DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


pasa_yilmaz@mynet.com

Paşa Yilmaz    

Darbe suçu işleyenler


29/3/2010

Bütün dünyada, ülke içinde ve ülke dışında işlenen suçlar ile ilgili, suçun tanımına göre suçun mahiyeti göz önüne alınarak gerek ulusal planda, gerekse uluslararası ilişkiler planında  ülkedeki toplumun işleyişi doğrultusunda ve uluslararası ilişkiler bakımından ulusal ve uluslararası evrensel hukuk kuralları esas alınarak, ülkedeki anayasa, ceza yasaları ve diğer ilgili kanun hükümleri temelinde gerekli müeyyideler oluşturulmuş ve “yargılama usul ve esasları” konularak ceza miktarları belirlenmiştir. İdari yapıda yürütmede; bu konu ile ilgili yasamanın koyduğu kanunlar ve yasaların uygulanmasında yargıya yardımcı olur.Bu çerçevede genel anlamda dünyaya bakıldığında bu gün özellikle dünyanın kılasik demokratik yönetimlerinden ayrı olarak eğitim ve bilim alanında geri kalmış,ekonomik olarak hiçbir yaptırım gücü olmayan, gelişmişlik düzeyi oldukça geri kalmış,hızlı nüfus artışına karşılık yok denecek düzeyde geri kalmış bir sanayi ortamında milli gelirin düşük olması ve çok dar,dar olduğu kadar çokta küçük olan otoriter totaliter yönetimlerle yönetilen ülkelerin yanında birde kendine gelişmiş hatta Orta-Doğuda “model” ülke olma gözü ile bakan Türkiye, bu konuda istisnai bir durum ortaya koymaktadır.

 

Mesela;

 

-Hırsızlık, gasp, darp, soygun, ırza geçme,tecavüz vb.yüz kızartıcı suçlar medeni dünya ülkelerinde  yasaktır ve ağır cezalar gerektirir. Ancak Türkiye’de ise  tartışılan bir yasaktır. Hatta bu suçları işleyenler zamanla belli güç odakları tarafından oluşturulan rant ve siyasi etkinlik çeteleri olarak kullanılmaktadırlar.

 

-Bütün gayri meşru ekonomik çıkar suçları medeni dünya ülkelerinde suçtur ama Türkiye’de halen ciddi manada suç değil. Bunun örnekleri vergi ve sigorta kaçakçılığından tutun bankaların ve devlet kasasının hortumlanmasına kadar sıralanabilir.

 

-Düşünce ve örgütlenme hakkı ile ilgili konular medeni dünya ülkelerinde suç değil hatta çağdaş olmanın kıriteri sayılırken medeni dünyanın bir parçası olma çabasında olan Türkiye’de tartışmasız suçtur.

 

-Ana dille eğitim hakı medeni dünya ülkelerinde suç değil ama medeni dünyanın bir parçası olmaya çalışan Türkiye’de savaş sebebi olarak görülmüştür. Ve görülmektedir. Hatta katliam sebebidir.

 

-Darbe, darbe girişimi, darbe planı yapmak medeni dünyada suçtur ancak 50 yıldır medeni dünyanın bir parçası olma ısrarında olan Türkiye’de; darbe yapmak,darbe girişiminde bulunmak, darbe planları hazırlamak, darbeye zemin hazırlamak esaslarında dolaylı olarak toplum içindeki legal ve illegal uzantılarını harekete geçirerek taşeron örgütler aracılığı ile toplumsal gerginlik yaratmak, kutuplaşmayı körüklemek, siyasi cinayetler işlemek, siyasi suikast girişimlerinde bulumak, toplumsal kargaşa yaratmak ve bu doğrultudaki çabalar suç sayılmadığı gibi onur duyulan fiiller haline getirildi.

 

Bu ise Türkiye’de kanunsuzluğun hukuksuzluğun tamamen devlet eli ile yapılan bir iş oduğu ve bunu yapanların toplum içindeki ayrıcalıklı durumu,toplum bireylerinin buna özendirilmesi sonucunu yarattı. Akşam yapılan bir açıklamadan birileri kendine vazife çıkararak gece gereğini yaptı, sabah yapılan bir açıklamadan başka biri kendine vazife çıkarrak gereğini akşam yaptı.Ve dar alandaki bu paslaşmalar zamanla geniş sahalara yayılarak Türkiye sathını kapladı. Kimin kimin adına cinayet işlediği tamamen önemini yitirdi.Bu noktada bu suçun tanımı yapılamadığı içinde “bu vatan için kurşun sıkanda kurşun yiyende kahramandır” cümlesi içinde kendilerini gören darbeciler, kendilerini toplumun ayrıcalıklı ve saltanat sahibi olma noktasında gördükleri için kendilerini,suç işlemeyi engelleme görevi ile görevli olan kurum ve kurum görevlilerinden daha “akıllı” ve “zeki” görürken suç işlemeyi önleme noktasındaki kurum ve kurum görevlilerini geri zekalı ve aptal düzeyınde gördüler. Dolayısı ile “zeki” insanların “zeki olmayan” insanlar karşısındaki “üstünlüğü” darbe suçu işlemeyi olağan ve üstün hizmet esaslarına getirdi. Hatta bu anlamda suç işleme sınırlarını oldukça geniş tutarak bu hukuksuzlukta hiçbir ön koşul tanımadılar.

 

Kendilerini bu düzeyde “akıllı” gören akılsızlar,elbetteki bu ayrıcalıklarından dolayıda yaptıkları çok çok “önemli” işlerde  akıl almaz suçlarda işlediler. Bu suçları işliyenler 2003 sonrası Türkiye’de hiçbir şeyin eskisi gibi olamiyacağının görülmesi ile saltanat ve imtiyaz kayıplarını gördüklerinde dahada çılgınca suç işlemeye yöneldiler.Bunu son dönemlerde ipliği pazara çıkan Ergenekon sanıklarının ve Ergenekon sanıklarının parlamento içindeki ve dışındaki avukatlarının telaşına, şaşkınlığına,agresifliğine bakıldığında ve son olarak ortaya çıkan Balyoz eylem planlarından anlamak mümkündür.Balyoz eylem planının deşifre olması ve bir ay sonra başlayan ve cumhuriyrt tarihinde bir benzeri daha bulunmiyan operasiyon ile aslında Türkiye’de önceki süreçte yaşanan hukuksuzluğa dur deme noktasının çok ciddi olarak görüldüğünü söylemek mümkündür. Balyoz operasiyonları karşısında genelkurmayın üst düzeyde gerçekleştirdiği toplantıdanda anlaşılacağı üzere çok özel bir durumu gösteriyor. Bu toplantı ile genelkurmay işin ciddiyetini muhalefetteki sivil siyaset kurumu partiler CHP-MHP-BDP den daha iyi ve daha önce anladığını ortaya koymuş sivil siyasetçilerden bir adım önde olduğunu göstermiş, Baykal-Bahçeli-Demirtaş gibi hamaset nutukları atmak yerine meseleye daha serin kanlı daha sakin yaklaşmayı bilmiş ama buna rağmen aynı zamanda genelkurmay diğer yandan da idari yapıdaki genel vesayetini ve özellikle yargı üzerindeki vesayetini ortaya koyarak yeniden suç işlemeyide ihmal etmemiştir. ¨

 

Genelkurmayın “…tutuklamalar nedeni ile ortaya çıkan ciddi durumu değerlendirmek üzere bir toplantı icra edilmiştir” vurgusu bu soruşturmayı yürüten kurum ve kurum görevlilerine yönelik bir gözdağı olarak görülmelidir. Tutuklamalardan ve soruşturmalardan duyulan rahatsızlık açıklaması ile hukukun üstünlüğü ayaklar altına alınmış ve “üstünlerin hukuku” öne çıkarılmıştır.hatta genelkurmay başkanı hem kendisini "baş komutan",hem "hakim",hem "savcı",hem "avukat",hem "sanık" ve hemde "tanık" yerine koyarak Erzincan bölgesi Ergenekon davası bir numaralı sanığı olan ordu komutanı için "böyle bir şey mümkün değildir" diyecek kadar açık olarak suç işliyebiliyor.Bu suçu işleyen bir devlet memurudur ve kuralları içinde yargılanmalıdır.Bu süreçte sivil idare ile askeri bürokrasi arasındaki rüzgarın biraz durulmuş olması bu çatışmanın bittiği veya ilgililerin suç işlemeye son verdikleri anlamına gelmiyor.

 

"Akıl ve zeka sahibi" bu insanların 27 Mayıs,12 Mart,12 Eylül darbelerini yapmalarına karşılık son yıllardaki başarılamayan sayısız darbe girişimlerinin, darbe planlarının, darbe hazırlıklarının deşifre olması ise bu işlerin içinde görev alanların yetenekleri ile izah edilmektedir. Ve bu “zeki” insanlar o kadar zekidirlerki yaptıkları darbenin neden yapıldığını dahi bilemiyecek kadar zekidirler.

 

Çünkü bu “zeki” insanlar mesela 11 Eylül 1980 günü ellerindeki güç ve yetki ile 12 eylül 1980 günü ellerindeki güç ve yetki aynı olmasına rağmen 11 Eylül günü Türkiye’de meydana gelen olayları ve gerçekleşen yüzlerce oldürme ve öldürülme eylemlerinin önlenememesini hatta önlemek için kıllarını bile kıpıdatmamalarını,11 Eylülün bitimi ve 12 Eylülün balangıç saatleri olan saat 05.30’da aynı güç ve yetkilere rağmen ülkede tekbir direnişle karşılaşmadan tek bir kurşun sıkmadan ülkenin teslim alınmasını izah edebilme şansı bulamamışlardır. Çünkü bunun birilerince onlara ve onların toplum içindeki legal ve illegal uzantıları olan taşeronlarına hazırlatıldığını hazırlandığını göremiyecek kadar “akllı” ve “zekidirler”. Bunu hangi tarafa eyerek değerlendirirseniz değerlendirin aynı sonuca varırsınız.

 

Gerek Türkiye devrimci hareketinin boyutları açısından gerekse Türkiye’deki darbeci devlet geleneği açısınad bakın ikisininde varacağı nokta aynıdır. Çünkü Türkiye’de bir çağrı üzerine milyonların miting alanına militanca ve ölümüne toplandığı bir döneme ve her gün yüzlerce öldürmenin ve öldürülmenin olduğu bir resim içinde aynı güce ve örgütlülüğe sahip Türkiye devrimci hareketinin 12 Eylül 1980 gününün ilk saatleerinde bir tek kurşun sıkmadan ve bir tek direniş kabiliyeti göstermeden teslim olması ile 11 Eylülün bitimine kadarki güç ve yetkisine rağmen olayları önleyemeyen TSK’nın 12 Eylül 1980 gününü tek bir direniş noktası ile karşılaşmadan ve bir tek kurşun sıkılmadan ülkeyi altın tepsi içinde teslim alması her ikisi içinde aynı ölçülerde önem arz ediyor. Bu durum gerek Türkiye devrimci hareketi, gerekse TC’nin darbeci geleneyinin silahlı gücü olan TSK açısından değerlendirilmesi ve gerçeklerle yüzleşilmesi gereken son derece önemli bir konudur.

 

Çünkü bu durum gösteriyoki, darbeyi yapan güç ile darbeye "karşı" olan güç özünde aynı mekanizmanın yani kemalizmin pınarından su içmektedirler.Bunun bu güne kadar sorgulanıp değerlendirilmemiş olması hem darbeci devlet geleneği açısından hemde “Türk usulü sosyalizim” olarak görülen Kemalizmin ittifakçısı (kuyrukçusu) darbeci Türk solu ve onun izinde yüriyen Kürd solu açısında önemli bir açmazdır. Darbe öncesi Türkiye manzaralarına bakıldığında yapılan darbe ortamı hazırlama eylemleri ve çabalarını, planlarını, psikolojik harp dairesinin çalışmaları, konturgerillanın toplum içinde yarattığı provakasiyonlar, katliyamlar, siyasi cinayetler, suikastler, legal-illegal taşeron örgütleri aracılığı ile yaratılan kaos ortamı ve yapılan darbeler hiçbir zaman darbecilerin gözünde ve darbeci gelenek kurumu olan devlet nezdinde asla  suç olarak görülmedi. Hatta onur, şeref, üstün hizmet ve üstün cesaret  madalyası ile bu darbeciler ödüllendirildiler.

 

Bu gün yapılanların o gün yapılanlardan farkı yoktur. Farklı olan sadece zaman ve kullanılan aktörlerdir. 12 Eylül sabahı darbeciler ve darbecilerin sair efradı (kaos yaratma aktörleri) darbe bildirisinin okunması ile eylem alanından çekilince  haliyle sokaklar bu anlamda boş kalınca eylem yapacaklar bir işaretle geri çekilince ülke yarım saat içinde teslim alındı. Sorgulanamayan askeri harcama kalemleri,resmi ve gayrı resmi silah ve cephaneliği,bu silah ve cephaneliği her türlü yolda  ve her türlü kanunsuz, hukuksuz, sorgusuz, sualsiz kullanabilen silahlı personel gücünün darbe sonrası ülkeyi nereye götürdüklerinin tartışılamaz, sorgulanamaz olmasının gelinen noktada yarattığı bu günkü sonuç ülke içindeki düşmanlar olan “bölücü” ve “anti-laik” güçlere karşı yürütülen amansız ve acımasız savaşı getirdi.

 

Bu kanunsuzluk ve hukuksuzluğun yarattığı manzara ile gelinen 2003 yılından soraki süreçte kanunsuzluk hukuksuzluk altında ezilen toplum bu “efendilere”, “artık siz efendi değilsiniz” dediği içinde toplumun içinde çılgınlıkları körükliyerek yola devam etmek istiyenler her geçen gün biraz daha battılar.Varılan nokta hukukun evrensel kurallara oturtulması sürecine doğru gitmektedir. Bununla Türkiye’de darbe diye bir suçun tanımıda yapılacaktır.

 

Ancak eğer bu hukuksuzluğa dur deme noktasındaki toplumsal muhalefet birlik ve beraberlik içinde bu ilerleyişin yanlış yola sapmasına engel olabilirse.Çünkü bu gün bu değişimi gerçekleştirme noktasında dini öncelikleri ağır basan kendisini 21.yüzyıla uyarladığını iddia eden AKP bulunmaktadır. AKP ne iktidara geldği gün nede 7 yıllık iktidarı sonunda bu gün Türkiye’deki sorunların çözümü konusunda bir programı olmamıştır. Kendi özelindeki stratejik hedeflerine ulaşmak için kabul edilmediği bu sistem içinde kendine meşruiyet ararken değişimin aktörü olma durumuna gelmiştir. Doğru yönlendirilmediği taktirde yeni bir sistem hukusuzluğunu getirir. Bunu AKP'nin kendi meşruiyetini ararken sistemle pazarlık noktasında gündeme getirdiği "anayasa değişikliği paketi"nin yetersizliğinde görmek mümkündür.

 

 

---
Nivîsên din yên nivîskar
20/5/2011  Seçimler yaklaştıkça… !
21/4/2011  Öcalan İttifakları ve YSK Kararı… !
30/3/2011  Yeni Süreçte Seçim ve Sivil Anayasa – 3 – Seçim sonrası anayasa
5/3/2011  Yeni Süreçte Seçim ve Sivil Anayasa-2
5/2/2011  Yeni Süreçte Seçim ve Sivil Anayasa
9/12/2010  Öcalan-Baydemir ve CHP-BDP İttifakı…
15/11/2010  Diyalog ve Yeni Anayasa...!
29/9/2010  Referandum Sonrası…!
8/9/2010  Referanduma birkaç gün kala
22/7/2010  Öcalan Aradan Çekilince mi yeniden Şiddet Başladı ?
8/5/2010  Anayasa değişikliği tartışmaları
19/4/2010  Anayasa değişikliği paketi
29/3/2010  Darbe suçu işleyenler
26/1/2010  DTP’nin kapatılması bir boşluk yarattımı veya BDP bir boşluk doldururmu..
22/12/2009  "17 Santimetre Karelik Sokak Gösterileri"
18/11/2009  Hiç bir Kürd ne onurlu nede onursuz CHP içinde yer almamalıdır!
6/7/2009  Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ´un Basın Toplantıları