DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


turanseyfioglu@hotmail.com

Turan Seyfioglu    

Bir Günün Kısa Hikâyesi


9/4/2010

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 Yilmaz Guney- Hamit Iri

 

Politik olmayan ama politikanın kıyısında dolaşan bir yazıyı kaleme almak istedim bu defa…

 

Bir gün öncesinden planladığımız gibi Ağa Kılıç ve Hamit İri ile buluşmak üzere Milas’tan Bodrum’a doğru yola çıktık.

 

Şehrin girişinde bütün gelenlere merhaba diyen şiirle karşılaşır insanlar.

 

Dönemin yöneticileri tarafından Bodrum’da sürgüne ve kalebentliğe mahkûm edilen ünlü şair ve tarihçi Halikarnas Balıkçısı olarak bilinen Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın dizeleri ile tanışırsınız:

 

 

Yokuş başına geldiğinde Bodrum'u göreceksin.
Sanma ki sen, geldiğin gibi gideceksin.
Senden öncekiler de böyleydiler
Akıllarını hep Bodrum'da bırakıp gittiler.

 

Giriş yaptığımız bu şirin ilçenin anlatıldığı gibi bir yer olup olmadığını orayı terk ettiğimizde göreceğiz artık.

 

Bodrum-Gündoğan beldesinde 30 yıla yakın bir süredir yaşamakta olan Siverekli bir hemşerimiz var. Lokantacılık yapar. Namı diğer Kahveci Lolê’nin oğlu Mustafa Ocaklı. Lokantasının ismi de ilginçti. Ayışığı Restoran… Acaba darbeciler bu isimden mi esinlenmişlerdi? Diye sorduk kendisine şaka ile karışık.

 

Şen, şakrak, hayat dolu bu insanın kaza geçirdiğini öğrenmiştik. Kaza sonucu bir gözünü kaybetmişti. Hem geçmiş olsun demek, hem de lokantasında biraz efkâr dağıtmak için malzemelerimizi yanımıza alarak Ağa Kılıç, Hamit İri ile Bodrum Metro Gross Markette buluşarak Gündoğan’a doğru yola çıktık. 20 dakikalık bir yolculuktan sonra da hemşerimizin yanına vardık. Bizi kapıda karşıladı. Tümümüzün gözü onun kaza geçiren gözüne dikilmişti. Kaybetmişti gözünü ve bizler, hep bir ağızdan geçmiş olsun dedik bu vefalı ve cefakâr arkadaşımıza, ağabeyimize.

 

Mustafa ağabey 65 yaşlarında, kavruk tenli, birazcık şişman, kendisine göre sesi iyi olan, yerel türküler söyleyen ve iyi de rakı içen birisi. Ona üzülürken kendisinin geçirdiği kazayı önemsemediğini fark ettik. Bundan cesaret alan Ağa Kılıç, o her zamanki muzipliği ile sorusunu Mustafa ağabeye yöneltti:

 

“Dayı” dedi. Önceleri sana Kahveci Lolê’nin oğlu Mıçê derdik. Ama bundan sonra sana yeni bir isim bulmak lazım…”

 

Bu soru karşısında Mustafa ağabey hemen cevabı patlattı:

 

“Keko benim yeni adım belli. Kendinizi hiç yormayın.”

 

“Nedir?” diye sorduk.

 

“Benim yeni adım Kör Mustafa’dır artık.”

 

Tabi hepimiz bu yanıtı bekliyorduk. Bu denli hayatın içinde olan, her türlü felaketi böylesine hafife alan insanın başka türlü ayakta kalabilmesi mümkün mü?

 

Ağa Kılıç gene küçük yaramazlıklarına devam etti: “Dayı” dedi… “Kör Mustafa biraz uzuncadır. Biz Kör Miçê diyeceğiz.” Dedi… Mustafa abi üstelemedi  “ne derseniz deyin diyerek o yanık sesi ile Ax Lê Min Xeribe’yi söylemeye başlamıştı bile…

 

Kebaplar ocakta pişerken ben de, diğer taraftan Hamit İri ile sohbete devam ediyordum. 2009 yaz aylarında okuduğum bir kitaptan bahsettim kendisine. Osman Oymak imzası ile yayınlanan Yılmaz Güney ve Koçali kitabı…

 

Anılan kitapta Hamit İri’den de bahsediliyordu.

 

Fakat kitap Yılmaz Güney’in sanatçı, siyasetçi kişiliğini irdeleyeceğine, daha çok zaaflarından (Kumar ve kadın gibi) söz ediyordu. Hatta yer yer insanı biraz öfkelendiren cümlelere de rastlamak mümkündü. Hamit İri Kitabın yazarını bildiğini ve aynı fakültede birlikte okuduklarını anlattı. Kitabın yazarı her ne kadar kendisini Yılmaz Güney’in üvey kardeşi olarak lanse etmişse de öyle bir kan bağı da mevcut değil. Anne (Güllü) tarafından Yılmaz Güney’in Kardeşi Mehmet Oymak’ın baba tarafından kardeşi Osman Oymak kitabı kaleme almıştı. Himayesinde kaldığı bir insanı kendi babasının reklâmı uğruna bu denli küçük düşürmeye kalkışmanın halet-i ruhiyesini anlamakta zorluk çekiyordum zaten kitabı okurken.

 

O arada da Hamit İri, Yılmaz Güney ile birlikte çektirdiği fotoğraflardan bahsetti. 1969–1970 yıllarında olduğunu belirttiği dönemlerde kendisi İstanbul Özel Gazetecilik Talebe Cemiyeti Başkanı imiş. Bu cemiyet, geleneksel olarak her yıl bir kişiyi ‘yılın sanatçısı’ olarak seçermiş. O dönem de kendisi Yılmaz Güney’i ‘Yılın sanatçısı’ olarak önermiş ve bu önerisi de kabul görmüş. Anılan fotoğraf da o törene aitmiş.

 

Bir gece tertipleyerek verilen ödülün fotoğrafı da aşağıdadır. Fotoğrafta Yılmaz Güney’e ödülü veren de Siverekli hemşerimiz Hamit İri’dir…

 

Koyulaşan sohbette bir ara sözü Hürriyet Gazetesinde Ayşe Arman tarafından yapılan röportaja getirdi Hamit İri…”Siverek Paris’in neresine düşer?” başlığı ile yayınlanan Osman Necmi Gürmen ile yapılan bu söyleşiden bahsetti. Osman Necmi Gürmen’i biraz bilirdim. Bodrum-Güvercinlik’teki koyda bulunan çiftliği, Halikarnas Diskoyu kurmasını, Mavi yolculukları vs. Ama edebiyatçı ve yazar yönünü hiç bilmiyordum. Söyleşiyi okuduktan sonra bu yönü ile ilgili olarak kitaplarını edinmek istedim. Bodrum-İstiklal Kitabevinden Saint-Michel’in Develeri, Neydi Suçun Zeliha ve Ah Vre Sevda kitaplarına ulaştım.

 

Bir şehirden, Siverek’ten böylesine farklı kulvarlarda yaşamlarını sürdüren ünlü insanların yaşam öyküleri hep öğretici olmuştur…

 

Bu renkli ve zevkli bir araya geliş ve sohbet; güneş ışıklarının yavaş yavaş kaybolmasıyla son buldu. Tekrar bir araya gelmek umuduyla birbirimizden ayrıldık. Ama aklımız hala Bodrum’da kaldı mı, bilemiyoruz Bodrum’dan ayrılırken…

 

NOT: Yaşamını Kürt Halkının ulusal demokratik hakları için sivil-demokratik mücadeleye adayan, mütevazı, fedakâr arkadaşımız, ağabeyimiz Mehmet Vural, Ankara Hacettepe Üniversitesinde ciddi bir ameliyat geçirdi. Eski sağlığına tekrar kavuşması ve bizleri manevi desteğinden mahrum bırakmaması umuduyla kendisine geçmiş olsun dileklerimi ayrıca buradan da iletir, acil şifalar temenni ederim…

 

08 Nisan 2010

 

Turan Seyfioğlu

 

---
Nivîsên din yên nivîskar
10/9/2010  Yaşama dair bir kaç söz
9/4/2010  Bir Günün Kısa Hikâyesi
10/7/2009  Birlik üzerine