DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


bextewar@yahoo.com

Ferit Yurtseven    

Aldatmaca referandumlara Kürt halkı alet edilmemelidir!


10/8/2010

AKP, sözde ‘açılımlar’ sonrası bu kez de ‘anayasa değişikliği’ adı altında 12 Eylül 2010 tarihinde yapılması planlanan “referandumla” yine Kürtlerin red ve inkârı üzerinden Kürt Sorununun çözümsüzlüğünü dayatıyor. Türkiye, bir yandan çözüm, demokratikleşme tartışmalarını yürütürken diğer bir yandan ise kural tanımayan yeni bir özel savaşın startını veriyor. Böylece uzman ve profesyonel orduyla Kuzey Kürdistan’da uzun yıllara yayılacak daha vahim bir savaşla çatışmalı ve şiddetli bir süreç başlatılarak, zaten Kürdistan’da uzun yıllardır gizli faaliyet yürüten kontrgerilla-JİTEM-özel savaş güçlerini böylece yasallaştırıyor. Bu çerçevede Kürdistan’da artan imha amaçlı askeri operasyonlar ve Kürt halkına karşı geniş kapsamlı organizeli provokatif ırkçı saldırılar aralıksız devam ediyor. 

Türkiye genelkurmay başkanının kamuoyunda BDP’yi açık bir dille dağa, savaşa davet etmesi ve Kürtlere savaştan başka seçenek bırakmayan açıklamaları Kürt ulusal kamuoyunca yeterince mahkûm edilemedi.

Türk Genelkurmay başkanının Kürt halkının ulusal taleplerine karşı BDP’yi açıkça dağa ve savaşa davet etmesine BDP cephesinden ne yazık ki gereğince yanıt verilememiştir. Oysa yasal çerçevede bir hukuk komisyonu oluşturulup suç duyurularıyla BDP, hukuki bir mücadeleyle daha etkili bir cevap vermeliydi. Öte yandan Türkiye başbakanı T.Erdoğan’ın askere tam destek verdiğini kanıtlamak için saldırıya maruz kalınan Gedik Tepedeki askeri mevziiyi eğilerek ziyaret etmesi ve adeta ayakta duramayacak kadar kendini güvende hissetmemesinin tek nedeni o bölgenin askeri işgal altında bulunan Kürdistan olduğu gerçeğidir ve bu askeri birliğin Kürdistan halkının sahiplenmediği işgalci bir askeri birlik olduğu realitesinin açıkça kabul edilmesidir. Ancak Gedik Tepe baskını sonrası T.C. başbakanı T.Erdoğan-Türkiye Genelkurmay başkanı İlker Başbuğ’un Kürdistan’da özel orduya geçiş için yeni bir süreç başlatmıştır.

“AKP’nin bugün gündeme getirdiği “özel orduya geçiş” Kürdistan Tarihinde yeni bir uygulama değildir.”

Kürdistan Sorunun şiddete dayalı askeri çözümünü esas alan Türkiye, “daha önce uyguladığı jenosit deneyimlerini” tekrar hayata geçirmeye çalışmaktadır. T.C. tarihi ve öncesinde de Teşkilatı Mahsusa ve Hamidiye Alaylarında da Kürtlerin ulusal mücadelesine karşı aynı zihniyetle imha amaçlı Gayri Nizami Harp ve benzeri özel savaş birlikleri kurulmuştur.  Bu ordular eliyle devlet Kürdistan’da sayısız katliamlar yapmış ancak bugüne kadar Kürdistan Sorunu şiddet ve imha yöntemleriyle çözülememiştir.

Türkiye, Kuzey Kürdistan’da uzun vadede sadece savaşı boyutlandırmakla kalmıyor aynı zamanda Orta Doğu’da Kürt Sorununu demokratik, barışçıl çözümü yerine bölgede tehlikeli, çelişkili bir devlet siyaseti yürütüyor.  Kürdistan Sorunu nedeniyle Türkiye-Irak-İran ve Suriye ile iyi ilişkiler geliştirmek isterken diğer taraftan anti-Kürt cephesine rağmen Güney Kürdistan’la çıkarı gereği ilişkileri kopartamıyor. ABD ve İsrail’i memnun etmek için İran’ı ve Suriye’yi oyalarken, İran ve Suriye’yi memnun etmek için ise ABD ve İsrail’i oyalıyor. 

Kürdistan’da bine yakın sivil toplum örgütlerinin, siyasal çevrelerin, DKÖ, dernek, sendika ve en önemlisi milyonlarca Kürdistan halkının askeri operasyonlara karşı barışçıl, demokratik taleplerindeki ısrarlı duruşuna ve ulusal-uluslar arası duyarlı dünya kamuoyunun çağrılarına rağmen Türkiye, imha amaçlı askeri operasyonların dozajını her geçen gün arttırarak vahşet uygulamalarına devam etmektedir. Türk ordusu sadece Kürtlere değil Kürt coğrafyasına ve doğasına da tahammül edemiyor. Bugün de Kürdistan dağları, ovaları, ormanları askeri operasyonlarla rastgele bombalanarak hayvancılık için meralar, yaylalar, köylerin yüz binlerce hektar ekili alanları devlet eliyle yakılmaktadır. Böylece Kürdistan coğrafyası insansızlaştırılmaya devam edilmektedir.

Türkiye, humaniter kurumlara, evrensel hukuka hatta savaş hukukuna aykırı uygulamalarla “MEDYA-AKP-ORDU-MECLİS-YARGI” ortak mekanizmasıyla Kürdistan’da topyekûn savaş konseptini sürdürüyor. Türk ordusunun hukuk tanımayan vahşet uygulamalarına mecliste ve meclis dışında bulunan diğer siyasi partileri de dâhil etmek için AKP yoğun bir savaş diplomasisi yürütürken bu çerçevede Hatay-Dörtyol, Bursa-İnegöl gibi birçok Türkiye metropol kentlerinde Kürtlerin ev ve işyerlerine BDP temsilciliklerine yönelik devlet gözetiminde ırkçı-faşist saldırılar sistematik olarak devam ediyor.  Savaştan yana tavır alan Türk medyası ise Kürtlere karşı şiddet ve vahşet uygulamalarına sessiz kalarak geçmişte olduğu gibi bugünde Kürt karşıtı ırkçı manşetleriyle gündemi belirleyen savaşın siyasi bir tarafı haline gelmiştir.

AKP ve ordunun direktifleriyle medyada “demokrasi ve açılımlar” tartışılıyor!...

Yıllardır Kürdistan’da binlerce “faili meçhul” siyasi cinayetleri icra edenler,  sıkıyönetim,  OHAL’i savaş rantı halinde sürdürenler, Köy yakma-boşaltma toplu göçlerle Kürdistan’ı insansızlaştıranlar, özel harp dairesi kontrgerilla JITEM koordinatörleri, emekli subaylar, askeri vesayet rejimini savunan sivil faşistler, MİT, Ergenekoncu kontra uzantılı siyasal güçler TV ve medyada Kürt Sorunu ve sözde “çözüm” adı altında tartışma programlarına” katılmaktalar. Böylece Kürtleri red ve inkâr ederek ötekileştirmeye devam eden Kürt karşıtı bu ırkçı siyasi çevrelerle sözde bazı aydınları da aralarına alarak TV ve medyada sanal tartışma programlarıyla kamuoyunu oyalamaktalar. Oysa AKP, taktiksel olarak “Seçimlere kadar kendi çıkarı gereği çatışmasızlık ortamı” istese de esasta savaştan yana kurnaz bir savaş koalisyonunu örgütlemektedir. Bu konseptte Kürt Sorunun asıl muhatabı olan Kürdistan halkını ve temsilcilerini, duyarlı devrimci, demokratik kitle örgütlerini,  “terörist” gören ve Kürtlerin ulusal demokratik hak ve taleplerini de “terör” olarak görmeye zorlayan devlet, yine ırkçı Kemalist resmi ideoloji tek çözüm olarak dayatmaktadır. Böylece daha önceki yıllardaki olduğu gibi yine Kürdistan halkı ve kamuoyu yanıltılarak bazı liberal Kürt çevreler üzerinden Kürdistan’daki sivil toplum örgütlerine baskı kurularak BDP’yi ve gelişen Kürdistan ulusal demokratik mücadelesi etkisizleştirilmeye çalışılmaktadır.

AKP’nin, Kürtleri asimilasyon ve ırkçı sisteme entegrasyon siyasetlerine karşı “Kürt halkı da devletin sinsi oyunlara ve kurnaz siyasetlere artık kanmamalıdır.”

Kürt Sorununun demokratik barışçıl çözümü konusunda, projesi ve siyasi irade kararlılığı gösteremeyen adeta çözümden korkan AKP, diğer ırkçı muhalefet partilerini de yanına alarak, Kürt sorununda daha önce denenmiş,  kural tanımayan yöntemlerle red-inkâr, şiddet-savaş politikalarını derinleştirmektedir. Son dönemlerde “özel orduya geçiş” söylemleriyle kontrgerilla ve JİTEM’in tüm karanlık faaliyetlerini meşrulaştırmak ve yasalaştırmak için AKP, zaten devletin tüm yetkileri ve imkânlarına sahip uzman-kontra özel savaş gücünü artık yasal bir kimlik kazandırmak için yoğun bir hazırlık yapmaktadır. Bu nedenle;

Son dönemlerde Türkiye metropol kentlerinde Kürtlere karşı startı verilen ırkçı faşist provokatif saldırılar organize edilmekte ve Kürdistan’da çatışmalarda yaşamını yitiren gerilla cenazelerine işkence yapılmakta, cesetler parçalanmakta ve her türlü insanlık dışı yöntemlerle bir vahşet uygulanmakta, Kürt halkının dini geleneksel vecibelerinin yerine getirilmesi engellenmekte, cenazeler ailelerine verilmemektedir. Hiçbir dini inanca,  ahlaka ve hukuka izahı olmayan bu insanlık adına utanç veren uygulamalar Kürt sorununun askeri çözümünde ısrar eden AKP ve Türk Ordusunun talimatlarıyla özel savaş güçlerince yapılmaktadır. Bu uygulamalar Türkiye’nin mazlum Kürt halkına karşı yürüttüğü fiziki ve psikolojik savaşın ve devletin Kürtlere gerçek bakışını ortaya koyan önemli bir veridir.

T.C. tarihi boyunca Kürt halkına karşı sayısız katliamlar yapılmış benzer uygulamalar daha öncede yaşanmıştır. Şeyh Said (1925), Seyyid Rıza (1938) hatırlanacağı üzerine idam edildikten sonra cenazeler bilinmez yerlere gömülmüş ve cenazeler üzerinde insanlık dışı uygulamalar yapılmıştır. Hatta 1937 Dersim ulusal Ayaklanması önderlerinden olan Alîşêr’in ve eşi Zerîfe Xanım’ın başları kesilerek üst komutanlara hediye olarak götürülmüştür. (Halen bu Kürt ulusal liderlerinin mezar yerleri günümüzde bilinmemektedir.) Bunun gibi birçok Kürt ulusal mücadele önderlerine karşı T.C ve geleneğini devraldığı Osmanlı’dan bugüne benzer vahşet uygulamaları sistematik olarak devam etmiştir.

***

12 Eylül 2010 Referandumu, sömürgeci Kemalist rejimin daha önceki tıpkı seçimlerde olduğu gibi tıkanan ırkçı-faşist sistemi revize etme, kirlenen siyaseti temizleme ve kamuoyunun demokratik çözüm beklentilerini oyalama amacı dışında hiçbir siyasi amaç taşımamaktadır. Çünkü Kürtlerin varlığının tanınmadığı, ulusal-demokratik haklarının da Anayasal güvenceye alınmadığı ve 12 Eylül 1980 faşizminin ruhuna sadık kalınan ‘82 Anayasası bugün 17. Kez değiştirilmesi ve 194 maddenin tamamının değiştirilmesi de Kürtler için bir anlam ifade etmemektedir.  Sistemin red inkâr, imha ırkçı siyasetlerin devam ettiği bu süreçte Türkiye’nin anayasa değişikliği referandumuna Kürtler taraf olamaz-olmamalıdır. Çünkü bugüne kadar daha önce getirilen ve sonradan değiştirilenlerde dâhil T.C. tarihinin bütün yasa-anayasaları şimdiye kadar Kürtlere red-inkâr-imha ve ölümlerden başka ne getirmiştir? Kaldı ki anayasada ciddi değişiklikler iddia ediliyor ancak Kürtlerin Referanduma gidecek kadar ve kayda değer ciddi değişiklikler yok aksine halen tek dil, tek millet, tek devlet red-inkâr imha ırkçı, siyasetleriyle Kürdistan halkının bu sürece dâhil olması dayatılıyor.

Kürtlerin, doğru olmayan kendilerine yarar getirmeyen tercihlere, ulusal demokratik içeriği olmayan hiçbir uygulamaya destek vermesi beklenmemelidir. Sistem Kürt halkına ne vermiş ki ne istemektedir? Yeni anayasa deniliyor ama içinde Kürt halkı yok, red ve inkâr var! Kaldı ki halen Kürdistan halkının anadili bir fiil yasaklıdır...  Referanduma evet yâda hayır demek çok kolay, önemli olan bu sürecin Kürdistan ulusal mücadelesi lehine hizmet edecek bir araca dönüştürülmesi ve bunun Kürt halkına iyi anlatılmasıdır.

12 Eylül 1980 askeri darbe-sıkıyönetim ve sonrası OHAL vahşetini fazlasıyla yaşamış Kürdistan halkının statükocu olamayacağını dünya kamuoyunun iyi bilmesine rağmen Kürtler, çeşitli kesimlerce referandumda “evet oyu” kullanması için baskı altına alınmaya çalışılıyor. Kürtlerin bu referanduma destek vermesiyle Türkiye’nin uluslar arası dünya kamuoyunda kazanacağı siyasi prestiji Kürt halkına karşı yine red, inkâr-imha, linç ve asimilasyon siyasetleri olarak geri dönecektir. Ve 12 Eylül 1982 Anayasası ve ırkçı sistem yenilenerek 2. kez “halk desteğiyle” meşrulaşacaktır. Kürtlerin sandıklara giderek “evet” demelerini isteyenler bunu nasıl izah edecekler? Henüz referandumun olup olmayacağı belirsizliğine rağmen bazı Kürt siyasi çevrelerin sözde “Türkiye’nin demokratikleşmesi için” alel acele referandumda “evet” kararı almalarının Kürdistan ulusal demokratik mücadele açısından anlaşılır bir tarafı yoktur. Kaldı ki Kürt sorunu çözülmeden Türkiye’nin göstermelik kısmi anayasa değişiklikleriyle demokratikleşip Kürt Sorununu çözme hayali de mümkün değildir. Bu nedenle Kürdistan’da referandumun hayal kırıklığı ve fiyasko ile sonuçlanmaması için AKP-Erdoğan Kürtlere ekonomik ve çeşitli vaatlerle işbirliği ve siyasi baskıyı artırarak bazı işbirlikçi Kürt çevrelerin bu konsepte dâhil edilmesi planlanıyor.

Bugün Kürdistan halkının evet demesi için baskı ve zorlamaya karşı Türkiye ve Kürdistan’da referandumu boykot etmesi Kürtlerin statükocu, ırkçı sisteme karşı dayanışma için iyi bir fırsattır, bu süreci ulusal siyasal güçler iyi değerlendirmelidir.

12 Eylül Referandumunda Kürtlerin Duruşu Ne olmalıdır.

Kürtler provokatif ırkçı saldırılara ve inkârcı sistemin ve özel savaş yürütücülerinin oyunlarına alet olmamalı. Zorunlu olmadıkça sandığa gitmemelidir. Gidilse bile oylar geçersiz kullanılarak ’82 anayasasına onay verilmemelidir. Kürtler bir kez daha bu süreci iyi değerlendirebilirse ırkçı Kemalist sistemii statükoyu, savaşı teşhir etmeli, ulusal demokratik taleplerini dayatmalı red ve inkâr siyasetlerine karşı ulusal bir kampanyada dayanışma ve güç birliği geliştirmelidir. Kaldı ki Türkiye’nin kirlenen siyasetini temizleme misyonu taşıyan ve samimi olmayan bu referandum sürecinde halen 12 Eylül faşizminin ve ‘82 anayasasının mimarları, işkencecileri, katilleri korunurken Kürt halkı neden gidip “sistemin demokrasi oyunlarına alet olsunlar ki? Referandumu savunanlara sormak gerekir?

Çünkü her demokrasi söylemi açılım ya da değişimler denildiğinde Kürtlere karşı yeni ırkçı saldırılar acılar, ölümler geliştiriliyor. Bütün bunlara rağmen Kürtlerin “evet” demesi için bir neden yoktur. Böylelikle Kürtler referanduma “evet” demekle 82 Anayasasını kabul etmiş olmayacak mı? Gerçekten demokratikleşme ve insan haklarının önünde engel teşkil eden Anayasal ve yasal engellerin kaldırılması demokrasinin kurumlaştırılması ve kalıcılaştırılması, Kürt kimliğinin tanınarak Kürtlerin ulusal, demokratik kültürel, siyasal ve sosyal haklarının yasal-anayasal güvence altına alınarak yasal ve fiili engellerin kaldırılması için ne yapılmıştır, referandumda “evet” diyenlere sormak gerekir?

Referandumun demokratik yönünü iddia edenlerin aksine Kürtlere karşı yürütülen kural tanımayan ırkçı savaşın nedenlerinden biri olan bu faşist cunta anayasasına bir kez daha “halk desteği sağlanarak” tıpkı askeri darbesinden sonrası ‘82 Anayasasının darbeciler tarafından referanduma sunularak %93 “halk desteğinin alınması” gibi AKP, kurnazca, sinsice bir siyasi süreç geliştirmektedir. 

AKP ve T. Erdoğan ırkçı-sömürgeci sistemin sadece bir parçasıdır.

Sadece AKP karşıtlığı temelinde boykot kampanyası eksik bir siyasal bakıştır. AKP ve benzeri statükocu, gerici, ırkçı zihniyetleri yaratan bu sömürgeci, faşist, Kemalist sistemin kendisidir. Bu nedenle “boykot” kararı sadece AKP-Erdoğan karşıtlığı için değil ırkçı TC ve sömürgeci faşist düzenin ve 12 Eylül askeri cunta zihniyeti ve uygulamalarının tamamı için olmalı ve Kürdistanlılar siyasallaşan Anayasa Referandumunu kendi özgür iradesiyle BOYKOT etmelidir. Ve Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkını,  bağımsız-özgür bir Kürdistan için Kürtler ulusal demokratik taleplerini ve ulusal mücadelede dayanışmayı daha fazla öne çıkarmalıdır.

Güney ve Kuzey Kürdistanlı ulusal güçlerin de katılımıyla yakın süreçte gerçekleşecek olan ulusal konferans çalışmaları ve diğer bir yandan ise 08.08.2010 tarihinde Diyarbakır’da gerçekleşen Demokratik Toplum Kongresinde Kürdistan’a Demokratik özerklik talepleri Kürdistan ulusal mücadelesi açısından ileri bir adımdır ve daha da geliştirilmelidir. Bugün ne yazık ki Kürdistanlı ulusal siyasal güçlerin farklı ve uç noktalarda durmalarının anlaşılır bir durum değildir. En azında yaşanan bu kritik süreç bir kez daha göstermiştir ki Kürtlerin ulusal birlik konusunda daha fazla yakınlaşma ve dayanışması zorunlu bir hale gelmiştir. 

10.08.2010

Saygılarımla

 

 

---
Nivîsên din yên nivîskar
17/8/2011  Kürtlerin asıl gündemi ulusal güç birliği olmalıdır
23/5/2011  Seçimler, Kürdistan halkı için sadece bir araçtır
18/4/2011  ‘Ortak vatan’ Kürdistan mücadelesine zaman kaybıdır!
15/3/2011  TC´nin Kürd ve Kürdistan politikası
27/12/2010  Kürdistan halkının ulusal talepleri birçok siyasi çevrelerden daha ileridedir
10/8/2010  Aldatmaca referandumlara Kürt halkı alet edilmemelidir!
9/6/2010  Kafes eylem planı, Kürtler üzerinde uygulanıyor!
19/3/2010  Newroz, Kürdistan´da Ulusal Birlik Bayramıdır
14/3/2010  Operasyonlar ”Türkiye’nin Kürt Sorunundaki Çözümsüzlüğün Sonuçlaridir”
9/10/2009  Kürtlerin her zaman ulusal bir alternatifi vardır
7/8/2009  “Türkiye, Kürtsüz Bir Çözüm Paketiyle Kürt Sorununu Çözmek İstemektedir”
7/7/2009  Kürtlerin ortak stratejik birlik konsepti olmalıdır