DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


cemal_hevdem@hotmail.com

Cemal Özçelik    

Devlet Kendi Kurduğu Kapana mı Düştü?


22/12/2009

22 Kasım 2007 tarihinde yazdığım ‘’Kürt planı mı, kurt kapanı mı?’’ başlıklı yazımda şu görüşlere yer vermiştim: ‘’Rakiplerine kapan kuranlar, çoğu kez başarılı olur ve onlara derin acılar yaşatırlar. Ama bazen işler düşünüldüğü gibi gitmez ve kapanı kuranlar kendi kapanlarına düşerler.. Tercih sizin; ya kapan kurmaya devam edersiniz, ya da insani ve hakça bir çözümü içeren gerçek bir Kürt planı yaparsınız!’’

 

Acaba Devlet DTP’yi kapatarak kendi kurduğu kapana mı yuvarlandı?

 

‘’Açılımda’’ Genelkurmay ile AKP’nin amacı belliydi: Dağları silahsızlandırmak ve ovada kendi siyasal hakimiyetlerini tesis etmek.

 

Askeri boyutu Genelkurmay, siyasi boyutu ise hükümet tarafından yürütülmektedir. Ama karşılıklı ittifak halinde. Ordu açılım konusunda hükümeti desteklediğini açıklarken; hükümet de sınır ötesi operasyonlar için tezkereye yeşil ışık yaktı. Birinin elinde sopa, ötekinin elinde havuç. Bu ‘’Birleşik cepheyi’’ görememek, yanılgıların esas kaynağını teşkil etmektedir.

 

Silahsızlandırma amacıyla içerde ve dışarda yürütülen askeri baskı ve siyasal-diplomatik kuşatma faaliyetlerini takip etmek mümkün.

DTP’nin kapatılması ise, ovada siyasal, ideolojik ve psikolojik hakimiyetin tesisini öngörmekteydi.

 

Ancak AKP’nin devlete dayanarak geliştirdiği plan ters tepti. Her ikisi de kurdukları kapana tepe taklak düştüler.

 

DTP kapatılacak ve kolu, kanadı kırılan bir kuşa dönüştürülecekti. Eğemenliklerini tesis etmek için bu yeterliydi. Daha fazlası aşırı tepkilere yol açıp oyunu bozabilirdi. Mümkün olduğunca olaya ince bir ayar verilmeye çalışıldığı besbelli. Bu sebeple son iki yıllık gelişmeler dava konusu edilmeden karara varıldı. Aksi taktirde ek bir iddianamenin açılması gerekirdi, bu da süreci uzatıp geciktirmeye yol açabilirdi. Oysa devletin işi aceleydi. Bir an önce sonuca varmak istiyordu. Sadece iki eşbaşkanın vekilliklerinin düşürülmesi ve partinin kapatılmasının kendilerine ders verilmesi için yeterli görülmüştü. Çok sayıda kişinin vekilliğinin düşürülmesi davanın ‘’hukukiliğine’’ gölge düşürecekti.

 

Kapatma kararının görünen iki temel sebebi var:

 

Birincisi; Devlet ve hükümet DTP’yi anti-PKK çizgiye getirmeyi başaramadı ve onu silahsızlandırma planında rol oynamaya ikna edemedi. DTP’nin tavrı makuldu: Kandili silahsızlandırmak istiyorsanız, bu konuda bir misyon üstlenebiliriz, barışa katkı sunabiliriz, elimizden geleni payımıza düştüğü kadar yapmaya hazırız, ancak silahsızlandırma bizi aşan bir mesele, Kandil hakkında karar veremeyiz, dahası böyle bir karara varsak bile kimse bizi dinlemez. Bunun muhatabı biz değiliz, gidin işin esas muhataplarıyla görüşün, diyerek Kandil ve İmralı’yı adres olarak gösterdi.

 

Öcalan’ın çağrısı üzerine gelen grupların DTP’li belediyeler ve halk tarafından teslimiyetçi bir tarzda değil de, şölen ve coşku havasında karşılanması, devletin taviz vermeden dağdan indirme projesine son noktayı koydu. Bu konuda devletin DTP’den artık hiç bir beklentisi kalmamıştı. Dahası cezalandırılmayı da ’’hak’’ eder bir konuma düşmüştü. Bu, kapatmanın temel gerekçelerinden biriydi.

 

İkincisi; gelecek seçimlere yönelik bir hazırlıkla ilgiliydi. DTP’yi kapatarak ona kan kaybettirmek ve seçimlerdeki başarı oranını düşürerek AKP’nin bölgedeki egemenliğini ilan etmek istiyorlardı.

 

Ancak „Zor oyunu bozdu’’!

 

Sine-i Millet kararı devleti ve AKP’yi telaşlandırdı. Kürtlerin kanadını kırıp onları düzen içine hapsederek teslim alalım derken, onları tamamıyle kaybetme riskiyle karşı karşıya buldular kendilerini. On yılların travması olan ‘’Bölünme korukuları’’ depreşti. Bu, onlar için ölümle burun buruna gelmek gibi bir şeydi. Mecburen ‘’sıtmaya’’ razı oldular!

 

Sonunda gayrı insani eziyetlerle onurunu ayaklar altına almaya çalıştıkları Öcalan’ın ayağına kapanmak zorunda kaldılar. Öcalan’ı, PKK’yi devre dışı bırakalım derken, onlara sarılmak zorunda kaldılar. Aslında her nekadar mesele görünüşte ‘’Sineklik’’, ‘’Duvar kağıdı’’, ‘’Odanın büyüklüğü’’ çerçevesinde ele alınsa da, olayın boyutu daha kapsamlıdır. Bundan böyle devlet küçük, büyük her konuda Apo’dan –direk, ya da dolaylı- bir nevi onay almak zorunda.

 

Gazeteci Can Ataklı süreci tek cümlede özetleyiverdi: ‘’Şimdi açılımın tek muhatabı APO’dur’’.

 

Silahsızlanmanın esas muhatabı Öcalan ve Kandil yönetimidir. Devlet ve hükümet direk veya dolaylı, açık veya gizli onlarla bağlantı kurmalı diye düşünüyorum. Ancak Kürt ve Kürdistan sorunu daha kapsamlıdır. Demokratikleşme karşılığında silahsızlanma, meseleyi tam olarak çözmez, sadece gerçek bir çözüm için gerekli koşulları yaratır. O zaman da Kürt halkı yine koşullara uygun bir muhatab yaratacaktır elbette.

 

Güncel sürece geri dönecek olursak; Öcalan’ın meclise geri dönüş çağrısıyla Sine-i millet kararı birbirlerine zıt gözükmekle birlikte, aslında birbirlerini tamamlayan politikalardır. Sine-i Millet kararı olmasaydı, Öcalan bir anda kilit rol oynayan bir aktöre dönüşemezdi. Milletvekilleri hiç bir şey olmamış gibi meclise gitselerdi, kendilerine yapılmış olan hukuksuzluğu kabullenmiş, meşrulaştırmış olurlardı. Dahası, AKP ve diğer partiler onların hareket alanlarını daha bir daraltmak için ellerinden geleni yaparlardı.

 

Ama bence dönüş kararı da pozitif bir misyon üstlendi. Sadece Öcalan istedi diye değil; eşyanın tabiatına uygun olduğu için bu böyledir. Tansiyonun bu vesileyle düşmesi, bir çok sivil toplum kurumuyla gazeteci, yazar ve aydının da DTP gibi bir partinin önemini daha bir kavramasına, hatta demokrasi için olmazsa olmaz bir faktör olduğu yönündeki kanaatlerinin güçlenmesine yol açtı.

 

Eski kararda ısrar edilseydi, DTP tabanı ve yerini alacak olan BDP kaldıramayacakları ağırlıkta bir yükün altına sürüklenebilirlerdi. Kopuş şart; ancak nezaman ve nasıl? Asıl sorun burada. Önceki yazılarımda Kürt meselesinin kapsamlı bir şekilde çözülebilmesini mümkün kılacak ulusal ve uluslararası koşulların yeterince olgunlaşmadığını vurgulamıştım. Bu süreçte yapılacak bir kopuş girişimi ters tepebilir, yılların birikim ve kazanımlarını heba edebilirdi. Bu anlamda meclise dönüş kısa vadede devleti rahatlattıysa da, bence uzun vadede en çok Kürt hareketinin işine yarayacaktır.

 

Kararın uygulanması ise yerel iktidarlaşma yolunu açan belediye yönetimlerinin bir kısmının ileriki seçimlerde kaybına ve Kürt oylarının küçümsenemeyecek bir oranının tekrar düzen partilerine kaymalarına yol açabilirdi.

 

 

Bir yandan askeri kuşatma, öte yandan legal alandaki siyasal akamet, Kürt halkının manevra alanını alabildiğine daraltıp nefessiz bırakabilirdi. Tabii ki mücadele alanları sadece bunlardan ibaret değildir; yasaliteyle sınırlı olmayan açık devrimci-yurtsever mucadele sahaları da vardır ve değişik Kürt siyasal ve demokratik çevreleri bu alanı değerlendirmek için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Mücadele alanları birbirlerine alternatif değildirler.

 

Ancak mücadelenin uluslararası boyutları dikkate alındığında, kendi varlığını ve meşru haklarını gösterme, kabul ettirme anlamında yasal alandaki mücadelelerin günümüz dünya koşullarında daha bir ağırlığının olduğunu görmekteyiz.

 

Bunun en çok farkında olan devlet, Kürtlere yasaliteyi kapatıp; onları ‘’Hukuk dışı’’ zeminlere çekmeye zorlamaktadır. Çünkü bu durumda onları daha rahat hedef tahtası haline getirebileceğini hesaplamaktadır.

 

Ancak yazının girişinde belirttiğim gibi hesaplar bazen ters dönebilir. Evdeki hesap çarşıya uymaz. Kapan kuranlar kendi kapanlarına düşer. Bu yüzden aynı çağrımız halen geçerliliğini korumaktadır: Tuzak kurmaktan vazgeçin; havuçlarınızı da sopalarınızı da bir kenara fırlatın. Halkımızı bunlarla terbiye edemezsiniz!

 

Ülkemizin her tarafına kurduğunuz kurt kapanlarını söküp, halkımızın barış, kardeşlik ve eşitlik talebine karşılık veriniz!

 

Cemal Özçelik

 

22.12.2009

 

---
Nivîsên din yên nivîskar
06/3/2013  İmaj savaşı üzerinden sürdürülen İmralı barış süreci
11/2/2013  Kürd halkı çözümü kendinde bulmalı
13/1/2013  Türkiye Örtülü Operasyonlar Cumhuriyeti
28/12/2012  Roboski Güneşi Sömürgen’in Ampulünü Söndürdü
17/12/2012  Suriye’deki gelişmeler Güneybatı Kürdistan’ı nasıl etkiler?
22/11/2012  Açlık grevleri ve yarattıkları sonuçlar
17/11/2012  Demokrasilerde açlık grevi olmazmış(!)
4/11/2012  Aysel Tuğluk’un Gözyaşları ve Yedi Başlı Ejderha
26/10/2012  Bu seferki grevler çaresizlikten değil
23/9/2012  Yenilmezliğin sırrı Kürt toplumundaki dönüşümdedir
1/9/2012  Çok başarı değil; az hata, karşıtlık değil; ulusal birlik zafere götürür
19/8/2012  Dert veren Mevla, dermanını da verir
6/8/2012  Kesintisiz operasyona karşı kesintisiz vuruş
28/7/2012  Bizi gücümüzden utandırıp yenmelerine izin vermeyeceğiz
14/7/2012  Öcalan’la görüşme mi, izolasyonla kıvama getirme girişimleri mi?
5/7/2012  Ne savunduğundan çok, hangi zeminde durduğun önemli
13/5/2012  Ulusal kongre üzerine
15/4/2012  Diplomatik Aktivizm, Askeri Hazırlık
29/3/2012  Yumruğa en iyi yanıt, ‘’Türk’’ten vaz geçmektir
21/3/2012  Newroz Anayasası
3/3/2012  Bu bahar dağa çıkacağım..
17/2/2012  Operasyonlar ve Konseptlerin İflası
8/2/2012  Dem dema yekîtiyê ye
1/2/2012  Tam da Çözülecekken;…
24/1/2012  Sevsen de Terk Edeceksin, Sevmesen de..
15/1/2012  Ben Leyla Zana’yı farklı okudum
9/1/2012  Klikler Savaşı ve İlahi Adalet
1/1/2012  Uludere Katliamı YAŞ Kararlarının Ürünü mü Acaba?
18/12/2011  Ordudaki dizaynla Kürdistan’ımız hedef tahtasına dönüştürüldü
20/11/2011  Dünün Mustafa, İsmet, Fevzi’si; Bugünün Abdullah, Tayyip, Necdet’idirler
10/11/2011  Türk devletinin kurduğu çapraz tuzak
1/11/2011  Kimyasal Necdet
25/10/2011  Belki de Müge Anlı Kürtlere doğru yolu gösteriyordur
7/10/2011  Barış için savaşa hazır olmak
15/9/2011  Kürt Sorunu ve MİT Sözcüsünün ‘’Devrimci’’ Çözümlemeleri
3/9/2011  Mevsim Değişir, Dien Bien Phu Olur
20/8/2011  Sözümüzün hiç tükenmediği yerdeyiz
6/8/2011  CHP devletinden AKP devletine
26/7/2011  Krizin Kod Adı 330
26/6/2011  Hatip Dicle’nin Rövanşını Belediye Seçimlerinde Almalıyız
14/6/2011  Seçim sonuçları kolonyal sisteme vurulmuş bir darbedir
9/5/2011  Ayla Akat
1/5/2011  Hilweşandina sîstema dagirker nêz dibe..
19/4/2011  Seçimlerden çekilmek çare değil
10/4/2011  Sevindirici, ama buruk bir başlangıç
24/3/2011  Sebahat Tuncel’in Tokadı
11/3/2011  Sakıncasız Kürd
2/3/2011  Devrimler bize yaramadı
19/2/2011  Şivan Perwer Türk Devletini Afetmemeli
13/2/2011  Devrimler bize yaramadı
21/11/2010  Barajı aşmak kararlılık ve bağımsız tutum ister
28/10/2010  Örnek bir olay, örnek olmayan davranış
12/10/2010  Aydın sorumluluğu ve sorumlu aydın
14/9/2010  İki Referandum, İki Sonuç
4/9/2010  Toplumsal Hafızayı Silmek, Sömürgeci Bir Politika
25/8/2010  „Yetmez Ama, Evet!’’ diyorum
4/8/2010  12 Eylül Faşizmi ve 12 Eylül Referandumu
23/6/2010  Yabancısınız!
5/6/2010  Sevahir Bayındır İçin
11/5/2010  Baykal’ı neden gönderdiler?
22/12/2009  Devlet Kendi Kurduğu Kapana mı Düştü?
13/12/2009  DTP’nin Kapatılması Kürtleri Barajlama Siyasetinin Devamıdır
6/12/2009  Devletin ´Milli Açılımı´ İflas Etti
30/11/2009  Öcalan Günah Keçisi mi?
30/11/2009  Öcalan Günah Keçisi mi?
18/10/2009  Genelkurmay açılımı çetin bir sinavda grupların dönüşü provokatif bir yaklaşım
17/10/2009  Genelkurmay Açılımı Çetin Bir Sınavda
5/9/2009  ´Demokratik Açılım´ hakkında birkaç tespit
20/7/2009  ’’Sivil Generaller’’ Değişiyor, Bakalım Askeri Generaller de Değişecekler mi?
23/6/2009  Kürt Meselesinin Çözümsüzlüğü