DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


pasa_yilmaz@mynet.com

Paşa Yilmaz    

Anayasa değişikliği tartışmaları


8/5/2010

30 maddelik anayasa değişikliği paketinin meclisteki 1.tur görüşmeleri son derece gergin ve ilginç sahnelerle tamamlanarak verilen üç günlük aranın ardından yapılan 2.tur görüşmeleride tamamlanarak tümü üzerindeki oylama ile paket bir madde eksiği ile kabul edildi. Bu görüşmeler sürecinde  değişikliklerin engellenmesi için parlamentoda özellikle CHP’nin baş vurmadığı cambazlık kalmadı. Daha  önce yaptığı teklife başbakanın olumlu yaklaşmasına karşılık geri adım atan Baykal’a aynı teklifi daha sonra tekrarlayan adalet bakanına Baykal’ın cevabı doğrusu ilginç oldu.Baykal kendisinin daha önce yaptığı teklifi gündeme getiren bakanı “ahlaksız” olarak itham etmesine aslında söylenebilecek tek cümle “Baykal gerçekten sen tam bir ahlaksızsın”olabilir. Çünkü tekrar ahlaksızlık yapan Baykal,8.maddenin rededilmesinden sonra aynı teklifi yeniden yaptı.

 

TBMMR17;de 12 Eylül sömürgeci-faşist darbecilerinin atadıkları “danışma Meclisi”nin sömürgeci-faşist darbeci general Kenan Evren’in konuşmalarının düz yazı haline getirilmek sureti ile hazırladıkları ve son iki aya kadar hazırlayanlar ve hazırlatanlar dahil Türkiye’de bir tek savunucusu olmayan ancak 30 maddelik değişiklik paketinin gündeme gelmesi ile Türkiye’deki marjinal darbeci sol,sosyal demokratlar,sağcılar,faşistler,Kemalist Türkler ve özellikle Kemalist Kürdler bu darbeci anayasasına ölümüne sahip çıkmaya başladılar.Ve anayasa değişikliği paketinin engellenmesi için her şeyi mubah sayarken öteden beri Türkiye’deki derin odakların bildiği halde önlem almadığı eylemler oluyorken göstere göstere gelen Şemdinli-Aktütün-Dağlıca-Reşadiye-Samsun saldırılarından sonra ayyuka çıkan bilinçli tedbir almama Giresun’daki mayın patlaması-Dersim ve Lice’deki karakol baskınları  ilede çok daha net olarak görüldü.Bir hafta önce Öcalan’ın çok ilginç olarak Tokat-Giresun hatının önemini açıklaması ve bu açıklamanın,alınan istihbarat bilgileri ile de beslenerek eylem öncesi gazetecilerin kendi köşelerinde yorumlayarak kamuoyuna riskli yer isimlerini belirterek duyurmasına rağmen bu eylemlerin önlenmemesi ile, silahlı kuvvetlerin kendi  mensuplarını  ölüme göndermesinin çok açık göstergesidir.

 

Bu eylemlerin özellikle Karadeniz bölgesine kaydırılması  ve patlatılan mayının yarattığı sonuç üzerinden yapılan senaryonun hazırlıklarını aslında daha derinlerde ve geçmişte aramak gerekir. Hatta bu izleri bu eylemlerin organizasyonu için İran’da üstlenen  Türk ulus devletinin taşeronlarında aramak gerekiyor (özellikle Öcalan kaynaklı bu derin gücün önemi unutulmamalıdır). Son dönemlerde eylem alanı olarak Karadeniz bölgesinin hassaslaşması ile birlikte Kürdistan’ın diğer hasas bölgelerine dikkat etmek gerekir. Çünkü bu noktaların hassasiyetleri, şartları ve yapılan eylemlere bakıldığında bunların son 30 yılda yapılan eylemlerin  tekrarı olmaktan öteye geçmediğini görmek gerekir.Dersim bölgesindeki karakol baskınının adeta banttan gösterilen bir tekrar olduğunu görmemek mümkün mü acaba? Yine hamaset nutukları, yine kan, yine göz yaşı, yine milliyetçilik pompalayan cenaze tötenleri, atılan ırkçı sloganlar, yine vatan millet sağ olsun vs. açıklamaları. Bu saldırıda,35 km ötedeki bir noktadan yola çıkarılan 100 kişilik destek kuvvetinin araç ile veya hava yolu ile intikalini sağlamak yerine mayın tehlikesi,sisli ve yağmurlu hava bahanesi ile yürüterek intikal ettirmek (aynı gece mayın tehlikesine,yağmur ve sisli havaya rağmen yola çıkan ambulansın zamanında olay yerine varması ilginçtir) ve 12 saat sonra olay yerine varılması izah edilemeyen bir durumdur.Bu adeta karakol personelinin ölümüne razı olmakla eşdeğerdir.Bu noktada genelkurmay başkanının bunu konu edinenleri hainlikle suçlaması da doğrusu büyük bir pişkinliktir.Hele hele 21.yüzyılda “sis ve yağmurlu hava” bahanesi doğrusu düpe düz terbiyesizliktir. Zaten bu kadar iç içe giren silahlı militan güçlerden kimin kimin  adına eylem yaptığı veya eylemi yapan militan aktörlerin kim oldukları çok önemli değildir. Öcalan Ergenekon’un İmralı karargahında bunu dile getirdikten sonra bundan zaten birileri kendisine görev çıkararak gereğini yapacaktır. Ardından Öcalan’ın emri ile Ergenekon’un emrine giren PKK’nin en canlı,en hareketli,en dinamik kesiminin komuta merkezinin bulunduğu Qandil’den (Kürdistan’daki bütün direnme hareketlerinin bir sığınma ve direnme üssü olan Qandil, Öcalan’ın İmralı’ya gelmesi ile Ergenekon’un Orta-Doğu’daki üssü haline geldi) “söz konusu önderiliğin sağlığı olursa merkezden karar olmadan yerel alandaki bağımsız birimlerin yaptığı eylem” diye üstlenme açıklaması gelecektir.Bu nedenle Karadeniz bölgesinin seçilmiş olması çokta şaşırtıcı olmamalıdır.Yıllardır Kürdistan’ı yangın yerine çeviren Öcalan ve PKK varlık mücadelesi verirkende “ayaktayız” ve kaos yaratma ısrarını ortaya koyduklarında “işte lojistik desteğimizin en az olduğu Karadeniz"de bile eylem yapıyoruz”mesajı veriyorlarken aslında bu bölgede “lojistik destek yoktur” mantığıda çok doğru değildir. Çünkü PKK’nın bu gün karadeniz’de sahip olduğu lojistik durum, Kürdistan’dakinden daha fazla güvenlidir.Kürdistan’da riski çok fazla olan eylemler olurken, eylemi yapanın Kürd halkına sığınması bir tehlike taşır çünkü bu bölgede bu eylemleri PKK adına devletin derinliklerindeki aktörlerin  yapma şansı yoktur. Ama, Karadeniz’de eylemi yapan, PKK adına devletin kırsal alandaki  kendi derin aktörleri olduğu için daha güvenlidir. PKK’nin bu bölgedeki riski,eylem yapmakta değildir, (onlar adına başka derin aktörler eylem yapıyorlar) eylemi üstlenmektedir. Çünkü PKK kendi tabanında ve sivil etkinlik alanlarında dalgalanmalara yol açacak cinsteki Ergenekon eylemlerini üstlenmektedir.

 

Anayasa değişiklik paketinin 1.tur görüşmeleri sonundaki kabul oylarına denk düşen oy oranları ile 2.turda maddeler kabul edilirken, anayasa değişiklik paketinin referanduma gideceği kesin oldu. 2.tur göeüşmelerindede aynı sonuçların alındığını söylemek mümkündür. Ancak çok sürprizin beklendiği bu süreçte sadece bir sürpriz yaşandı. O da paketin parti kapatmayı zorlaştıran 8.maddesi en çok parti kapatılması ile mağdur edilenlerin BDP'lilerin CHP ve MHP ile yan yana durmaları sonucunda rededilerek düşmüş oldu. Türkiye’de hak ve özgürlükleri savunanların burada statükocu olduklarını görmek gerekir. Hatta 12 Eylül darbesinin tüm mağdurları ve takipçilerinin “sömürgeci-faşist darbecilerin yaptıkları anayasa ile yaşamak onursuzluktur” açıklamalarına rağmen bu değişikliye karşı durarak bununla yaşamanın “onurunu” ortaya koyanların yer aldığı bir parlamentodan her sürpriz beklenmelidir. Çünkü 1. tur görüşmelerin son gününde parlamentodaki guruplar adına AKP-CHP-MHP-BDP sözcülerinin şiirler okuyarak 12 Eylül anayasasından kurtulamamış olmanın utancını dile getirdikleri halde oylamada CHP-MHP-BDP milletvekilleri yine, ya oy kullanmadılar yada ret oyu kullanarak bu ayıbı taşımayı onur saydılar. Bu tavırları ile de “12 eylül anayasası ile yaşamak ve buna karşı çıkmamak onursuzluktur. Biz bu onursuzluğu devam ettiriyoruz” dediler.

 

2.tur görüşmeler sürecinde yine parlamentoda ve parlamento dışında gerek sokak gösterileri ile gerekse silahlı şiddet eylemleri ile bu değişiklik paketini engelleme çalışmaları hiç ara vermeden hatta dahada şiddetlice devam ettirildi. Çünkü bu Türk egemenlik sisteminin korunması,tekçi,otoriter Türk ulus devletinin sürdürülmesinin yegane şartıdır. Burada, ilginç olan bu engelleme çalışmalarında kullanılan organize güç ile ilgilidir. Bu konuda parlamentoda, kilit parti olan BDP, sokakta  büyük kitleleri özellikle de Kürdleri hareket ettiren PKK’nin legel sivil toplum kuruluşlarının katıldıkları “red cephesinin” genişletilmesi mitingleri ve sokak gösterileri, silahlı alanda ise zayıfladığı için eylem yapamayan Ergenekon kalıntısı silahlı illegal güç ile güçleri ayırt edilemiyen PKK’nın silahlı gücünün kullanılıyor olmasıdır. Yani Öcalan mantığı Kürdistan muhalefetini sonuç olarak Ergenekon terör örgütünün güdümüne sokarak otoriter-üniter Türk ulus devletinin savunucusu durumuna getirmiştir. Kürd halkı bu utançtan kurtulmak zorundadır.

 

 

---
Nivîsên din yên nivîskar
20/5/2011  Seçimler yaklaştıkça… !
21/4/2011  Öcalan İttifakları ve YSK Kararı… !
30/3/2011  Yeni Süreçte Seçim ve Sivil Anayasa – 3 – Seçim sonrası anayasa
5/3/2011  Yeni Süreçte Seçim ve Sivil Anayasa-2
5/2/2011  Yeni Süreçte Seçim ve Sivil Anayasa
9/12/2010  Öcalan-Baydemir ve CHP-BDP İttifakı…
15/11/2010  Diyalog ve Yeni Anayasa...!
29/9/2010  Referandum Sonrası…!
8/9/2010  Referanduma birkaç gün kala
22/7/2010  Öcalan Aradan Çekilince mi yeniden Şiddet Başladı ?
8/5/2010  Anayasa değişikliği tartışmaları
19/4/2010  Anayasa değişikliği paketi
29/3/2010  Darbe suçu işleyenler
26/1/2010  DTP’nin kapatılması bir boşluk yarattımı veya BDP bir boşluk doldururmu..
22/12/2009  "17 Santimetre Karelik Sokak Gösterileri"
18/11/2009  Hiç bir Kürd ne onurlu nede onursuz CHP içinde yer almamalıdır!
6/7/2009  Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ´un Basın Toplantıları