı çarpma ve bölmelere göre kar ve zarar hesabını çıkartan Erdoğan için aslında Kürtçe’nin resmi dil olamayacağı ve Kürtçe eğitim yapılamayacağı gayet yerinde bir sonuç.

 

Kürtçe’nin resmileşmesi ve eğitim dili olarak kabul edilmesi ile AKP`de dahil olmak üzere Türk Devletinin 80 küsür yıllık maskesi inecek ve çırıl çıplak yüzü ile ortaya çıkacaktır.

90 yıla varan yalan ve hileleriyle yüzleşmek cesaretine sahip olmak her babayiğidin harcı değildir.

Insani allak-bullak eder. Bunun icin dürüstlük, açıklık, güç ve irade ister. Bedel öder insan.

 

Iste size TC`nin mahrum olduğu özelliklerinden birisi daha.

Bir buçuk milyon Ermeniyi öldürüp üzerine yatan, en ufak bir vicdan azabı çekmeyen bir devlete karşı sanırım gereğinden fazla saf beklentiler içine girip bazen o partiden bu partiye koşuşturup duruyor bazı Kürtlerimiz.

Ancak yukarıda sadece bir örneğini verdiğimiz ve devamı da gelecek olan meselelere bu dünyada başka türlü bakan ülkeler de var.

Olgulara hangi pencereden baktığı insana kendi çözümlerini de yaratıyor.

 

Amacım sadece „herkes eşittir TC`de, ama biz Türkler daha da eşitiz“ diyen Ankara politikasını biraz da karşılaştırmali olarak afişe etmek, Türklerle başkaları arasındaki farkı ortaya çıkarmak, kimin nerede durduğunu göstermek olacak.

Başka bir beklenti içinde değilim çünkü. Yalnız, hayatta her zaman istediklerimiz olmuyor; Türklerin’ki de olmayacak.

 

Kürtçe eğitim ve Kürtçe günlerden bir gün şayet resmi dil olacaksa, kanaatim odur ki bu Türklere rağmen ve Türkler bunu içselleştiremeden olacak.

Feleğin gözü çıksın; reel politik, kar-zarar hesabı işte.. Ne de olsa evdeki hesap her zaman çarşıya uymuyor.

 

Sadece Kürt ve demokrasi meselesinde değil, Erdoğan bir insan olarak da defoludur ve benim islamdan anladığım kadarıyla katıksız bir münafıktır.

Tam 300 haftadır kar, kış yağmur ve soğuk demeden Galatasaray Lisesi`nin önünde toplanarak, hiç degilse kaybettirilen çocuklarının gömülü olduğu yeri öğrenmek isteyen „Cumartesi Anneleri“ için de Erdoğan „kullanılıyorlar“ demişti.

Islama göre katledilen çocuklarını aramaya çıkmış anneleri suçlamak günah değil mi?

Dini bütün Erdoğan işkenceci katillerin mi, yoksa çocuklarını arayan annelerin yanında mı saf tutmalı?

 

Kaybettirilenlerden biri Erdoğan’ın kendi çocuğu olsaydı, Cumartesi Anneleri’ nden farklı mı davranırdı, başkaları tarafından kullanılmak pahasına bile olsa!

Böyle sıradan insani bir sorunda bile Erdoğan ne gerçekten inanmış bir dindar ne de vicdan sahibi sıradan bir insan refleksi gösterebiliyor.

Çocuklarının mezarlarını arayan anneleri bile haydutça suçlayabiliyor.

Öyle anlaşılıyor ki, Erdoğan ve arkasındaki islami gücün bütün sorunu hükümet kurmalarını engelleyen askeri rejim ile idi. Bu işte ‚kahramanca’ da direnerek savaştan galip çıktığını da söyleyebiliriz. Bilinen gerçek yüz ve kimliği ile bunu başarması mümkün değildi. Daha çok oy ve desteğe ihtiyacı vardı. Bunun için de demokrasi kahramanı rolüne soyunarak herkesi kullandı.

 

Kürtlere ve Cumartesi Annelerine‚ kullanılıyorlar’ demesi boşuna değil, siyasette kullanmanın ve kullanılmanın ne anlama geldiğini çok iyi biliyor. Tecrübe konuşuyor!

 

Zor ve amansız bir kavganın sonunda anlaşılan askeri ‚aslında biz bize benzeriz, sadece isimlermiz farklı’ konusunda ikna etmeyi başardı. Artık O da bir Demirel, bir Çiller, bir Mesut Yılmaz, bir Devlet Bahçeli kadar güvenilir idi.

 

Altı kırmızı kalemle çizili ismini sakıncalılar listesinden çıkarmayı başarmıştı.

Gizlenen değil, gerçek Erdoğan olarak ortalıklarda cirit atabilirdi.

Demokrasi ve Kürt meselesinde Erdoğan ne yapacağını söylüyorsa yapmayacaktır.

O’nun kavgası buraya kadardı.

 

Huyudur Başbakan`ın sık sık yapmayacaklarını yapacağını söylüyor.

Ben bu konularda Erdoğan!ı tersinden okumanın ve bilmenin gerektiğini öğrendim..

 

Erdoğan, Kürtler için gelmiş geçmis en tehlikeli Başbakandır. Deyim yerindeyse kusursuz bir yılan rolü oynamaya çalışıyor. Özal ve bir nebze de Erbakan hariç kendisinden öncekilerin tavrı çok banal ve sıradandı. Erdoğan onları aşarak sıradışı olmaya çabalıyor becerebildiği kadar. Demirel, Kürt realitesini tanıyoruz dedi ve orada kaldı, Çiller, Bask modeli de tartışılabilir dedi ve sonra yanlış anlaşıldığını söyledi. Yilmaz, AB`nin yolu Diyarbakır’dan geçer dedi ama arkasını getirmedi.

 

Erdoğan hepsinin sıradan ve yetersiz „doğrularını“ almış, „yanlışlarına“ da kendi sıradışı „doğrularını“ katarak yol alıyor. Ahmedê Xanê, Cîger Xwîn, Şivan Perwer ve Ahmet Kaya diyerek Kürdün sunnisini ve alevisini, sağcısını ve solcusunun da desteğini almaya çalıştı. Bir dereceye kadar başarılı da oldu. Arkasına dut yemiş bülbül gibi susan 75 tane Kürt „kökenli“ milletvekili alarak Kürtleri ben temsil ediyorum dedi.

 

Kürdistan`da AKP`nin bunca örgütlenmesi ve milletvekili çikarması ne kadar kendi başarısı ise bir o kadar da Kürtlerin başarısızlığındandır.

Kürtler bir yerlerde yanlış yapmış olmalılar ki böylesi arzulanmayan bir sonuçla karşı karşıya kaldılar.

 

Kürtler, nasıl yapacaklarsa artık, zazasını ve kurmancını, yezidi, sunni ve alevisini, milliyetçisini ve sosyalistini sürece katarak AKP ve CHP`nin Kurdistan`daki bütün parti tabelalarını indirmeyi başarabildiği oranda ancak „çözümü“ TC`ye dayatabilecektir.

 

2011 yılındaki genel seçimlere kadar daha önümüzde altı ay var.

Kürdistan`da en büyük Kürt katili Atatürk`ün partisi CHP, başta Dersim olmak üzere alevi Kürtlerinin yaşadığı şehirler hariç, büyük oranda mezara gömüldü.

AKP nasıl bitirilecek?

 

Düşünmek önemlidir, ama doğru düşünmek daha da önemlidir.

Başta BDP olmak üzere Kürtler bu konuda bir fikir ve daha da önemlisi bir niyet sahibi midirler? Önümüzdeki aylarda kiminle ve nasıl bir takvimle hazırlanmayı düşünüyorlar?

Sanırım herkes kendisinin bu kanudaki pay ve sorumluluğunun faturasını bir güzelce gözden geçirecektir.

 

12 Eylüldeki anayasa referandumunda BDP, doğru veya yanlış, boykot kararı aldı. ‚Evet’ oyu veren Kürt çevreleri ‚yanlış’ bir kararla sırf AKP ve Türk Devletini Kürdistan’da bozguna uğratmak ve BDP’ye bir dayanışma jesti olsun diye seçimleri boykot etseydiler daha doğru olmaz mıydı?

 

Herkes yanlışı diğerinde arama alışkanlığında. Herkes ilk adımı diğerinden bekliyor.

BDP’ye zamanında yapılması gereken bu jest belki de bugün Kürtlerin daha rahat olmasını sağlayacak ve seçimlere ulusal bir birliktelikle katılmanın alt yapısını hazırlamış olacaktı.
Buna yanaşmayan bir BDP daha kolay eleştirilebilecekti.

Geriye dönüp baktığımız zaman aslında böyle bir tavrın çok da zor olmadığını görüyoruz. Gereğinden fazla abarttığımız referandum, AKP’nin asker ile anlaşması mücadelesinin ötesinde çok da anlamlı değilmiş.

 

Ve Kürtler hiç de BDP’yi yalnız bırakmak zorunda değillermiş.

Kendisini çevreleyen onlarca ağacın içinde otururken insan, çogu kez binlerce ağaçlı ormanı yani bütünü göremeyebiliyor. Ormanı çevresindeki onlarca ağaçtan ibaret zannediyor.

 

Osmanlıdan vazgeçtik. Türklerle artık 90 yıllık bir deneyim ve birikim sahibiyiz.

Kendi aramızda „derin“ ve „aşılması zor“ çelişki ve çatışmalarımız olabilir veya bize öyle geliyordur. Hatta bu gün birbirimize selam vermekten bile çok uzak olabiliriz.

Ama bu, işgal ve ilhakçı bir devletin siyasal partilerini işgal ve ilhak edilmiş ülkemize yerleştirmek ve onlarla birlikte hareket etmek için sebep değildir. Varsa eğer bir sebep gibi görenler, ulusal kurtuluş mücadelesi veren ülkelere bir göz atsınlar.

Bir Kürt veya bir Kürt organizasyonunu düşünün ki PDK ve YNK`ya kızgın veya dargın olduğu için gidip Saddam Hüseyin`e yanaşıyor.

 

Bir Kürt veya Kürt organizasyonunu düşünün ki Esat`ın Baas Partisiyle Afrinden Kamışlo’ ya kadar yani Kurdistan`da birlikte çalışıyor.

Bir Kürt veya Kürt organizasyonu düşünün ki Tahran`ın mollalarıyla birlikte Kurdistan`da siyaset yapıyor..

 

Siz bunun adını ne kordunuz?

Cahş mı yoksa bizdeki gibi korucu mu?

Işbirlikçi mi yoksa hain mi?

Onlara koyacağımız adın aynısını hiç tereddüt etmeden kendimiz için de kullanabiliriz.

Aynı sonuca varacaksa eğer tavırlarımız, bilerek veya bilmeyerek olması neticede neyi değiştirir ki?

 

Aslında kimse kendisini gördüğü gibi değildir. Daha çok dışarıdan göründüğü gibidir.

İnsanın kendisine bırakırsan bu dünyada vazgeçilmez bir tek kendisi vardır. Bütün döğruların toplamı bir tek kendisidir.

Belki de çok yanılmamızın ve bazen de olmadık stratejik hatalar yapmamızın kaynağı budur.

 

Kendimizi ve başkalarını yanlış tanıyoruz. Böyle olunca gittikçe ‚iyi olan’ biz, bize benzemeyen ‚kötü olan’ başkalarından daha çok uzaklaşıyor ve içimize kapanıp kimseyi beğenmez oluyoruz.

 

Böyle tarikatleşip ve cemaatleştikçe daha çok yanlış yapıyor ve onaylamadığımız hiçbir şey artık bize doğru gelmiyor.

Biz doğruların, başkaları da yanlışların merkezidir. Bizde yanlış, başkalarında doğru yoktur.

 

Kendinize bir bakın, kendinizden başka memnun kaldığınız kimse kalmamışsa, bilesiniz ki bulunduğunuz alanda siz, artık kapılarınızı herkese kapatmış bir tarikat, bir cemaatsiniz.

Dışarı açılma şansınız yoktur. Varolanı da kaybetmemek için hepten sofulaşır, kendi kendinize tapar hale gelirsiniz.

Bıraktığımız yere dönelim.

Kürdistan sarmadı mı?

Isterseniz geçmişte tarihlerini bolca okuduğumuz Asya ve Afrika’daki sömürgelere bir göz atalım.

 

Hindistan, Vietnam, Cezayir, Mozambik ve Kongo`da bu ilişkilerin adı neydi?

Bırakın sömürge ülke yurtseverlerini, Cezayir`de savaşan işgalci ordusuna karşı Jean Paul Sartre ne demişti hatırlayalım, „Cezayir, Cezayirlilerindir“.

 

Kürdistan neden Türklerin olsun? Cezayirliler Sartre’nin desteğiyle Fransız sömürgecilerini ülkelerinden def ederken, biz hangi argümentlerle AKP ve CHP’yi Kürdistan’a taşıyacağız?

Eskiden tartışmazdık biz bu saçmalıkları, bizdeki kafa karışıklığını görüyor musunuz?

 

Sartre’yi bilemeyebiliriz; hemen yanıbaşımızda Türk bir Ismail Beşikçi hocamız var. Malum, görmüş geçirmiş adam gibi bir adamdır. O`na da bir danışsak diyorum.

Burada Erdoğan`a haddinden fazla yer ve zaman ayırarak üçüncü yolcu (bana üç dünya teorisini hatırlattı), din ve kimlik dışı yani kokusuz ve renksiz (!) Gandi Kemal`e daha fazla haksızlık etmeyelim.

 

Mahatma Gandhi ülkesini işgal eden Ingiliz sömürgecilerine karşı ulusal mücadele veren bir liderdi.

 

Kürt Kemal Kılıçdaroğlu ise işgalci, ilhakçı ve katliamcı Atatürk’ün partisi CHP’nin lideri olarak „etnik siyaset ve çözüm“ olmaz diyen, dini ve ulusal kimliğini gizleyen bir zat.

Kemal Kılıçdaroğlu`na illahi „Gandi“ denilecekse önüne de „Ingiliz“ ilave edilerek, „Ingiliz Gandi Kemal“ denilmelidir.

 

Çünkü Mahatma Gandhi Ingiltere ile yapılan müzakerelerde kendisine „dayılanmaya“ çalışan Ingilizlere şöyle diyordu, „Burası benim ülkem. Burada siz bana emir veremezsiniz“.

Kürt Gandi Kemal ise Türklerin kucağına oturmuş kendi halkına efeleniyor; Kimlik bizi böler!

 

Kürt Kemal, Kürtçe’nin resmileşmesi ve eğitim dili olması meselesinde ise, „iki dil, onurumuza dokunuyor“ diyor.

Varsa artık onur ne, onursuzluk ne? Gel de çık bu işin içinden çıkabilirsen.

Bu ülke sözün bittiği yer! Kelimeler de anlamlarını yitirmiş, tersyüz olmuş.

Içinde bulunduğu onursuzluğu elaleme onur diye yutturmaktan başka bir çaresi mi var garibanın?

 

Gandi ve Kürt katili Atatürk’ün partisi CHP’nin Başkanı Kürt kökenli Kemal isimlerinin biraraya getirilmesi, acaba hangi tarihsel ironinin bir tezahürüdür?

 

Kürt Kemal`i Gandileştiren Türk basını biz Kürtlerle ve elbette Kılıçdaroğlu`nun kendisiyle dalga geçiyor.

 

Kürd Gandi Kemal nasıl da kolayca benimsemiş bu aşağılanmayı, müstehaktır „Stockholm Sendromu“nu yaşıyor olmalı.

Kemal bir isimdir. Kimbilir Kürdistan ve Türkiye’de bu ismi taşıyan kaç onbin tane insan var.

Gandi de öyle.

 

Aklıma PSK eski Genel Sekreteri ve değerli aydın Kemal Burkay geliyor.

PKK kurucularından Kemal Pir bir Türk idi. Diyarbakır zindanında Bağımsız bir Kürdistan için savaştı diye faşist Türk Devleti tarafından katledildi.

Bilinmez, daha kaç bin Kemal’imiz bu kavgada şehit düştü veya halen mücadelenin içinde.

 

Hindistan’da da böyle olmuştur mutlaka. Binlerce Gandhi önderleri Mahatma Gandhi’nin saflarında İngiliz sömürgecilerine karşı mücadele ederken, aynı isimli bazı Gandhiler de İngiliz sömürgecileri ile kolkola kendi ülkelerine karşı bir ihanet ve işbirliği içindeydiler.

 

Kemal Kılıçdaroğlu işte bu ikinci grubun Gandhilerindendir.

 

O, Türkler için Gandi Kemal ise; Kürtler için İngiliz Gandhi Kemal’dır.

---
Nivîsên din yên nivîskar
9/9/2012  Kurdistan 30em welatê mezin ê cîhanê ye
25/8/2012  Bir Kureyşli müşrik olarak AKP
2/8/2012  „Yek e yek e yek e, Gelê kurd yek e“
5/7/2012  ‘Onları yenmemiz gerekmiyor, sadece savaşacağız’
17/11/2011  Türk Ordusunun Kürd halkına yenilmesi ve teslim olmasıyla mesele çözülür
26/10/2011  ATV Kürdıstan’dan kovulmalıdır
10/10/2011  Ağla Erdoğan ağla, ağlamak güzeldır
31/8/2011  Viva Zapata û li Kurdistanê lêdana rojnamevanekî
20/8/2011  Seferberlik zamanı
26/6/2011  Alın parlamentonuzu başınıza çalın
13/6/2011  Yeni bir anayasa yaparken TBMM Irak Kürdıstan’ı Anayasası’ndan faydalanmalıdır
9/6/2011  Kazlar
25/4/2011  Subcomandante Marcos`a kulak vermenin ve anlamanın tam zamanıdır
28/12/2010  Erdoğan mı Ingiliz Gandhi Kemal mı?
4/12/2009  Ji bo Mesûd Barzanî serokê Kurdistanê re nameyeke vekirî
30/6/2009  Şayet Amerika emperyalist ise....