DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


brahimk30@gmail.com

Ibrahim Küreken    

Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi mi, özerk Kürdistan mı?


20/12/2010

Zihin sıkışmışlığı üzerinden gelecek yaratılmaz


(Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi mi, özerk Kürdistan mı? )

 

Bir toplumun nasıl bir yönetim biçimine ihtiyaç duyduğu toplumun yapısı, farklılıkların toplumun geneli içindeki konumu, bölgesel yoğunluğu, tarihsel yapılanışı, özlem ve istemleri ve bu farklılıkların yaşam tercihlerine bağlı olarak belirlenir.

   

Türkiye toplum yapısına baktığımız zaman tarihi kökenleri ve kültürleri birbirlerinden farklı olan birden çok kesim vardır.Kürtlerin kendi bölgesi olan Kürdistan’daki nüfus yoğunluğu, tarihsel ve kültürel farklığı, etnik yapılarını korumadaki ısrarı ve mücadelesi, Türkiye’de kendisini Türk sayan diğer etnik topluluklardan farklı bir duruşu göstermektedir. Bu anlamda kendi etnik farklılığını önemsemeyen ve büyük çoğunluğu Türklük söylemi ve çabası içinde olan kesimlerin toplumsal duruşu ve istemleri arasında toplumun yapılandırılması yöntemi açısından büyük fark gözükmektedir. Örneğin Kürtlerden sonra en çok nüfusa sahip olduğu söylenen Çerkezler ve onlarla birlikte Kafkas kökenli insanlar Türkiye’ye göçmüş ve üzerinde herhangi bir hak iddia edecekleri tarihsel bölgeleri olmadıkları için Türklük içinde erimişler ve bazen Türk ulus devletinin en ısrarlı savunucularından olabilmişlerdir.Diğer azınlıkların da benzer bir şekilde Türkleşmede bir sakınca görmemeleri, etnik bakımından Türkiye’de Kürtleri tüm bu kesimlerden ayrı tutmaktadır. Çünkü Kürtler 200 yıldır etnik yapısını ve bölgelerini korumak için mücadele etmektedir ve büyük bedeller karşılığında  kendini yok olmaktan korumuştur.

    

Bu bakımdan Kürt toplumu ve Kürdistan diğer bölgelerden farklılık göstermektedir. Bu farklılık doğal olarak bu  toplumların geleceklerinin yapılanmasında kendine özgü siyasi bir tercih ihtiyacı doğurmaktadır. Kürtlerin dışında kalan toplum kesimlerinde Türk olarak geleceklerini devam ettirme tercihi Kürtler tarafından reddedilmiştir.Kürtler için gelecek, kendi bölgesinde milli çeşitliliğini yaşatmasıdır.

 

Türkiye gibi çok kültürlü ve iki uluslu toplumlarda, her iki milleten biri bağımsız devlet olarak yaşamak istemiyorsa veya içinde bulunduğu dönem itibarıyla şartlar buna elverişli değilse, dünyada birçok örneğini gördüğümüz şekliyle iki farklı tercih söz konusu olur. Bu tercihlerden biri federasyondur,diğeri devlet eğer demokratik bir oluşumu tercih etmişse, üniter devlet bünyesi altında özerk ve basit yönetimli bölgeler şeklindedir.

 

Federasyon; her ulusun kendine ait bölgede kendisini yönetmesidir. Bu yönetimler gücünü anayasadan alır. Ülkenin savunması, para politikası ve dış ilişkileri dışında federe devlet kendi içinde güvenlik, eğitim, ekonomi, sağlık gibi konularda yetki sahibidir. Bu federe yapılar anayasada belirtildiği oranda federal merkezi devlete karşı da sorumludurlar. Federal yönetim yani merkezi yönetimin yetki alanı bütün ülkeyi kapsar. Federe, yani bölgesel yönetimin yetki alanı ulusal sınırlıdır. Yönetimler anayasa karşısında eşitlerdir ve kendi yetki alanları içerisinde bağımsız hareket ederler.Yani iktidar bu iki yönetim arasında bölünmüştür. Birisinden diğerine anayasanın öngörmediği müdahalesi söz konusu değildir.

 

Üniter devlet bünyesinde ise toplumun ihtiva ettiği farklılıkların özelliğine göre ya geniş yetkili özerk bölgeler veya yine özerk yönetimleri olmasına rağmen her zaman merkezi yapının müdahalesine açık, kısaca bölge yönetimler diyebileceğimiz idare şekli vardır.Üniter devlet yönetim merkezi, yetkileri sınırlı olan bu bölge yönetimlerine müdahale etme ve yetkilerini kısma,geri alma hakkına sahiptir. Bu bölgeler her bakımdan merkezi yönetime karşı sorumlu olmalarına karşılık kendi yönetimlerini seçme ve bölgesinde kendini yönetme hakkına sahiptirler. Bu bölgeler arasındaki farklılık bölgede yaşayan toplumun ulusal özelliklerine göre yönetim yapılanması ve amaçları bakımından ayrılık göstermektedir. Yani bölgedeki toplum bir ulusu, milliyeti yansıtmıyorsa, bölgedeki yönetim yapılanmasının merkezi yönetim karşısındaki refleksi, ulus olma özelliği taşıyan toplumunkinden farklı olacaktır. Ulus yapılarını koruma ve bunun üzerinden gelecek inşa etme görevi bu yönetimin sorumluluklarını ayrıştırır. Merkezi yönetim için daha çok yönetimin kolaylaştırılması ve yetki yükünü hafifletmek amacıyla oluşturulan bölgeler yönetimi,ulus olma kaygısı taşıyan bölge yapılarından  daha farklıdır.

  

Bugün PKK ve yandaşları siyasetçilerin Kürtlerin ve Kürdistan’ın tarihi, kültürel ve ulusal farklılığını göz ardı ederek “sorunların çözümü” için önerdikleri Kürdistan şehirlerini de içeren Türkiye’nin 25 bölgeye ayrıştırılması ve  belediyelerin yetkilerinin genişletilmesi ile sınırlı önerileri sorunları çözmeye hizmet etmeyecektir. Bu söylem “özerk Kürdistan” talebinin ve Kürt toplumunun ulusal beklentilerini silikleştirmeye yönelik ince hesaplı bir siyasetin sonucudur. Kürt toplumunu diğer bölgelerde yaşayan insanlarla her bakımdan bir tutulmak büyük bir yanılgıdır. Kürt coğrafyası ulusal ölçekte bir örgütlenme yapmak zorundadır. Şehir yönetimlerinin (belediyeler yönetiminin) geleceği merkezi yönetimin taktirindedir.Merkezi yönetim belediyeye aktardığı yetkilerini geri alma hakkına sahiptir. Bugün yaşanan sorunların tamamı da zaten Kürt ulusunun geleceğinin takdirinin Türk egemenlik sisteminin elinde olmasından kaynaklanmaktadır.

  

Türkiye’deki Kürt sorununun temel kaynağının devletin Türklüğü merkez kabul eden ulus devlet yapılanmasıdır.Ulus devlet, farklılıkları  ve çok kültürlüğü ret eder. Ulus devlet, Türkiye’de yaşayan tüm toplulukları Türk sayan ve Türkleştirmeye çalışan devletin ırkçı bir gelecek projesidir. Kürtlerin cumhuriyet tarihi boyunca itirazı bu ideolojiye karşı yükselmiştir. On yıllardır bunca bedel, ulus devlet yapısına karşı verilmiştir. Ahmet Türk gibi Kürt siyasetinden birileri bunca bedelden sonra kalkıp “biz Türkiye’nin ulus devlet yapısına karşı değiliz” demeleri sorunlu bir açıklamadır.

  

Bir başka sorunlu açıklamada yine ayni çevreden birilerinin “Kürdistan’dan Türkiye’ye göçlerin olduğunu ve Kürdistan’da ulusal yapının bozulduğunu, dolayısıyla Kürdistan’da artık ulusal haklardan bahsetmenin yersiz olduğunu söyleyen açıklamalarıdır.

  

Kürdistan’dan Türkiye’nin değişik yerlerine göç ettirilmiş birkaç milyon insan olmasına rağmen halen Kürdistan’da milyonlarca Kürt yaşamaktadır ve bunlar kendi ata toprakları üzerinde çoğunluğu oluşturmaktadır. Kaldı ki devlet bu Kürtlerin de büyük çoğunluğunu bölgeden sürse bile bölgenin Kürdistan olma özelliği değişmeyecektir.Orası yine Kürt coğrafyası olarak anılacaktır. Geriye kalanların kolektif hakları anlamını koruyacaktır. Bunu bu şekilde kabul etmez ve Kürt ulusal haklarında ısrar etmezsek Kürtlerin bölgelerinden zorla sürülmelerini teşvik etmiş oluruz ki asıl Kürdü ve Kürdistan’ı yok etmenin yolunu kendimiz açmış oluruz.

  

Bir Kürdün Türkiye’de nasıl yaşayacağına karar verme hakkı vardır.Siyasi olarak da bu konuda düşünceler oluşturması mümkündür. Bir kısmımızın bağımsızlıkta ısrar etmesi ne kadar hakkıysa birilerimizin de taleplerini yerel yönetimlerin yetkilerinin genişletilmesinde  sınırlaması anlaşılır bir davranıştır. İçinde yaşadığımız siyasi atmosfer eğer başlangıçta ileri sürdüğümüz Kürtlerin bağımsızlık talebini karşılamaya uygun değilse, taleplerimizi dünyadaki ve bölgedeki bu yeni siyasi atmosfere göre ayarlamamız anlaşılabilir bir durumdur.Ancak hiçbir durumda bu Kürtlerin kaderini tayin hakkının ortadan kalktığını söyleme hakkını kimseye vermez.

  

Eğer bu günün şartları için bağımsızlık talebinde ısrar Kürt toplumunun süreci iyi kullanmasını zorlaştırıyorsa,bu süreci iyi kullanmaya en elverişli bir talebi ayakta tutmaya çalışmak mantıklı olabilir.Federasyon ve bölgesel özerklik veya bazı çevrelerin ileri sürdüğü gibi yerel yönetimlerin yetkilerinin güçlendirilmesi gibi taleplerinin bu anlamda süreci sağlıklı kullanmamıza yardımcı olması düşünülüyorsa bunu anlamak mümkündür. Yani bir anlamda kademeli demokratikleşme ve kademeli özgürleşme stratejisi ucu açık bir strateji olmalıdır. Ama bu Kürtlerin temel insan haklarını ve ulusal haklarını kaybettiği şeklinde anlatılmamalıdır. Kürtlerin zorla yapılmış sürgünleri, Kürdistan’ın bölgesel özelliklerini ve Kürtlerin ulusal kolektif haklarını kaybettiklerinde bir payanda olarak kullanılacaksa bu büyük bir yanlışlık olacaktır.

 

Bu ve benzer dayatmalar doğurduğu sonuç itibarıyla doğru kabul edilecekse bu tür baskı ve haksızlıkların tekrarlanması teşvik edilmiş olur. Bazı siyasetçi ve akademisyenlerin kendilerini zorlayarak Kürdistan dışında birkaç milyon Kürdün olmasından hareketle kolektif haklarını talep etmelerinin mümkün olamayacağı şeklinde bir tez geliştirmek istemeleri dünyada başka bölgelerdeki örnekleri ile çelişmektedir.Bilim adına böyle bir yanlışlık bilinçli bir tercih değilse büyük bir yanılgıdır.

  

Dünyada bunun bir çok örneğini vermek mümkün.Ama konunun anlaşılması için değişik bölgelerden birkaç örnek yeterlidir. Örneğin Rusya Federasyonunda 21 i federe devlet olmak üzere 87 özerk bölge vardır. Bu bölgelerin büyük bir çoğunluğunda saf etnik topluluk yoktur. Tatarların Rusya’daki nüfusu 5 780 000 dir.Ama bunun ancak 3 000 000 i Tataristan Cumhuriyetinde yaşamaktadır.Geri kalan 2 780 000 i Rusya’nın değişik yerlerinde yerleşiktir.  İspanya’da 1937 de güvenlik güçlerinin bölgeye yaptığı büyük saldırıdan sonra Bask bölgesinden 200 000 i Fransa’ya olmak üzere nüfusun önemli bir kısmı bölgeden ayrılmak zorunda kalmışlardı.Basklılar bölgeden büyük göçler sonucu ulusal özeliğimiz bozuldu demediler. Tam tersine 1941 yılında toplanan Bask Konseyi Bask bölgesinin bağımsızlığında ısrar ettiler. İrlanda ise daha dikkatlice bakılması gereken bir örnektir. İrlanda’nın nüfusu yaklaşık 4 milyondur. İrlanda dışında yaşayanların nüfusu 80 milyon olduğu tahmin edilmektedir.Burada da İrlanda devrimcileri biz artık ulusal haklarımızı talep edemeyiz demediler. Örnekleri çoğaltmak mümkündür.

 

Bağımsızlıktan vazgeç,federasyonu çok bul,bölgesel özerkliği “Kürdistan’ın dışında da Kürtler vardır” bahanesiyle kabul etme. Ne peki? Varsa yoksa yerel yönetimlerin yetkilerinin geliştirilmesi. Bu tutum bana 1960 ların başında Avrupa’da tartışılan “integral federalizm” i çağrıştırıyor. Bu tartışmalarda Avrupa yapısı içinde bulunan bazı bölgelerin, bireysel haklardan belediyelerin etkinliğine, oradan da bölgeselleşme ile özerkleşmeye gitmeyi hedefleyen düşüncenin kötü bir taklidi gibi geliyor.

  

Eğer bugünün şartlarında bağımsızlık savunulmayacaksa, Kürtleri Türk devletinin insafından korumanın en iyi güvencesi federasyondur.Bunu elde etmenin imkanları zayıfsa süreci kaybetmemek bakımından bölgesel özerklik savunulabilir. Her ikisi de gücünü anayasadan almasına rağmen, bölgesel özerklikte toplumun kaderi yine de merkezi yönetimin elindedir. Buna rağmen kendini anayasal haklarla  koruma şartları oluşturulabilir. Ama yetkileri genişletilmiş yerel yönetimlerin geleceği merkezi yapının elindedir. Her an müdahaleye açıktır. Ayrıca yerel yönetimi merkeze bağlı güçlerin yönlendirmesi mümkünken Kürtlerin geleceğini  bunun üzerinden hesaplaması akıl işi değildir.

  

Yerel yönetimin yetkilerinin artırıldığı bölgelerde,bölgenin anayasadan kaynaklanan yönetim alanı yoksa,bölgenin mülki amiri merkezi devlet tarafından atanmış validir. Devletin temsilcisi vali, istediğinde yönetimi görevinden alabilir veya kontrolünde tutabilir. Bu bakımdan belediyeler bölgesinin özgürlüğünden bahsetmek mümkün olmayabilir.Bölgesel özerkliklerde ise bölge hükümeti bölgesinin yönetiminden sorumludur. Bölgenin karar organı olan meclisi vardır. Meclisi meydana getiren siyasi partileri vardır. Bölge şehirlerindeki yetkileri artırılmış belediyeler bu meclise karşı sorumludurlar. Bunlarla ilgili tasarruf  sadece bölge hükümetine aittir. Merkezi devlet tarafından özerk bölge yönetiminin başına atanmış bir vali yoktur veya sorumluluğu özerk yönetiminden üstün değildir. Böylesi özerk bölgelerde belediye bölgelerinden farklı olarak etnik bir yapılanma ve bu etnik yapılanmanın geleceğini belirleme tasarrufu vardır. Türkiye’deki Kürtler için asgari talebi bunun altına çekmek Kürtlerin geleceklerini inşa etmelerinde sorunları büyüttür.

  

Bu bakımdan Kürt siyasi partileri ve güçleri bu konularla ilgili olarak günlük siyasi kaygılardan arınarak davranış göstermelidir.Kürt halkının kendini yönetme hakkını bazı insanların kişisel kaygılarına kurban etmemek lazımdır.

 

Saygılarımla

 

---
Nivîsên din yên nivîskar
18/2/2013  Yeni bir siyaset anlayışına ihtiyaç vardır
9/1/2013  Öcalan ile Türk Devleti’nin anlaşmasının siyasi sonuçları
5/12/2012  "Türkiye, Irak Kürtlerinin hamisi olabilir mi? “
24/11/2012  Kürdistan’la yeni bir yüz yıla doğru
18/11/2012  Dünde kalmak
5/11/2012  Hak-Par için yeni bir süreç başlıyor
23/7/2012  Leyla Zana nasıl bir barış istiyor?
18/4/2012  Bölgedeki yeni dengelerde Kürdistan’ın geleceği
3/3/2012  Hak-Par Kürtlerin en önemli partisidir. Zarar vermeyin.
15/1/2012  Roboski’de insan parçaları
18/12/2011  Toplumsal mücadelede meşruluk sorunu (2)
2/12/2011  Eskiye ve geçmişe asılarak Kürtler özgürleştirilemez
24/8/2011  “Son kapışma”
20/7/2011  KURDO “yazık oldu bize”
3/7/2011  İşbirliğinin önemi ve süreci doğru kullanma
9/6/2011  Öksüz ve sahipsiz bıraktın bizi
4/5/2011  Kürtlerde Toplumsal dönüşüm kabiliyeti
29/4/2011  Düşüyoruz bir bir
23/4/2011  Sorumluluk
10/4/2011  Kürt aydınları ve siyaset algıları
17/3/2011  Kürt sorunu ‘kardeşlik’ söylemiyle değil ‘gönüllü birliktelik’le çözülür
1/2/2011  Doğru siyaset tarzını yakalamak üzerine
20/12/2010  Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi mi, özerk Kürdistan mı?
11/11/2010  “O bir kürt prensiydi”
6/10/2010  HAK-PAR kongreye giderken
20/8/2010  Değişime evet demek bir görevdir
13/8/2010  Referandum tartışmaları
21/7/2010  Kürt sorunu ve Türkiye’nin Ortadoğu’da denge siyaseti
30/4/2010  İyimserlik ve muhtemel yanılgılar
11/12/2009  Bir Kürdün “açılım” bitti diye sevinmesi talihsizliktir
18/11/2009  Ferit Uzun’un Katili Abdullah Öcalan’dır
7/9/2009  Hayallerimizden vazgeçmeden gerçekçi politikalar üretmeliyiz
18/8/2009  Değişim hareketleri ve Kürtlerde siyasi manzara
10/7/2009  Sürecin değerlendirmesi ve seçimler