DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


osman.aytar@hotmail.com

Osman Aytar    

Neden demokratik ve özgür bir referandum?


19/11/2009

Kürt sorununun adil, demokratik ve kalıcı çözümü yolunda (*)

Neden demokratik ve özgür bir referandum?

 

Kürt ve Kürdistan sorununun tartışıldığı dönemlerde sıkça gündeme gelen cümlelerden birisi de ”Kürtler ne istiyor?” sorusudur. Bu soru değişik dönemlerde, değişik anlam ve amaçlarla gündeme geliyor. Bazen güçlü veya kendisini ”güçlü” kabul eden bir örgütten, bazen bir şahsiyetten, bazen de son dönemlerdeki ”açılım”da olduğu gibi kimi devlet yetkililerinden bu sorunun ”cevabı”nı, kendisini Kürt halkının yerine koyarak, duymak mümkün. Kürt tarihine ve dünya siyasal düşünce tarihine bakıldığında bu tür tutumlar yeni değil. Siyasal ve ideolojik olarak kendisini bir grubun, sınıfın veya tümden bir ulusun ”temsilcisi” olarak kabul edip ona göre sözedilen grub, sınıf veya ulus adına ”çözümler” üretme halen de siyasal ve toplumsal mücadele süreçlerinde gündeme gelmektedir.

Temsillik, demokrasinin temel biçimlerinden olan, temsili demokrasinin esas dayanağıdır ve halkın temsiliyeti seçimlerle gelen insanlar aracılığıyla sağlanır. Bu temsiliyetin de kendine göre zaafiyetleri var ki bunlar bazen halk adına, ya da temsil edilen grub veya sınıf adına keyfıliklere de yolaçabilir. Bu konuda, sadece siyasette değil, sosyal bilimlerde de önemli tartışmalar var. Kürtler açısından soruna bakıldığında, demokratik ve özgür koşullar yaratılmadığı için böylesi bir temsiliyet bile sağlanamamıştır. Özellikle son onyılda, demokratik ve özgür koşullarda olmasa da, yapılan genel ve yerel seçimlerde DTP ve aynı geleneğin sürdürücülerinin aldığı oylar belli bir temsiliyetin göstergeleri olarak alınabilir. PKK’nin de mevcut kitle desteği düşünüldüğünde ve DTP şahsında verilen oylardaki rolüne bakıldığında, onun da önemli bir temsiliyete sahip olduğunu, partinin şimdiye kadar takındığı kimi tutumları sevelim veya sevmeyelim, söylemek mümkün. Fakat sorun Kürtlerin kendi iradeleriyle tercihlerini ortaya koyma noktasında değerlerdirildiğinde, DTP, PKK veya başka bir parti veya örgütün temsiliyet iddialarına rağmen, bu alanda önemli temel sorunların halen varlığını sürdürdüğü söylenebilir.

Bu nedenle söylenebilir ki, DTP ve PKK de dahil, hiç bir Kürt parti, örgüt veya şahsiyetin kendini Kürtlerin iradesi yerine koyarak, Türkiye’den ayrılma veya ayrılmama, birlikte kalmanın biçimleri konusunda ”Kürt halkı … istiyor”, ”Kürtler ayrılmak istemiyor”, ”Aklı başında olan her Kürt ayrılmayı istemez” gibi tutumlar geliştirmesi doğru değil. Burada esas problem olan, şu veya bu tarafın kendi düşüncesini açıklaması değil, kendini Kürt halkının yerine koyarak çözümleri gündeme getirmesidir. Yoksa, herhangi bir parti, örgüt veya şahsiyet bu tür çözümleri ”Biz...” veya ”Ben...” olarak gündeme getirmesi çok doğal olduğu gibi, kısa, orta ve uzun vadeli çözüm tartışmalarına önemli katkıda bulunabilir.

Bu perspektifle soruna bakıldığında, Kürt ve Kürdistan sorununun adil, demokratik ve kalıcı bir çözümü için Kürt halkının özgür iradesinde ısrarlı olmak ve bunun yol ve yöntemlerini bulmak gerek. 1990’lı yılların başlarında YEKBUN’un (Kürdistan Birleşik Halk Partisi) gündeme getirdiği, daha sonra PADEK’ın (Kürdistan Özgürlük ve Demokrasi Partisi) programına aldığı ve günümüzde Kürt Devrimci Demokrat Hareket’in temel siyasal hedefler çerçevesinde geliştirerek sorunun adil, demokratik ve kalıcı çözümü yolunda temel bir mekanizma olarak deklere ettiği özgür ve demokratik koşullarda yapılacak doğrudan bir referendum, günümüzün Kürdistan, bölge ve dünya koşullarında, başka yollar olmadığı için değil, bana göre en gerçekçi ve uygulanabilir siyasal mekanizmaların başında geldiği için yaşanan bu süreçte öne çıkarılmalıdır. ”Kürt açılımı” ile girilen süreçte referandumun giderek daha geniş siyasal kesimler tarafından, hatta referandumu bir nevi tehdit ve şantaj olarak kullanmak isteyenlere rağmen, dile getirilmeye başlanması önemlidir. Denilebilir ki peki neden referandum daha gerçekçi ve uygulanabilir bir çözüm yoludur? Referanduma giden süreç nasıl olmalı ve örgütlenmeli? Referandum her sorunu çözer mi? Referandum sonuçlarına nasıl yaklaşmalı? Bu konuda ele alınıp tartışılması gereken bir çok soru ve sorun var, fakat burada yazının da çerçevesini düşünerek önemli gördüğüm bazı soru ve sorunları ele alacağım.

 

*  *  *

Bilindiği gibi, dünya ulusal kurtuluş mücadeleler tarihi, özgürlüğe ve bağımsızlığa giden değişik yol ve yöntemlerle doludur. Özellikle bizim ve bizden önceki kuşakların amacı, ulusal demokratik devrimlerle Kürt sorununun çözüme kavuşturulmasıydı. Devrimlere bağlanan bu amaç, bugün birileri tarafından Kürt ulusal hareketinin geçmiş mücadele tarihine karaçalmak, kötülemek veya küçük düşürmek için kullanılsa da, 1950’lerden itibaren mevcut dünya dengelerinde onlarca sömürge ve ezilen ulus ve halka özgürlük ve bağımsızlık yolunu açtı ve bu konuda sorunları olan bir çok ülkeye de ilham kaynağı oldu. Kürtler, daha çok da kendi ülkelerinin parçalanmışlığı, ülkenin jeopolitik konumu, ulusal birliğe ilişkin kimi önemli yanlış ve eksiklikleri gibi sorunlar nedeniyle, özgürlüğe ve başımsızlığa kavuşamayan birkaç büyük ulus ve halktan biri olarak yirmibirinci yüzyıla girdiler. Nedenleri, başka bir yazının konusu olabilir, fakat günümüzde bu tür devrimlerle özgürlük ve bağımsızlığa kavuşmak, olanaksız olmasa da, hele mevcut dünya düzeninde egemen olan kimi güçlerin desteği olmadan çok zordur. Bilindiği gibi, bu desteğin gerekliliği, ilişkide bulunulan güce bağlı olarak değişse de, geçmişin anlı şanlı devrimlerinde de mevcuttu.

Gelinen bu nokta, ulusal ve toplumsal kurtuluşun örgütlenmesinin önemini ortadan kaldırmaz, sadece çözüm yolları konusunda daha gerçekçi ve uygulanabilir politikalar üretmeyi ve buna uygun pratik adımlar geliştirmeyi gerektirir. İşte demokratik ve özgür koşullarda yaşama geçirilecek bir referandum böylesi bir gerçekçiliğin bir parçası olarak önemlidir, diye düşünüyorum. Peki neden?

Birincisi, referandum, Kürt halkının özgür iradesiyle seçilen temsilcilerinin olmadığı, kendilerini temsilci kabul eden parti, örgüt ve kişilerin, mevcut uluslararası, bölgesel ve ülkesel bazda sorunun tarafı kesimlerce ”temsilci” olarak kabul edilmedikleri bir süreçte Kuzey Kürdistan yaşayan Kürtlerin kendi gelecekleri üzerinde doğrudan karar vererek ”temsillik” sorununu çözmenin bir yoludur. Bu, referandumdan çıkacak sonuç ne olursa olsun geleceklerini Kürtlerle birlikte Kürdistan’da gören halklar için de geçerlidir.

İkincisi, referandum, doğrudan karar verme yoluyla, Kürtlerin Türkiye’den ayrılma veya birlikte kalmanın biçimlerinden birini seçebilmeyi sağlayan bir siyasal mekanizmadır.

Üçüncüsü, sonuçları ne olursa olsun, bir siyasal çözüm mekanizması olarak referandum, farklı bir ulusal kimliğin ve onun bulunduğu coğrafyanın, ayrılma hakkı de dahil, kabulüdür.         

 

*  *  *

Referandum`un yukarıda belirtilen nedenlerle günümüz koşullarında en gerçekçi ve uygulanabilir siyasal bir mekanizma olması, onun hemen şimdiden gerçekleşebileceği anlamına gelmez. Demokratik ve özgür bir referendum için öncelikle, sorunun ayrı bir ulus ve siyasal cografya sorunu olduğu, bu alandaki yasal ve yasal olmayan temel engellerin kalktığı veya en azından böylesi bir sürecin yaşandığı, konuya ilişkin farklı düşünce ve çözüm önerilerinin gündemde olduğu ve bunların özgürce tartışıldığı ve benzeri koşulların yaratılması gerekir. Böylesi koşulların yaratılması, Kürt sorununu ayrı bir halk ve coğrafya sorunu olarak kabul etmenin yanında, Kürt sorununa ilişkin farklı çözüm perspektiflerine (bağımsızlıktan kültürel özerkliğe kadar) sahip geniş kesimlerin ortak paydasını da oluşturabilir.

İşte burada, mevcut AKP hükümeti tarafından ”bir devlet ve millet projesi” olarak başlatılan ve önceleri ”Kürt açılımı”, sonraları da ”Demokratik açılım” olarak adlandırılan girişimler önemli bir rol oynayabilir. Bilindiği gibi, sosyal bilimlerde, herhangi bir konuda atılan adımlar değerlendirildiğinde, amaçlanan sonuçları, amaçlanmayan, beklenmeyen veya düşünülmeyen sonuçlardan ayırabilmek önemli yöntemlerden biridir. Bu açıdan ”Kürt açılımı” ile girilen sürece bakıldığında, hükümet yetkilileri tarafından açıklanan bazı amaçları görmek, eleştirmek veya çekinceli davranmak önemli ver gerekli. Son açılımların da, bir dizi uluslararası, bölgesel ve ülkesel nedenleri var ve bunlar incelenmeli, sonuçlar çıkarılmalı. Fakat bu eleştirel ve temkimli tutum, son adımların kendileriyle birlikte getirdiği olumlulukları görmezlikten gelmeye yolaçmamalı.

Her şeyden önce, devlet yetkililerinin niyetleri ne olursa olsun, son tartışmalar, cumhuriyet tarihi boyunca yasaklanan bir sorunun ne kadar büyük bir öneme sahip olduğunu geniş Türk kamuoyuna da gösterdi. Sorun, onyıllardır bir nevi resmi ideolojinin de savunuculuğuna yapan basın-yayın organlarında da geniş bir şekilde tartışılmakta. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana yok sayılan, ”birkaç yüz kelimelik bir dil” olarak damgalanan bir dilde, bizzat devlet tarafından 24 saatlik yayının yapılması ve üniversitelerde, her ne kadar ”yaşayan diller” adına da olsa, bölüm açma tartışmalarının sürdürülmesi gibi adımlar, buna önayak olanların amaçları ne olursa olsun, (ki burada AKP içinde de farklı amaçların olduğu, her AKP’linın konuya aynı hassasiyetle bakmadığını da söylemek gerek), başlıbaşına bir tabunun, ezberin bozulmasıdır. Hatta bu açılımları başlatanlar, kendi istekleri veya malum kesimlerin baskılarıyla yarın öbürgün, hiç bir şey olmamış gibi geri adım atsalar bile, ”açılım”ın kendisiyle getirdiği kimi temel sosyal olumlulukların önemini ortadan kaldırmaz.

Bu perspektifle yaşanan süreçlere bakılırsa, atılan adımlardaki olumluluklara sahip çıkılarak, yeni adımların atılmasında israrcı olunabilir ve burada bir liste olarak sıralamak istemediğim, fakat Kürt parti, örgüt ve şahsiyetlerinin hep gündemde tutukları güncel siyasal taleplerin yerine getirilmesine önayak olunabilir ki, bunlar, referanduma giden yolda özgür ve demokratik koşulların yaratılması için temel bir öneme sahiptirler.

 

*  *  *

Kürt halkının kendi özgür iradesiyle bir referandumda kendi geleceği üzerinde karar vermesi, Kürt sorununun adil, demokratik ve kalıcı çözümü anlamına gelmez ve böylesi bir çözüm, referandumun sonuçlarıyla da doğrudan bağlantılıdır. Bu konuda dünyada yaşanan örneklere bakıldığında, her ne kadar, Quebec ve benzeri ülke pratiklerinden alınacak önemli dersler olmasına rağmen, 1999 ağustos’unda Doğu Timor’da yapılan referandum, biçimi, içeriği ve egemen ülke ile yaşanan bazı sorunlar nedeniyle, Kürt sorununda gündeme gelebilecek referanduma daha yakın bazı özellikler taşımakta.

Bilindiği gibi, 1999’da uzun yılların israrlı çabaları sonucu, Endonezya hükümeti biraz da dünyayı ”şaşırtırcasına” referandumu kabul ettiğinde, Doğu Timorlular, Birleşmiş Milletler (BM) ve ilgili diğer bazı ülkeler gözlemciliğinde yapılan referandumda, ayrılıp bağımsız devlet olma ile Endonezya’yla birlikte otonom bir bölge olarak kalma arasında tercih yaptılar. Oy kullananların yüzde 78,5’i bağımsızlık lehinde tercihlerini yaptılar. Her ne kadar Endonezya ve kontrolündeki yerli milis güçler sonuçları kabul etmeyerek bağımsızlık taraftarlarına saldırıp katliamlara giriştilerse de, BM ve diğer ulurlararası güçlerin de baskılarıyla Endonezya halkoylaması sonuçlarını kabul etti ve Doğu Timor 20 mayıs 2002’de bağımsızlığını ilan etti. Doğu Timorlular, BM ve diğer bazı devletler yardımıyla kendi ülkeleri, onyıllarca süren savaşın yıkıntıları üzerinde inşa ederlerken, bir dizi ekonomik, sosyal, siyasal, güvenlik ve benzeri sorunlarla da uğraşıyorlar.

Kanada’da fransızca konuşan ve yerel hükümete sahip olan Quebecliler ise 1980 ve 1995’te iki defa bağımsızlık (Kanada ile belli ilişkilerin korunması kaydıyla) için referanduma gittilerse de yeterli bir çoğunluğu elde edemediler. 1980’de yüzde 40,4 “evet” oyuna karşın yüzde 59,6 “hayır” çıkarken, bu oran 1995’te yüzde 49,4 “evet”, yüzde 50,6 “hayır” oldu. Doğu Timor ile karşılaştırıldığında, Quebec’deki her iki referandum döneminde de siyasi propagandalardaki kimi sertleşmelere rağmen kayda değer herhangi bir olay olmadı ve uluslararası güçlere müdahale anlamında ihtiyaç duyulmadı. Ne zaman Quebecliler iki defa denedikleri bağımsızlık amaçlarına ulaşabilecekleri bilinmez, fakat unutmamak gerekir ki bugün Quebeclilerin, Türkiye’deki ”açılım”cıların ifade etmeye bile korktukları, belli bir Kürt kesiminin ”azami” hedefi durumundaki yerel bir hükümetleri var.

Her iki örnekte de görüldüğü gibi, her ne kadar çok farklı koşullarda da olsa, referandum, ilgili halkın doğrudan kendi geleceği üzerinde karar sahibi olması açısından önemli, fakat tüm sorunları çözecek ”sihirli” bir değnek de değildir.

 

*  *  *

Referandumlara giden süreçler, referandumların yapılması ve çıkacak sonuçlara karşı ilkesel tutumlar, taraflar açısından büyük öneme sahiptirler. Bu konuda da, yukarıda kısaca bahsettiğim gibi, Doğu Timor ve Quebec örnekleri derslerle doludur. Bu açıdan bakıldığında, Kürdistan’da yapılacak bir referandumda BM, Avrupa Birliği ve/veya diğer bazı ülkelerin gözlemciliği önemlidir. Çünkü Doğu Timor benzeri olayların olma riski, Türkiye’nın yıllarca geniş kamuoyu nezdinde yarattığı şovenist ve inkarcı duygular, militarist güçlerin sınır tanımaz eğilimleri ve olası yerel kışkırtmalar nedeniyle vardır.

Burada en önemli sorunlarda birisi de kimlerin referandumda oy kullanacağıdır. Kürdistan’ın coğrafik sınırlarının belirlenmesi, ki bu sınırlar sadece referandum için değil, örneğin okullarda dil eğitimi dahil birçok diğer sorun için de önemli,  bu alanda sorunların önemli bir bölümünü çözmeye yardımcı olur. Geleceklerini Kürtlerle birlikte Kürdistan coğrafyasında gören halklara mensup insanlar doğal seçmendirler, fakat Kürdistan’daki devlet görevlileri ve devletin zoruyla Türkiye’nin kentlerine göç etmelerine rağmen yerleşim yerlerine geri dönmek isteyenlerin sorunu belki de temel sorunlardan biri olur. Daha birçok sorun sıralanabilir, fakat tarafların sorunu halkın iradesi ile çözme yaklaşımındaki samimiyet bir çok sorunu çözebileceği gibi, sorunları çıkmaz hale de sokabilir.  

Bu nedenle, ister Kürt, ister Türk, sorunu Kürtlerin özgür iradesi ile çözmek isteyenler daha şimdiden belli bir uzlaşma ve iyi niyet kültürünü geliştirip güçlendirmeleri gerekir. Belirgin bir uzlaşma ve iyi niyet kültürünün egemen olduğu özgür ve demokratik koşullarda gerçekleşecek bir referamdumda çıkacak sonuçlar ne olursa olsun, çoğunlukta olan kesimler diğer tarafların düşüncelerine saygı gösterdikçe, sonuçlar kabul edilmelidir. Nasıl Kürtlerin ayrılmasından yana olmayan Türkler ve devlet yöneticileri, oyların çoğunluğu ayrılmadan yana kullanıldığında buna saygı göstermeleri gerekirken, bağımsızlık yanlısı Kürtler de birlikte kalma tercihine saygılı olmak durumunda. Böylesi bir kültür, ister Kürtler ayrılsınlar, ister kendi ulusal ve demokratik haklarıyla Türklerle birlikte kalsınlar, yeni temellerde kurulup güçlendirilmesi gereken bir kardeşlik ve dostluk için de önemlidir.

Referandumla ilgili olarak basında gündeme gelen bazı tartışmalarda, sorulacak soruların biçimiyle, konu adeta bir tehdit ve şantaj olarak kullanılmak istenildiği için, şunu belirtmek gerekir ki, ayrılmanın alternatifi, hiç bir zaman mevcut inkarcı uniter devlet sistemi olamaz. O dönemin mutabakatlarına göre burada değişik seçenekler sözkonusu olabilir. İki sorulu bir sistem, örneğin bu seçeneklerden biri olabilir. Bu durumda birinci soru, ayrılıp bağımsız bir devlet kurmaya ”evet” veya ”hayır” şeklinde olabilir. İkinci bir soru da, birinci soruya ”hayır” çıkması durumunda, seçmenlerin mevcut devlet sınırları içerisinde birlikte yaşamanın biçimleri (federasyon, otonomi, kültürel özerklik gibi referandum öncesi tarafların anlaştığı seçenekler) konusunda da tercih yapabilmeleriyle ilgili olabilir. Ya da Doğu Timor’da olduğu gibi ayrılıp devlet kurma ile mevcut egemen devlet sınırları içerisinde bir çözüm (Kürtlerin varlığnın kabulü temelinde) iki seçenekli bir soru olarak sorulabilir. Başka soru biçimleri de olabilir, yeter ki taraflar demokratik ve özgür bir referandumda anlaşşsın.

Osman Aytar, Dr. sosyolog

 

Stockholm, 10 ekim 2009

 

(*) Bu yazı, Tevkurd dergisinin 3. sayısında (Sonbahar 2009) yayınlandı. 

 

---
Nivîsên din yên nivîskar
21/12/2012  Hesreta xwişkeke piçûk a pey ”wendabûn”a birayê xwe
5/5/2010  Nivîseke derengmayî: Ji bo dehsaliya wefata Anê
19/11/2009  Neden demokratik ve özgür bir referandum?
20/10/2009  ”Bu kalp seni unutur mu?” – Bir TV dizisinin düşündürdükleri
20/10/2009  ”Divê tu partî, rêxistin û kesayetî xwe nexe şûna îradeya azad a gelê Kurd”
26/9/2009  ”Siyaseteke realîst a vîzyoner pêwist e”
10/8/2009  Perçebûna Kurdistanê, vîzyon û hin karên pêwist (*)
1/7/2009  Di siyaseta Kurdan de birîneke kûr