DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


filseydo@hotmail.com

Mustafa Aydogan    

Tarihi bir yanılsama


11/1/2010

Tarihi bir yanılsamanın ulusal-demokratik hak ve özgürlüklerin çerçevesini alabildiğine daralttığı, değerlerine karşı mobilize olmanın, Tanrı’nın unuttuğu güneşin ülkesi diye bilinen bir coğrafyanın kendini özgün özellikleriyle dünyaya anımsatmasını, dünya ulusları arasında hak ettiği yeri almasını geciktirdiği ve toplumu karanlık süreçlere mahkum etmeyi amaçlayan projelere karşı gerektiği gibi duyarlı olamamanın sancısıyla inlediğimiz bir zaman diliminde, umudun yeterince büyüdüğünü görmenin sanıldığı kadar kolay olmayacağı beni daha bir kahrediyor.

 

Ülke ve ulus gerçekliğini göz ardı eden bir çerçevenin dayatıldığı, birbirine zıt gibi görünen, ama şaşırtıcı bir biçimde de örtüşen projelerin toplumu öngörülen bir çerçeveye sıkıştırdığı, kendinden uzaklaştırılarak biçilen her giysiyi giymeye çok meraklı bir toplum olmaya doğru itilidiğimiz, kendi topraklarında hiçbir statüye sahip olamamanın acısıyla inleyip mevcut potansiyelin temel değerler doğrultusunda kullanıldığına ilişkin haklı kuşkularını dillendirenlerin bile çok kolay bir biçimde ihanetle suçlandığı bu süreç, sanıldığından daha da uzun olacak gibi görünüyor.

 

Çünkü bugün kendinden uzaklaşmayı “beceremeyenler” ayıplanıyor. Çünkü herkes emir tüketicisi olmaya zorlanıyor. Çünkü hazır düşünülmüşü yinelemek ve ikinci bir emre kadar ilk emirde belirtilenleri yerine getirmek temel davranış biçimi oluyor. Çünkü yılların oluşturduğu düşünce birikimine burun kıvırmak ve değerler erozyonu konusunda herhangi bir kaygı taşımamak özendiriliyor. Çünkü hafızasız bir toplum öngörülüyor. Çünkü çıplak olan kral değil, kralın çıplak olduğunu söyleyenler suçlu görülüyor. Çünkü her duyulduğunda, en az bir cana daha kıyıldığının işareti olarak belleklere kazınan silah seslerinin yaşamı tümüyle etkisi altına aldığı, insanların ölüm kusan bu gücü elinde bulunduranlara boyun eğmek zorunda bırakıldığı koşullarda palazlananlara, insan haklarını hiçe sayan, onu faili ‘meçhul’ bir cinayetle yok ettiğine defalarca tanık olunanlara, bugün de kendileri gibi düşünmeyenleri aynı yöntemle yok edebileceklerini belirtmekten çekinmeyenlere, dillerinden düşürmedikleri demokrasinin canına okuyanlara benim ülkemde dur diyebilecek sesler hala çok cılız çıkıyor ve geleceğe ilişkin umudu yeterince beslemekten uzak duruyor.

 

Ve çünkü yaşamı bir cehenneme çevirip, bize ölümü bir kurtuluş olarak dayatanların sesleri, ne yazık ki, hala daha gür çıkabiliyor ve umudun yeşermesini daha bir geciktiriyor.

 

Tarihi bir yanılsamanın karanlık süreçleri beslediği böyle bir dönemde, bizzat tanık olduğu yakın tarihle bile yüzleşmekten kaçınanların, bugüne gözlerini tümüyle kapatanların, yarınlarımızın da düne benzememesi için toplumun gerekli düşünsel ve pratik önlemlere sahip olmasını sağlayacak bir sürece katkı sunamayacakları açık. Bu işlevi yerine getirmeye çalışanların karşısına dikildiklerine hep tanık olunan birçoğunun, bundan sonra bile farklı bir davranış sergilemeyecekleri ve kıskaca alınmış umudun daha bir inlemesi doğrultusundaki duruşlarını sürdürecekleri de bir o kadar açık. 

 

Bu nedenle özellikle adı son günlerde daha çok anılan ‘Kozmik Oda’nın dile geleceğinden ödü kopan tüm kesimlere, yani karanlık bir geleceğin mimarlarına karşı tutum alamayanlardan, bu konuda gerekli cesaretten yoksun olanlardan da, güneşli ve aydınlık bir geleceğin koşullarının yaratılmasına katkı sunmayı beklemenin safdillilik olacağını düşünüyorum. Bu anlamda, kısa bir zaman diliminde radikal bir değişim beklemenin, pek de gerçekçi olamayacağının da altını çizmek gerekiyor.

 

İşte böyle hassas ve geleceğe ilişkin kaygıları artıran bir zamanda, gerçeğin saklanmaya çalışan yüzünü göremeyen, görmekten korkan, onu gerçekle yüz yüze getirecek ‘korkutucu’ ve de gizemli yolculuklara çıkma cesaretinden yoksun olan, birileri göstermeye çalışınca da gözlerini ısrarla kapatmaya çalışıp, içinde bulunduğu yanılsamayı daha bir yeğleyenlerin -çoğunluk suskun ve özellikle de sindirilip etkisiz kılındığı için- çoğunluk olarak görüldüğü, seslerinin daha bir duyulduğu bir toplumda hayallerin zor da olsa, korunmaya çalışılmasını çok ama çok önemsiyorum.

 

Konuşmamaya zorlanarak, susmayı bir alışkanlık haline getiren böyle bir toplumun kendi tüketişine tanık olmasının, dillendirilmeyen, daha doğrusu, dillendirilmesi hala korkuyla, tehditle, zorla engellenen sözün dayanılmaz ağırlığı altında ezilmemek için hayallerimize ve umutlarımıza yaslanmak ve onlardan aldığımız güçle çalışıp didinmek gerekiyor.

 

Ayrıca dijital medyanın günlük hayatımızı tümüyle etkisi altına aldığı -bana göre, daha da kolaylaştırdığı- mürekkep ve kağıt bağımlısı gelenekesel medyanın etkisini sınırladığı ve konumunu ciddi bir biçimde tehdit ettiği bir dönemin olanaklarından da yararlanarak, düşünenlerin azalmasıyla yoksullaşan ve bu gidişata dur denilmezse, geleceği pek de parlak görünmeyen bu toplumun, vurdumduymazlığının ayrımına varabilmesi, yeniden düşünebilmesi ve düş yetilerini harekete geçirebilmesi için çırpınıp durmak bir zorunluluk olarak beliriyor.

 

Genç kuşaklara güvenli bir gelecek hazırlayabilmenin, şiir tadında bir yaşam olanağı sunabilmenin, tüm esaret süreçlerinin etkilerini sınırlayıp ortadan kaldırmanın yanı sıra, toplumu karanlık süreçlere mahkum etmeyi koşullandıran, onu değerlerinden, hedeflerinden ve dolayısıyla temel haklarının bilincinden uzaklaştıran tarihi yanılsamanın etkilerinin sınırlandırılması ile de doğru orantılı olduğu gerçeğini bilince çıkarmakla olanaklı olabileceğini düşünüyorum. 

 

Soluk almanın güçleştiği bu süreçte, gözler gerçeklere kapalı, kulaklar da tıkalı olabilir. Ama tarihe not düşmekle sınırlı da olsa, yazmakla biraz olsun soluklanabilmeyi denemeyi sürdürmenin önemli olduğunu belirtmekle birlikte, yaşanan durumdan ötürü acılarımın gözyaşlarına dönüşmesine ve sözcük kılığında size doğru kanatlanmalarına, yanan yüreklere hüzünlü bir ırmak gibi akmasına engel olamadığımı da itiraf etmek zorundayım.

 

 

 

---
Nivîsên din yên nivîskar
2/10/2011  Qey gava ez bimirim tu dê li ser min binivîsî?
16/5/2011  Resmi Dil İle Sorunum Var
16/1/2011  Bir asır daha mı bekleyelim?
9/1/2011  Soluğum umudumdur
4/9/2010  Senden basbayağı yazar olmuş
2/8/2010  Hazanı acıya boğduk
15/7/2010  Şampîyonîya cîhanê û biserketina "Total Football"ê
25/5/2010  Mus­ta­fa Ke­mal Pa­şa’ya açık mek­tup
14/4/2010  Nameya ji xemistanê
11/1/2010  Tarihi bir yanılsama