DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


pasa_yilmaz@mynet.com

Paşa Yilmaz    

"17 Santimetre Karelik Sokak Gösterileri"


22/12/2009

Son altı aylık süre içinde Türkiye genelinde özellikle Cumhurbaşkanının "güzel şeyler olacak" açıklaması ile başlayan "toplumsal nefes alma" sürecindeki tartışmalara bakıldığında ("muhataplık","kürd açılımı", "demokratik açılım","mahmurun boşaltılması","Qandilin boşaltılması", "barış","kardeşlik","genel af","anayasa değişikliği", "demokrasi", "özgürlük", biribirini takip eden "ergenekon iddianameleri ve mahkemeleri", "Diyarbakır cezaevinin yıktırılıp yerine okul yapılması" vs.) AKP'nin sistemin "tıkanan nefes borularını açma" çabaları dışında esas görevi bir takım güç odakları ile birlikte tekçi otoriter yapının devamını sağlamak için toplumsal gerginlik yaratmak ve bunun zaman zaman toplumsal çatışmaya döüşmesini sağlamak olan güçlerin ülke sorunları için esaslı bir programlarının olmadığını söylemek çokta abartılacak bir şey değildir. Taraflar karşılıklı olarak kendi hasasiyetlerini ortaya koyarken, taraflar adına kendisini etkili ve yetkili sayan ve görenlerin kendi kırmızı çizgilerini ortaya koymaya çalıştıkları bu  süreçte; bunlarla ilgili bir gerçeyi çok net olarak görmek mümkün oldu. Oda gerçekten tarafların Kürdistan sorunu ile ilgili çözümün nasıl olacağından ziyade, bu süreçte nelerin yapılabileceğinden ziyade, nelerin yapılmiyacağını tartışma konusu yaptıklarıdır.Yani kısaca esas amaçları devletin statükocu-otoriter-tekçi- üniter yapısının devamı olan,devletin derinlerindeki kirli ittifak güçleri  Ergenekon terör örgütü ve sair efradı olan taşeron örgütler ittifakı Kürdistan sorununun çözümünde nelerin yapılamiyacağını tartşırken nelerin yapılamiyacağını maddeler halinde sıralarken yapılamiyacaklar konusunda yapılacaklar ile ilgili olarak  bir konuda mütabakat sağladıklarını söylemek gerkir.. O da Abdullah Öcalan'ın bu süreçteki yerinin ne olduğu konusudur.

 

Türk egemenlik sisteminin devamını esas alan, biribirine karşıt gibi görünen özünde aynı soy ağacından gelen bu güçlerin bir kesimi AKP iktidarına karşı "bebek katili Abdullah Öcalan'ı muhatap alarak pazarlık yapıyorlar" suçlaması ile Toplumun bir kesiminin hasasiyetlerini kaşiyarak gerginlik yaratırken,bir kesimi ise AKP iktidarına karşı "sayın Abdullah Öcalan neden muhatap alınmıyor" noktasında toplumun bir başka kesiminin hasasiyetlerini kaşiyarak toplumsal gerginlik yarattılar. Doğrusu Abdullah Öcalan'da sahip olduğu "geniş ve derin iştahtan"dolayı ne yazıkki bu gerginliğin yaratılmasında son derece "önemli" bir aktör oldu.Ve bu gerginlikten nemalananlar bu eksende AKP iktidarına saldırmaya başladılar.İşte 17 santi metre kareye siğdırılmaya çalışılan bu gerginliğin esas aktörü "yerim dardır oynamiyorum" diyen Öcalan dır. Esasında bu gerginliği yaratan tarafların her ikisindede inkar ve imha felsefesi ile kurulan Türk egemenlik sisteminin devamı esastır.86 yıllık bu sistemin korunması için ise hep toplumsal gerginlikler yaratılarak bazı kurumlar sistemin alternatifsiz sahipleri durumuna getirilmişler. Dolayısı ile devamlılığı tehlikeye giren,inkar ve imha üzerine kurulan bu sistemin devamlılığının sağlanması için yüksek dozlu toplumsal gerginlik yaratılmalıdır. İzmir'deki saldırılarla başlayan sokak eylemleri karşılıklı tahrikler sonucu sokak çatışmalarına dönüşürken, bu sokak çatışmaları provakatörlerin iyi görev yaptıkları merkezlerde can alma noktasına kadar vardırıldı. İstanbul-Diyarbakır-Muş bunun örneklridir. Bu çatışmalı yaşamın aktörü Öcalan oluyorken, çatışmayı yartanlar ise "Sayın Öcalan" ile "bebek kalili Öcalan" sloganını atan Öcalan hayranlarıdır. Çatışmalı sürecin başlaması ile kamuoyunda yoğun olarak tartışılan "demokratik açılım süreci bitti mi yoksa devam edecekmi?" sorularının cevabında ilginçtir,sürecin bittiğini söyliyen ve bu konu ile ilgili sevincini her ortamda gizlemeden ortaya koyanlar "sayın Öcalan" ve "bebek katili Öcalan" sloganını atan Öcalan hayranlarıdır.Bunlar kurumsal anlamda Ergenekon-PKK-CHP-MHP-DTP olurken siyasi sözcüler düzeyinde ise Deniz Baykal-Devlet Bahçeli-Emine Ayna temsilinde görülmektedir.Emine Ayna "demokratik açılım" süreci ile ilgili kendisine sorulan bir soruya dişlerini gıcıdatarak "bitti bitti bitttiiii..."diye cevap verirken sevincini kendisine yakışan bir tarzda kahkaha atarak ortaya koyduğunda Devlet bahçeli ile bir başka ortak noktada daha buluştular.Devlet Bahçeli ile Emine Ayna "tabanımız bizi dağda görmek istiyor"açıklamsı ile bu yolda nasıl kolkola ilerlediklerini ortaya komuşlardır.Son anda Öcalan'ın müdahalesi ile bu Öcalan hayranları mecliste birlikte yürümeye karar verdiler.

 

Son altı aylık süreçte "Kürd açılımı","Demokratik açılım","Milli birlik projesi" gibi isimlerle başlayan tartışmalara bakıldığında yukarıdad vurgulandığı gibi bunu tartışanların gerçekten sorunların çözümünde kapsamlı bir cözüm projesine sahip olmadıkları ve işleri toplumsal hasasiyetleri kaşımakla götürdüklerini görmek çokta zor değildir.Çünkü Kürdistan sorununun çözümünde Kürdlerin Millet-Toprak-Siyasal iktidar meselesinin ötesinde ikna olbilecekleri bir çözüm olmazken bu altı aylık sürede sorunun çözümünde sözümona çözümün tarafları olan siyaset esnafının çok sıradan kıytırık hak ve özgürlükler konusunda bile ne denli tahammülsüz oldukları ortadadır.Sözümona radikal taleplerde bulunuyor gibi görunen Öcalan takipçisi, PKK/DTP ve sair efradı olan "sivil toplum örgütleri"nin talepleri sıralamasına bakıldığında gerçekten AKP'nin yapmaya çalıştığı "demokratik" değişim çalışmalarının çok çok gerisinde kalmaktadırlar.Bu güne kadar "Öcalan herkes gibi normal bir cezaevine konulsun" talebini ileri sürdükleri halde, İmralı'da bu doğrultuda yapılan düzenlemelerle bunun ortamı sağlanırken yani İmralı "F tipileştiği" halde, odasının eni ve boyu 4 cm olan bir fayans kadar küçülmesini rahatsızlık verici olarak gören Öcalan mevsim değişiklininde etkisi ile hafiften hapşırınca,bütün PKK/DTP,sair efrad "sivil toplum kuruluşları"ve Türkiye'deki elit ve Öcalan'ın çözüm için muhataplığını yeğliyen ancak 30 yılda yarattıkları toplumsal hasasiyetlerden dolayı bunu dillendirmeye cesaret edemiyen Kemalistlerin hepsi domuz gribine yakalandıkları gibi deli dana hastalığınada yakalanarak insanları sokaklara sürerek on yedi santimetre karelik sokak savaşını başlattılar.

 

AKP'nin iktidar olmasından sonra derin devletin kirli ilişkiler ağında bir çok kez darbe girişimleri, darbe planları, muhtıralar, ültimatomlar, tehditler, günlükler hazırlandığı herkesin bildiği gelişmelerdir.Bunlar ve benzeri kirlilikler önceki süreçlerde yapıldığında ne yazıkki "devlet sırrı ve hassasiyetleri" diye sorgulanmaz karşı konulmaz noktasında olurlardı.Ancak son dönemlerde artık üstü örtülemediği gibi mahkeme salonlarına taşınan noktaya getirildiler. Bundan dolayı gizli kalamayan ve üstü örtülemiyen bu girişimlerin son olarak "irtica eylem planı"ının  "ıslak imzalı evrak" olarak teşhir olması ve mahkemeye taşınması ile karanlık güçlerin israrla "kafes eylem planı"nı uygulamaya koyarken teşhir olmayı engelleyememeleride gösteriyorki kirli ittifak kapalı kapılar ardında artık rahat iş yapamıyor.Özellikle silahlı plandaki ilişkilerinin teşhir olmasından olacakki bu karanlık ittifak ağırlıklı olarak "sivilerin sokak eylemlerini"öne çıkarırken eylemlerde silahın kullanılmasındanda asla vaz geçilemiyeceyinide göstermektedir. Gerek sokak eylemlerinde sınırlıda olsa silah kullanılması gerekse Tokat'taki 7 askerin öldürülmesi eylemide bunun göstergesidir.

 

Bu noktada karanlık güçlerin kirli ittifakının teşhir olmasından dolayı son zamanlarda silahlı eylem koyma kabilkiyetlerinin iyice kırıldığı bu günkü ortamda silahlı eylemi koyanlar rahatlıkla gizlenemiyor veya üstü kapatılamiyor. Bu kabiliyetin kırılmasındandırki ne 33 erin öldürülmesi,ne Dağlıca baskını nede Aktütün baskını açık açık Devlet PKK ittifakını gizliyemedi. Hatta 16 yıl önce öldürülen 33 askerin dosyası yeniden raflardan indiriliyor.(Bundan duyulan rahatsızlıktırki bir memur olduğunu yine unutan İlker Başbuğ altı naylık sesizliğini bu kez bir SAVAŞ gemisinde bozarak yeniden herkesi tehdit etmeye başladı) İşte Tokat'taki eylemde kirli ittifakın gizlenemediği bir eylem oldu.Bu eylemin yeri ve zamanı tartışıldığında PKK'nin bu bölgede ve böyle bir süreçte böyle bir eylemi yapma kabiliyetinin olmadığını söylemek mümkündür.Ve bu noktada eylmden sonra üç gün boyunca eylemi kim yaptı ? sorusunun cevabı tartışılırken Türkiye'de terör uzmanları,strateji uzmanları,siyaset bilimcileri,kısaca herkesin üzerinde anlaştığı tek cevap bu eylemin PKK tarafından yapılmadığı oldu.Ancak derin devletin içindeki karanlık kirli ilşkiler o kadar teşhir olmuşki PKK'nin eylem yapmasının mümkün olmadığı bir alanda birilerinin lojistik desteği ile yapılan eylemin gizlenmesi bile imkansız hale gelmiş durumdadır.

 

Bundan dolayıda bu konuda iz süren istihbarat birimleri vardıkları noktada her halde daha vahim ve daha kirli olan çok önemli bir ilişkiyi teşhir etme naktasına geldilerki kirli ittifakın işvereni olan devlet,kendi taşeronu olan PKK'ye bu eylemi üstlenmesini emretti ve PKK bu eylemi dördüncü gün üstlenmek durumunda kaldı.Eylemin gerekçesi ise Serok'un eni ve boyu 4 cm olan bir fayansın alanı kadar küçülen hücresi oldu.Ve bu eylem "sorun, serok'un yaşamı ile ilgili ise ana karargahın kararı olmadan yerel birimlerin eylem koyma serbestliği vardır" gibi her türlü provakasiyona açık olan,her boyda ve rankte provakatörlere rahat iş yapma serbestliği veren saçma bir açıklama ile  savunuldu. Bu eylemde zaten devletin bilgisi ile Türkiye sınırları içinde bulunan bir tim tarafından gerçekleştirilmiştir. Hatta söylenebilirki Türkiye'nin sınırları dahilinde bulunan bütün PKK gurupları (timleri) devletin bilgisi dahilinde bulunmaktadırlar. Ve devlet bundanda hiçbir rahatsızlıkda duymuyor. Çünkü devletin bunlara ihtiyacı vardır. Zaten devletin bilgisi dışında ve devlete rağmen burada bulunan silahlı gurupları imha edileceyini gerçmişteki örneklerindende görmek mümkündür. Bu ihtiyaç bu eylemde açık olarak görülmektedir. PKK'nin eylemi üstlenmesinden sonra medyanın üzerinde durmadığı Erzincan valiliği ile Dersim valiliğinin bir yazışma diyaloğu bunu ortaya koymaktadır. Bu bölgede olduğu devlet bilgisinde olan silahlı bir gurup Erzincan il sınırları içinde iken Dersim il sinirlsrına girmesi bir yazı ile Dersim valiliğine bildirildiğinde 20 kişilik bir gurup olarak bildirildiği halde Dersim valiliğinin Erzincan valiliğine gönderdiği bir yazıda ise Dersim il sınırları içine girdiği bildirilen silahlı gurubun tesbit edildiği ancak 20 kişi olmayıp 12 kişi oldukları ve diğer 8 kişinin akibeti sorulmaktadır. Ancak bu yazının cevabı gelmeden Tokat'taki eylem gerçekleşiyor.Bu noktada devletin ita amirleri tarafından biribirlerine teslim edilen "paket" misali olarak bu bölgede bulunan bu silahlı gurup acaba kimin desteği ve bilgisi ile bu eylemi yapmaktadır? Kamuoyundan kendisini aklamaya çalışan birilerinin "Reşadiye aklımın ucundan geçmezdi" savunmasıda bence ayrıca bir manipülasiyondur.

---
Nivîsên din yên nivîskar
20/5/2011  Seçimler yaklaştıkça… !
21/4/2011  Öcalan İttifakları ve YSK Kararı… !
30/3/2011  Yeni Süreçte Seçim ve Sivil Anayasa – 3 – Seçim sonrası anayasa
5/3/2011  Yeni Süreçte Seçim ve Sivil Anayasa-2
5/2/2011  Yeni Süreçte Seçim ve Sivil Anayasa
9/12/2010  Öcalan-Baydemir ve CHP-BDP İttifakı…
15/11/2010  Diyalog ve Yeni Anayasa...!
29/9/2010  Referandum Sonrası…!
8/9/2010  Referanduma birkaç gün kala
22/7/2010  Öcalan Aradan Çekilince mi yeniden Şiddet Başladı ?
8/5/2010  Anayasa değişikliği tartışmaları
19/4/2010  Anayasa değişikliği paketi
29/3/2010  Darbe suçu işleyenler
26/1/2010  DTP’nin kapatılması bir boşluk yarattımı veya BDP bir boşluk doldururmu..
22/12/2009  "17 Santimetre Karelik Sokak Gösterileri"
18/11/2009  Hiç bir Kürd ne onurlu nede onursuz CHP içinde yer almamalıdır!
6/7/2009  Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ´un Basın Toplantıları