DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


cemal_hevdem@hotmail.com

Cemal Özçelik    

„Yetmez Ama, Evet!’’ diyorum


25/8/2010

Önce biraz güncel gelişmelere değinelim

 

Ergenekonun Kafası Bayağı Karışıkmış(!)

 

Referandum öncesi ilan edilen ateşkes,

bir çok kişinin kafasını karıştıracağa benzer.

Belki de kafası karışık olan, Ergenekon’un kendisidir.

Iddialar şöyleydi:

AKP Ordunun vesayetini kırmak için yeni paket hazırladı,

Ergenekon da bu süreci baltalamak için PKK’yi harekete geçirdi.

Referandum öncesi yaratılacak kaos ortamıyla bu süreç sabote edilecekti.

Zira ilan edilen „Demokratik Özerklik’’ de bu planın bir parçasıydı.

Boykotun amacı da Kürtlere hak kazandırmak değil,

derin devletle ittifak halinde AKP’nin önünü kesmekti.

 

Bu senaryoya göre derin güçler düğmeye bastı,

Öcalan emir verdi,

dağdakiler de vurmaya başladı..

Her şey tıpa tıp senaryoya uygundu(!)

Peki ne değişti de ateşkes ilan edildi?

Referandumun çatışmasızlık ortamında geçmesini sağlamaya kim karar verdi?

 

Referandumu sabote etmeyi,

böylelikle „demokratik açılımların’’ önünü kesmeyi

kendisine amaç edinmiş Ergenekona ne oldu da çark etti?

Hangi kafa karışıklığıyla Öcalan’a

Ve Kandildeki merkeze ateşkes kararı aldırdı(!?)

 

Son ateşkes, bir çok yanlış algıyı düzeltmeye de olanak sunacak sanırım.

Hiç bir şeyin dar paradigmalarla değerlendirilmemesi gerektiğini gösterdi.

Ergenekon hala aynı Ergenekon olduğuna göre,

referandumu sabote etmeye devam ettiğine göre,

başlatılan eylemliliklerin ve

ateşkesin arkasında daha farklı bir gerekçe aramak gerekmiyor mu?

649 Sivil kuruluşun ‘’Silahları susturun’’ çağrısına olumlu yanıt verildi.

Peki devlet, yani iktidardaki Ergenekon nasıl karşılık verecek?

Bunu hep birlikte göreceğiz.

Sanırım operasyonlara devam denilecek.

 

Boykotun Anlamı

 

Burada Boykot tavrının ana nedeni de daha bir netleşiyor.

Amaç, (varsa) gelişmelerin önünü tıkamak değil,

tasfiye siyasetini etkisiz kılmak

ve Kürtlerin bir taraf olarak duruşlarını sergilemektir.

‘’Yetmez ama, Evet’’ teki eksiklik burada.

Kürt halkının kimi arzularını dillendirmeleri güzel bir nokta,

ama bazı olası gelişmeler adına,

kendini bir taraf olarak ortaya koyma yerine,

pratikte destekçi olma sözkonusu değil mi?

Referandumda ‘’Evet’’ çıkması durumunda, bu

Kürtlerin siyasal, hukuksal yaşamında nasıl bir değişiklik yaratacak?

Üstelik siyasal ürünlerini daha çok AKP’nin toplayacağı ortadayken.

 

Bana öyle geliyor ki,

ateşkesin perde arkasındaki mimarı AKP.

Bu, her iki taraf için de

zamanın ruhunun gerektirdiği bir siyaset;

Güdümlü, ya da direktife dayalı değil,

günün ihtiyacına,

eşyanın tabiatına uygun görüldüğü içindir.

Meydan muharebesi yapan orduların,

verdikleri günbatımı molası gibidir.

Karayılan zaten bir anlaşmanın olduğunu belirtiyor.

Başbakanın danışmanı Doç.Dr. Yalçın Akdoğan da birşeyler ima ediyor:

‘’ Elbette devletin ilgili kuruluşlarının

devletin cezaevinde kalan bir mahkumla

ister istemez bir diyaloğu olacaktır’’.

Son açıklama da bizzat Devlet Başkanı Abdulah Gül’den:

Terörle sadece silahla mücadele edilmez,

yeri geldiğinde diplomasi,

yeri geldiğinde TSK devreye girer..

Aynı düşünce öteki tarafta da(Beriki taraf da diyebiliriz) hakim galiba.

Yeri geldiğinde diplomasi,

yeri geldiğinde de HPG devreye giriyor.

 

AKP Neden Okun Ucunda?

 

AKP’nin sürekli okun ucunda tutulması,

„Muhalif’’ Kürt kesimlerince yanlış yorumlanıyor bence.

Bu daha çok Ergenekonla işbirliği diye yorumlanıyor.

AKP okun ucunda kalmaya devam edecek anlaşılan.

Ancak derin güçler istedi/istiyor diye değil,

hükümet olduğu için.

Geçmişte de hep böyle olmadı mı?

Kim hükümetteyse, onlar „hedef tahtası’’na oturtulmadı mı?

Bu bazen Özal olmuştur, bazen Demirel;

Bazen Çiller, bazen Mesut Yılmaz;

Bazen Ecevit, bazen Erbakan..

Bugün de Erdoğan.

Yarın öbürgün kim hükümet olursa,

devletin resmi yürütmesinin/siyasetinin sözcüsü olursa,

siyasal hedefin ve eleştirilerin odağına oturacak.

Yani hükümet karşıtlığı, ordu destekçiliği değil,

bu aslında Orduya/devlete hükümet üzerinden siyasal vuruştur.

 

AKP Ordu İlişkisi

 

AKP ile Ordu ilişkisi ve

Yüksek Askeri Şura’da yaşananlar neydi peki?

Devler içinde çatışmalı odaklar var tabii.

Ancak „Orduya posta koyma’’nın ötesinde bir şey yok.

Kavga “Senin generalin mi seçilsin, benimkisi mi’’ kavgasıydı.

Peki Başbakan Ordunun önerdiği generale neden Karşıydı?

Cumhurbaşkanı Gül’ün eşinin elini türbanlıdır diye sıkmadığı için!

Hayr-ü Nisa hanıma karşı saygısızlıktı bu tabii.

Tabii bir de Tayyibin ayağını kaydırıp kırmaya kalkışmıştı.

Ve bu yüzden cezalandırılması gerekiyordu.

Neticede Erdoğan’ın dediği oldu.

Ama neyin karşılığında?

Haklarında tutuklama emri çıkartılan ‘’Balyozcu’’

generaller hakkındaki emir kaldırıldı.

Yapılan Genel Kurmayla bir pazarlıktı.

Çıkara dayalı alışveriş de diye biliriz buna.

‘’Orduya posta koyma’’nın tüm hikayesi bu işte.

  

Yeni Paketle AYM/HSYK’de ne Değişecek?

 

Yeni Peketle AYM ve HSYK demokratikleştiriliyor mu?

Eğer Anayasa Mahkemesi Parlamentonun aldığı kararları,

içeriğinden ötürü veto edebiliyorsa,

üye sayısı ve seçilme biçimleri ne olursa olsun,

demoklesin kılıcı olmaya devam edecek.

Normalde sadece yasaların usulüne göre,

yani prosedürün takip edilip edilmediğini

kontrol etme hakkı olmalı.

Oysa son paketin bazı maddelerini veto etti

hükümet de çaresiz seyretti.

Yani isteseydi paketi komple de red edebilirdi.

 

Kaldı ki, sayısal açıdan da yeni düzenleme anti demokratik.

Eskiden üye sayısı 15’ti(11 Asil, 4 yedek).

Hepsi Cumhurbaşkanı tarafından seçilirdi.

Yeni düzenlemede ise üye sayısı 17 asile yükseltiliyor.

14 tanesi Cumhurbaşkanı tarafından,

3 tanesi de Parlamento tarafından seçilecek.

İşte ‘’Anayasa Mahkemesi vesayeti kalkıyor’’ dedikleri bu!

 

HSYK’de ise üye sayısı 7’den 22’ye çıkartılıyor.

4 üye Cumhurbaşkanı tarafından,

7 üye yüksek yargı ve siyasal kanat temsilcileri arasından,

1 üye Adalet Akademisi tarafından,

10 üye Kürsü hakim ve savcılar arasından.

Yeni olan şu, sadece yüksek yargıdan değil,

Kürsü hakim ve savcılarının da kurula girme fırsatı bulmaları.

Ancak hakim ve savcıların nasıl sıkı bir denetimle alındıklarına bakıldığında,

bunun özde pek bir değişiklik sağlamayacağını söyleyebiliriz.

Anayasanın temel ilkeleri ve kanunlar değişmediği sürece,

bir iki tane iyi niyetli hukukçunun kurula sızması bir şey sağlamaz.

 

Özlem ve Gerçek

 

Ama kimi siyasetçi ve yazarımız,

kendi isteklerini, yüreklerinde yer alan taleplerini

Anayasa paketine mal etmek istiyorlar.

Sanki evet çıkarsa, „Vay Jitemin, Ergenekonun haline!’’

Sanıyorlar ki, bu paket hukuksuzluğa son verecek,

„İlahi adalet’’ yerini bulacak, memleket ‚’Aden Bahçesi’’ olacak..

 

Anayasa Değişikliği Nereye Dayanıyor?

 

Peki nereden çıktı bu değişiklik meselesi?

Referanduma ilişkin kimi temel noktaları ele alalım.

Önce Radikal gazetesi yazarı Murat Yetkinin

14 Ağustos 2010’da yazdığı bir yazısına değinelim.

Yetkin, Yabancı ülke kuruluşlarına verilen brifingte

başbakan Tayyip Erdoğan ile

AKP Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik’in ağzından

„Değişikliğin bir AK Parti projesi olmadığını’’ aktarıyor.

Yetkin bu noktanın basın tarafından işlenmediğinden yakınıyor.

Kürt çevreleri bunu acaba dikkate alıyorlar mı?

„Değişiklik olsun da, kimin yaptığı önemli değil’’ dediklerini duyuyorum.

Doğru, bir değişiklik var. Ama nasıl bir değişiklik?

 

Kırmızı Kitapçık

 

Geçen hafta basına yansıyan başka bir haberle bağlantı kuralım.

Siyaset Belgesi olarak bilinen Kırmızı kitapçık değişiyormuş.

Kırmızı Kitapcığın Türkiye’nin gizli/esas Anayasası olduğunu biliyoruz.

Yeni Anayasa değişiklik paketi, görünürdeki Anayasanın,

öngörülen gizli Anayasayla uyumlu hale getirilmesidir aslında.

Eskiyen politikalar, yenileriyle değiştiriliyor.

Sadece siyasi değil, askeri, ekonomik, kültürel, v.d

konseptler de bu gizli Anayasa tarafından belirlenir.

Gizli Anayasa değişikliği henüz tüm boyutlarıyla yansımış değil.

Bilinen iki-üç nokta var:

a)     Kürtler ve PKK hakkında hiç bir değişiklik yok

b)     İrtica tehlikesi kavramı kaldırılıyor.

Bunun yerine „Dini alet olarak kullananlar’’ hedefe konuluyor.

c)     Hiç bir komşu ülke tehdit kapsamı içinde değerlendirilmiyor.

Bundan çıkan sonuç ne?

Türk devletinin hem içte, hem de dışta bir tek düşmanı kalıyor:

O da Kürt Halkı..

Referanduma sunulan asıl paket, aslında bu gizli pakettir.

Kırmızı Kitapçığı tastik ettirmek istiyorlar.

Hem de demokrasi, anti-darbe, anti-faşizmle örtülmüş olarak.

Bunun dışındaki kimi sosyal, ekonomik açılımlar,

devletin günlük ihtiyaçları ve AB üyeliğine yöneliktir.

 

Böl, Yönet Siyaseti

 

Devlet her zamanki siyasetini ustaca ortaya koyuyor:

Böl ve yönet politikası.

Tekrarlana tekrarlana gına getiren bir ifade aslında.

Buna rağmen yeterince bilince çıkartılmış mı?

Evet demek zor.

Hala kısır döngüler, çelişkiler devam ediyor.

Kürtler adeta ikiye ayrılmış.

Devlet de ayrılığı derinleştirmeye çalışıyor.

Büyüğüne vur, küçüğü (dolaylı)kolla siyaseti’ni yürütüyor.

Sanatçı ve siyasetçilerin ülkeye daveti bu zihniyetin ürünü.

Biliyoruz ki özünde hepsine karşıt,

Ama zamanın ruhunu iyi kullanmak istiyor.

Bu konuda devletle hükümet el ele.

Aralarında kimi çelişkiler olmakla birlikte.

 

Tarihi Arka Plan

 

Kürt siyaseti bu çelişkileri mi esas almalı,

yoksa tarihsel tecrübeleri mi?

Tarihten ders çıkarabiliyor muyuz?

TC’nin kuruluş öncesi sürecine bir bakalım.

Sultanın temsilcisi olarak Anadoluya giden Mustafa Kemal

İstanbul’a başkaldırdı, liderliğe oynadı.

İstanbul ile Anadolu arasında çelişki başladı.

Kürtlerin tavrı nasıldı?

Üç kesim vardı:

Birinciler Osmanlı yönetiminden yanaydı.

İslam çatısı altında Kürt haklarının elde edileceğine inanıyorlardı.

İkinci kesim Mustafa Kemal’den yanaydı.

M. Kemal’in Osmanlı zulüm sistemini yıkıp,

Kürtlere de haklarını vereceklerine inanırlardı.

(Bugünkü AKP’ye yaklaşım, 1920’lerde kimi Kürt ileri gelenlerinin

kemalistlere yaklaşımıyla paralellik gösteriyor.

Biraz yakınma var, ama ciddi eleştiriden kaçınılıyor,

hatta adım atacağı beklentisiyle biraz pohpohlanıyor.)

Üçüncü kesim ise her iki tarafa da kuşkuyla bakanlardı.

Bu üçüncü kesim kemalistlere kısmen yakın olsalarda taraf tutmadı.

M. Kemal Osmanlı sistemini tasfiye etti.

Ama bu Kürtlere ne kazandırdı?

Eski zulüm kalelerini yıktı, yerine daha modern olanlarını kurdu.

Demirden, çelikten kaleler. Ki bugüne kadar devam etmekteler.

 

Bugün aynı lafları duyar gibi oluyorum.

Eski duvarların yıkılması, en azından gedik açılması iyidir deniliyor,

kimin yıktığı önemli değil deniliyor.

Duvarı kim yıkıyor?

Devlet yıkıyor.

Neden yıkıyor?

Etrafımızda daha sağlam bir duvar örmek için.

Bizzat devletin yıktığı duvarda „gedik açma’’ çabası neye yarar?

Geçmişteki tüm Kürt direnişlerine baktığımızda,

büyük çoğunluğunun hem Osmanlı’ya hem M. Kemal’e

kuşkuyla bakanlar tarafından yürütüldüğünü görürüz.

Bunların başında AZADİ örgütünün kurucusu Cıbranlı Xalit Beg,

Xoybun’un kurucularından Celadet Bedirxan ve arkadaşları gelirdi.

 

Çelişkilerden Yararlanmak mı?

 

Çelişkilerden yararlanma adına taraf tutmak,

onlara endekslenmek, daha baştan yenilgiyi hazırlamaktır.

Çünkü eninde sonunda bir taraf üstün gelecek ve seni tasfiye edecek.

Çelişik taraflar özdeştir.

Hangisini desteklesen, aynı kapıya çıkar.

Çelişkileri derinleştirmenin en iyi yolu bağımsız bir duruş sergilemektir.

Kendi siyaset planını hazırlayıp, öz gücüne dayanmaktır.

„Boykot’’ tavrına bu yönüyle önem veriyorum.

Boykot BDP’nin tekelinde bir tavır değildir.

Sırf onlar savunuyor diye karşı çıkmamak gerek.

 

Paradıgmalar Savaşı

 

Bu noktada „Paradigmalar savaşı’’ gündeme giriyor.

Senaryolarla gerçekleri bir birinden ayırt etmesini bilmek,

kalıpsal düşünce tarzlarını, önyargıları kafalardan silmek gerek.

Doğruya doğru, yanlışa yanlış demesini esas almak gerek.

Oysa Kürt siyasal çevrelerinde egemen olan yaklaşım,

‘’küçük grup sosyolojisi’’dir.

Benim grubum ne diyor, benim takımım ne diyor,

en önemlisi de, diğer grubun yaklaşımına nasıl çelme takarım,

düşüncesi hakim. Bir birlerine teğet geçmek,

bir birlerini anlamamak için kulak tıkayıp konuşmak,

en geçerli metod. Herkesin doğruları var, bu normal.

Ama monologa değil, diyaloga dayanmalı tartışmalar.

Ben kendi payıma değişik fikirlere değer veririm,

Doğru bulmasam da, kendilerini özgürce ifade etmelerinden yanayım.

Eleştiri ile suçlamayı ayırd etmek gerek.

Kürt entellektüel dünyasında kalıplaşma o kadar yoğun ki,

değişim ufukta gözükmüyor. 

 

Demokratik Özerk Kürdistan

 

Son gelişme de Özerk Demokratik Kürdistan’la ilgili.

Kimisi buna kulaklarını tıkıyor, yani sağırları oynuyor.

Kimisi talebin yerinde ama, zamansız olduğunu belirtiyor.

Bu şık tartışılabilir.

Kimileri de Özerkliğin önünde bulunan ‘’Demokratik’’

kavramına kafayı takmış.

Özerklik, otonomi, muhtariyet neyse de,

‘’Demokratiklik’’ nereden çıktı,

Daha önce ‘’Demokratik Özerklik’’ kavramına rastlamadım, deniliyor.

Bununla anlatılmak istenen,

çalışmaların yeterince demokratik yürütülmediğine dairse,

üstünde durmaya değer tabii ki.

Ama, dikkatimi çeken şey, özle değil, biçimle uğraşılması.

Diyarbakırın göbeğinde halkın desteğini arkasına almış bir kurum

karar alıyor, Kürtler için küçümsenmeyecek adımlar atıyor,

‘’Bizim Kürtler’’ bırakın destek vermeyi,

baltalamak, boşa çıkartmak için ellerinden geleni yapıyorlar.

Küçük bir Anayasa değişikliğine,

‘’Kim yaparsa yapsın, varsın karşıtlarımız olsun’’,

deyip desteklerken, Özerk Kürdistan’a burun kıvırabiliyorlar.

Kürt halkına zırnık bile vermeyen Anayasaya,

‘’Yetmez ama, evet’’ diyenler,

Neden ‘’Demokratik Özerk Kürdistan’’ için de

Aynı belgiyi yükseltmiyorlar?

Tüm eksikliğine rağmen,

Kimin tarafından talep edilmiş olursa olsun,

Diyorum ki, yetmez ama,

DEMOKRATİK ÖZERK KÜRDİSTAN’a EVET

 

Cemal Özçelik

25.08.2010

cemal_hevdem@hotmail.com

 

 

 

 

 

 

---
Nivîsên din yên nivîskar
06/3/2013  İmaj savaşı üzerinden sürdürülen İmralı barış süreci
11/2/2013  Kürd halkı çözümü kendinde bulmalı
13/1/2013  Türkiye Örtülü Operasyonlar Cumhuriyeti
28/12/2012  Roboski Güneşi Sömürgen’in Ampulünü Söndürdü
17/12/2012  Suriye’deki gelişmeler Güneybatı Kürdistan’ı nasıl etkiler?
22/11/2012  Açlık grevleri ve yarattıkları sonuçlar
17/11/2012  Demokrasilerde açlık grevi olmazmış(!)
4/11/2012  Aysel Tuğluk’un Gözyaşları ve Yedi Başlı Ejderha
26/10/2012  Bu seferki grevler çaresizlikten değil
23/9/2012  Yenilmezliğin sırrı Kürt toplumundaki dönüşümdedir
1/9/2012  Çok başarı değil; az hata, karşıtlık değil; ulusal birlik zafere götürür
19/8/2012  Dert veren Mevla, dermanını da verir
6/8/2012  Kesintisiz operasyona karşı kesintisiz vuruş
28/7/2012  Bizi gücümüzden utandırıp yenmelerine izin vermeyeceğiz
14/7/2012  Öcalan’la görüşme mi, izolasyonla kıvama getirme girişimleri mi?
5/7/2012  Ne savunduğundan çok, hangi zeminde durduğun önemli
13/5/2012  Ulusal kongre üzerine
15/4/2012  Diplomatik Aktivizm, Askeri Hazırlık
29/3/2012  Yumruğa en iyi yanıt, ‘’Türk’’ten vaz geçmektir
21/3/2012  Newroz Anayasası
3/3/2012  Bu bahar dağa çıkacağım..
17/2/2012  Operasyonlar ve Konseptlerin İflası
8/2/2012  Dem dema yekîtiyê ye
1/2/2012  Tam da Çözülecekken;…
24/1/2012  Sevsen de Terk Edeceksin, Sevmesen de..
15/1/2012  Ben Leyla Zana’yı farklı okudum
9/1/2012  Klikler Savaşı ve İlahi Adalet
1/1/2012  Uludere Katliamı YAŞ Kararlarının Ürünü mü Acaba?
18/12/2011  Ordudaki dizaynla Kürdistan’ımız hedef tahtasına dönüştürüldü
20/11/2011  Dünün Mustafa, İsmet, Fevzi’si; Bugünün Abdullah, Tayyip, Necdet’idirler
10/11/2011  Türk devletinin kurduğu çapraz tuzak
1/11/2011  Kimyasal Necdet
25/10/2011  Belki de Müge Anlı Kürtlere doğru yolu gösteriyordur
7/10/2011  Barış için savaşa hazır olmak
15/9/2011  Kürt Sorunu ve MİT Sözcüsünün ‘’Devrimci’’ Çözümlemeleri
3/9/2011  Mevsim Değişir, Dien Bien Phu Olur
20/8/2011  Sözümüzün hiç tükenmediği yerdeyiz
6/8/2011  CHP devletinden AKP devletine
26/7/2011  Krizin Kod Adı 330
26/6/2011  Hatip Dicle’nin Rövanşını Belediye Seçimlerinde Almalıyız
14/6/2011  Seçim sonuçları kolonyal sisteme vurulmuş bir darbedir
9/5/2011  Ayla Akat
1/5/2011  Hilweşandina sîstema dagirker nêz dibe..
19/4/2011  Seçimlerden çekilmek çare değil
10/4/2011  Sevindirici, ama buruk bir başlangıç
24/3/2011  Sebahat Tuncel’in Tokadı
11/3/2011  Sakıncasız Kürd
2/3/2011  Devrimler bize yaramadı
19/2/2011  Şivan Perwer Türk Devletini Afetmemeli
13/2/2011  Devrimler bize yaramadı
21/11/2010  Barajı aşmak kararlılık ve bağımsız tutum ister
28/10/2010  Örnek bir olay, örnek olmayan davranış
12/10/2010  Aydın sorumluluğu ve sorumlu aydın
14/9/2010  İki Referandum, İki Sonuç
4/9/2010  Toplumsal Hafızayı Silmek, Sömürgeci Bir Politika
25/8/2010  „Yetmez Ama, Evet!’’ diyorum
4/8/2010  12 Eylül Faşizmi ve 12 Eylül Referandumu
23/6/2010  Yabancısınız!
5/6/2010  Sevahir Bayındır İçin
11/5/2010  Baykal’ı neden gönderdiler?
22/12/2009  Devlet Kendi Kurduğu Kapana mı Düştü?
13/12/2009  DTP’nin Kapatılması Kürtleri Barajlama Siyasetinin Devamıdır
6/12/2009  Devletin ´Milli Açılımı´ İflas Etti
30/11/2009  Öcalan Günah Keçisi mi?
30/11/2009  Öcalan Günah Keçisi mi?
18/10/2009  Genelkurmay açılımı çetin bir sinavda grupların dönüşü provokatif bir yaklaşım
17/10/2009  Genelkurmay Açılımı Çetin Bir Sınavda
5/9/2009  ´Demokratik Açılım´ hakkında birkaç tespit
20/7/2009  ’’Sivil Generaller’’ Değişiyor, Bakalım Askeri Generaller de Değişecekler mi?
23/6/2009  Kürt Meselesinin Çözümsüzlüğü