DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


pasa_yilmaz@mynet.com

Paşa Yilmaz    

DTP’nin kapatılması bir boşluk yarattımı veya BDP bir boşluk doldururmu..


26/1/2010

Anayasa mahkemesi, 2005 Aralık ayında kurulan Demokratik Toplum Partisi hakkında 2007 Aralık ayında hazırlanan bir "iddianame" ile açılan  kapatma davasını 21. yüzyılda bir yargılama için  uzun sayılabilecek bir süre rafta beklettikten sonra oldukça hareketli ve mahkemenin "delil" olarak kullanabileceği gelişmeler bakımından dolu dolu geçen iki yılın sonunda 2009 aralık ayında her zamanki gibi karanlık bir parmağın düğmeye basması ile karanlık güç odaklarının yarattıkları bir kaos sürecinde "iddianame"de ve "deliller"de ek bir "iddianame" ile güncelleştirme yapmaya gerek bile duymadan oy birliği ile kapatma kararı verirken bu partinin yasal olarak ilgi alanı içinde olan veya olmayan bir çok kişiye siyaset yasağı getirdi ve dönemin eş genel başkanı Ahmet Türk ile dönemin eş genel başkan yardımcısı Aysel Tuğluk'un milletvekilliklerinin düşürülmesi kararını verdi.Bu karar ile birlikte diğer 19 milletvekili "parlamentoda kalmamızın bir anlamı yoktur" noktasından hareketle "sine-i millet" kararını uygulamaya koyma sürecine girdiler.

 

Bu yaklaşım haliyle ilgili bazı kesimlerin harekete geçmesini ve "Kürd milletvekilleri"nin istifa ederek "sine-i millete" dönmelerinin doğru olmadığı ve istifa etmemeleri vurgusunda birleştiler. Bu,Türkiye'deki sorunları "demokrasi sorunu" olarak görme noktasında, demokrasinin genel kuralları esaslarında doğru olanıdır.Yanı iki milyondan fazla oy alarak parlamentoya giden milletvekillerinin böyle bir nedenden hareketle istifa etmek zorunda bırakılarak parlamento dışına çekilmeleri temsiliyet noktasında ciddi problemler ve kırılmalar yaratır. İşin bu anlamdaki ifadesi budur. Eğer demokrasiyi bir oyun olarak algılamıyorsak bu böyledir.Ancak eğer bunun oynanan kötü bir oyun olduğunu görüyorsak ve buradan hareketle "nasıl ve kimin için demokrasi" sorusunu soruyor isek o zaman farklı bir durum ortaya çıkar.Bu noktada istifa edecek milletvekilleri DTP milletvekilleri ise durum dahada karmaşık olur. DTP milletvekilleri icabında halkın iradesi ve oyları ile seçildikleri  ve işlerine geldiği zaman R20; halkın temsilcileri R21; olduklarını söyledikleri halde ne seçilmeden önce nede seçildikten sonra asla halkın temsilcileri hele hele seçilmiş "Kürd milletvekilleri" gibi davranmalarını birakalım bir yana birey bazında kendi iradelerinin temsilcisi olma kabiliyetini bile gösteremediler. Gösteremiyorlar. Gösteremezler. Seçimler öcesinde kapatılan DTP öncülüğünde ve şu anda kendilerini işlerine geldiği zaman "Kürdlerin seçilmiş temsilcileri" olarak gören milletvekillerinin katılımı ile yapılan imza kampanyası ile "irademiz İmralıdır" derken kendi iradelerini ipotek altına sokanlar bu temsil yetkisini kullanamazlar.

 

Zaten milletvekili seçilmeleri ile birlikte Türkiye'deki esas problem olan Kürdistan sorunu konusunda; millet-toprak-siyasal iktidar esaslarındaki çözümü bırakalım bir yana,yasa değişikliği gerekmeyen ve kararnameler ile çözülmesi mümkün olan basit demokratik haklar konusunda bile "muhatap imralıdır" diyen bu milletvekilleri doğrusu halkın seçilmiş temsilcileri olamazlar. Olsa olsa bunlar Abdullah Öcalan'ın boğazından akan "menşe-i belli olmayan" sıvının "ne olduğu" ve jeneratör sesinden dolayı uyuyamayan R20; Öcalan'ın uyku sorunu” üzerinden "siyaset" yaparak gerginlik yaratmak için Öcalan'ın sesi olabilirler.Zaten bu arkadaşlarda bu işi oldukça "büyük bir başarı"ile yapmaktadırlar.(Mesela önümüzdeki süreçte "Öcalan'ın uyku sorunu sokak gösterilerinin sebebi olacaktır) Kaldıki herhangi bir alandaki siyasal boşluğu doldurmak ve bu siyasal boşluktaki toplumsal taleplere cevap vermek için kurulan bu tür kurumlar eğer bir ihtiyaç hisedlirse kurulur ve o toplumsal ihtiyaca cevap verdiği ölçülerde yaşama şansı bulur.Bu noktada DTP açısından bakıldığında DTP,var olan bir siyasal boşluğu doldurmak ve bu alandaki toplumsal ihtiyaçlara cevap vermek için kurulmuş bir yapı olmamıştır. Çünkü ismi, programı, tüzüğü, kurucularının kimler olacağını, genel başkan, genel başkan yardımcılarının kimlerden oluşacağını, ne zaman kurulacağını hatta ne zaman kapatılacağını bile Öcalan belirliyorsa ve buda sadece Öcalan endeksli yelpazede dolaşıyorsa bu tür kurumlara ihtiyaç olmamaktadır. Kaldıki Öcalan ve PKK bu tür kurumları ve girişimleri başından beri hainlik olarak görmüş ve karşı çıkmışlardır.Bu nedenle kurulan bu tür kurum ve girişimler sadece Öcalan'ın ihtiyaçlarına cevap verdikleri noktada yaşarlar. Bunun dışında bir işlev gördükleri veya görmeye çalıştıkları anda bu kurumlar devlet-Öcalan/PKK ortaklığı ile yaratılacak kaos ve provakasyonlar  sonucunda kapatılırlar. Kapatılma sonrası bu alanda zaten bir boşlukta oluşmamaktadır.

 

Haliyle bunun demokrasi ile izah edilir bir yanı yoktur. Çünkü DTP kurulmadan öncede,kurulduktan sonrada ve kapatıldıktan sonrada bu alandaki ihtiyaçlar açısında bir boşluk oluşmadı. Oluşmazda. Çünkü bu alanda zaten Öcalan kendisi vardı ve vardır.BDP’de bu manada bir boşluk dolduracak bir aktörde değildir.Qandil’de Murat Karayılan’ın muhataplık konusunda "İmralı olmazsa Qendil-Qendil olmazsa seçilmişler(DTP)-Seçilmişler (DTP) olmazsa akil adamlar" vurgusundan sonra, Öcalan bu süreçte DTP'nin muhatap alınan bir aktör değilde,ayak altında fazla dolaşan bir aktör haline gelmesi ile  ayağının altındaki hasırın kaydığını hissedince buna "demokratlığı" (Türkiye'de programlarına ve açıklamalrına üçte biri oranında"demokrat" ve "demokrasi" sözcüklerini koyanlar en çok demokrasiyi ve demokratik hakları ihlal edenlerdir) adına tahammül etmeyerek ve sinirlenerek "bu meseleyi benden başka kimse ile çözemezsiniz. Ahmet Türk ile mi çözeceksiniz ? buyurun çözebilirseniz çözün" şeklindeki tehditle kitlesel sokak çatışmalarının pimini çekti. İlginçtir bu süreçte bu gidişatın sonunun ne olacağını en iyi görenlerden biri Ahmet Türk olacak ki bu nedenle "bu meselenin çözüm adresi imralıdır" düşüncesinde dahada ısrarlı ve dik duruş sergiledi. Buna rağmen bu "dik duruş" bile hafızası milli olmak adına Abdullah Öcalan'ın çok ötesinde olan Ahmet Türk'ü kurtaramadı. Bu noktada anti-demokratik yasalardan şikayetçi olan DTP milletvekilleri ne yazikki parlamentoda "Öcalan'ın sesi" olmanın ötesinde "demokrasi" ve "demokratik haklar" için olumlu bir faaliyetlerinin ve bu konuda parlamentoda verilmiş bir önergelerinin olmaması ilginçtir.

 

DTP milletvekilleri meclisten çekilme kararı aldıkları halde bir hafta gibi bir süre bekleyerek mevsim koşullarına rağmen koster "arıza" vermedi ve avukatlar İmralı ziyareti dönüşünde "sansürleyerek" verdikleri görüşme notları doğrultusunda yeni bir tavır ortaya koydular. Çünkü çekilme kararı alan milletvekilleri toplumdaki yoğun tartışmalara ve karşı tepkilere aldırmiyarak geri adım atmadılar. Büyük bir moral çöküntüsü ile göründükleri medyada da mağduru oynadılar. Ancak "sansürlü" imralı notlarının yayınlanması ile yüzlerindeki gülücüklerle memnuniyetleri gizlenemeyen bir tavır ile "nerde kalmıştık" sorusuna ihtiyaç duymadan yeniden hayata dönen milletvekilleri zaman kaybetmaden ve büyük bir tezcanlılıkla kendilerini nereden ve nasıl gündeme geldiği belli olmayan Maxmur'un kucağına attılar. Maxmur'dan geri döneceklerin kendileri ile ilgili şartlarını ve ihtiyaçlarını rapor etmeye gittikleri halde dönüşte yaptıkları açıklamalara bakıldığında Maxmur'un kendileri ile ilgili taleplerden  ziyade "önderlik"le ilgili şartları seslendirdikleri anlaşılıyor. Buda Kürdler açısından Öcalan'ın  "tek seçenek" olmasına verilen çok ince bir ayardır. Öcalan her ne kadar "yerim dardır oynamiyorum" dedi isede yeri "genişletilmediği" halde kapısına sadece "hava alma penceresi" (!) konduğu için yeniden "oynamaya başladı" ve son dönemlerde Türkiye'de hiçbir şey olmamış gibi kalınan yerden devam denilerek Türkiye’deki statükocu güçler (sağdaki ve soldakiler) hep birlikte el ele ve kol kola yola koyuldular.

 

Yani bu süreçte hiç operasiyon olmadı, hiç gerilla ve asker ölmedi-öldürülmedi, insanlar otobüslere atılan molotof kokteyl ile yanarak ölmediler, sivillere yönelik kitlesel sokak çatışmaları (linç girişimleri) yaşanmadı bu sokak çatışmalarında insanlar öldürülmedi, hiç siyasi parti kapatılmadı, hiç kimse siyasetten yasaklanmadı, hiç kimsenin milletvekilliği düşürülmedi,hiç bir general mahkemelik olmayı kendisi için onursuzluk sayıp "intihar" etmedi (aslında bunlar intihar değil gelenek gereyi yapılan infazlardır), başbakan yardımcısına suikast planı deşifre olmadı ve bundan hareketle günlerdir "seferberlik tetkik kurulunda aramalar yapılmadı ve başkanı olan subay dahil bu birim yöneticileri ve çalışanları göz altına alınmadılar,derin devletin "yatak odası" olan "kozmik" odalarına girilmedi,kozmik odalarda arama yapan hakim ile soruşturmayı yürüten savcılara "kurşunlu mektup" gönderilmedi,Türkiye'de darbe planları hazırlanmadı, hatta bir "gece yarısı yasası" ile "askere adli yargı" yolunun açılması üzerine artık korunamayan darbeciler ve darbe girişimcilerinin durumunu kurtarmak için genelkurmay ve genelkurmay sözcüleri Baykal ve Bahçeli darbecilerin ve darbe girişimcilerinin yargılanmasını sağlamak yerine darbecileri ve darbe girişimcilerini teşhir edenlerin peşine düşmediler.(Bu yasayı,CHP’nin iptal istemi ile baş vurduğu mahkemesi iptal etti) vs.vs.vs...bütün bunlar Öcalan'ın "avukatlarının" verdikleri "sansürlü" mesajı ile unutuldu,yüzler yeniden güldü ve her kes Türk egemenlik sistemi ve Öcalan'ın başlattıkları 2. lozan sürecinin ve Kürdlerin entegrasiyonun tamamlanması için "bıraktıkları"yerden görevlerinin başına döndüler.

 

Bu süreç tehlikeleri içinde taşıdığı için tarihteki kırılmaları ile iç içe devam etmektedir. Çünkü 1.Lozan,kojonktürel şartların uygunluğu ve Atatürk ataması dışında hiç bir temsil kabiliyeti olmayan "Kürd temsilcileri”nin de katkıları ile tamamlandıktan sonra Kürd sorununu 1938 Dersim katliyamı sonrası üstü beton ile kapatılarak çözüm yoluna gidildiğinde devamında Kürd milli hafızasının boşaltılması esas alındı. Bu milli hafızanın boşaltılması öğle bir noktaya getirildi ki, Kürd yurtsever çevreleri okumuşları aydınları kendi milli direniş sembolleri olan milli direniş liderlerini bile yok sayma noktasına geldiler getirildiler. Hatta bu sömürgeci sistemin idam ettiği milli direniş liderlerinin mezarlarının olmaması bile Kürd aydın ve okumuşları için problem oluşturmaz iken dünyanın sosyalist liderleri ile Türkiye sosyalist hareketinin ırkçı-şöven liderlerinin mezarlarının nerde olduğu başat sorun haline geldi.

Şex Sait efendinin, Seyit Rızanın, Cıbranlı Xalıt beyin, Said-i Kürdinin mezarlarının nerede olduğu bizim için hiç problem oluşturmaz iken Nazım Hikmet gibi dünyanın her kösesindeki mazlumlar için hatta Atatürk'ün "mavi gözleri"  için bile şiir yazan ama Kürdler için bir tek sözcük dahi yazmadığı gibi Kürdistan'daki milli direnme hareketlerini "dünya kominist hareketinin birliği" olan "kominist enternasiyonal"e  ihbar ederek emperyalizmin işbirlikçisi olduğu konusunda karar alınmasını sağliyarak Kürdistan'da yapılan soykırım katliyamlarının suç ortağı olduğu halde Moskova'daki mezarının Türkiye'ye getirilmesi  bizim temel sorunumuz oldu. Bu gün uygulanmak istenen 2. Lozan projesinin tehlikesi,1.Lozan'da Atatürk ataması dışında temsil kabilieyti olmayan "Kürdistan temsilcileri"nin yerine, ne yazıkki "irademiz İmralıdır" diyen "seçilmiş bir temsil" kabiliyeti vardır. Yani  2.Lozan sürecinin en esaslı tehlikesi neresinden bakarsanız bakın "irade" ortaya koyma anlamında bir "temsil kabiliyeti"nin ortada olaması ve bununda Öcalan  üzerinden uygulanan bir devlet projesi olmasıdır.

 

---
Nivîsên din yên nivîskar
20/5/2011  Seçimler yaklaştıkça… !
21/4/2011  Öcalan İttifakları ve YSK Kararı… !
30/3/2011  Yeni Süreçte Seçim ve Sivil Anayasa – 3 – Seçim sonrası anayasa
5/3/2011  Yeni Süreçte Seçim ve Sivil Anayasa-2
5/2/2011  Yeni Süreçte Seçim ve Sivil Anayasa
9/12/2010  Öcalan-Baydemir ve CHP-BDP İttifakı…
15/11/2010  Diyalog ve Yeni Anayasa...!
29/9/2010  Referandum Sonrası…!
8/9/2010  Referanduma birkaç gün kala
22/7/2010  Öcalan Aradan Çekilince mi yeniden Şiddet Başladı ?
8/5/2010  Anayasa değişikliği tartışmaları
19/4/2010  Anayasa değişikliği paketi
29/3/2010  Darbe suçu işleyenler
26/1/2010  DTP’nin kapatılması bir boşluk yarattımı veya BDP bir boşluk doldururmu..
22/12/2009  "17 Santimetre Karelik Sokak Gösterileri"
18/11/2009  Hiç bir Kürd ne onurlu nede onursuz CHP içinde yer almamalıdır!
6/7/2009  Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ´un Basın Toplantıları