DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


pasa_yilmaz@mynet.com

Paşa Yilmaz    

Öcalan-Baydemir ve CHP-BDP İttifakı…


9/12/2010

Milletlerin özgürlük mücadelesinde, özellikle soğuk savaş döneminde yöntem olarak, silahlı mücadelenin temel alındığı gerçeği olmakla birlikte silahlı mücadeleyi strateji olarak olumlamayanların var olduğu da yadsınamaz. Soğuk savaş sonrası gelişen küresel dünyada genel olarak hak ve özgürlük mücadelesinde silahlı mücadele gereklimidir-değilmidir tartışmaları vardır. Ancak bu süreçte yöntem olarak demokratik siyasal mücadelenin esas alındığı söylenebilir. Soğuk savaş döneminden gelme statükocu yönetimlerin hak arama mücadelesi verenlere karşı uyguladıkları yok etme siyaseti haliyle bunlara karşı mücadele eden siyasi aktörlerinde bu inkâr ve imhaya karşı aynı sertlikteki yöntemleri kullanmalarını getiriyor.

 

Bu gün “silahlı mücadele gereklimidir-değilimidir, miadını doldurmuşmu- doldurmamışmı” tartışmaları, son yıllarda konumu gereği Türkiye ve kuzey Kürdistan gerçeğinde özellikle Öcalan merkezli yüksek düzeyde tartışmaların olduğu muhakkaktır. Ancak bu gün Kürdistan’da var olan “silahlı mücadele gereklimidir- değilmidir”,”miadını doldurmuşmu-doldurmamışmı?” tartışması mücadelenin kendi özgülündeki verilere dayanan ve onlardan hareketle sonuca gidilir/gidilen bir durum değildir. Bu tamamen Öcalan ve takipçisi Qandil elitinin durumu ile ilgili bir tartışmadır. Bunun esasında Kürt milletinin kurtuluşu ve özgürleşmesi ile de bir alakası yoktur.

 

Bu konudaki tartışmalar bilindiği gibi 12 Eylül referandumu öncesinde PKK’nin İmralı talimatı ile bir takım şartlar ileri sürerek referandum sonrasına oradan da bayram sonrasına kadar, sonrasında ise 30 Ekim’e kadar uzattığı “ateşkes” ile birlikte toplumda oluşan “iyi niyet” umutlarından hareketle Baydemir ve birçok BDP’li siyasetçinin Öcalan’ın değimi ile üzerlerine vazife olmayan” konularda açıklamalar yapmaları ile gündeme geldi.

 

Bilindiği üzere 30 Ekim’de süresi biten “ateşkes” Hakkâri’deki patlama sonrası herkeste oluşan düşüncesine rağmen bir gün sonra görüşme notları beklenmeden “ateşkes”in 2011 seçimleri sonrasına kadar uzatılması çok ilginç oldu. Mesaj, yapılan açıklamaya göre telefonla Avrupa üzerinden Qandil’e ulaştırılmıştır. (İmralıdaki telefonlar her halde Qandil hattına doğru çekmiyorlar(!) )Bu karar sonrası Aysel Tuğluk’un görüşme notlarını açıklaması ile de umutlanma daha da ileri boyutlara vardı. Bu iyi niyet, özellikle değişimden, dönüşümden ve demokrasinin gelişmesinden yana olan güçlerinde katkıları ile AKP’nin referandum sonucunda %58’lik güvenoyu alması, toplumun gündemine sivil ve demokratik bir anayasa yapılmasını zorunlu olarak getirdi. Böylece sivil ve demokratik anayasa için başlatılan; çerçevesindeki görüşmeler programında yer alan BDP ile görüşme bilindiği üzere Hakkâri’deki mayın patlaması ile deşifre olunca Öcalan ile devlet görüşmeleride gerek Öcalan gerekse en yüksek düzeydeki devlet yetkililerince yapılan açıklamalar ile ortaya çıktı. Aslında bu “görüşmeler” bilinmeyen bir durum değildi. Ancak korkular üzerine ve komplo amaçlı olarak süren bu görüşmeler, sadece biçim olarak gizli tutuluyordu. Çünkü ilginçtir AKP ve BDP parlamentoda gurupları olan iki siyasi parti olmalarına rağmen görüşmelerinin gizli tutulması gerekli görülmüştür. Karanlık odakların bu oyunu bozma planlarından dolayı gizli tutulan bu görüşme bir mayın patlaması ile (top atışı misali) kamuoyuna duyurulmuş gibi bir görüntü oluşmuştur. Bu patlama sonrası herkes “ateşkes bitti” noktasında iken yukarıda da vurguladığım gibi Öcalan görüşme notları beklenmeden telefon talimatı ile müzakere sürecinin verimli ve güven içinde sürdüğünü açıklayarak “ateşkes”in 2011 seçim sonrasına kadar uzatılmasını sağladı. Bununla ortalığın güllük gülistanlık olması, ilgili ilgisiz her kes silahların gömülmesi gereği üzerinde dururken Baydemir’in; silahlı mücadele miadını doldurmuştur” hatta daha da ileri giderek Öcalanda vaz geçse Kürt halkı kendi mücadelesinden vaz geçmez” açıklaması gelişmenin seyrini değiştiriyordu. Bu özellikle Baydemir’in kendisi ile ilgili bir durumu ortaya koydu. Çünkü Baydemir başında bulunduğu Büyükşehir belediyesinin konumu itibarı ile Kürdistan’da bir manada Öcalandan önde gelen bir aktör durumuna yükselmişti. Bu ise Öcalan’ın işine gelmezdi. Dolayısı ile hem Baydemir hem de Baydemir’in şahsında diğer sivil siyasetçilerin aşağılanarak silikleştirilmesi, kişiliksizleştirilmesi gerekiyordu. İşte Öcalan’da bunu yaptı. Bu müdahale ile kamuoyun da yanlış bir algı oluştu. Öcalan’ın müdahale gerekçesi esasında Kürdistan’da silahlı mücadelenin miadını bitirip bitirmemesi noktası değildir.  Çünkü başta Öcalan olmak üzere silahlı mücadeleyi sürdüren aktörlerin tümü silahların hiçbir şeyi çözmeyeceğini, mutlaka kan ve gözyaşının durdurulması gerektiği, silahların bırakılması gerektiği noktasında her gün defalarca açıklamalar yapıyorlar. Ancak ne Öcalan nede başka birinden bu manada olumsuz bir tutum olmamaktadır. Dolayısı ile Öcalan’ın psikolojik dengesini bozan ve onu müdahale noktasına getiren Baydemir’in “silahlar miadını doldurmuştur” açıklaması değildir.

 

Müdahalenin sebebi esas olarak Baydemir’in Öcalan ile ilgili yaptığı ”Öcalan da vazgeçse Kürt halkı mücadelesinden vazgeçmez” açıklamasıdır. Öcalan bu noktada devlete ve Kürtlere bir mesaj veriyor. Verdiği bu mesaj ile de her iki tarafında kendisine mahkûm olduğunu vurgulamaya çalışmaktadır. Devlete ben olmazsam Kürtler daha tehlikeli bir noktada olurlar” mesajını verirken, Kürtlere de “ben olmazsam devlet sizinle oturmaz” mesajını veriyor. Zaten bu konuda daha önceleri yaptığı «Kişisel varoluş gerekçem, Türkiye cumhuriyeti için tehlikeli olabilecek bir Kürt oluşumuna karşı olmaktı» açıklaması bunu çok net olarak ortaya koymaktadır.

 

Bu tartışma da silahlı mücadele ile ilgili esasında “silahlı mücadelenin bitirilmesi” veya “miadını doldurmuş olması” kararını Baydemir veremeyeceği gibi bu kararı Öcalan’da veremez. Çünkü bu silahlı mücadeleyi Öcalan dâhil bu aktörlerin hiç biri başlatmadı ki bunu bitirme kararını da onlar versinler. Bu,  devletin 1965 sonrası hazırladığı ve uygulamaya koyduğu “Türkiyelileşme” projesidir. Dolayısı ile silahlı mücadele ile ilgili Baydemir ve diğerlerinin karar verme şansları ve kabiliyetleri yoktur. Hatta Öcalan bu konuda “Qandilin bile karar veremeyeceğini vurgularken bu gerçeği dile getiriyor. Bu düşüncesi ila Öcalan, söz konu “silahlı mücadeleyi ancak başlatan güç durdurabilir” demek istiyor. Bu güçte bu “Türkiyelileştirme” zor projesini Öcalan’ın önüne koyan ve ona uygulattıran derin devlet gücüdür. Yani burada Öcalan-Baydemir çatışması falan yoktur. Ne böyle bir çatışma vardır ne PKK-BDP bünyesinde ciddi kriz ortaya çıkar ne sivil alandaki BDP’de bölünme söz konusu olur nede Öcalan’a rağmen BDP Baydemir’e sahip çıkmıştır. BDP eş başkanı Kışanak’ın açıklaması bile Öcalan’ın bilgisi dâhilin de yapılmıştır. Burada sadece Öcalan sivil alandaki kapı kullarına Baydemir üzerinden “hizaya gir” komutu vermiştir. Çünkü sivil alandaki hatırı sayılır bütün aktörleri yüksek sesle daha önceleri azarlayarak kişiliksizleştiren Öcalan beklide bu noktada ki bir eksikliği gideriyordu. Kapalı kapılar ardında Baydemir profili ile huzursuzluğu olsa bile açık olarak bu güne kadar kamuoyuna yönelik bir tartışma olmamıştı. Yani bu konuda sivil alandaki aktörlere göre Baydemir henüz azarlanmamıştı. Daha önce değişik zamanlar da Ahmet Türk, Aysel Tuğluk, Leyla Zana, Sırrı Sakık vs. defalarca azarlanarak, kişiliksizleştirildikleri halde eksik kalan Baydemir yanının da tamamlanması gerekiyordu. İşte bu yandaki eksiklikte böylece giderilmiş oluyordu.

 

Öcalan, son avukat görüşmesi ile bilindiği gibi “yürürlükte olan” “ateşkes”i 1 Mart 2011 tarihine çekti. “1 Mart’a kadar bir gelişme olmazsa (bu anlamdaki gelişmeyi de sadece “hakikatleri araştırma komisyonu” kurulması şartına bağlamış) ben aradan çekilirim” açıklamasını yaparken bir anda daha önceki açıklamaları konusunda yalan söylediğini de ortaya koymuş oluyor. Rrferandun öncesi “ateşkes” şartı olarak ileri sürülen beş madde çok yüksek sesle ret edildiği halde “ateşkes” 30 Ekim’e kadar uzatıldı. Herhangi bir gelişme olmadığı halde 30 Ekim’de patlayan mayına rağmen “ateşkes” telefon emri ile 2011 seçimi sonrasına uzatıldı. Ve gerekçesi “diyalog süreci bir üst evre olan müzakere sürecine dönüştü”  olarak açıklandı. Bu açıklamadan sonra bir ay bile geçmeden çok güven veren…” görüşmecileri ile yapılan müzakerede acaba hangi maddeler üzerinde anlaşamadılar da bu müzakere süreci tıkandı ve bunun üzerine Öcalan “küstüm oynamıyorum” diyerek “ateşkes”i 1 Mart’a çekti. Tabiî ki neyin pazarlığının yapıldığının gizliliği kendisi ile beraber kirliliği de getirdiği için “mutabakat sağlanan” konular ile “mutabakat sağlanamayan” konuların kamuoyunun bilgisi dışında olması bu kirliliği bir kat daha da arttırmaktadır. Arttırmıştır. (Bu noktadaki kirlilik bu gün açıklanan görüşme notları ile yine belli oluyor. Hangi konuda yeni bir anlaşma sağlandı ise bilinmemekle birlikte son günlerde “sivil” alanda açıklanan “öz savunma gücü” konusu ve Öcalan’ın “ateşkes’i Haziran ayına yeniden ötelemesi ilginçtir)

 

Tabi ki bu noktadaki gelişmelere bakıldığında Öcalan’ın, meselenin çözümü diye bir problemi yoktur. Esas olan Türk egemenlik sisteminin CHP çerçevesinde yaptığı proje ile AKP iktidarına son verilmesi noktasında statükocularla olan ortaklaşma noktalarına doğru Kürt kamuoyunu hazırlamak ve bunun alt yapısını oluşturmaktır. Çünkü görüşme notlarında devlet ve genelkurmay bu sonunun çözümünde beni anlıyor. Bana hak veriyor. Çözümden yanadırlar ancak en büyük engel AKP dır” açıklamasını da yaparak 2011 yılında yapılacak genel seçimlerde Türk egemenlik sisteminin AKP iktidarı ile ilgili hassasiyetlerine kendiside ortak olarak statükocu güçlerin, Kemalistlerin, Ergenekoncuların elbirliği ile itekleyerek yol aldırmaya çalıştıkları Kılıçtaroğlu ve genel başkanı olduğu CHP ile ilgili ittifakın yolunu açmaya çalışmaktadır.Bu noktada başlayan tartışmaya bakıldığında belki bir “iyi niyet” unsuru aramak mümkün olabilirdi. Ancak stratejik olarak ittifakı düşünülen güçlere bakıldığında bir yandan Kemalizm’in ve otoriter, tekçi Türk devlet-ulus sisteminin katı savunucusu ve sistemin kurucu unsuru Kürt inkarı ve imhası ile gelen CHP, diğer yandan kitlelerin gözünde bu sistemin karşıtı olan PKK’nin legal alandaki devamı BDP esasında bakıldığında “gariplik” kendiliğinden görünüyor. Bu ittifakın oluşmasında bu partilerin aşması gereken üç zorluğu vardır. Bunlar düşünce düzeyi, örgüt düzeyi ve taban faktörüdür.

 

Bu noktada sistemin kurucu unsuru olan CHP 1950’den bu yana seçim kazanarak iktidar olamamış (Ecevitli bir yıl hariç) bir parti olduğu için iktidar olmayı unutan hatta hiç umut etmeyen durumda iken, Baykal’a yapılan ahlaksız operasyon sonrası gelişmeler ile iktidar olması gerektiği konusunda kendisini ve tabanını sanki ikna etme durumuna gelmiştir. Bunun yolu da derinlerde verilen karara göre BDP ile yapılacak ittifakta aranıyor. Ancak BDP ile yapılacak ittifakta amaç, bu değildir. Çünkü herkes biliyor ki BDP ile yapılacak ittifak CHP’ye iktidar yolunu açmaz. Ancak fikri düzeyde ittifakı düşünülen partiler arasında fikri ayrılık olmadığını söylemek gerekir. CHP’nin laik ve Kemalist olması ve BDP’ninde Öcalan bağlantılı olarak “Kürdistanda laikliğin teminatı biziz” açıklamaları ve sürekli Kemalizm’in Kürtlerin önüne konulmasında amaçlananın bu fikri birliği ispatlama çabası olduğu bir gerçektir. Her ikisinin de laik ve Kemalist olmaları bu ittifakın fikri düzeyde olabilirliğini ortaya koymaktadır. Diğer taraftan BDP’nin seçim barajını aşamayacak olması ile CHP’nin iktidar susamışlığı her iki tarafın teşkilatlarının bu ittifaka onay vermelerini kolaylaştırır durumdadır. Geriye kalan tabanın bu ittifaka vize vermesi ise esasında çokta aşılamayacak bir unsur değildir. Ancak bazı riskleri de vardır. Bu ittifak ile CHP’den gidecek kendi oylarının olduğu bir gerçektir. Aynı şekilde BDP’den de gidecek oylar olacağı da muhakkaktır. Çünkü demokrasinin beşiği, Türkiye’nin en demokrat kenti olan İzmir’de BDP konvoyuna linç girişiminde bulunan “modernler” acaba bu ittifaka oy verir mi? Aynı şekilde CHP’yi Kürt düşmanı ve Küt katili gördüğü için oy vermeyerek Kürdistan’dan silenler, CHP’nin içinde olduğu bu ittifaka oy verir mi?  Öğle anlaşılıyor ki bu ittifakın oy olarak her iki partiden de götürüleri olacağı gibi birlikte düşünüldüğün de getirileri de olacaktır. Ancak bu ittifakın oy olarak getirileri ile götürüleri aşağı yukarı biri birini dengeler durumdadır.

 

Bu ittifaktan esas kazanç ise, Kürtlerin 30 yıl aradan sonra Kemalizm ile Kemalist sistem ile yeniden buluşmalarının sağlanacak olmasıdır. Yani Kürtlerin entegrasyonudur. Bu ise Türk egemenlik sisteminin son 30 yıllık sürede Öcalan’a yaptırmaya çalıştığı projedir. Öcalan’da bunun alt yapısını her açıklamasında hazırlamaya çalışmaktadır. Özellikle görüşme notlarında yansıyan açıklarlardan da bunu anlamak mümkündür. Açıklamasında Baydemir kişiliksizleştirilirken bununla birlikte açıkladığı çok önemli bir noktada, Kürtleri milli duruştan uzaklaştırma çabasıdır. Yani, Kürtlerin toplu olarak destekledikleri, hak verdikleri, arkasında durdukları KCK savunmalarının ana dille yapılması konusundaki milli duruşlarını bile hazım edemeyen Öcalan “savunmalar ana dille olsunda demiyorum olmasında demiyorum” gibi çok kötü ve çürük bir duruş ortaya koyarak bu dava üzerinde oluşan milli duruşu milli özünden boşaltarak sistemin bir parçası olarak sistemin içinde kalmaları gerektiğini telkin etmektedir.

---
Nivîsên din yên nivîskar
20/5/2011  Seçimler yaklaştıkça… !
21/4/2011  Öcalan İttifakları ve YSK Kararı… !
30/3/2011  Yeni Süreçte Seçim ve Sivil Anayasa – 3 – Seçim sonrası anayasa
5/3/2011  Yeni Süreçte Seçim ve Sivil Anayasa-2
5/2/2011  Yeni Süreçte Seçim ve Sivil Anayasa
9/12/2010  Öcalan-Baydemir ve CHP-BDP İttifakı…
15/11/2010  Diyalog ve Yeni Anayasa...!
29/9/2010  Referandum Sonrası…!
8/9/2010  Referanduma birkaç gün kala
22/7/2010  Öcalan Aradan Çekilince mi yeniden Şiddet Başladı ?
8/5/2010  Anayasa değişikliği tartışmaları
19/4/2010  Anayasa değişikliği paketi
29/3/2010  Darbe suçu işleyenler
26/1/2010  DTP’nin kapatılması bir boşluk yarattımı veya BDP bir boşluk doldururmu..
22/12/2009  "17 Santimetre Karelik Sokak Gösterileri"
18/11/2009  Hiç bir Kürd ne onurlu nede onursuz CHP içinde yer almamalıdır!
6/7/2009  Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ´un Basın Toplantıları