DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


bextewar@yahoo.com

Ferit Yurtseven    

Kürdistan halkının ulusal talepleri birçok siyasi çevrelerden daha ileridedir


27/12/2010

Kürdistan’da ulusal ayaklanmaların tümünde Türkiye, Kürt direnişçiler üzerinde çeşitli kitle imha silahları kullanmıştır. O dönemin vahşet uygulamalarından kalan izler ve Kürt halkının yaşadığı tarihsel acı trajedi bugün birçok bölgede bulunan toplu mezarlarda kısmen de olsa açığa çıkmaktadır. Elbette ırkçı asimilasyoncu sömürgeci sistemin yaptıkları bununla sınırlı kalmamış, Kürtlerin tüm ulusal talepleri sürgünlerle,  yargısız infazlarla ve toplu katliamlarla bastırılmıştır. Ve hiçbir savaş hukukuna uymayan bu vahşet uygulamalar geçmişte olduğu gibi günümüzde de Kürtlere karşı uygulanmaktadır. Bugün de katledilen Kürt gerillalarının topluca gömülerek ya da cesetler parçalanarak, kırsal alanda çürümeye bırakılmaktadır. Bu nedenle Kürdistan halkı dünden bugüne Kemalist sistemi ve süregelen katliamcı zihniyetleri unutmamıştır. Çünkü hayatın her alanında red, inkâr, imha, asimilasyoncu ve ırkçı siyasetler sürmektedir. 

 

AKP’nin sözde “Kürt açılımıyla” başlattığı daha sonra da Kürtleri yok sayan “Milli birlik Projesine” dönüştürdüğü “demokratik açılımlar” 12 Eylül Anayasa Referandumuyla oyalamacı, inkârcı anlayışı devam etmektedir. AKP’nin her “demokrasi ve açılım” söylemi ardından Kürtlere karşı geliştirilen faşizan saldırılar ve 12 Eylül 1980 faşist askeri darbesinden daha sinsi yasalar ve antidemokratik uygulamalarla hızla hayat geçirilmektedir.

 

Kürdistan’da imha amaçlı askeri operasyonlar ve Türkiye metropollerinde Kürt halkına karşı sistematik ırkçı provokatif saldırılar ve siyasi linç girişimlerinin sürdüğü bir ortamda bazı Kürdistanlı yurtseverler ve devrimci çevreler dışında birçok kesim AKP’den “demokratik beklentiler” içine girerek ne yazık ki 12 Eylül Anayasa Referandumuna onay vermişlerdir. AKP ise kendi lehine gelişen bu süreçten faydalanarak yine asimilasyoncu Kürt karşıtı faşizan bir dalga yaratmıştır. Hayatın her alanında yurtsever Kürdistanlıların anadilleriyle eğitim taleplerini, ulusal duruşlarını ve Kürtçe yaptıkları savunmaları engellemek için başta Cumhurbaşkanlığı, başbakanlık olmak üzere; yargı, meclis, genelkurmay başkanlığı ve işbirlikçi medya ortak tavır alarak adli-hukuki ve devletin tüm olanaklarıyla Kürt halkı tehdit edilmeye devam edilmektedir. 12 Eylül Referandumundan sonra gelişen bu süreçte her gün onlarca Kürdistanlı çeşitli bahanelerle gözaltına alınıp tutuklanmaktadır. Böylece Referandum sonrası Kürt halkına karşı Türkiye’nin geliştirdiği baskı, şiddet, geniş kapsamlı gözaltı-tutuklama furyası, sokaklara taşan işkenceler, yargısız infazlar, cezaevlerinde artan hak ihlalleri-ölümler ve Kürdistan’da imha amaçlı askeri operasyonlar daha da artmıştır. Zaten AKP’nin referandumda 12 Eylül faşist darbesi ve uygulayıcılarının sözde yargılanacağını iddia etmiş ancak referandum sonrası 12 Eylül 1980 askeri cuntasının yasakladığı “Kürtçe konuşma yasağı” bu kez de AKP tarafından onaylamıştır. Böylece Kürtlerin anadilde yaşama, eğitim ve savunma taleplerini reddeden AKP 12 Eylül 1980 Askeri Faşist Darbesini yargılayacağı yerde darbenin ruhuna sadık kalmış, referandumda kendisine “evet” diyenleri aldatmıştır.

 

Tüm bu gelişmelere sessiz kalmayan yurtsever Kürdistan halkı birçok baskı ve şiddete rağmen ulusal kimliğinden, Kürtçe savunmalardan vazgeçmeyerek hayatın her alanında ulusal, demokratik, kültürel taleplerinde ısrar etmektedir. Türkiye’nin asimilasyon dayatmalarına karşı Kürt halkının bu kararlı duruşu özgürlük-bağımsızlık ruhuyla boşa çıkmaktadır. Böylece Kürdistan halkı mevcut statükoya karşı ulusal kimliğiyle direnen ve Kürdistan’la bütünleşen bir siyasi duruş kazanmıştır.

 

Kürtler inkârcı sistemi, anadillerindeki ısrarlı savunmalar ve Özerk Kürdistan talepleriyle yargılamaktadır.

 

Kuzey Kürdistan’da yüzyılın önemli süreçlerinden birinden geçmekteyiz. Göz altılardan, cezaevlerine ve mahkeme salonlarına kadar bir bütün olarak Kürdistan yurtseverler ve tutsaklar tarafından mahkemelerde anadildeki ısrarlı savunmalar sömürgeci inkârcı sistem, Türk Yargısı ve hukukunu yargılamıştır. Kürt siyasetçileri, insan hakları savunucuları, sendikacıların, BDP’li belediye başkanlarının yargılandığı KCK Davası tutsaklarının Kürtçe yanıtlar ve siyasi savunmalarla ulusal mücadeleye yeni bir boyut kazandırmıştır.

 

Kararlı ulusal duruşa sahip yurtsever Kürt halkı ve tutsaklar tarafından yapılan savunmalar karşısında ırkçı sistem çareyi yine Kürdistan halkına karşı inkâr ve provokatif saldırılarla, işbirlikçi bazı Kürt çevrelerini hareket geçirmekle ve bunu sadece “PKK’nin bir şovu” olarak değerlendirip bu süreci provoke etmek için Kürt karşıtı inkârcı kampanyalar yürütmekteler. Böylece Orta Doğu’da nüfusu 40 milyonu aşan Kürt halkının her ulus gibi doğal evrensel bir hak olan bağımsızlık, Kendi Kaderini Tayin Etme Hakkı ve anadilde kendini ifade etme, konuşma savunma hakkı Kürtler söz konusu olduğunda Türkiye’nin anayasal hukukunun tüm ilkelerini nasıl ihlal ettiğine tüm dünya kamuoyu tanık olmuştur. 87 yıllık red, inkâr, asimilasyoncu siyasetin gerçek yüzü bir kez daha resmen açığa çıkmış ve Kürtçe savunmalarla aslında inkârcı sistem yargılanmıştır.

 

“Wikileaks Belgeleri Kürdistanlı siyasal güçler tarafından iyi analiz edilmelidir”

 

Wikileaks; birçok ülkenin istihbarat kayıtlarını ve yakın tarihte yaşanan savaşların gizli istihbarat belgelerini ve ABD'nin Dışişleri Bakanlığına ait özel belgeleri de ele geçiren site 250 bin adet diplomatik gizli yazışmayı içeriyor. En çok belge gönderenler sıralamasında Washington'ın ardından Türkiye ikinci sırada yer almaktadır (AKP’nin iktidar olduğu dönemler).

 

AKP, bir yandan oyalamaca açılımları yürütürken diğer bir yandan Kürdistan’da yürütülen operasyonlarda stratejik müttefiki ABD’den acilen askeri helikopter ve daha ağır, gelişmiş tekniğe sahip kitle imha silahların ve bomba yüklenebilen insansız savaş uçaklarındaki ısrarlı talepleri ve bununla ilgili önemli resmi teknik yazışma bilgileri Wikileaks Belgelerinde yer almaktadır. Bu da Türkiye’nin “demokratik açılımlar” maskesi altında halen Kürtlere karşı kitlesel imhacı anlayışından bir şey kaybetmediğini ABD’yle resmi yazışmalarında bir kez daha açığa çıkmaktadır. (Bu nedenle AKP’yi ABD emperyalizminden ve ırkçı Kemalist sisteminden ayrı düşünülemez. Kaldı ki AKP Türkiye’deki statükocu sistemin bir parçası ve bugünün mevcut iktidarıdır.) AKP’nin demokratik açılım söylemlerine inanarak onay verenler, AKP-Kemalizm ve emperyalizmin Kürtleri “ortak düşman gören konsepti” ve şer ittifakı daha iyi görülmelidir.

 

Kürt ulusal mücadelesi önemli bir değişim sürecini yaşamaktadır. 12 Eylül askeri darbesinden sonra Kürdistan’da sürdürülen ulusal demokratik mücadele sürecinde Kürt halkı siyasal, sosyal kültürel ve uluslararası alanda önemli kazanımlar yaratmıştır.  Bu da 21 yüzyılda Kürdistan ulusal mücadelesi adına önemli gelişmelerdir. Kürtlerin öncelikle ilkesel olarak ulusal demokratik alanda ortak pay ve zeminde bir araya gelmeleri zorunluyken “Kürtler arası Ulusal Güç birliği ittifak gündem dışı kalmamalıdır.” Ve Kürdistan’lı siyasi çevrelerin ittifak ve güç birliği arayışlarında Kürt halkının ulusal duruşu ve taleplerine uygun davranmalıdır. Oysa her söyleminde ulusal birlikten dem vuran BDP ve siyasi çevresi böylesi önemli tarihsel süreçlerde adeta bu süreci tersten yürüterek Türk sol çevreleriyle birlik arayışa girmiştir.

 

 “Kürdistanlı siyasi çevrelerin içinde olduğu güç birliğine ihtiyaç vardır.”

 

Öncelikle ulusal paydalarda Kürtler arası ulusal güç birliği yaratılmalı daha sonra diğer dost ve müttefik Türk sol siyasi güçlerle bir arayışa girmelidir. Ancak BDP, Kürdistanlı yurtsever siyasi çevreleri, kanaat önderleri, şahsiyetlerini kapsayan ulusal güç birliği yapmak yerine statükocu ırkçı düzen partisi olan CHP ile “demokrasi bloğu” adı altında yan yana durma eğilimine girmiştir. Oysa tarihsel olarak BDP-CHP ittifakı mümkün değildir. Kürdistan halkı CHP ve diğer ırkçı faşist inkârcı anlayışları çok iyi bilmektedir. Ne yazık ki daha önceki yıllarda SHP-DYP koalisyon hükümeti ortağı olan SHP lideri M.Karayalçın gibi Kürdistan’da (1991-1997 yılları arasında) işlenen binlerce “faili meçhul” siyasi cinayetlerde imzası bulunan ve bugün Ergenekon-kontrgerilla ile ilişkileri deşifre olmayan karanlık bir siyasi çevre olan SHP ile 28 Mart 2004 Yerel Seçimlerinde DEHAP ne yazık ki bir ittifak yapmıştır.

 

*** (Kısa bir süre önce CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in Mustafa Kemal, İsmet İnönü ve dönemin diğer katliam emrini veren askerlerin torunları olmaktan övünç duyduğunu ve Dersim Katliamının haklı ve meşru olduğu yönünde birçok provokatif açıklamalar yapmıştır. Bu ırkçı açıklamalar CHP genel merkezi tarafından halen desteklenmektedir.  “Mustafa Kemal ve İsmet İnönü ekolü Dersimde Türkiye’nin, o dönemin sahip olduğu en ağır kitle imha silahları kullanmıştır” (Türkiye’nin ilk kadın pilotu olan ve Mustafa Kemal’in manevi kızı olan Sabiha Gökçen 3 Mayıs 1937’de Dersim Katliamına katılıp Kürdistan coğrafyasını bombardıman etmiştir. Katliam öncesi bizzat Mustafa Kemal Eskişehir Tayyare Alayı'n gelip katliam emrini vererek belindeki tabancasını Sabiha Gökçen’e armağan etmiştir. (Kürtlere esir düşmesi halinde intihar etmesi için verilir.) O dönem binlere yurtsever Dersimliyi katleden, askeri üst komutanların, valilerin isimleri hatırlansın diye havaalanlarına, kışlalara, caddelere, yol ve kavşaklara vs. katliamdan duyulan övünç olarak Türkiye’nin birçok yerlerine isimleri verilmiştir.)  ***

 

Kürdistan halkının ulusal duruşu ve talepleri birçok siyasi çevrelerden daha ileridedir. Çünkü Kürt halkı ağır bedel vererek elde ettiği ulusal kazanımlarına hemen sahiplenmektedir.

 

Kürdistan ulusal mücadelesinde iddia sahibi olanların kendilerini yeniden gözden geçirmesi gereken önemli bir siyasi süreçten geçmekteyiz. Bir dönem sömürgeci sistem karşıtı olan ve bağımsız-birleşik Kürdistan’ı savunan Kürt ulusal çevreleri bugün sürece uygun davranamamaktadır. Ne yazık ki dünün ulusal devrimci kadroları Kürdistan halkına öncülük edip birikim ve deneyimlerini Kürt halkının yararına sunması beklenirken bazı Kürt çevreleri (farkındalar yâda değiller) sanki sistem muhalifliğinden BDP karşıtlığıyla adeta Kürt halkından uzakta bir siyaset izlemekteler. Sürekli BDP karşıtlığıyla siyaset yapan böylelikle ulusal mücadele için yeni stratejiler geliştiremeyen nötr hareketler haline gelmişlerdir. Bu siyasi, ideolojik eksen kayması sürece uygun değildir. Oysa her ulus gibi Kürtlerde bağımsız devlet olma hakları ve hayalleri vardır. Kaldı ki Kürtlerin ulusal demokratik siyasal talepleri de henüz bitmemiştir. Zaten Kürdistan Sorunu da çözülmemiştir. BDP bu taleplerden dolayı her gün yeni bir projeyle ve taleplerle öne çıkmakta ve mücadele sürecinde Kürt halkıyla beraber birçok ağır bedeller vermesine rağmen BDP tek başına bu sorunu çözememektedir.

 

Demokratik Toplum Kongresi tarafından 18-12-2010 tarihinde Amed’de deklere edilen “Demokratik Özerk Kürdistan’ın inşası” projesi BDP ve siyasi çevresinin daha önce dile getirdiği birçok siyasi taleplerden kısmen daha ileridir. Ve Kürdistanlı siyasal çevre, kadro, aydın ve siyasetçiler tarafından ulusal paydalar göz önüne alınarak değerlendirilmelidir. Ve Kürtler lehine gelişen bu talepler siyasi çevre farkı gözetmeksizin dar ideolojik siyasi kaygılardan uzak ve ulusal mücadele yararına bir siyasi kazanım olarak geliştirilmeli ve ulusal-bağımsızlık ruhuna uygun daha ileri bir adıma dönüştürülmelidir. Sadece demokratik özerklikle yetinilmemeli otonomi-federasyon ve Kürtlerin nihai hedefi olan bağımsızlık talepleriyle güncelleştirilmelidir. Kürdistan ve Türkiye kamuoyu bu tartışmalarla yoğunlaşırken ulusal siyasi çevreler daha ileri proje ve taleplerle süreç desteklenmeli müdahil olunmalıdır. Ve sadece bununla sınırlı kalınmamalı Kürt halkının yararına yeni alternatif projeler sunulmalıdır.

 

Unutulmamalıdır ki; tarihten bugüne fedakâr yurtsever Kürdistan halkı ulusal mücadelede bedel veren onurlu tüm ulusal, önderleri, şahsiyetleri ulusal güçleri ve kurumları ne pahasına olursa olsun yalnız bırakmamış, hep sahiplenmişlerdir.

Saygılarımla

 

27.12.2010

---
Nivîsên din yên nivîskar
17/8/2011  Kürtlerin asıl gündemi ulusal güç birliği olmalıdır
23/5/2011  Seçimler, Kürdistan halkı için sadece bir araçtır
18/4/2011  ‘Ortak vatan’ Kürdistan mücadelesine zaman kaybıdır!
15/3/2011  TC´nin Kürd ve Kürdistan politikası
27/12/2010  Kürdistan halkının ulusal talepleri birçok siyasi çevrelerden daha ileridedir
10/8/2010  Aldatmaca referandumlara Kürt halkı alet edilmemelidir!
9/6/2010  Kafes eylem planı, Kürtler üzerinde uygulanıyor!
19/3/2010  Newroz, Kürdistan´da Ulusal Birlik Bayramıdır
14/3/2010  Operasyonlar ”Türkiye’nin Kürt Sorunundaki Çözümsüzlüğün Sonuçlaridir”
9/10/2009  Kürtlerin her zaman ulusal bir alternatifi vardır
7/8/2009  “Türkiye, Kürtsüz Bir Çözüm Paketiyle Kürt Sorununu Çözmek İstemektedir”
7/7/2009  Kürtlerin ortak stratejik birlik konsepti olmalıdır