DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


bextewar@yahoo.com

Ferit Yurtseven    

Kafes eylem planı, Kürtler üzerinde uygulanıyor!


9/6/2010

Kürt Sorununun demokratik, barışçıl, siyasal çözümü yerine savaş konseptinde ısrar eden Türkiye, Güney Kürdistan’a sayısız askeri hava saldırısından sonra bu kez de kara saldırısı için geniş kapsamlı siyasi, askeri, diplomatik hazırlıklar yapmakta ve tüm Kürdistan’da süren imha amaçlı askeri operasyonlarda ve bu çatışmalı süreçte karşılıklı can kayıpları yaşanmaya devam etmektedir.

 

Türkiye,  ulusal-uluslar arası kamuoyunda birçok tepkiye rağmen Kürt halkına karşı baskı, şiddet, insan hakkı ihlalleri ve antidemokratik uygulamaları aralıksız sürmektedir. AKP hükümetinin, ‘açılım vaatleri’ öncesinde 2005 yılında Kürt çocuklarının ağır hapis cezaları ile yargılanmalarına olanak tanıyan “anti terör yasasının” düzenlenmesi sonrası yüzlerce Kürt çocuklarının tutuklanması ve dünyada eşi benzeri görülmemiş bir şekilde rekor düzeyde ağır hapis ve para cezaları verilmesi Kürt karşıtı AKP-Meclis-YARGI-ORDU özel savaş konsepti tarafından sistematik olarak yürütülmektedir.

AKP’nin sözde Kürt Açılımı ve demokratikleşme söylemleri sonrasında Kürtlere yönelik artan ırkçı, faşist saldırılar, toplu gözaltı-tutuklamalar siyasi linç kampanyalarına dönüşmektedir.

Başta BDP olmak üzere birçok demokratik kitle örgütü, insan hakları savunucuları, Kürt Basını ve kurumları kuşatma altına alınarak, sözde “gizli tanık ifadeleriyle” toplu gözaltı ve tutuklamalarla, yüzlerce yıl verilen hapis cezalarıyla Kürdistan sıkıyönetim ve O.H.A.L’den daha ağırlaştırılmış açık cezaevine çevrilmek istenmektedir. Böylece Kürt halkının kendini ifade etme olanağı ve siyasal demokratik talepleri engellenmekte, baskı-şiddet ve ırkçı uygulamalarla Kürdistan halkı terörize edilmektedir. Kürdistan yeniden bir savaş alanına çevrilerek Türkiye metropollerinde Kürtlere yönelik devlet destekli özel savaş uygulamaları; fiziki, psikolojik, siyasal-sosyal-kültürel linç ve provokatif saldırıları aralıksız devam etmektedir. Türkiye sözde anayasal değişiklik ve aldatmaca açılımlarla dünya kamuoyunu oyalarken, 1 Haziran 2010 tarihinden itibaren yeni bir çatışmalı savaş konseptine girilerek, Kürt Sorunun çözümsüzlüğü daha da derinleştirilmekte ve ırkçı, inkârcı, imha siyasetlerini meşrulaştırma çabalarını sürdürmektedir. (Zaten bölge valiliklerine kaymakamlıklara ve askeri birimlere gönderilen birçok gizli genelgeler ve Kürdistan’da yapımı hızlandırılan yüzlerce yeni askeri karakollar ve yüzlerce yasakçı uygulamalar bu paraleldedir.)

Türkiye bir yandan, kısmi Anayasa Değişikliği, Referandum Süreci, Açılım vaatleri, sözde İsrail’e karşı tepkilerle yine kamuoyunu oyalarken, diğer bir yandan ise devlet tüm imkânlarını seferber ederek ABD-İsrail yapımı gelişmiş askeri, teknolojik donanımlarıyla Güney-Kuzey Kürdistan coğrafyasını aralıksız olarak bombalamaktadır.

Kürt halkının tüm barış taleplerine ve girişimlerine karşı Türkiye savaş ve şiddette ısrar etmektedir.

Başta Kürt halkını ve kendisi gibi düşünmeyen ve mevcut sisteme muhalif olan çevreleri tehlikeli, “sakıncalı ve düşman” gören Türkiye, yoksul emekçi halkları işkence, baskı ve zulümle sindirerek egemen ırkçı sisteme entegre etmek istemektedir. Askerin-polisin görev ve yetkileri bu kapsamda arttırılarak toplumsal bir kaos ve paranoya yaratılarak, işkence-şiddet ve hak ihlalleri had safhaya ulaşmaktadır. Kürtlerin Ulusal siyasal demokratik ve doğal insani talepleri suç sayılmaktadır. Kürtlerin yasal ve meşru demokratik tüm etkinlikler suç kapsamında değerlendirilmekte, böylece Türk Yargı Sistemi büyük bir hukuksuzluk ve antidemokratik, keyfi uygulama merkezi haline gelmekte, Türkiye’nin uluslar arası alanda hak ihlalleri tablosu ürkütücü bir boyut kazanmaktadır. Kürt halkı, potansiyel suçlu gibi “suç işleme ihtimalleri” üzerinden varsayımlarla tutuklanarak çeşitli ağır hapis cezaları verilmektedir. Türkiye ve Kürdistan’da savaşa karşı barışı savunan Kürt milletvekilleri, belediye başkanları, Kürt kadınları, çocuklarına ve yediden yetmişe tüm Kürdistanlıya karşı askerin ve polisin tahammülsüz ırkçı saldırılarıyla, işkence sokaklara taşınarak hak ihlalleri, ölümler ve ölümcül şiddet had safhaya ulaşmaktadır. Hapishanelerdeki Kürt, yurtsever ve devrimci siyasi tutsaklar ağır koşullarda tutularak cezaevlerinde ölümler yaşanmaya devam etmektedir.

14 Nisan 2009 tarihinde KCK adı altında başlatılan eş zamanlı toplu tutuklamalarla demokratik zeminde (kapatılan DTP ile yeni kurulan BDP’de) siyaset yapan yurtsever Kürdistanlılar “idamlık mahkûmlar” gibi sıraya dizilerek elleri kelepçelenerek teşhir edilen operasyonun üzerinden bir yıldan daha fazla bir zaman geçmesine rağmen binlerce Kürt siyasi tutsaklar için hiçbir adil yargılama ve hiçbir hukuki süreç başlamamıştır. Yürütülen keyfi soruşturmalarda “gizlilik kararı” gerekçe gösterilerek antidemokratik keyfi uygulamalarla süreç siyasi belirsizliğe sürüklenerek tutsaklar mağdur edilmiştir. Türkiye tarihinde gerçekleşen birçok katliamda ve askeri darbe yıllarında bu uygulamaları Kürdistan halkı, daha öncede birçok kez yaşamıştır. Bu yönüyle Kürtler için “zulüm-işkence tarihi yine tekerrür” etmiştir. Çünkü:

Uzun yıllardır Kürdistan’da Kafes Eylem Planı bir şekliyle Kürtler üzerinde uygulanmaktadır.

Türkiye, halklar arasında dünden bugüne kin, nefret ve düşmanca ırkçılık yaparak binlerce masum insanı suçsuz yere katletmiştir. Devlet bağlantılı karanlık güçler tarafından, Türkiye halklarına, Kürtlere, Ermenilere, Alevilere, aydınlara, devrimcilere, Ezîdîlere, diğer inanç guruplarına ve azınlıklara karşı sayısız provokatif saldırı yapan ırkçı, faşist çevreler hakkında Türk devleti ve yargısı hiçbir hukuki işlem yapmamış aksine bu karanlık güçler devlet tarafından üst düzeyde korunmuşlardır. Ancak bugün Kürt halkına karşı Türk Yargısı, “suç işleme ihtimali yüksek” denilerek binlerce Kürdistanlı suçsuz yere tutuklanmakta, ağır cezalar verilmektedir. Akıllara durgunluk veren bu vahşet uygulamalar, TC tarihinden bugüne Kürtlerin ulusal, demokratik mücadelesine karşı uyarlanarak sistemleştirilen Kafes Eylem Planı ve özel savaş konsepti uygulamalarıdır. Son günlerde Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde metropollerde Kürt öğrenci ve emekçilere karşı artan polis destekli faşist saldırılar ve Ahmet Türk’e yapılan provokatif ırkçı saldırı yine bu odak ve konsept tarafından organize edilmiştir. Bu yönüyle aslında azınlıklar ve çeşitli inanç grupları için planlanan ve Ergenekon Operasyonunda deşifre olan Kafes Eylem Planı Türkiye halkları ve Kürdistan halkı için zaten uzun yılardır uygulamadadır.

(Hatırlanacağı üzere Kafes Eylem Planı, azınlıklara yönelik birçok provokasyon, suikast, bombalama, infaz, adam kaçırma, kundaklama ve yıldırma eylemleri, tehdit faaliyetleri, sivillere ve aydınlara yönelik sansasyonel bombalama eylemleri planlanmıştı. Zaten Trabzon'da Santa Maria Kilisesi rahibi Andrea Santoro, Malatya’da Hıristiyan Zirve Yayınevi katliamı ve Ermeni aydın Hrant Dink ve Hatay’da Anadolu Katolik Kilisesi Piskoposu Luigi Padovese, cinayetleri bu kapsamda gerçekleşmiştir. Bunlar sadece basına ve kamuoyuna yansıyan kısmi bilgilerdir. Kafes Eylem Planı: Teşkilatı Mahsusa ve Gayrinizamî Özel Harp uygulamaları ardından bugüne uyarlanarak geliştirilmiştir. Böylece Teşkilatı Mahsusa geleneğe sahip olan TC, kuruluşundan bugüne tek dil, tek millet, tek bayrak, tek vatan ırkçı, asimilasyoncu anlayışını resmi ideoloji haline getirmiştir. Bu kapsamda bugün Kürt halkının red, inkâr ve imhası üzerinde daha kapsamlı daha organizeli bir savaş yürüten Özel Harp Dairesi, kontrgerilla, JİTEM, Ergenekon ve özel savaş güçleri halen Kafes Eylem Planının yürütücüsü ve uygulayıcısıdır.)

Türkiye’de daha önce kamuoyuna kısmen yansıyan JİTEM, itiraflarında, Kuzey Kürdistan’da devletin bilgisi dâhilinde gerçekleşen birçok provokasyon, “faili meçhul” infaz, işkence ve özel savaş vahşet uygulamaları her geçen gün biraz daha gün yüzüne çıkıyor. Daha önce BOTAŞ Asit kuyuları, toplu mezar, Hizbûl-kontrgerilla mezar evler ardından bu kez de uzun yıllardır “faili meçhul” cinayetlerle kaybedilen birçok yurtsever Kürdistanlı, bugün toplu mezarlarda hayvan cesetleriyle birlikte toplu olarak katledilip gömülmüş halde bulunması, insanlık tarihine geçen büyük bir trajedi ve T.C. Devletinin bir kara lekesidir. Elbette bu insanlık dışı işkence ve vahşi yöntemler, Türkiye tarihinden bugüne mazlum Kürt halkına karşı aralıksız süren ırkçı-faşist egemen sistemin tahammülsüz red ve inkârcı zihniyetinin sonuçlarından biridir. 

* * *

Orta Doğu’nun en kadim halklarından biri olan Kürtler günümüzde (Türkiye-İran ve Suriye’de) artık inkâr edilemiyor ancak hiçbir yasal, siyasal, demokratik, kültürel, evrensel insani hakların kullanılmasın da izin verilmiyor. Ayrıca Türkiye ve İran’ın Orta Doğu’da Kürt karşıtlığı ekseninde askeri-siyasi olarak yakınlaşması sonucu ortaklaşa yaptığı askeri operasyonlarla Kürt coğrafyası her gün aralıksız bombalanmakta bu süreçte sadece Kürt halkı değil Kürdistan’ın doğası, ekolojik dengesi yaşayan canlı türleri de yok olmaktadır. Böylece Kürdistan coğrafyası yeniden insansızlaştırılmak istenmektedir.

“Kürdistan halkını asimilasyoncu, sömürgeci sistemlere karşı ulusal birlik çalışmalarını esas alan projeler yürütmelidir.”

Son günlerde Kürtlerin ulusal birliğine karşı geliştirilen ve basına da yansıtılan birçok iddianın aksine Türkiye-İran-Suriye ortak askeri şer ittifakına Kürtlerin ağır bedellerle elde ettiği ulusal kazanımı olan Güney Kürdistan’ın bu konsepte yer alma ihtimali zaten yoktur. Halepçe’leri ve brakujileri fazlasıyla yaşamış Kürtlerin yeniden kardeş kavgasına çekmeye çalışan Kürt düşmanı sömürgeci devletlere verilecek en iyi yanıt ulusal birlik dayanışma ve güç birliğidir. Çünkü artık Kürtler eski Kürtler değildir. Zaten Güney Kürdistan Federe Bölgesi Devlet Başkanı Mesud Barzani'nin Türkiye ziyareti öncesi geçmişte yaşanan “Kardeş Kavgası”nda dolayı özür dilemesi ve “Kürt kanının Kürdün eliyle dökülmesi bir daha hiçbir koşulda yaşanmamalı” çağrısı süreç açısından önemlidir.

“Kürdistan ulusal siyasal güçleri ortak ulusal bir konsepte sahip olmalıdır”

 

Kürt Sorununun demokratik ve barışçıl yollardan çözümü için onurlu bir mücadele yürüten Kürt halkının ulusal kazanımlarına ve Kürtlerin ulusal demokratik birlik projelerine tüm yurtsever Kürdistan halkı katkı sunacaktır. Kürdistan tamamını kapsayacak bir Ulusal Konferansı'nın toplanmasının öneminin ve aciliyetinin yeniden gündeme geldiği bu süreçte Kürtler arası siyasi-ideolojik ayrılıklar yerine ulusal birlik, siyasal hoşgörü, diyalog, dayanışma ve güç birliği önemli bir ihtiyaç haline gelmiştir. Bu nedenle Sayın Barzani ve Sayın Öcalan’ın bu süreçte ulusal birliği ifade eden çağrıları, çabaları tüm Kürdistan’ı kapsayan ve gelişen sürece katkı sunacak somut ulusal birlik projelerine dönüşmelidir.

Bu paralelde 26 Nisan 2010 tarihinde Demokratik Özgür Kadın Hareketi tarafından (Türkiye-Suriye-Irak ve İran) Kürdistan bölgesinden gelen çeşitli Kürt siyasi kadın hareketlerinin Leyla Zana öncülüğünde ilk kez Diyarbakır’da bir araya gelmesi ve Ulusal Kadın Konferansında tüm kurum ve kuruşların birkaç kez ulusal birlik çağrısı yapması Kürtler arası güç birliğine katkı sunacak önemli siyasal gelişmelerdir. Unutulmamalıdır ki, dayanışma olmadan birlik ve birlik olmadan güç, güç olmadan barış sağlanamaz ve ulusal kazanımlar elde edilmez.

Bağımsız Kürdistan için Hernepêş Ulusal Marşıyla başı dik, onurlu bir şekilde darağaçlarında idam edilen ve ulusal değerlerimiz için şehit olan tüm Kürdistan ulusal kahramanlarımızı saygıyla anıyoruz!

---
Nivîsên din yên nivîskar
17/8/2011  Kürtlerin asıl gündemi ulusal güç birliği olmalıdır
23/5/2011  Seçimler, Kürdistan halkı için sadece bir araçtır
18/4/2011  ‘Ortak vatan’ Kürdistan mücadelesine zaman kaybıdır!
15/3/2011  TC´nin Kürd ve Kürdistan politikası
27/12/2010  Kürdistan halkının ulusal talepleri birçok siyasi çevrelerden daha ileridedir
10/8/2010  Aldatmaca referandumlara Kürt halkı alet edilmemelidir!
9/6/2010  Kafes eylem planı, Kürtler üzerinde uygulanıyor!
19/3/2010  Newroz, Kürdistan´da Ulusal Birlik Bayramıdır
14/3/2010  Operasyonlar ”Türkiye’nin Kürt Sorunundaki Çözümsüzlüğün Sonuçlaridir”
9/10/2009  Kürtlerin her zaman ulusal bir alternatifi vardır
7/8/2009  “Türkiye, Kürtsüz Bir Çözüm Paketiyle Kürt Sorununu Çözmek İstemektedir”
7/7/2009  Kürtlerin ortak stratejik birlik konsepti olmalıdır