DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


cemal_hevdem@hotmail.com

Cemal Özçelik    

Aydın sorumluluğu ve sorumlu aydın


12/10/2010

Son bir kaç gündür aydınlar üzerine tartışmalar yapılmaktadır.

Aydının taşıdığı rol icabı, bunları oldukça hayati buluyorum.

Boşuna aydın için ‘’Toplumun vicdanı’’ denilmemiş herhalde.

Aydının en büyük, hatta bazen tek silahı

düşüncelerini yansıtan kalemidir/dilidir.

Aydını konuş(a)mayan bir halk, kölelere tanınan haklardan bile yararlanamaz.

Aydının sorumluluğunun büyüklüğü, onun alabildiğine özgür olmasını gerektirirken;

bu sorumluluk aynı zamanda onun daha sorumlu davranmasını da şart koşar.

Hangi zeminde durduğunu bilmelidir.

Aydını aydın yapan da aslında onun durduğu zemindir.

Bazen en aydınlık fikri savunurken bile insan karanlığa katkı sunabilir.

Aydını aydın yapan önemli kriterlerden biri,

‘’Kimden yanasın?’’ sorusuna verdiği yanıtta gizlidir.

****

Aydının tarihsel, toplumsal rolünü oynayabilmesi için serbest konuşmaya;

sorumluluğunun bilincine varabilmesi için de eleştiriye ihtiyacı vardır.

İkisinden biri eksikse, denge bozulur.

O zaman da aydın ya sorumluluğunu yerine getiremez,

ya da yeterince sorumlu davranamaz.

Aydınlarımızın dile getirdikleri fikirlerinden ötürü eleştiri boyutunu aşan

saldırı ve hakaretlere maruz kalmaları hiç bir şekilde kabul edilemez.

Sadece aydınlara karşı değil, toplumun tüm kesimlerine karşı

riayet edilmesi gereken bir prensiptir bu.

Eleştirinin maksadı aşması bu anlamda yanlıştır,

ama eleştiri olmadan da ilerleme sağlanamaz.

Bu prensibe ne kadar uyuluyor acaba?

Kürt çevrelerinde sürdürüle gelen tartışmaların düzeyine baktığımızda,

hareketin ne kadar gerilere itildiğini görmemiz mümkündür.

Son kırk, elli yılda yaratılan siyasal, düşünsel birikim ve değerlerin

varacağı nokta bu olmamalıydı diye düşünüyorum.

Değişik kamplaşmalar içinde yer alanların birbirlerini kötülemek için adeta yarış halinde olduklarını görüyorum. Bence Kürt halkı bunu haketmemiştir.

Karşılıklı anlayış ve empati kurulmadan da bir yere varabileceğimizi sanmıyorum..

Bunlar benim genel gözlem ve tespitlerim.

***

Bu yazıyı polemik amacıyla ele almadım.

Hele hele birilerinden yana, bir başkasına karşı duruş sergilemeyi de amaçlamadım.

Sırf tartışmalara vesile olduğu için sevgili İsmail Beşikçi hocanın Aydınlara ilişkin

yazısında dile getirdiği bir iki noktaya değinme ihtiyacını hisettim.

Beşikçi hocanın kimi yaklaşımlara eleştirel yaklaşıp

düşüncelerini dile getirmesine diyecek yok.

Zaten kendisinden beklenen aydın tavrı da budur.

Kim yaparsa yapsın, yanlışa, haksızlığa karşı duruşu

hepimize örnek olmaya devam edecek.

Ancak kendisine bir iki soru yöneltmek istiyorum.

Yanıt vermesi şart değil tabii.

Amaç doğruyu yakalamak, bu yönde diyalog geliştirmektir.

Önce yazısından bir alıntı:

‘’Devlet, örneğin içişleri bakanı, eğer Kemal Burkay’la telefonda görüşüyorsa,

Kemal Burkay’ı Türkiye’ye çağırıyorsa bunu,

hükümetteki değişim niyetinin bir göstergesi olarak okumak gerekir.

Çünkü Kemal Burkay ‘’en azından federasyon’’ diyen bir siyasetçidir.

Bir yazar olarak, bir aydın olarak da her zaman bunları dile getirmektedir.

Hükümetle muhtemel görüşmelerinde bunları dile getireceği açıktır.

İçişleri Bakanı’nın bu görüşteki bir aydınla, siyasetçiyle görüşmesi,

bu konuları görüşmeye, tartışmaya hazır olduğu anlamına gelir.

Bu görüşmelerden bir sonuç çıkmayabilir ama görüşmelerin kendisi olumludur.’’

Bu açıklamayı aşırı iyi niyetli, naif buldum.

Son 20 yılda hükümetler sayısız boş paketler sundular.

Bunlarla belli amaçlarına varmak istediler.

Ama bu yazının amacı bunları tekrarlamak değildir.

Ancak İçişleri bakanının Kemal Burkay’la görüşmesi,

hükümetin gerçekten de federasyon v.b konuları tartışmaya

hazır olduğu anlamına mı gelmektedir?

Bırakın federasyonu, daha bir kaç gün önce Başbakan Erdoğan

‘’Benden Anadille eğitim istemeyin’’ diye nara atmadı mı?

Hemen akabinde gittiği Almanya’da da yetkililerden

oradaki Türkler için anadille eğitim hakkı talebinde bulunmayı ihmal etmedi.

Erdoğan’ın bu tutumu sonunda Burkay’ı bile kızdırdı ve

‘’Anadille eğitime dahi yanaşmayan bir hükümet

Kürt sorununu nasıl çözecek’’ diye dert yandı.

Bu yakınma, kimi Kürt aydın ve siyasetçinin

Kürt meselesinin gerçekten de çözülmek istendiği ilüzyonuna

kendilerini ne kadar çok kaptırdıklarını göstermeye yetiyor aslında.

Görüşmelere kimse karşı çıkmaz, halkımız bunları fırsata dönüştürmesini bilmeli, ama buradan hareketle devletin, hükümetin değiştiği,

yada değişme niyetinde olduğu sonucunu çıkartmamak lazım.

Belli boyutlarda, devleti, sistemi revize etme amaçlı

değişimden bahsetmiyorum tabii.

Bugün BDP ile yapılan görüşmeler de çözüme yönelik değildir.

Oyalama, ve tasfiye siyasetini daha ince, sinsi yürütme faaliyetleridir.

Telefon görüşmesine dönecek olursak,

bizzat Burkay’ın yazısından öğrendiğimiz kadarıyla

Sadece bir hal hatır sorma ve ülkeye davetle sınırlıymış.

(Üstelik Bakanın kendisi tenezzül etmemiş de danışmanı görüşmüş.)

Peki hocam o koca Bakan anadille eğitimin tartışıldığı bu günlerde

neden Burkay’ı aratmıyor, hal hatır sormuyor?

Soruyu şöyle de sorabiliriz, acaba içişleri bakanı o zaman Burkay’ı neden aramıştı?

Cevabı basit;

Biliyoruz ki ortada referandum vardı da ondan.

Boykot cephesini kırmak, Kürtler arasına nifak tohumu serpmek gerekiyordu da ondan.

Şu an Burkay’la bir işi kalmadı, neden arasın ki..

Ama kimse merak etmesin, ileride tekrar aratır, hal hatırını sorar.

Ne zaman mı?

Yeni bir saldırı, tasfiye siyaset geliştirdiğinde.

Kürtleri bölüp birbirlerine düşürmek için ihtiyaç duyduğunda..

Uzun sözün kısası, bana göre değişim dedikleri şey,

tasfiye siyasetini uygulama tarzındaki değişimdir sadece.

Bu tasfiye sanıldığı gibi Kandil’le sınırlı değil,

uzun vadede tüm Kürt siyasal aktörlerine yöneliktir.

 

 

***

Bu bağlamda diğer aydınlarımıza gelecek olursak..

Onların televizyonlara çıkıp fikir belirtmelerinde tabii ki sakınca yoktur,

bu onların en doğal hakkıdır.

Ama sorun şu, devlet, hükümet ne zaman bir saldırı siyaseti geliştirse,

ne zaman bir hamle yapsa, hep vitrinlere ihtiyaç duyar.

Aydın ve siyasetçilerimizi hatırlar, konuşma imkanı sunar.

Tabii ki buradan hareketle fikirlerini beyan eden aydınlarımızı

(her nekadar devlet böylesi bir tip yaratmak istese de)

‘’Devlet Kürdü’’ diye sıfatlandırmak doğru olmaz.

Ama onların da ne zaman, nerede ‘’Konuştu(ruldu)kları’’nın farkında olmaları ve bu konuda hassas olmaları gerekmiyor mu?

Örneğin bir önceki seçim sürecinin hemen öncesinde

legal Kürt partileri arasında görüşmeler yapılırken,

Türk televizyonları Burkay’ın İmralı’ya ilişkin zehir zemberek açıklamalarını yayınladı.

Bu da Kürt çevrelerinin yakınlaşma çabalarına sekte vurdu.

(görüşmelerden sonuç çıkmamasının tek veya asıl sebebi bi değildi tabii, ama bu da zaten hassas olan ilişkiler üzerinde olumsuz etki yarattı).

Benim burada karşı çıktığım açıklamanın kendisinden ziyade,

zamanlaması ve yeterli özenin gösterilmemesidir.

Aydın tabii ki siyasetçi değil ve siyaseti esas almaz,

ama siyasi ortamı ve ortalıkta nelerin döndüğünü hesaba katmalıdır.

Türk basın yayın organları uygun gördükleri vakitlerde fikirleri belli

(Buna ‘’Fikri sabit’’ de diyebiliriz), insanlardan görüş almakta,

üstelik de kuşa çevirerek yayınlamaktadırlar.

Aydın ve siyasetçilerimizin Kürt sitelerinde sayısız tekzip

yada tam metinli yeniden yayınlama olaylarına rastlamak mümkün.

Tabii gerçekten de iyi niyetli olan ve görüşlerini

eleştiri çerçevesinde ifade edenler olduğu gibi,

maksadı aşan ve neye hizmet ettiği belli olmayan kişilere de rastlamak mümkün.

Özellikle hükümet sözcüsü gibi konuşup olayları tersyüz edenler de var.

Hepsini aynı kefeye koymak yerinde olmaz.

Ama kim olursa olsun, eleştiriler hakaret boyutuna vardırılmamalı tabii.

***

Aydın toplumun vicdanıdır.

Bu misyonunu yerine getirebilmesi içinse;

öncelikle kendisinin vicdan sahibi olması gerekir.

Sorumlu olması gereken aydın, bakıyorsun sorunlu aydın oluyor.

Düşünce özgürlüğünü küfür edebiyatıyla;

cesareti kendi insanına hakaretle karıştıran aydın, vicdanını yitirir.

Vicdanlı ol, toplumun vicdanı ol..

 

Cemal Özçelik

12 . Ekim. 2010

cemal_hevdem@hotmail.com

---
Nivîsên din yên nivîskar
06/3/2013  İmaj savaşı üzerinden sürdürülen İmralı barış süreci
11/2/2013  Kürd halkı çözümü kendinde bulmalı
13/1/2013  Türkiye Örtülü Operasyonlar Cumhuriyeti
28/12/2012  Roboski Güneşi Sömürgen’in Ampulünü Söndürdü
17/12/2012  Suriye’deki gelişmeler Güneybatı Kürdistan’ı nasıl etkiler?
22/11/2012  Açlık grevleri ve yarattıkları sonuçlar
17/11/2012  Demokrasilerde açlık grevi olmazmış(!)
4/11/2012  Aysel Tuğluk’un Gözyaşları ve Yedi Başlı Ejderha
26/10/2012  Bu seferki grevler çaresizlikten değil
23/9/2012  Yenilmezliğin sırrı Kürt toplumundaki dönüşümdedir
1/9/2012  Çok başarı değil; az hata, karşıtlık değil; ulusal birlik zafere götürür
19/8/2012  Dert veren Mevla, dermanını da verir
6/8/2012  Kesintisiz operasyona karşı kesintisiz vuruş
28/7/2012  Bizi gücümüzden utandırıp yenmelerine izin vermeyeceğiz
14/7/2012  Öcalan’la görüşme mi, izolasyonla kıvama getirme girişimleri mi?
5/7/2012  Ne savunduğundan çok, hangi zeminde durduğun önemli
13/5/2012  Ulusal kongre üzerine
15/4/2012  Diplomatik Aktivizm, Askeri Hazırlık
29/3/2012  Yumruğa en iyi yanıt, ‘’Türk’’ten vaz geçmektir
21/3/2012  Newroz Anayasası
3/3/2012  Bu bahar dağa çıkacağım..
17/2/2012  Operasyonlar ve Konseptlerin İflası
8/2/2012  Dem dema yekîtiyê ye
1/2/2012  Tam da Çözülecekken;…
24/1/2012  Sevsen de Terk Edeceksin, Sevmesen de..
15/1/2012  Ben Leyla Zana’yı farklı okudum
9/1/2012  Klikler Savaşı ve İlahi Adalet
1/1/2012  Uludere Katliamı YAŞ Kararlarının Ürünü mü Acaba?
18/12/2011  Ordudaki dizaynla Kürdistan’ımız hedef tahtasına dönüştürüldü
20/11/2011  Dünün Mustafa, İsmet, Fevzi’si; Bugünün Abdullah, Tayyip, Necdet’idirler
10/11/2011  Türk devletinin kurduğu çapraz tuzak
1/11/2011  Kimyasal Necdet
25/10/2011  Belki de Müge Anlı Kürtlere doğru yolu gösteriyordur
7/10/2011  Barış için savaşa hazır olmak
15/9/2011  Kürt Sorunu ve MİT Sözcüsünün ‘’Devrimci’’ Çözümlemeleri
3/9/2011  Mevsim Değişir, Dien Bien Phu Olur
20/8/2011  Sözümüzün hiç tükenmediği yerdeyiz
6/8/2011  CHP devletinden AKP devletine
26/7/2011  Krizin Kod Adı 330
26/6/2011  Hatip Dicle’nin Rövanşını Belediye Seçimlerinde Almalıyız
14/6/2011  Seçim sonuçları kolonyal sisteme vurulmuş bir darbedir
9/5/2011  Ayla Akat
1/5/2011  Hilweşandina sîstema dagirker nêz dibe..
19/4/2011  Seçimlerden çekilmek çare değil
10/4/2011  Sevindirici, ama buruk bir başlangıç
24/3/2011  Sebahat Tuncel’in Tokadı
11/3/2011  Sakıncasız Kürd
2/3/2011  Devrimler bize yaramadı
19/2/2011  Şivan Perwer Türk Devletini Afetmemeli
13/2/2011  Devrimler bize yaramadı
21/11/2010  Barajı aşmak kararlılık ve bağımsız tutum ister
28/10/2010  Örnek bir olay, örnek olmayan davranış
12/10/2010  Aydın sorumluluğu ve sorumlu aydın
14/9/2010  İki Referandum, İki Sonuç
4/9/2010  Toplumsal Hafızayı Silmek, Sömürgeci Bir Politika
25/8/2010  „Yetmez Ama, Evet!’’ diyorum
4/8/2010  12 Eylül Faşizmi ve 12 Eylül Referandumu
23/6/2010  Yabancısınız!
5/6/2010  Sevahir Bayındır İçin
11/5/2010  Baykal’ı neden gönderdiler?
22/12/2009  Devlet Kendi Kurduğu Kapana mı Düştü?
13/12/2009  DTP’nin Kapatılması Kürtleri Barajlama Siyasetinin Devamıdır
6/12/2009  Devletin ´Milli Açılımı´ İflas Etti
30/11/2009  Öcalan Günah Keçisi mi?
30/11/2009  Öcalan Günah Keçisi mi?
18/10/2009  Genelkurmay açılımı çetin bir sinavda grupların dönüşü provokatif bir yaklaşım
17/10/2009  Genelkurmay Açılımı Çetin Bir Sınavda
5/9/2009  ´Demokratik Açılım´ hakkında birkaç tespit
20/7/2009  ’’Sivil Generaller’’ Değişiyor, Bakalım Askeri Generaller de Değişecekler mi?
23/6/2009  Kürt Meselesinin Çözümsüzlüğü