DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


bextewar@yahoo.com

Ferit Yurtseven    

Kürtlerin her zaman ulusal bir alternatifi vardır


9/10/2009

Türkiye’de, AKP hükümeti tarafından önce sözde “Kürt Açılımı ve tarihi fırsat” olarak kamuoyuna duyurulan ancak hemen ardından ‘demokratik açılım, milli birlik ve bütünlük projesine’ dönüştürülen ve Kürtlerin ulusal-siyasal taleplerini oyalama ve Kürt ulusal mücadelesinin tasfiyesini amaçlayan “açılım ve tartışma süreci” devam ediyor. Bu çerçevede T.C. hükümeti ve devletin üst düzeyde yetkili kurumları resmi olarak birçok farklı kesimlerle görüşmekte ve siyasal destek arayışına devam etmektedir. Ancak Türkiye, sorunun asıl mağduru, doğal tarafı olan Kürtlerle ve Kürt halkını temsil edebilecek herhangi bir ulusal, siyasal kurum ve çevrelerle de görüşmemekte ısrar etmektedir.

 

Hükümet, MGK ve Ordu, devletin kırmızıçizgilerinde, asimilasyon ve entegrasyonda ısrar ederek, yaptığı birçok resmi açıklamalarda ise “tek devlet, tek millet, tek dil, tek bayrak” ırkçı söylemlerini tekrarlayarak, Kürt Sorunun asıl tarafı olan ve sözde “binyıldır kardeşiz” dedikleri Kürt halkını ve Kürt sözcüğünü özellikle telaffuz etmemektedir.

Kürt halkının ulusal ve uluslar arası dünya kamuoyunda savaşa karşı barış, kardeşlik ve demokrasi taleplerine rağmen Türkiye, Kürt halkına karşı topyekûn savaş konseptini ve ‘askeri teskereyi’  meclisten jet hızıyla iktidar ve muhalefetin oy birliğiyle yeniden uzatmaktadır. Bu da mevcut sistemin Kürt halkına karşı gerçek niyet ve bakışını ortaya koymakta sözde demokrasi ve açılım maskelerini düşürmeye yetmektedir.

Peki, sözde “Kürt açılımı” tartışmalarıyla başlayan bu yeni süreçte Türkiye’nin statükocu, red, inkâr, ırkçı zihniyetinde ne değişti?

T.C. Devleti, Kürtlerin ulusal, siyasal, demokratik haklarının tanınmasına yönelik neleri yapabileceğini, somut program ve projeleri kamuoyuna sunması beklenirken, aksine neleri yapamayacağını yani Kürt Sorunun nedenlerinden biri olan 86 yıllık red, inkâr, asimilasyon, ırkçı siyasetlerine devam edeceğini resmi olarak bir kez daha vurgulamaktadır. Kürtlerin ulusal, siyasal, demokratik taleplerine rağmen Türkiye, sözde “demokratik açılım” adı altında geçmişte olduğu gibi bugünde Kürt Sorununu bir süre daha erteleyip, kısa-orta ve uzun vadede Kürt ulusal mücadelesini tasfiye için devletin tüm kurumlarıyla Kürt halkını ve ulusal kamuoyunu oyalamaktadır.

Ancak Türkiye, dünyada ve bölgede istikrarsız ve çelişkili siyasetlerinden dolayı başta ABD ve AB gibi Türkiye üzerinde etkili, söz sahibi uluslar arası güçlerin etkisi ve en önemlisi Kürt halkının ulusal mücadeledeki kararlı duruşu nedeniyle Kürt sorununu daha fazla kamufle etme ve erteleme şansı da kalmamıştır. (Siyasi, ekonomik, askeri dengelerin konjonktürel olarak zorlaması nedeniyle devlet adına AKP hükümeti, bazı açılımlara yönelmiştir. T.C. tarihinden bugüne 86 yıldır inkâr, imha, ırkçı ve statükocu sistemin dünya siyasi konjonktüründe ciddiyeti kalmamış, Türkiye, kısmi demokratikleşme açılımları resmen kabullenmek mecburiyetinde kalmıştır.)

Bu gelişmelere rağmen Türkiye’de hiçbir somut proje ya da program açığa çıkmamış, Kürtler lehine olabilecek hiçbir yasal, anayasal değişiklikten bahsedilmemiştir. Aksine Kürtlere karşı savaş konsepti, askeri şiddet, asimilasyon ve mevcut statükoda ısrar edilmiştir. Öyle ki Kürt ismini bile telaffuz etmekten kaçınan ırkçı, inkârcı bir zihniyetin Kürt halkına ve Türkiye halklarına ne kadar “demokratik açılım” yapabileceği kamuoyunun takdiridir. Çünkü Türkiye bir taraftan demokratikleşmeyi savunurken diğer bir taraftan Kürtlere karşı red, inkâr, imha, askeri operasyonlar ve şiddet siyasetleri kesintisiz devam etmektedir.

Sözde “Kürt Açılımına” daha önceleri sessiz kalan Türk Genelkurmay başkanı daha sonra Kürt halkının ulusal mücadelesine işaret ederek “son bir gerilla öldürülene kadar bölgede imha amaçlı askeri operasyonlar bütün hızıyla devam edecektir” diyerek Kürt halkının barış, özgürlük ve demokratik çözüm taleplerini ordu, üst düzeyde açıkça tehdit etmektedir. “Kısacası devletin sözde “Kürt açılımı” T.C resmi ideoloji ve Kemalist rejimde Kürtleri sisteme entegre etmeye yönelik yeni taktiksel bir siyasi-askeri süreçtir.” (Basın ve kamuoyunda gelişen kısmen olumlu, tartışma süreçlerine rağmen ordunun Kuzey Kürdistan genelinde askeri yığınak, orman yangınları, köy baskınları, özel savaş-kontrgerilla faaliyetleri, faili meçhul cinayetler ve bölgede imha amaçlı askeri operasyonlar devam etmekte ve çatışmalarda karşılıklı can kayıpları yaşanmasına neden olmaktadır.)  

T.C. bir yandan “kırmızıçizgilerini” her fırsatta Kürt halkına karşı bir tehdit olarak sunmakta, Kürtlerin koşulsuz mevcut sisteme entegrasyonu için baskı ve imha amaçlı şiddet siyasetleriyle devletin tüm olanaklarını seferber etmektedir. Diğer bir yandan ise Kuzey Kürdistan’da yeniden askeri karakol ve özel askeri birimlerin inşa startını vermekte PKK’nin çatışmasızlık kararına rağmen devlet, askeri operasyonlarda ısrar etmektedir. Ayrıca, yaşanan çatışma ve can kayıplarından ise ulusal siyasal mücadele veren Kürdistan halkı sorumlu tutulmaktadır. Oysa Kürt Sorununun doğal tarafı ve ulusal-uluslar arası evrensel insani hakları gasp edilerek mağdur olan Kürdistan halkıdır.”

Türkiye, siyasi askeri, ekonomik, psikolojik, sosyal ve asimilasyon siyasetlerinde Kürtleri özel savaşta karşı bir taraf olarak görmekte Ancak Kürt açılımı ve demokratik açılım süreçlerinde ise Kürt ulusal siyasal kurumları ve Kürtleri bir taraf olarak görmemektedir. En önemlisi devlet taraf olarak sadece kendini görmektedir. Bu da Teşkilat-ı Mahsusa geleneğine sahip Türkiye’nin, 86 yıllık red, inkâr, imha, ırkçı ve statükocu siyasetlerinin kesintisiz olarak devam ettiğini göstermektedir. Ama Türkiye istemese de bu süreçte Kürt realitesini görmek zorundadır ve Kürt Sorununu kendi lehine çevirebilmek için ulusal ve uluslar arası bir formül arayışına girmiştir. Bu nedenle Türkiye ABD-AB-Irak-İran-Suriye ile Kürt Sorunu nedeniyle zaman zaman bir araya gelmektedir.

Türkiye dünya kamuoyuna Kürt halkının ulusal demokratik mücadelesini “terör” olarak göstermekte, kendisi gibi düşünmeyen her Kürdü de “hain ve terörist” ilan ederek Kürtler lehine gelişebilecek ulusal-uluslar arası tüm demokratik, olumlu gelişme ve süreçleri engellemeye çalışarak provoke etmektedir. Ayrıca Kürt halkının ulusal mücadele nedeniyle desteklediği Kürt ulusal siyasal kurumları ve kamuoyunu terörize ederek Türkiye kısa-orta ve uzun vadede yeni bir tasfiye paketini dayatmaktadır. (Legal demokratik zeminde DTP ve diğer Kürt siyasi çevre ve ulusal hareketleri de dışlayarak Kürtsüz bir proje sunmayı amaçlamaktadır.)

Böylece T.C. 21. Yüzyılda dünyadaki bilimsel gerçeklere ve demokrasiye aykırı bir siyasi tutum sergilemektedir. Çünkü taraflar arasında bir sorun varsa bunun çözümü bilimsel olarak da taraflar arasındadır. Tarafların red edildiği eşit koşullarda bir arada olmadığı, şartların olgunlaştırılmadığı ya da sağlanmadığı bir siyasi süreçte tek taraflı olarak ortaya konacak proje ve açılımlara çözüm denilmesi mümkün değildir. Zaten Kürtlerin red, inkâr edildiği ve bir taraf olarak görülmediği bu süreçte demokratik siyasi bir çözümün ve bir barış projesinin ortaya çıkması beklenemez. Kaldı ki (bir taraf olarak) Kürdistan Sorunu, T.C. tarihinden, PKK’den ve DTP’den daha eskidir ve Kasrı şirin anlaşmasından (1639’da Kürdistan’ın ilk parçalanma süreci) bugüne süre gelen yüzyılların ulusal tarihsel bir sorunudur. Çünkü Kürt Sorunu Kürdistan sorununun doğrudan parçasıdır ve Kürtler de bu sorunun mağduru ve doğal bir tarafıdır.

“Peki, T.C.’nin Kürt Açılımı kapsamında (muhtemelen) bazı demokratik adımlar atarsa Kürtleri temsilen kimler taraf olacak?”

Türkiye bir yanda Kürt Sorununu Kürtsüz çözümü için çözümsüzlük projelerine yönelirken diğer bir yandan da kamuoyunda Kürtleri temsilen DTP ise kendini bir taraf olarak görmekte ancak böyle hassas bir süreçte siyasi sorumluluk almak istememektedir. Çözümün adresi ve siyasi iradesini İmralı’da tecritte tutsak bulunan PKK lideri A.Öcalan’ı adres göstermektedir. Bu da Kürtleri adına demokratik mücadele veren ve milyonca yurtsever Kürdistan halkının ağır bedeller vererek sahiplendiği DTP için ciddi bir eksiklik ve çelişkidir. Çünkü Kürtlerin ulusal mücadelesi sonucu siyasi yaşam bulan DTP, Kürt Sorunu ile ilgili tüm girişim ve gelişmelerin zaten doğal tarafıdır. Sadece DTP değil DTP dışındaki (TEVKURD, HAK-PAR, KADEP, Devrimci Demokratlar, MESOP) ve diğer legal-illegal Kürt ulusal siyasal kurum ve çevrelerde sorunun doğrudan bir parçası ve tarafıdır. Kaldı ki Kürt ulusal mücadelesi nedeniyle bedel veren DTP ve diğer Kürt ulusal siyasi kurum ve çevrelerin tarafsız kalma şansları da zaten yoktur.

1 Eylül 2009 günü DTP Milletvekili Aysel Tuğluk'un, Diyarbakır’da “evrensel ilkeler çerçevesinde Kürt halkının haklarının güvence altına alınmasını istiyoruz. Demokratik süreç tıkanırsa, Kürtler ayrılmayı tartışabilir. Kürtler alternatifsiz değildir”

Demokratik Toplum Kongresi Sözcüsü Hatip Dicle ise: “Dünyanın en büyük nüfusuna sahip devletsiz halkın Kürtler olduğunu 20 milyon bir halkın uluslararası hukuk çerçevesinde belirlenen ulusal hakları neyse Kürt halkının da onu talep ettiğini” söyleyerek bu hassas süreçte önemli tespitler yapması Kürtlerin ulusal birlik duruşu ve siyasi demokratik talepleri için önemli belirlemelerdir.

Bu nedenle “demokratik özerklik, demokratik cumhuriyet, demokratik konfederalizm, demokratik barış ve yol haritası” gibi Kürt Sorununda daha önceleri birçok çözüm projeleri sunan DTP, gelişen bu yeni süreçte daha somut ulusal birlik projelerine yönelmeli ve daha fazla sorumlu davranmalıdır. Kaldı ki DTP’nin de dâhil olduğu birçok Kürt siyasal çevre zaman zaman dönemsel ya da taktiksel olarak ulusal birlik vurgusu yapmakta ama ortak ulusal güç birliği ve ulusal siyasal bir kurumsallaşma için ne yazık hiçbir somut adım atmamaktadır. Oysa dünyanın Kürt Sorununu siyasal gündem yaptıkları kimi değerlendirmeler,  “açılımlar, öneriler ve çözüm projelerinin” tartışıldığı bu hassas süreçte ulusal birlikten yoksun Kuzey Kürdistanlı siyasal güçler bu süreçte ne yazık ki olması gereken ulusal birlik ekseni ve konumunda değiller.

“TC Devletinin sözde “Kürt açılımlarına” karşı Kürt ulusal güçlerin de her zaman bir alternatifi ve Ortak ulusal birlik projesi olmalıdır.”

 

Kürtlerin ulusal demokratik birlik projesi hayat bulmadıkça Kürtleri red ve inkâr eden sömürgeci devletlerin tehditleri ve siyasi-askeri entegrasyon (asimilasyon) projeleri de kaçınılmazdır. Bu nedenle Kürdistanlı ulusal siyasal kurum ve çevreler de alternatif olarak “Kürdistan ulusal güç birliği ve dayanışma açılımı” yapmalıdır.

 

Yani Türkiye’nin kırmızıçizgileri varsa Kürt halkının da asla vazgeçemeyeceği ulusal özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi hakkı vardır. Kaldı ki bu hak ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı ilkesi çerçevesinde tüm dünya halklarının benimsediği doğal evrensel insani bir hakkıdır. Artık 21. Yüzyılda Kürt halkının oyalama ve kandırılma dönemi geride kalmıştır. Ve Kürtlerin her zaman ulusal bir alternatifi vardır.

 

Saygılarımla…

 

---
Nivîsên din yên nivîskar
17/8/2011  Kürtlerin asıl gündemi ulusal güç birliği olmalıdır
23/5/2011  Seçimler, Kürdistan halkı için sadece bir araçtır
18/4/2011  ‘Ortak vatan’ Kürdistan mücadelesine zaman kaybıdır!
15/3/2011  TC´nin Kürd ve Kürdistan politikası
27/12/2010  Kürdistan halkının ulusal talepleri birçok siyasi çevrelerden daha ileridedir
10/8/2010  Aldatmaca referandumlara Kürt halkı alet edilmemelidir!
9/6/2010  Kafes eylem planı, Kürtler üzerinde uygulanıyor!
19/3/2010  Newroz, Kürdistan´da Ulusal Birlik Bayramıdır
14/3/2010  Operasyonlar ”Türkiye’nin Kürt Sorunundaki Çözümsüzlüğün Sonuçlaridir”
9/10/2009  Kürtlerin her zaman ulusal bir alternatifi vardır
7/8/2009  “Türkiye, Kürtsüz Bir Çözüm Paketiyle Kürt Sorununu Çözmek İstemektedir”
7/7/2009  Kürtlerin ortak stratejik birlik konsepti olmalıdır