DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


pasa_yilmaz@mynet.com

Paşa Yilmaz    

Anayasa değişikliği paketi


19/4/2010

Anayasa, bir toplumun yönetim biçiminin, yürütmesinin, yargısının,y asa yapıcısının işleyişi ile bireylerinin görev ve sorumluluklarının yanı sıra hak ve özgürlüklerinide bir bütün halinde ortaya koyan temel yasadır. Yani kısaca tolumun her kesiminin kendisini içinde bulduğu kapsamlı bir toplum projesidir.

Anayasal düzen ile ilgili ilk tartışmalar M.Ö.3. yüzyılda Aristo ve diğer Yunan filozofları tarafından yapılmıştır. Bu tartışmalarda esas olarak çok az insanın talip olduğu siyasal iktidar paylaşımının nasıl olacağı sorusunun cevabı arandığı halde Romalılar bunu dahada ileri götürerek yönetenlerin yönetim tarzı yanında yönetilenlerin görev ve sorumlulukları ile birlikte sahip olmaları gereken hak ve özgürlüklerin tartışmalarıni da yapılmıştır.Kısaca yöneten-yönetilen hukukunu tartışmışlardır.Bu tartışmalara rağmen yazılı anayasa yüzyıllar sonra görülmüştür.

Dünyadaki ilk yazılı anayasa 1789’da ABD’de ortaya çıkmış ve bu anayasanın temel esasları bu gün, 21.yüzyılda da halen geçerli olduğu halde İngiltere,halen bir yazılı anayasaya sahip değil.Yönetimin yürütümü,yüzyıllar boyu süren gelenekler ve diğer yasalarla yapılmaktadır.1789 Fıransız ihtilalinin ürünü olarak 1791’de Fıransız anayasası kabul edilirken,Japon anayasası 1947 yılında üçüncü ülkelerin baskısı sonucu kabul edilmiştir.

Türkiye’de ilk olarak yazılı anayasa 1876 yılında 1.meşrutiyetin ilanı ile yürürlüğe girdiği halde kısmen kurallara bağlanan yönetim tarzı,padişahlık rejimini çokta etkilememiştir.Ve Padişahın keyfi uygulamaları zamanla çok dar olan bu anayasayı dejenere etmiş uygulamadan kaldırmıştır.Osmanlı imparatorluğun’da ikinci yazılı anayasa deneyimi ise birincisine göre daha gelişkin ve daha kapsamlı olarak 1908’de ikinci meşrutiyetle birlikte kabul edilmiş ve bu anayasa sadece yönetenlerin keyfi uygulamalarını sınırlamakla kalmamış aynı zamanda yönetilenlerin görev ve sorumlulukları ile birlikte sahip oldukları hak ve özgüzlükleride güvence altına alıyordu.Osmanlı İmparatorluğu şeriat esaslarında kurulu bir imparatorluk olduğundan ve padişahda aynı zamanda islam dünyasının halifesi olduğu için imparatorluk dini haline getirilen sunni islam,İmparatorluk bünyesinde yaşayan sunni islam dışındaki hiç bir inanç gurubuna yaşama hakkı vermiyordu.19.yüzyılda dünya genelinde başlayan uluslaşmaya paralel olarak,farklı etnik ve inanç guruplarının yaşadığı Osmanlı İmparatorluğuda bundan doğal olarak etkilenmek durumunda kaldı.Böylece başlayan milliyetçılık akımları ile İmparatorluk her geçen gün biraz daha toprak kaybederek küçülmeye doğru gitti.İmparatorluğun parçalanması sürecinde konjonktürel olarak tartışmalı sınırlar çizilerek osamanlı imparatorluğunun artıkları üzerinde kurulan Türkiye cumhuriyeti imparatorluk döneminde inanaç guruplarına karşı estirilen terörü güya ortadan kaldırmak için ve siddete maruz kalan bu gurupların güvenini kazanmak için "laiklik" kisvesi altında aynen devam eden bir mantıkla sunni islamı yine devlet dini haline getirdi ve diğer inanç guruplarının hiçbirine yaşama hakkı vermediği gibi aynı zamanda üniter Türk ulus devleti bağlamında tek devlet,tek millet,tek bayrak,tek marş,tek din,tek lider esaslarında daha otoriter baskıcı ve totaliter bir devlet ortaya çıktı. Böylece "laiklik" esaslarında hiçbir inanç gurubuna tanınmayan yaşama hakkı dahada genişliyerek üniter Türk ulus devleti esaslarında Türk etnisitesi dışındaki hiçbir farklı etnik unsurun yaşamasınada müsaade edilmedi.Bu özellikle Türkiye’de nüfus ve yerleşim alanı olarak diğer etnik guruplara göre daha farklı bir durum ortaya koyan Kürdlere karşı çok daha acımasızca sürdürüldü.Bu durum,yani Kürdlerin inkarı ve imhası o kadar yüksek boyutta ve acımasızca uygulandı ki devletin bu özelliği, Türkiye’de yapılan bütün anayasaların başlangıç ve değiştirilemez, hatta değiştirilmesi dahi teklif edilemez maddeleri olarak yerini aldı. Bu, üniter Türk ulus devletinin anayasalarının temel özelliği oldu.

Cumhuriyetin kurulması ile ilk anayasa Birilerinin olümüne "demokratik bir anayasa" olarak gordugu ve güncelleştirelim"diye kenisini yiyip bitirdiyi1921’deki kuruluş dönemi anayasası oldu. Daha sonra aynı esaslarda yapılan 1924 anayasasaı ikinci anayasa olurken bu anayasa 1960 sömürgeci askeri darbesinden sonra 1961’de darbecilerin yaptığı çok "meşhur" ve çok "demokrat" 61 anayasasının kabulünden sonra son bulmuştur. Çok "demokrat" 61 anayasası ne yazıkki kendi başbakanlarını ve bakanlarını sıradan bir "yargılama" ile idam edecek kadar "demokrat" olan darbeciler tarafından yapılmış bir anayasadır. 71 anayasasi,yine tekçi Türk ulus devleti esaslarında otoriter-totaliter ve sunni islamı devlet dini olarak alan baskıcı sömürgeci bir anayasa olurken buna karşı başlatılan "bu gömlek topluma bol geliyor"tavrından hareketle sermayenin iktidar mücadelesinde, iktidarda palazlanması ile bu anayasa 1971 sömürgeci darbesi ile yine aynı çerçevede ve daha sıkı, daha katı bir anayasanın yürürlüğe girmesi ile son buldu. 1961 anayasasıda çok "demokrat" CHP’ninde içinde yer aldığı ara dönem hükümeti görevde iken üç genci usulen "yargılayıp" idam eden darbeci generallerin emir komutası ile yapıldı. 1971 anayasası,1980 sömürgeci-faşist darbecilerinin atadıkları "danışma meclisi"tarafından,daha ziyade darbeci-fasist general Kenan Evren’in konuşmalarının düz metin haline getirilmesi ile hazırlanan ve Toplumun sadece Kenan Evren gibi bir faşistten kurtulmak için 1982’de %92 lik bir oy oranı ile "abul" etmek zorunda kaldigi 82 anayasasinin Kabul edilmesi ile son bulmustur.

Türkiye’de yapılan anayasaların hepsi darbe sonrası darbecilerin yaptığı anayasalardır. Oratak özellikleri sömürgeci-faşist-baskıcı-otoriter-totaliter-tekçi-sunni islamcı ve üniter olmalarıdır. 1982 anayasası, yürürlüğe girdiği andan itibaren ve anayasa gereği sömürgeci-faşist darbeci general Kenan Evren’in cumhurbaşkanı olması ve rahmetli Özal’in başbakan olması ile birlikte bu güne kadar Türkiye’de yöneten yönetilen hata bu anayasayı yapanların ve yaptiranlarin "anayasaya ben kefilim" safsatasına rağmen kendileride dahil bir tek insanın onaylamadığı bir anayasa oldu.%92’lik bir oy oranı ile kabul edildiği halde Türkiye’de sağcıların-solcuların-sosyal demokratların-kökten dincilerin-faşistlerin-Kürdlerin-Türklerin-Ermenilerin-Cerkezlerin-Lazların vs. siyasetçisi ile siyaset dışı unsurları ile hiç birinin kabul etmediği bu anayasa Türkiyede’ki sistem çarpıklığından dolayı bir türlü toptan değiştirilerek yukarıda rahatsızlık duyduğunu söylediğim gurupların hepsinin kendilerini içinde ifade edebildiği bir anayasa yapılamadı.Bu ise Türkiye’de yöneten hafızanın kendi ötekilerinin olabileceği noktasında olmaması,kendi ötekilerini düşman olarak görmesinden kaynaklanıyor.

2003 yılında iktidara gelen AKP`nin son genel seçimlerde,konjoktüre uygun,Orta-Doğuda ve Türkiye’de olası değişim ve dönüşüme elverir bir programa ve vizyona sahip olomadığı ve Türk egemenlik sisteminin;meşru bir aktör olarak görmediği halde 5 yıllık iktidarı sonunda %47’lik bir seçmen desteyi ile yeniden iktidar olması bazı güç odaklarını tedirgin etti.Dolayısı ile AKP’nin yapmak istediği her icraat parlamento içinde veya dışındaki derin odaklar tarafından sabote edildi veya edilmek istendi.

Bu nedenle AKP yoğun bir baskı mekanizması altında sistem içinde kendisine meşruiyet ararken meşruiyetinin esasını oluşturacak sistemin demokratikleştirilerek her farklılığın meşru hale getirilmesi yerine ,sistem ile pazarlık şartlarının peşine düşerek daha önce seslendirdiği top yekün anayasa değişikliği, Kürd açılımı, Alevi açılımı, Roman açılımı, Ermeni açılımı,Kıbrıs açılımı vs. konulardan vaz geçerek yerine 1982 anayasasının 3’ü geçici olmak üzere toplam 29 maddesi (son değişiklikle 30 madde) ile ilgili "anayasa değişikliği paketi" anayasa komisyonunda gorusulmus Kabul edilerek genel kurul gorusmeleri baslamis durumdadir. Bununla sistem içi iktidar mücadelesi ve AKP’nin meşruiyet kavgası çok yoğun olarak sürerken esas itibarı ile istenen değişiklik talebi, tekçi Türk ulus devletinin yapısında bir değişikliği kapsamadığı için sistemin nefes alarak sürdürülmesinin amaçlandığını söylemek mumkunur. "Anayasa değişiklik paketi" içinde önerilenler,devlet yapısındaki tekliği, üniterliği bozmadan bunun aynen sürdürülmesini amaçlayan bir çalışmadır.Bu nedenle bununla devletin otoriter-üniter-tekçi yapısı değişmediği için bu değişiklik paketinin kabulündede Türkiye’de yaşiyan Türk etnisitesi dışındaki etnik guruplara ve sunni islam dışındaki inanç guruplarina getireceği bir demokrasiden bahs edilemez.

Dolayısı ile Kürdlerin buna karşı koyacakları tavrında iyi irdelenmesi gerekiyor. Bu durumda Kürdlerin tavrı ne olmalıdır sorusunun cevabı arandığında mevcut durumda ilginç sonuçlar karşımıza çıkıyor. Bu hususu incelediğimizde öncelikle Anayasaların devlet anayasası olacağını göz önünde bulundurduğumuzda Kürdlerin nasıl bir anayasadan ziyade nasıl bir devlet projesi içinde olmak istedikleri soruunun cevabının bulunması gerekir. Daha sonra nasıl bir anayasa sorusunun cevabı kendiliğinden bulunur

Bu durumda en genel hatları ile Kürdler icin mevcut durumda üç önemli noktadan bahsedilebilir.

Bunlar

1-Kürdlerin millet olmaktan kaynaklanan hak ve özgürlüklere sahip olmaları esasında millet-toprak-siyasal iktidar çözümüne dayanan bağımsız bir devlet projesine sahip olabilirler.

2-Kürdler,Türklerle eşit,Türkiye’de yaşiyan farklı etnik ve inanç guruplarınin hak ve hukukuna saygi duyan ortak bir devlet projesine sahip olabilirler.

3-Kürdler mevcut durumdaki otoriter-totaliter-üniter trekçi Türk ulus devleti içinde entegre olmaları esaslarinda bireysel hak ve özgürlüklere "sahip" olarak sisteme entegre olma projesine sahip olabilirler.

Buna göre mevcut duruma bakıldığında var olan Kürd tavrı nedir ?ve bu tavırda Kürdler anayasa değişikliği paketine karşı ne tavır koymalıdırlar ?

Bir kere kürdler mevcut durumda 3. madde olarak koymaya çalıştığım entegrasiyon projesinin içindedirler. Yani kürdlerin bağımsızlık veya eşit ve ortak bir devlete sahip olmak gibi bir projeye sahip olduklarını söylemek çok zordur. Çok azınlıktaki bir kürd aydın kesimi dışında kürdlerin temsil düzeyinde en yığınsal yapısı olan Öcalan-PKK ve takipçilerinin böyle bir projelerinin olmadığını gömek çok zor değildir.

Bunlar tekci uniter Turk ulus devleti esaslarindaki her "demokratik" adimi deteklemeleri gereken noktada olmalarina ragmen Bu "anayasa değişiklik paketini" aslında bu konumlarına uygun düşmeyen bir tavır ile karşılamaktadırlar.Yani sahip oldukları devlet projesine göre genişletilen en ufak demokrayik hakı bile desteklemeleri gerekirken bunu redetmektedirler.Bu red tavrı aslında Öcalan-PKK ve takipçisi elitin özgür iradelerine dayanan bir tavır değildir.Çünkü Türk egemenlik sisteminin sahibi elit,bu sistem içinde meşru olmayan AKP’nin her icraatını engelliyerek sabote ettikleri için,kürdlerin bu en canlı,en dinamik ve en örgütlü gücüde ne yazıkki bu güçlerle birlikte kemalist sistemin içinde entegre olmayı amaçladıkları için AKP icraatlarını redederek karşı durmaktadırlar.Gerekçe olarak ileri sürdüklerine bakıldığında anayasa değişiklik paketinin içeriği ile hiçbir alakası olmayan gerekçelerdir.Öcalan ve PKK yetkililerininde katıldıklarını açıkladıkları BDP taleplerindende anlaşılacağı gibi ne ayrı bir devlet nede eşit esaslara dayanan ortak bir devlet taleplerinin olmadığı gibi entegrasiyonu amaçlayan bu günkü otoriter tekçi Türk ulus devleti anayasasının esaslarına yönelik bir değişiklik talebide yoktur.Ama Öcalan’ın imralıda seslendirdiği,PKK yetkililerininde Qandilde seslendirdiği"bu anayasa değişikliği AKP’nin hazırladığı bir komplodur.Bu AKP’liler ile karşısındakilerin iktidar mücadelesidir.İşçiler,köylülere,kürdlere,kadınlara yönelik bir iyileştirme yoktur.Biz bu çatışmanın tarafı olamayız. Bu nedenle ret cephesinin güçlendirilmesi gerekir" diyerek Ergenekon terör örgütü ve onların parlamento içindeki avukatları CHP ve MHP ile aynı cephede yer almayı Kürdlerin önüne koymaktadırlar.

BDP’nin değişiklik paketine karşı ileri sürdüğü alternatif şartlarının büyük bir çoğunluğunun anayasa değişikliği ile ilgili olmayan, seçim yasası,siyasi partiler yasası ve Türk ceza yasası ile ilgili taleplerdir. Seçim barajının düşürülmesi,hazine yardımı, taş atan çocuklar, terörle mücadele yasasının değiştirilmesi, bazı ceza yasalarının değiştirilmesi gibi talepler anayasa değişikliği sorunu değildirler. Demokratik hukuk sisteminin genişletilmesi ile ilgili taleplerdir. Nitekim bu talepleri her Türkiye cumhuriyeti vatandaşı (sosyalist, kominist, faşist, milliyetçi, sosyal demokrat, liberal vs.) tarafından rahatlıkla dile getirilebilir. Talep edilebilir. Bu taleplerde bulunmak için çok özel bir duruma sahip olmak gerekmiyor.

Bundan dolayıda Öcalan-PKK BDP ve kürd milletvekilleri olduklarını iddia edenlerin bu değişiklik paketini desteklemiyeceklerini açıklamaları ve Türk egemenlik sisteminin Kemalist tekçi türk ulus devlet yapısının devamından yana tavır koymaları bence çokda şaşırtıcı olarak görülmemelidir.cunku bu değişiklik paketinin kabul edilmesi halinde en basiti başta 12 Eylül darbecileri olmak üzere binlerce darbeci ve darbe girişimcileri adli yargı tarafından yargılanacaklar.Bu ise Öcalan-PKK ve sivil alandaki takipçisi parti ve sivil toplum kuruluşlarını hiçmi hiç ilgilendirmiyor.İlgilendirmemesi de gerekir hatta bu yargılamanın önünü kesmeleri gerekir.

çünkü 12 Eylül sömürgeci faşist darbesinin en büyük icraatı Öcalan ve PKK’yi bu konuma getirmek oldu.Dolayısı ile Öcalan-PKK ve takipçisi kesim kendilerini bu duruma getiren darbecilerden bunun hesabını soramazlar.Bu "varolma"nın sadakatine aykırıdır.Kendilerini varedenlerden bunun hesabini soramak ahlaksizliktir.

Bu nedenle Öcalan ve PKK bunu yaratacak her icraatın önünü mutlaka kesmeleri grekir.Bunun etiğide buradandır.Bu noktada kesin olarak referanduma gidecek olan bu değişiklik paketine Öcalan takipçisi parlamento üyelerinin oy vermeleri en azından şimdilik mümkün görünmiyor.

Çünkü onlar CHP-MHP ittifakına dayanan "ret cephesinin" içindeki yerlerini almışlardır.

"Kürdler; 1982 anayasasına sadece sömürgeci-faşist darbecilerden kurtulmak için nasıl "evet" oyu verdilerse, bu gün bu anayasa değişikliği paketinede; aynı sömürgeci-faşist darbecilerin ve darbe girişimcilerinin yargılanması için, ihtiyaçlarına cevap vermeyen ancak Kürdlerin inkarı ve imhası esaslarına dayanan tekçi-üniter Türk ulus devletinin statükocu yapısını sarsmak için vede bu deevletin kurucu unsuru CHP ve faşist MHP ittifakı öncülüğünde Ergenekon Terör örgütü cephesinde yer almamak için referandumda evet oyu vermelidirler" şeklinde olması gerekir.
---
Nivîsên din yên nivîskar
20/5/2011  Seçimler yaklaştıkça… !
21/4/2011  Öcalan İttifakları ve YSK Kararı… !
30/3/2011  Yeni Süreçte Seçim ve Sivil Anayasa – 3 – Seçim sonrası anayasa
5/3/2011  Yeni Süreçte Seçim ve Sivil Anayasa-2
5/2/2011  Yeni Süreçte Seçim ve Sivil Anayasa
9/12/2010  Öcalan-Baydemir ve CHP-BDP İttifakı…
15/11/2010  Diyalog ve Yeni Anayasa...!
29/9/2010  Referandum Sonrası…!
8/9/2010  Referanduma birkaç gün kala
22/7/2010  Öcalan Aradan Çekilince mi yeniden Şiddet Başladı ?
8/5/2010  Anayasa değişikliği tartışmaları
19/4/2010  Anayasa değişikliği paketi
29/3/2010  Darbe suçu işleyenler
26/1/2010  DTP’nin kapatılması bir boşluk yarattımı veya BDP bir boşluk doldururmu..
22/12/2009  "17 Santimetre Karelik Sokak Gösterileri"
18/11/2009  Hiç bir Kürd ne onurlu nede onursuz CHP içinde yer almamalıdır!
6/7/2009  Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ´un Basın Toplantıları