DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


brahimk30@gmail.com

Ibrahim Küreken    

Hayallerimizden vazgeçmeden gerçekçi politikalar üretmeliyiz


7/9/2009

Bir zamandır Türkiye’de değişim hareketleri izlenmektedir. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılım isteğinin gerektirdiği değişimleri yapma isteği, diğer taraftan yine birincisine de bağlı olarak dünyada değişen politik bakış açısının Türkiye ve Ortadoğu’yu etkilediği oranda ortaya çıkan değişim mecburiyetleri, bu günlerde gündemi oluşturmaktadır.Kıbrıs Sorunu, Ermenistan’la kurulması istenen diyalog ve bir zamandır da Türkiye’nin ve bölgenin en büyük sorunu haline gelen Kürt Sorunu gündemi kucaklamıştır.

  

T.C.Devleti’nin hem kendi içindeki hem de dünya ile ilişkili sorunlarını en aza indirmek için değişim ihtiyacı hissetmesi ve bu doğrultuda biz Kürtleri birinci derecede ilgilendiren, devletin Kürt Halkı ile var olan sorunlarını kendince dengelemeye çalışması kendi içimizde de yeni bir tartışma başlatmıştır. 

  

Değişen dünya düzeni ve bölgenin yeniden dizaynı karşısında, devletin kendini yenileme ihtiyacı, devletin Kürtlerle olan ilişkisini gözden geçirme ve yenileme hareketini görmek mümkün.Bu değişim ihtiyacı giderilirken doğal olarak devletin “kayıplarını” sınırlı tutmak düşüncesi ön planda olacaktır. Buna karşın Kürt tarafında da haklarını maksimum elde etme gayreti ve 90 yıllık inkar ve baskı politikalarından dolayı da bu değişime karşı kuşku ve endişe ağırlıklı bir yaklaşımı çok doğaldır.Ne var ki bu şüpheli bakış, bazılarımızda hem süreci hem de yaklaşımı bütünüyle olumsuzlaştırma tavrını geliştirmektedir.Bu tavır bizim daha olgun ve daha aklı başında bir politika izlememize engel olmaktadır.

 

  

Devlet,Kürt adını zikretmeden ve  yasal bir açılım yapmadan süreci devam etmek istiyor. Son açıklamalarla bu anlaşılmış durumdadır. Sorundan ilk bahsedildiğinde “Kürt Sorununun Çözümü” denildi.Sonra bir adım geri atılarak “Kürt açılımı” denildi. Daha sonra da “demokratik açılım”da karar kılındı.Bundan da anlaşılıyor ki iktidar kanadı devlet içinde tepki gördükçe söylemlerini değiştirmekte ve giderek içerik de değişerek sonuçta  anlamı oldukça düşük bir seviyede “sorunun çözümü” önümüze konulma olasılığı artmaktadır.

 

     

Türkiye’deki “açılım” söylemiyle ilgili olarak, Kürtler arasında da başlayan tartışma Kürt internet sitelerinde göze çarpmaktadır.Bir çok sitede bu konuda düşünceler yazılmış ve tartışmalar başlatılmıştır.Ben bu tartışmaları izlediğim kadarıyla geçmişteki tartışmalara göre daha verimli ve daha düzeyli olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca konuyla ilgili arkadaşların fikirlerinden oldukça yararlandığımı itiraf etmeliyim. İnsanı düşündüren,daha önce söylediğini yeniden gözden geçirme ihtiyacı yaratan ve tartışmayı bir sonraki aşamaya taşıyan yazılardır. Okuduğum her yazıda düşüncelerimi yeniden gözden geçirme ihtiyacı duyduğumu ifade etmek isterim.Bu tartışmaların devam etmesi, süreci şekillendireceği gibi Kürtlerin ortak duruş geliştirmelerini de olgunlaştıracaktır.

 

 

Türkiye’deki siyasi güçler  bu “açılım”la iki cepheye bölünmüştür. Bir tarafta tüm sıkıntılara rağmen mevcut statükonun ve mevcut savaşın devam etmesini isteyen  Genelkurmay, MHP,CHP, Kızıl Elmacı Ulusalcılar,Ergenekon vb. savaşın devamından yarar sağlayan çevreler.Diğer taraftan Türkiye’nin birçok bakımdan değişmesini ve Avrupa Birliği müfredatına uygun daha demokratik bir yaşam isteyen AKP çevresi, demokratlar, liberaller, bazı sol guruplar. Bu “açılım” dolayısıyla  meydana gelen cepheleşme tarafları arasında çok şiddetli bir hesaplaşma göze çarpmaktadır.

  

Bu sürecin iki boyutu vardır.Birincisi; ilk adı “Kürt açılımı” olan bu süreçte “açılımın” Kürtlerin taleplerinin ne kadarının karşılanacağıdır. Bunun temel ölçüsü bu güne kadar yönetimin kafasında oluşan projedir ve elindeki gerçekleştirme gücüdür.Unutmayalım ki bu gerçekleştirme gücü arkasına alacağı siyasi ve toplumsal güce bağlıdır.Yani hem Türklerin hem de Kürtlerin sağlayacağı desteğe bağlıdır.Bu söylemin arkasında da hemen bir soru doğal olarak ortaya çıkmaktadır.Kürt Halkı kendilerini tatmin etmeyen bazı demokratik açılımlara destek vermeli midir? İşte bu süreçte davranışımızı bu soruya verilecek cevap belirleyecektir.

  

Gelin hep beraber önce bunu tartışalım.Görüldüğü kadarıyla değişim isteyen güçlerin kafasında çoğumuzu memnun etmeyen ve bu proje karşıtlarından baskı gördükçe küçülen bir proje vardır. Bu projede bazı kültürel açılımlar,yeni vatandaşlık tarifi gibi,bazı arkadaşların haklı olarak tarif ettiği gibi “yeni sömürgecilik” diyebileceğimiz kabullerdir.Yani Kürtlerin varlığının kabulü, okullarda seçmeli Kürtçe ders,yerel belediyelerin yetkilerinin artırılması, Kürtçe serbest yayın hakkı,adları değiştirilen yerlerin eski adlarına kavuşturulması,koruculuk sisteminin kaldırılması,hepimizce de anlamsızlaşan bu savaşın sona erdirilmesi ve doğal olarak herkesimin düşüncelerini serbestçe söyleyebileceği demokratik bir siyasi ortam.Anlaşıldığı kadarıyla “açılımın” boyutları bu kadardır.Yalnız bu kadarı bile geçmişle ve bugünle kıyaslandığında küçümsenmemesi gereken bir gelişme olarak görmek mümkündür.Bunlar Kürtler için bir nefes aralığıdır.Gücü tükenmiş bir insanın yaşamına ve ideallerine devam etmesi için yeniden güç kazanması nasıl gerekiyorsa,bir toplum için de aynisi geçerlidir.  

  

Bilindiği gibi yaklaşık 85 yıldır Türk ulus devletinin topluma enjekte ettiği ırkçı faşist ideolojinin sağladığı Kürt düşmanlığı ve Kürtlerin haklarına karşı gösterilen direnç bu açılımla yumuşama gösterecektir.Bu da gelecekte konunun tartışılmasının daha kolay kabul göreceğinin imkanını artıracaktır.

  

Bu süreçte “sömürge dahi olmayan Kürdistan” olarak mı devam edelim yoksa gönlümüzce olmazsa bile bir statüye sahip Kürtler olarak mı hayallerimize yönelelim. Bu konuda tercihsiz kalamayız.

  

Bazı arkadaşlar Türkiye’de Kürt Sorunu PKK vasıtasıyla devletin istediği seviyeye getirildiğini söylüyor ve devletin bu fırsatı kaçırmak istemediğinden bugünkü tartışılan çerçeve ölçüsünde sorunu bağlamak istiyor demektedir.Bu tespite doğru dersek arkasından nasıl bir öneri ileri sürmemiz gerekir? Elimizde olmayan güçle bu sürece müdahale mi edeceğiz,yoksa devlet bu durumu devam ettirsin de PKK önümüzde sürekli bir örgütlenme engelleyicisi olarak mi kalsın demeliyiz.Anlamış değilim.

  

Bazıları da “devlet, bağımsızlığa doğru mücadelesi gelişen Kürtleri engellemek için böyle bir açılım ihtiyacı duydu” demektedirler. Biliyoruz ki Kuzey Kürdistan’da Kürtlerin PKK den başka örgütlü gücü yoktur. Eğer bağımsızlık mücadelesi veren PKK ise bu doğru değildir. Çünkü PKK nin kendisi bağımsızlıktan vazgeçtiğini beyan etmiştir.

  

DTP içindeki büyük bir yurtsever kesim militarist baskı olmazsa bu savaşın bu haliyle devamından yana değildir. Bunu görmek lazım. Bu çevreye PKK kadrolarından önemli bir kısmını da ekleyebiliriz. Bunlar mevcut güçleri ile elde edilebilecek hakları kullanmaktan ve süreç içerisinde bunların geliştirilmesinden yanadır.Ama gerek Apo gerekse savaşın “genellerinin” bu savaşın sona erdirilmesini isteyeceği kuşkuludur.

  

Tekrar başa dönecek olursak; mevcut durumun devamından yararı olanlara karşı ve kendimizi ifade edecek bir ortamın yaratılmasını sağlamak için nasıl bir tavır takınmamız gerektiğini düşünelim. Gelin önce haklı taleplerimizi ileri sürerek bu sürece karşı çıkacağımızı varsayalım.

  

İktidarın bu “demokratik açılımının” muhatapları kimlerdir? Sürece baktığımızda bu muhataplardan birisi  hatta en direngeni,olumsuz anlamda devletin faşist yapılanmasıdır.Diğer birisi de,kendi içinde farklı duruşlar göstermesine rağmen Kürtlerdir.Yani bu açılım boyutu tamamıyla birbirine zıt bu iki kesimin de ikna edilmesi sonucu şekillenecektir.

  

Diyelim ki yapılmak istenen değişiklikleri küçümsedik ve “açılıma” karşı çıktık. Ayni şekilde devletin faşist örgütlenmesi de her türlü hak açılımına karşı baskılarını yoğunlaştırdı ve iktidarı devirerek elde edilmiş bazı hakları da iptal ettiler.Çıkacak sonuçtan Kürtlerin çıkarı ne olacaktır ve en önemlisi de bu sonuca karşı mücadele edecek örgütlülüğümüz yeterli midir?Bir an bu örgütlülüğümüzün var olduğunu düşünecek olursak, savaşarak devleti mağlup etme şansımız ne kadardır ve bunun maliyeti ne olacaktır? Bu soruyu kendimize sormak zorundayız. Peki bunun karşıtı “ne verirse kabulüm” olabilir mi? Düz mantık buna “evet” der ama böyle düşünmek bir zorlama olacaktır. Kürtler elindeki her türlü dinamik güçleri ile bu süreçten maksimum elde edebileceklerini almalıdır.Bunda da ısrar etme hakları vardır. Ama peşinen, bu zaman diliminde mümkün olmayan bazı sınırlar çizip “bunun altında olmaz” demek gerçekçi değildir.Zaten ne yaparsak yapalım toplumsal gerçeklik kendisini bize dayatacaktır. Önemli olan bir sonraki aşamaya hazırlıklı ulaşabilmektir.

  

Bu konuda bana en gerçekçi gelen ve insanı değişik boyutlarda düşünceye yönelten sayın Cemal Özçelik’in newroz.com da ki yazısından bir paragrafı okumayı önereceğim. Sayın Özçelik şöyle yazmaktadır: “Bazıları, sanki Kürtlerin elinde bağımsız birleşik bir Kürdistan mevcutmuş, ya da pek yakında böylesi bir hedefe varacaklarmış da, bu yazarlar Kürtlerin bu haklarını ellerinden alıyorlarmış gibi bir tepki gösteriyorlar. Aynı tepki tarzı Öcalan’a karşı da geliştirildi. Sanki Öcalan ‘’ayrı devlete gerek yok’’ dediği için Kürtlerin devlet kuramadıklarını sanıyorlar. Bana göre Öcalan burada siyaset yapıyor; zaten elde edemeyeceğini düşündüğü şeyi istemediğini vurgulayıp taviz verdiği imajını yaratmak istiyor ve devletin de buna karşılık vermesi gerektiği düşüncesini olgunlaştırmaya çalışıyor. Peki Öcalan bunu yapmayıp da tersini söyleseydi ne olurdu? Kürtler bugünkü imkanlarıyla, uluslararası her türlü destekten yoksun halleriyle Kuzey Kürdistan’da zorla bir devlet kurabilirler miydi? Yasal açılımlarla gerçekleştirilmeye çalışılan ‘’çözümde’’ de devletin hiç bir temel konuda tavize yanaşmadığı ortada değil mi? Bu durumda ben şahsen yakın zamanda ne zorla, ne de güzellikle devletleşme yönünde Kürtlerin fazlaca bir şanslarının olduğunu düşünmüyorum.

 

 Meseleyi salt formülasyonlara bağlamamak gerek. Kürtler belli boyutlarda bir güç yaratmışlardır; bu gücün pekiştirilip artırılması lazım. Bu anlamda Kürt çevrelerinin bir birlerine köstek olmamaları önem arzetmektedir. Hedef ister özerklik, ister federasyon, isterse de bağımsızlık biçiminde formüle edilsin, hepsi de Kürtlerin yararınadır. Özerklik talebi federasyon talebinin önünde engel değildir. Aynı şekilde federasyon da bağımsızlığa engel değildir. Çok görüşlülük bir zaaf değildir; zaaf olan egemen güçlere karşı ortak bir duruş sergileyememektir.”

 

 

Durup kendimize sormanın zamanıdır. Gelecekle ilgili mücadele planımız nedir? Bu süreci ret ettikten sonra elimizden mücadeleyi genişletecek hangi imkanlar olacaktır?

 

 “Kürdistan devriminin gerçekleştiğini gören devlet ilerde Kürdistan’ı tamamıyla kaybetmemek için böyle bir tedbir ihtiyacı duymuştur. Kürdistan’ın bağımsızlığını engellemek için  bir takım hakları vermek istiyor” diyen bazı arkadaşların düşüncelerinin bir an doğru olduğunu kabul edelim.Bu durumda Kürdistan’ı bağımsızlığa götüren siyasi güç ve siyasi proje nedir? Varsa böyle bir durum açıklanmalıdır.Kürdistan köylülerinin, devletin köylerine, evlerine elektrik ve su getirdiği için memnuniyetlerine nasıl karşı çıkılır. Kim çıkıp ‘bu tür hizmetler ulusal bağımsızlığı önlemek için göstermelik davranışlardır.Sizi karanlık dünyadan aydınlığa taşıyan elektriği Kürdistan’ın bağımsızlığını engellediği için köylerinize sokmayın.’ Veya ‘Elde edilen bazı kültürel hakları kullanmak ileride olası özgürlük mücadelemize büyük engeller yarattır.Bunlardan yararlanmayınız’ diyebilir? Böylesi hizmet ve açılımlardan korkmanın manasını nasıl izah edeceksiniz? 

 

Yapabileceklerimiz vardır ve gelecek kuşaklara ulaştırmak bakımından da çok önemlidir. Kürt siyasetçileri olarak önce ortak bir duruşa ihtiyacımız vardır. Aramızdaki bir çok farklılığa rağmen birlikte hareket etme zorunluluğumuz ve şansımız vardır, olmalıdır. Eğer biz Kürtler böylesi zamanlarda güç birliği ve ortak sese ihtiyaç hissetmiyorsak ve bunu beceremiyorsak amacımızı sorgulamak zorundayız.Biz ne yapmak istiyoruz diye.

  

Bu sürecin her bakımında sıkıntılı olacağını görebiliyorum.Kürtlerin kendi aralarındaki sıkıntıdan bahsediyorum.En büyük örgüt olan PKK, değişik hesapları sonucu böylesi bir birlikteliğe sıcak bakmıyor olabilir.PKK, liderinin özgürlüğünü şart koşarak sürece karşı olumsuz bir davranışa girebilir.Bu amacının arkasına saklanarak hepimizin de hoşuna gidecek söylemler geliştirebilir.Bunun böyle olacağı kuvvetle muhtemeldir.Diğer Kürt siyasi güçleri PKK yi birliğe zorlamalıdır. Birbirimize empati göstermek birlikteliğin zorunlu halkasıdır.Bunu başarabiliriz. Bu başarılmazsa önce kendi aralarında birlikteliği gerçekleştirmeli ve gerçekleştirdikleri bu birliktelikle tekrardan PKK zorlanmalıdır.

  

Bu sürecin bir başka önemli gelişmesi de Kürt aydın, siyasetçisi ve yazarların süreci tartışmaya başlamasıdır. Bu tartışmalar devam etmelidir. Bu düşünceler beni etkilediği gibi başkalarını da etkileyecek ve inanıyorum ki bir çoğumuz birbirimizi daha iyi anlar bir noktaya geliriz. Birbirimizi anlamaya başlamak birlikte hareket etmenin en önemli adımıdır. Ümitli olmak istiyorum.

İbrahim Küreken

 

 

---
Nivîsên din yên nivîskar
18/2/2013  Yeni bir siyaset anlayışına ihtiyaç vardır
9/1/2013  Öcalan ile Türk Devleti’nin anlaşmasının siyasi sonuçları
5/12/2012  "Türkiye, Irak Kürtlerinin hamisi olabilir mi? “
24/11/2012  Kürdistan’la yeni bir yüz yıla doğru
18/11/2012  Dünde kalmak
5/11/2012  Hak-Par için yeni bir süreç başlıyor
23/7/2012  Leyla Zana nasıl bir barış istiyor?
18/4/2012  Bölgedeki yeni dengelerde Kürdistan’ın geleceği
3/3/2012  Hak-Par Kürtlerin en önemli partisidir. Zarar vermeyin.
15/1/2012  Roboski’de insan parçaları
18/12/2011  Toplumsal mücadelede meşruluk sorunu (2)
2/12/2011  Eskiye ve geçmişe asılarak Kürtler özgürleştirilemez
24/8/2011  “Son kapışma”
20/7/2011  KURDO “yazık oldu bize”
3/7/2011  İşbirliğinin önemi ve süreci doğru kullanma
9/6/2011  Öksüz ve sahipsiz bıraktın bizi
4/5/2011  Kürtlerde Toplumsal dönüşüm kabiliyeti
29/4/2011  Düşüyoruz bir bir
23/4/2011  Sorumluluk
10/4/2011  Kürt aydınları ve siyaset algıları
17/3/2011  Kürt sorunu ‘kardeşlik’ söylemiyle değil ‘gönüllü birliktelik’le çözülür
1/2/2011  Doğru siyaset tarzını yakalamak üzerine
20/12/2010  Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi mi, özerk Kürdistan mı?
11/11/2010  “O bir kürt prensiydi”
6/10/2010  HAK-PAR kongreye giderken
20/8/2010  Değişime evet demek bir görevdir
13/8/2010  Referandum tartışmaları
21/7/2010  Kürt sorunu ve Türkiye’nin Ortadoğu’da denge siyaseti
30/4/2010  İyimserlik ve muhtemel yanılgılar
11/12/2009  Bir Kürdün “açılım” bitti diye sevinmesi talihsizliktir
18/11/2009  Ferit Uzun’un Katili Abdullah Öcalan’dır
7/9/2009  Hayallerimizden vazgeçmeden gerçekçi politikalar üretmeliyiz
18/8/2009  Değişim hareketleri ve Kürtlerde siyasi manzara
10/7/2009  Sürecin değerlendirmesi ve seçimler