DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


Kürtler ve Aleviler olmadan asla


27/11/2012


Ahmet Yaman

ahmetyaman97@gmail.com


AK Parti eliyle yürütülen Türk iç ve dış politikaları tamamen başarısızlıkla sonuçlandı. Dış siyasete yürütülen komşularla sıfır sorun politikası tam ters sonuçlar verdi. AK Parti’nin iç politikada yürütüğü çalışmalarda da çamura saplanmış bir durumdadır.

 

Hükümet tarafından yapılması amaçlanan reformlar durmuş.

 

Yeni Anayasa’nın çıkması riske atılmış.

 

Genişletilmesi gereken demokratik haklar daha da kısıtlanmış. Kitlelerde; Kürtlerin ve diğer mazlumların elde etikleri bir takım eski hakların da ortadan kalkabileceği kuşkuları belirmiştir.

 

AK Parti  ve onlarla hareket eden çevreler mevcut durumu saptayıp, gözden geçirecklerine; başkalarını suçlayarak problemleri geçiştirmeye çalışıyorlar. Onlara göre; Kürtler ve silahlı Kürt örgütleri olmasaydı,  demokratik reformlar bir çırpıda çıkarılacak  ve uygulamaya sokulacaktı.

 

AK Parti ve onlarla hareket eden çevrelerin bu düşünceleri bilimsel olmadığı gibi yanıltıcıdır da. Çünkü; demokratik reformların engellenmesi önce Türkiye’nin sonra da  AK Parti’nin yapısal sorunlarındandır. AK Parti mevcut yapısıyla reform yapabilecek yetenek ve kapasitede değildir. Onun içinde 10 yıllık iktıdarı döneminde doğru dürüst bir reform yapamadı. Reform konusunda atılan adımların çoğu sözde kaldı  ya da amaçlanan reformlar güdükleştirilerek, içleri boşaltıldı.

 

Örneğin; TRT 6; Türkçe yayın yapan TV kanallarına verilen statü yerine; hala sadece uydu üzerinden yayın yapabilecek bir düzeyde tutuluyor.

 

Anadilde eğitim hakkı son haliyle daha doğrusu; Numan Kurtulmuş’un açıklamalarıyla özel okullara pass edilerek, taca atılacak gibi görünüyor.

 

Son günlerde TBMM kabul edilen ‘’mahkemelerde ana dilde savunma hakkı’’ kenarından köşesinden kırpılarak nasıl anlamsız bir hale dönüştürüldüğüne hepimiz şahit olduk.

 

Türkiyedeki demokratik çevrelerin de sık sık konu ettiği 12 Eylül kanun ve yasalarının hala yürürlükte olması. Seçim kanunlarında herhangi bir düzenlenmeye gidilmemesi. Dış işlerinde başarısızlıkla sonuçlanan politikalar  AK Parti’nin yapısından ve ideoljik konumundan kaynaklanıyor.

 

AK Parti’nin yapısal olan sorunlarının en önemli olanlarını 3 başlık altında inceliyebiliriz.

 

1-AK partinin ideoljik yapısından kaynaklanan sorunları.

2-AK Parti nin din ve mezheplere karşı tutumundan kaynaklanan sorunları.  

3-Milli hedefler için yapılan rekabet ve ideolojik çatışmalar.

 

1- Ak Partinin ideoljik yapısından kaynaklanan sorunları:

AK Parti çeşitli çıkar çevrelerinden ve değişik yapılardan gelen kadrolardan oluşan bir parti olmasına rağmen AK Parti’nin ana gövdesini oluşturan kadroların ‘’milli görüş’’ geleneğinden gelen kadrolar olduğunu herkez bilir.


Milli görüşçüler ne kapitalizm ne de sosyalizm şiarından hareket ederek üçüncü bir yol olan ‘’ müslüman - demokrat’  olduklarını olarak iddia etseler de sonuçta kendilerini azgın kapitalizmin kucağına atmışlardır.

 

Milli görüş geleneğinden gelen kadroların AK Partide belirleyici bir rol üstlenmeleri ve bu kadroların ideoljik tutumları başından beri partinin hareket serbestliğini kısıtlamış ve partinin yanlışlıklar bataklığına saplanmasına sebebiyet vermiştir. Çünkü dini referanslarla; toplumsal kurallar arasında uyum ve dengenin sağlanması çok zordur . Bu ancak din ve devletin tek merkezde toplandığı teokrakik devletlerde  mümkün olabilir.  

 

AK Parti her fırsatta muhafazakar bir parti olduğunu söylese de Başbakan’ın ve parti kadrolarının tutumlarını dini referanslara  göre yapmaları; partiyi muhafazakarlık özünden hızla uzaklaştırmıştır. Mesela Başbakan’ın son dönemlerde ‘’idam cezasının geri getirilmesi’’, ‘’kürtajın yasaklanması’’ ve ‘’dindar bir nesil yetiştireceğiz’’ konulardaki açıklamaları; AK Parti’nin dini ve ideolojik eğilimlerini ele veriyor.

 

Burada bazı okuyucular; din, ideoloji değildir diye itiraz edebilirler ama dinler ve ideoljiler arasında ortak benzerlikler vardır. Çoğu zaman dinler de tıpkı ideolojilerde olduğu  gibi toptancı değerlendirme, çözüm ve sonuçlara varabilirler. Bu noktayı yine Tayibb Erdoğan’ın Ermeni katliamını kabullenmemek için sarfettiği ‘’benim ceddim soykırım yapmaz’ sözleriyle açıklıyabiliriz. Ne var ki aynı T. Erdoğan; Sudan’da soykırım sanığı ve savaş suçlusu  olan Omar el Beşir’le salt müslüman olduğu için el ele tutuşmakta sakınca görmez.

 

2- AK partinin din ve mezheplere karşı tutumundan kaynaklanan sorunları:

AK Parti’nin yapısal sorunlarından bir diğeri de din ve mezepler arasındaki farklılıklar konusundak girdiği çıkmazlardır. Modern toplumlar; genel anlamda dinler ve mezhepler arasında işbirliği ve dayanışmanın üzerine kurulmuştur.

 

2005 yılında İspanya Başbakanı L. Zapatero’nun girişimiyle başlatılan Medeniyetler ittifakı girişimi eş başkanlığına seçilen Tayibb Erdoğan kendisine sunulan bu şansı kullanamıyarak, süre içinde ittifakın anlam ve önemini unutarak; dinler ve mezhepler arasında kışkırtıcılık yapmaya soyundu.

 

Kendi ordusunun hergün onlarca Kürdü öldürdüğünü unutarak; Davos’ta İsrail Cumhurbaşkanına ‘’siz öldürmeyi iyi bilirsiniz’’ diyerek azarladı. AK Parti’nin aktif olarak katılıp organize ettiği Gazze’ye yardım adı altında İsrail’e karşı  provakasyonlara girildi.

 

Türkiye’deki Aleviler; müslümanlığın katı kalıpları içine zorlanmak istendi[1].

 

Ezidi Kürtler küçümsenerek, hedefe konuldular.

 

AK Parti ve T. Erdoğan’ın dinler ve mezepler arasındaki tarafgirliği dış politikaya yansıltılarak bölgede süregiden Sunni- Şii çatışmalarında; sunniliğin fedailiğine soyundu. İsrail ve Hamas arasında baş gösteren çatışmalarda; Filistin halkının meşru temsilcisi sayılan Filistin Kurtuluş Örgütünü ( içinde  Hırıstiyan ve laik guruplar da var) bay-pass ederek  kendisne ideoljik ve mezhepsel olarak yakın duran Hamas’ı destekledi.

 

Tayib Erdoğan’ın medeniyetler ittifakından, medeniyetler çatışmasına doğru yönelmesi son bir yılda Türkiye’nin biri İsrail ve diğeri de Suriye ile olmak üzere iki defa savaşın eşiğine getirdi.

 

3- Milli amaçlar için yapılan rekabet ve ideoljik çatışmalar:

Günümüzde Türk devletinin sürekliliğini korumak için kurulmuş üç parti vardır (AK Parti, CHP ve MHP). Bu partiler aynı amaca hizmet etmelerine rağmen temsil etikleri kitleler açısından birbirleriyle rekabet etmek zorundadırlar.

 

Bu partilerin arasındaki nüans ve ideoljik eğilimler bazen milli hedeflere varılması konusunda engelller çıkartabiliyor. Bunu son Suriye politikasında görmek mümkün. AK Parti kendisine yakın gördüğü rejim karşıtı islamcı guruplar desteklerken; CHP ve MHP ideoljik yakınlıklarından ötürü Suriye rejmini desteklediler.

 

Türkiye gibi çok uluslu bir ülkede; AK Parti’nin; Kürt milletini temsil iddiasında olan siyasal parti ve örgütlerle de rekabet etmesi gerekiyor. Doğrusu AK Parti daha kurulduğu ilk günden Kürtler karşısında siyasal ve ideoljik olarak mağlup olmuştu. Çünkü AK Parti tüm dünyanın gözlerinin içine baka baka Kürtlerin millet olmadığı tezine sarılmış ve kendi elleriyle kendi basiretini bağlamıştı.

 

Kürtleri farklı bir millet olarak kabullenmemek Tayib Erdoğan’ı kafa ve kavram karışıklığına itmiş ve onun iki yüzlü yapısını (dindarlık ve riyakarlık) deşifre etmişti. Tayibb Erdoğan bazen ‘’Kürt sorunu benim sorunumdur ‘’demiş; bazan ‘’Kürt sorunu yoktur’’, bazan da Türk bayrağını sevmiyenlerin bu toprakları terketmesini taleb edebilecek kadar ırkçılaşmıştı.

 

Sonuç olarak AK Parti ve onunla hareket eden çevrelerin başarısızlıklarını saklamak için başkalarını suçlamak ve reformlar konusunda ki tutarsızlıklarını silahlı - silahsız Kürt guruplarına yüklemek yerine önce Türkiye’nin sonra da kendi öz yapılarına bakmaları ve kendi sorunlarını çözmeleri gerekir.

 

10 yıllık uygulamalar AK partinin demokratik reformlar yapma konusnda kabiliyet ve kapasitesinin olmadığını ortaya  çıkarmıştır. Ancak  bundan sonra Türkiye’de siyaset meydanına çıkmak isteyen partiler; Kürtler, Aleviler ve diğer  azınlıklar gaspedilen haklarına kavuşmadıkça hak, adalet ve demokrasi kavramlarından asla bahsedilemiyeceğini bilmelidirler.

 

27-Kasım-2012

 

 

 

[1]: Türkiyede Aleviler çok parçalanmış bir vaziyettedirler. Bazı Alevi guruplar; Aleviliğin Müslümanlığın bir kolu olduğunu iddia ederken, bazı guruplar bu görüşü red ediyorlar. AK Parti; Aleviliği Müslümanlığın bir mezhebi olarak görenleri meşru kabul ederek diğerlerini dıştalıyor.

 

 

 

---
MESAJINI GÖNDER (Mesaja xwe bişînekomantar bike)

 0     MESAJLARINIZ ( Mesajên we)


 
Nivîsên din yên nivîskar
27/11/2012  Kürtler ve Aleviler olmadan asla
19/11/2012  Filistin’de bayraktarlar değişebilir
12/11/2012  Açlık grevlerinin ortaya çıkardığı gerçekler
2/11/2012  Tayyib Erdoğan; Putin’in izinden mi gidiyor?
25/10/2012  Devletin bekası ve sansür
8/10/2012  Bülent Arınç artık topal ördektir
14/9/2012  Mursi’nin son hamlesi ve Suriye’de durum
29/8/2012  Balkan milliyetçiliği ve Kürtler
25/8/2012  Türkiye’nin şeytanla ittifakı
13/8/2012  Hükümetin saldırıları Türk gazetecilerini korkutuyor
6/8/2012  Suriye hamuru daha çok su götürecek
22/6/2012  Müzakere içinde oyun
14/6/2012  Sömürgecilik ve anadilde eğitim
27/5/2012  Roboski’de Kürtler neden yanlız bırakıldı?
20/5/2012  Ahmet Altan’ın nafile beklentisi
11/5/2012  Dil sürçmesi mi yoksa millet meselesi mi?
5/4/2012  AK Parti’nin amacı barış ise ...
29/3/2012  AK Parti’nin, CHP ve MHP’den farkı kalmadı
11/3/2012  Görmek istediğimiz resim
21/2/2012  Totaliter demokrasi ve Kürtler
4/2/2012  AK Parti’nin demokrasi kandırmacası
27/1/2012  BDP’ye saldırmak
13/1/2012  Türk hükümetinin ahlaki çöküşü
3/01/2012  Uludere katliamına nasıl gelindi ?
29/12/2011  AKP’sine ne kadar güvenebiliriz?
22/12/2011  Sultan Süleyman’ın şerefi ve Kürtler