DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


İmaj savaşı üzerinden sürdürülen İmralı barış süreci


06/3/2013


Cemal Özçelik

cemal_hevdem@hotmail.com


BDP heyetinin İmralı’ya yaptığı ikinci ziyaretin basına sızdırılması, niyet ne olursa olsun, çok önemli bir işlev gördü. Kamuoyunun sürecin şeffaf sürdürülmesi yönündeki beklentileri bir nebze olsun dolaylı bir şekilde de olsa karşılandı. Bundan sonra atılacak tüm teknik adımlar olmasa da; prensip adımların açık ve kamuoyu denetiminde olması gerekmektedir.

Sızmanın yanında, bildiğiniz gibi bir de ‘’Sahte görüşme’’ sızdırması vardı. ‘’Kanal a’’nın genel yayın yönetmeni, büyük bir pişkinlik içinde masa başında sahte bir görüşme metni hazırlayıp basına sundu. Gerçek görüşme metninin( kısmen de olsa) basına sızması, bu yalanı ortaya çıkardı.

Ben bunu heyetin İmralı’ya gidip görüşmesi kadar önemli buluyorum. Çünkü aynı oyun yıllardır oynanmaktadır. Toplumu sahte bilgilerle zehirleyip, ortaya attıkları bu türden dejenere edilmiş haberlerle manipüle ettiler. Bu, bir özel savaş metodudur. İşin ilginç ve dramatik yönü ise, bir çok aydın ve siyasetçimizin, masa başında hazırlanmış bu türden haberlere sarılarak düşüncelerini şekillendirip, bundan siyasal sonuçlar çıkartmalarıydı. Kanal a genel yayın yönetmeninin bu sahte haberi yayınlandığında, her zamanki gibi bizim kimi Kürt entellerimiz her kesten önce bu habere sarılıp, onu yaymaya çalıştılar.

Ama boşuna yalancının mumu yatsıya kadarmış denilmemiş ki, bu yalan da ortaya çıktı. Bu yalan, kendisiyle birlikte yıllardır halkımıza edilen sayısız yalanı da ortaya çıkardı. Umarım aydınlarımız T.V kanallarında boy verdiklerinde, artık eskisi gibi kendilerinden bu kadar emin konuşmaz, sözlerini akıl, izan terazisinde tarta tarta sarf ederler.

Bu konuyu yazının başına almam, başlığa neden ‘’İmaj savaşı’’ ibaresini koyduğuma da açıklık getirmektedir. Bu imaj savaşını Öncelikle Öcalan üzerinden yürütmek istediler. Avukatlarıyla görüşme yasağı getirilerek, kamuoyunun onun gerçek düşünce ve tutumları hakkında bilgi sahibi olmasının önüne geçildi. Akabinde de kendi yarattıkları bir imajı dışa yansıtarak, onun üzerinden tasfiye siyasetini hayata geçirmek istediler. Tutanakların ifşa olması, devletin yaratmaya çalıştığı, ‘’Herşeyi kabul etmiş, süt dökmüş kedi’’ şeklindeki Öcalan imajını da yıktı. Öcalan’ın hali hazırda tam olarak neyi savunduğunu bilmiyoruz, ancak tutanaklardan, en azından onun hükümetin dışarıya yansıtmaya çalıştığı bir konumda olmadığını öğrenmiş olduk.

Öcalan meselenin farkında

Karadeniz’deki gelişmeleri ele alırken, devlete güvenmemek gerektiğini açıkça söylemesi ise, İmralı sürecinin hiç de sanıldığı gibi bir tarzda yürümeyeceğinin işaretini vermektedir. Ayrıca vesayet kurumunun tam olarak ortadan kalkmadığını, bu kesimlerin hükümete Kürt hareketine vurduğu oranda izin verdiğini dile getirmesi de, hem vesayet sistemine, hem de hükümete karşı duyarlı olduğunu göstermektedir.

Ayrıca, sürecin başarısızlığa uğraması durumunda, savaşın daha da tırmanacağını vurgulaması, tek yönlü, kandırmaya açık bir sürece prim vermeyeceğine işaret ediyor. En önemli noktalardan biri de, onun; ‘’Ne PKK’nin sandığı, ne de AKP’nin sandığı gibi bir çekilme olur... Çekilmeden çekilmeye fark var. Tek taraflı bir çekilme olmayacak. Çekilme parlamento aracılığıyla olacak. Başbakanın dediği, ‘çekilsinler, onlara karışmayız’ demesiyle olmaz’’ şeklindeki açıklamasıdır.

Diğer bir nokta da, çekilme ile silahsızlanmayı birbirinden ayırmasıdır: ‘’Çekildiğimiz alanda gerillayı daha da büyüteceğiz. Çekilirsek, gerilla biter görüşüne katılmıyorum. Suriye var, İran var. Şu an Suriye’de 50 bin, Kandil’de 10 bin, İran’da 40 bin var’’.

Bütün bunlar, meselenin belli kurumsal güvenceler çerçevesinde ve karşılıklı adımlarla yürütüleceği yönündeki görüşüne dayanıyor.

Hükümetin bir projesi var mı?

Öcalan’ın meseleye duyarlılığını yukarıda aktardık. Kandil’in de üzerlerinde bombalar yağarken öyle kolay kolay çekilme ve silahsızlanma noktasına gelmeyeceğini tahmin etmek zor değil. Ancak esas mesele devlette ve onun hükümetinde odaklanıyor. Kürd tarafı baskı uygulayıp, proje önerilerinde bulunarak kısmi çapta da olsa bir çözüm sürecinin önünü açabilir. Ancak karar ve uygulama yetkisi devlettedir.

Peki devletin, hükümetin elinde böylesi bir çözüm projesi var mıdır? Başbakanla hükümet bakanlarının açıklamalarına bakarsanız, rahatlıkla böyle bir projenin olmadığını söyleyebilirsiniz. Sadece Öcalan’ın İmralı’da BDP heyetine ‘’Kollektif haklar ve Kürt reformu yasasının çıkacağını’’ söylediğini bilmekteyiz. Belli ki bu konuda hükümet MİT aracılığıyla kimi vaadlerde bulunmuş. Ancak, ne hükümetin, ne de MİT’in şimdiye kadar bırakın yazılı, sözlü dahi bir taahhüt veya imalarının olamdığını görmekteyiz. Yani su üzerine yazılmış bir efsane!

Hükümet, Kürd haklarından bahsetmesi bir yana, böyle bir sorunun kalmadığını, kendilerinin bunu attıkları kimi adımlarla çözdüğünü savunmakta ve meseleyi ‘’Terör’’,  ‘’Sınır dışına çıkma’’ ve ‘’Silahsızlanma’’ ekseninde ele alıyor.

Peki hükümete göre bu adımları atmakta savaşı sürdürenlerin çıkarı ne olacak?

Onlar da ölümden kurtulup, evlerine dönerek ‘’sıcak yuvalarına’’ kavuşmuş olacaklar, daha ne istesinler ki?!

Öcalan’ın beklentisi ne?

Şimdi hükümetin yaklaşımı ortada. Ayrıca hangi ulusal ve uluslararası koşulların yaratmış olduğu sıkışıklıkların ürünü olarak İmralı görüşmelerini sürdürdüğünü de aşağı yukarı biliyoruz. Peki durum böyleyken, Öcalan hangi noktalardan hareketle ve ne tür beklentilerle bu sürecin içinde yer almak istiyor?

Tabii ki faktörler üzerinde ayrıntılarıyla durulduğunda belki de düşünülenden daha fazla gerekçe bulunabilir, ancak ben dört noktayı temel aldığını düşünüyorum.

Birincisi: Öcalan, kamuoyu nezdinde meşru, devlet nezdinde ise yasal bir statü kazanmak istiyor. Bu temelde Kürd meselesini de Türk ve dünyadaki büyük güçlerin gündemlerine daha kapsamlı bir biçimde koymak istiyor. Çözüm olsun olmasın, bu bile onun için başlı başına bir başarıdır.

İkincisi: Türk devletinin içine girdiği sıkışıklıktan yararlanarak, acaba kısmi tarzda da olsa kimi haklar koparmak mümkün mü diye düşünüyor. Her iki tarafın da kimi çıkmazları olmakla birlikte, savaşı tüm hızıyla sürdürebilecek kapasite ve kaynağa sahiptirler. Bu bağlamda ve bu tarzda savaşın devam etmesi, yakın vadede Kürdlere de ciddi bir şey kazandıramayacak. Köklü dönüşümlerin dinamiğini oluşturamayacak. Bu yüzden, başka bir yoldan –kısmi boyutta da olsa- sonuç alıcı bir tarz denemek istiyor.

Bu konudaki beklentisi de, Türkiye’nin uluslararası antlaşmalarda(AB) mahalli idarelerin özerkliğine dair maddeler üzerindeki şerhi kaldıracağı yönündedir. Ancak Sırrı Süreyya Önder bu konuda kendisini bilgilendirerek, bu şerhin kaldırılmasıyla, idari ve mali özerkliğin hayata geçirilemeyeceğini, bunun için ayrıca bu maddelerin anayasal ve kanuni dayanaklara oturtulması gerektiğini vurgulamıştır. Öcalan, idari ve mali özerkliğin elde edilmesiyle, adına ‘’demokratik Özerk Kürdistan’’ denmese de, fiiliyatta durumun böyle işleyeceğini varsaymaktadır. Adeta, hele çocuk önce bir doğsun, ismini sonra veririz demeye getiriyor.

Üçüncüsü: Öcalan’da hala ciddi bir darbe kaygısı vardır. Darbenin ille de klasik tarzdaki askeri darbelerle hayata geçirilmesi de gerekmiyor. Özellikle MİT yetkililerinin Oslo görüşmelerinden ötürü  yargılanmak istenmesi, onda sıranın kendisine de gelebileceği kaygısını yaratmış gibidir. Öcalan, prensip olarak yetki ve çözüm gücü kimdeyse onlarla bir arayışın içine girer. Önceleri askeri güçler ve onların uzantıları ön plandayken, daha çok onlarla görüşmelerini sürdürdü. Sonra sözkonusu kesimlerin zayıflamasıyla birlikte, dümeni hükümete yönelik kırarak, onun üzerinden bir şeyler elde etmeye çalıştı. Aslında önceki dönemlerde de Öcalan sık sık gerek başbakan, gerekse de Cumhurbaşkanına mektuplar yollayarak çözüm talebinde bulunmuştu, ancak hükümet ve hükümeçe seçilen cumhurbaşkanı bu çağrılara kulaklarını tıkamıştı.. Öcalan, bu vesayet sistemi denilen kesimlerin zayıflamasına rağmen, henüz tam olarak yok olmadığının bilincindedir. Dolayısıyla hükmetle sürdürülen görüşmelerin sonuçsuz kalması durumunda, kendisinin de bundan nasibini alıp hedef tahtasına oturtulabileceği kaygısını taşımaktadır. Kendisinin sürece müdahil olduğunu belirterek görüşmeleri tekrar başlattığını, MİT’i ve hükümeti kurtardığını söylemesi, biraz da bu kaygılarını yansıtmaktadır.

Aslında Öcalan’ın olası bir darbeye karşı yapabileceği fazlaca bir şeyi yoktur, buna rağmen rolünü abartarak, hükümette minnet duygusu yaratmaya çalışıyor. Adeta, ‘’Bakın sizi ben kurtardım, değerimi bilin, iktidarınızı sürdürmek istiyorsanız, benim çözüm projelerime destek verin’’ mesajını vermektedir. Yani yorumlanmaya çalışıldığı gibi hükümetin güdümüne girdiği için bu yaklaşımı sergilememektedir diye düşünüyorum..

Ki hükümet, Öcalan’ın bu uğraşlarını farklı okudu. Öcalan’ın kendisinden ötürü kaygılandığını gördü ve onu deyim yerindeyse kendi hizasına çekmek için kimi girişimlerde bulundu. İşte Paris cinayetleri de –diğer kimi yan sebeplerin yanında- Öcalan’ın duyduğu kaygıları derinleştirip korkuya dönüştürmeyi amaçlıyordu kanımca. Yani Öcalan’ın girişimlerini bir zaaf olarak görüp, bizzat kendisine karşı kullanmak istedi. Dolaylı baskı, şantaj ve tehditlerle avucunun içine almak istedi. Öcalan bu şantajı gördü ve  açıkça hükümete ‘’Hepimizin hayatı söz konusudur’’ diye yanıt vererek, bunu etkisiz kılmaya çalıştı. ‘’...Türkler de bunu bilmeli; başarısızlık orta ve üst düzey savaş, isyan, kaos hepimizin hayatı söz konusudur’’ belirlemesi, beni ölümle tehdit ederseniz, bundan siz de nasibinizi alırsınız, mesajıdır.

 Aynı siyaseti Kandil üzerinde de uygulamaya çalışıyor, bu amaçla operasyonlara tam hız devam ediyor. Bunların sonuç verip vermeyeceği ayrı bir konu, ancak hükümetin politikasını iyi okumak için, bu noktalara iyice dikkat etmek gerek.

Dördüncüsü: Öcalan gerillanın kuzeyden çıkartılmasını, başka alanlardaki başarılara dönüştürmek istiyor. Dünyanın büyük güçlerinin esas dikkatleri bugün Suriye ve İran üzerinde yoğunlaşmıştır. Bu yüzden onlar Kuzeyde ne ciddi karışıklıkların ne de bu boyutta köklü dönüşümlerle hak kazanımlarının gündemleşmelerini istemektedirler. Tarafların en asgari zeminlerde bir araya gelip sükuneti sağlamaları kendi çıkarlarınadır. İşte Öcalan, yakın vadede kuzeyde köklü dönüşümleri sağlamanın oldukça güç olduğunu görüp, dikkatleri Doğu ve Güneybatıdaki Kürd ulusal mücadelesi üzerinde yoğunlaştırmak istiyor. Tabii bu konuda da fazla iyimser olmamak gerek. Çünkü hali hazırda ABD ve müttefiklerinin ne Suriye’ye ne de İran’a fiili müdahalede bulunma gibi bir niyetlerinin olmadığı görünüyor. İran’da yakın zamanda değişiklik beklenmemekle birlikte, Güneybatı Kürdistan’da elde edilen kazanımların korunması, tarihi bir önem ve aciliyet arz etmektedir. Bu yüzden Öcalan, dolaylı olarak gerillann oralara kaydırılabileceğini dile getiriyor. 

Tabi, ele almaya çalıştığım bu dört nokta, benim Öcalan’ın BDP heyetiyle İmralı’da yaptığı görüşmedeki açıklamalarından çıkardığım kendi sonuçlarım, yorumlarımdır..

Öcalan’dan Kandil’e yakınma, hükümete uyarı

Öcalan bir yol haritası çizmiş ve bunu kendi örgütüne sunmuş bulunmaktadır. Tabii ki hükümetin denetiminden geçtikten sonra mesajlar gerekli yerlere ulaştırılmıştır. Yol haritasında tam olarak ne olduğunu bilmiyoruz. Ancak görüşme notlarından hareketle bir önfikir edinebiliyoruz. Devletin ise bu yol haritasına ilişkin nasıl bir tutum takındığını bilmiyoruz. Kapalı kapılar ardında kimi sözler vermiş olsa da, biliyoruz ki bu tür sözler gerçekte yok hükmündedir.

Öcalanla devlet arasında(MİT aracılığıyla) bir konsensus oluşmuş olabilir. Ama pratik tecrübelerden, bu konsensusun her iki taraf için de paravan olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü her iki tarafın beklentileri, amaçları farklıdır. Kimi noktalarda oluşan çakışmalar ise, ayrı doğrultu ve hedeflere yönelen ortaklıklardır. Birbirlerinden gizli yol haritaları vardır tarafların. Ama işin ilginç yönü, taraflar birbirlerini öyle iyi tanıyorlar ki, kafalarının arkasında yatan niyetleri pekala okuyabilmektedirler. Dolayısıyla, her iki taraf olacakları önceden okuyabildikleri halde, şanslarını denemek istemektedirler.

Burada belirleyici olan, biraz da yetenek, kıvraklık ve kararlılık olacaktır. Hangi taraf iyi oynarsa, onun daha çok kazanma olasılığı vardır. Durum böyle olduğu için, devlet tam da bu noktada rakibini zayıf düşürmeye çalışmaktadır. Yani onu içten bölüp, çelişkilere sürüklemek, böylelikle de ikircimli bir konuma getirip kıvrak, tek vücut ve organize hareket etme kabiliyetini ortadan kaldırmak istiyor. Sürekli operasyon baskısı altında tutmaya çalışmanın amaçlarından biri de, özellikle Kandilin serinkanlı düşünmesini ve sürecin ihtiyaçlarına uygun doğru, akılcı politikalar geliştirmesini önlemeye çalışıyor.

Öcalan kurgusundan emin gözüküyor. Bu yüzden Kandil’i ikna etmeye çalışırken; hükümeti ise uyarıyor. Kandil’in kaygılarını giderip, deyim yerindeyse; ‘’ Merak etmeyin, ben kül yutmam, yaş tahtaya basmam’’ demeye getiriyor. İkna çabasına ek olarak, bir yakınmada da bulunuyor ve PKK’nin de kendisini anlamadığını belirtiyor. ‘’PKK beni daha çok bir ağabey, bir baba olarak görmek istiyor’’ demektedir. Burada, ben her isteğinizi yerine getirebilecek, sizin yerinize hareket edecek biri değilim, imkanlarım sınırlı, benden fazla şey beklemeyin ve taleplerinizi de çok yüksek tutmayın demeye getiriyor.

 Hükümeti ise, attığı bu adımlardan ve hedefini küçültmüş olmasından ötürü kendisinin teslim alındığı gibi bir yanlışlığa düşmemesi gerektiğini vurgulayarak uyarıyor.

Görüşme notlarında Öcalan’ın şöyle bir açıklaması var: ‘’... Benim çok inatçı olduğumu biliyorsunuz. Ben ilk günden demoktratik Cumhuriyeti savundum, onlar beni anlamadılar; ‘Apo’yu bitirdik’ dediler. Stratejik hatalar yaptılar. Ergenekon’u saptılar umarım bu sefer böyle olmaz. Onun için benimle oynanmayacağını özellikle AKP’ye anlatmalısınız...’’

Kandil’in yaklaşımı

Murat Karayılan yaptığı son açıklamasıyla, sürecin öyle kolay rayına oturmayacağını yansıtıyor. Hükümetin çözüm söylemlerine rağmen kendilerini terörist olarak damgalamaya devam ettiğini, ayrı bir taraf olarak görmediğini ve imha operasyonlarına devam ettiğini dile getirerek, bunun güven verici bir yaklaşım olmadığını vurguluyor. Halkı ve legal Kürd siyasetçilerini ihtiyatlı davranmaya, büyük umutlara kapılmamaya davet ediyor.

Ayrıca, Öcalan’ın kapsamlı bir süreç başlatmak istediğini, buna yüksek değer biçtiklerini, ancak bazı noktaları anlamakta güçlük çektiklerini, bunun için de BDP heyetinin ziyaretini önemsemekle birlikte bunu yeterli görmediklerini,  onun bizzat kendileriyle ilişkiye geçip savaşçı kitleyi ikna etmesi gerektiğine işaret ediyor.

Üstelik, Kürd hareketinin bölgedeki savaş imkanlarının eskiye nazaran daha bir arttığını, bunu kazanıma dönüştürme olasılığının büyüdüğü bir süreçte savaş dışı bir politikaya evrilmelerinin çok da kolay olmayacağını açık yüreklilikle yansıtıyor.

En dikkate değer olanı da, operasyonlar devem ettiği müddetçe, eylemlerine devam edeceklerinin altını çizmesidir.

Süreç nasıl ilerleyecek?

Yukarıda da belirttiğim gibi, tarafların mücadele ve savaş deneyimleri oldukça çoğalmış ve birbirlerinin niyetlerini okumada güçlükler çekmediğini dile getirmiştim. Ama nihayetinde bir tarafın iyi kötü bir projesi varken, öteki tarafın(devletin) çözüm yönünde hiç bir niyeti ortaya serilmemiştir. Bütün zorlukların yanında, bana göre olası tüm ‘’barış’’ sürecini tıkayacak ve sekteye uğratacak ana kaynak bu olacaktır.

Kandil’in Öcalan’ın projelerine direk karşı çıkma gibi bir lüksü yoktur, ancak bile bile de zarar görme olasılığı oldukça yüksek olan böylesi bir sürece de girmek istemeyecek, en azından yavaşlatmaya veya yeni önerilerle projeyi zenginleştirmeye çalışacaktır. Tabii ki sonradan birileri bunu süreci baltalama gibi okuyabilir, ancak esas mesele, devletin gerçekten de kısmi tarzda bile olsa kimlik ve idari anlamda kollektif Kürdi haklara yanaşmamasından kaynaklanmaktadır.

Böylesi koşullar altında bırakın silahları bırakmayı, ciddi bir ateşkesin yaşanabilmesi dahi kuşkuludur. Hatta savaşın daha bir tırmandırılması da olasıdır. Neticede top devlettedir. Eğer adım atarsa, kimi süreçlerin önü açılabilir. Ben şahsen Kürdlerin hiç bir şekilde güvenliklerini başka bir güce emanet etmemeleri ve kendilerini savunmasız bırakmamaları gerektiği düşüncesindeyim. Kısmi tarzdaki barışçıl çözüm için gerekli tüm adımlar atılabilir, hedefler kısaltılıp kimi tavizler de verilebilir, ancak kimlik, öz yönetim hakkı ile savunma konularında Kürdlerin kesin kırmızı çizgileri olmalıdır.

Dörtgen aşılmalı

Görüldüğü gibi ‘’İmralı süreci’’ dörtlü kesim arasında sürdürülmektedir: Öcalan, Kandil, Avrupa ve BDP. Devletin zaten Kürd meselesi diye bir sorunu yoktur, eğer bu kesimle gerçekten de Kürd halkı için kimi şeyler başarmak ve çözüm sürecine katkı sunmak istiyorlarsa, öncelikle bu daire içine hapsolmuş kısır görüşme döngüsünü aşmak zorundadırlar. Siyasi olsun, sivil olsun geniş katılımlı bir ulusal konsensus yaratılmadığı müddetçe, devletin meseleyi silahsızlandırma ve tasfiye siyeseti içinde boğma çabalarından tamamıyle kurtulamayacaklardır.

06.03.2013

---
MESAJINI GÖNDER (Mesaja xwe bişînekomantar bike)

 0     MESAJLARINIZ ( Mesajên we)


 
Nivîsên din yên nivîskar
06/3/2013  İmaj savaşı üzerinden sürdürülen İmralı barış süreci
11/2/2013  Kürd halkı çözümü kendinde bulmalı
13/1/2013  Türkiye Örtülü Operasyonlar Cumhuriyeti
28/12/2012  Roboski Güneşi Sömürgen’in Ampulünü Söndürdü
17/12/2012  Suriye’deki gelişmeler Güneybatı Kürdistan’ı nasıl etkiler?
22/11/2012  Açlık grevleri ve yarattıkları sonuçlar
17/11/2012  Demokrasilerde açlık grevi olmazmış(!)
4/11/2012  Aysel Tuğluk’un Gözyaşları ve Yedi Başlı Ejderha
26/10/2012  Bu seferki grevler çaresizlikten değil
23/9/2012  Yenilmezliğin sırrı Kürt toplumundaki dönüşümdedir
1/9/2012  Çok başarı değil; az hata, karşıtlık değil; ulusal birlik zafere götürür
19/8/2012  Dert veren Mevla, dermanını da verir
6/8/2012  Kesintisiz operasyona karşı kesintisiz vuruş
28/7/2012  Bizi gücümüzden utandırıp yenmelerine izin vermeyeceğiz
14/7/2012  Öcalan’la görüşme mi, izolasyonla kıvama getirme girişimleri mi?
5/7/2012  Ne savunduğundan çok, hangi zeminde durduğun önemli
13/5/2012  Ulusal kongre üzerine
15/4/2012  Diplomatik Aktivizm, Askeri Hazırlık
29/3/2012  Yumruğa en iyi yanıt, ‘’Türk’’ten vaz geçmektir
21/3/2012  Newroz Anayasası
3/3/2012  Bu bahar dağa çıkacağım..
17/2/2012  Operasyonlar ve Konseptlerin İflası
8/2/2012  Dem dema yekîtiyê ye
1/2/2012  Tam da Çözülecekken;…
24/1/2012  Sevsen de Terk Edeceksin, Sevmesen de..
15/1/2012  Ben Leyla Zana’yı farklı okudum
9/1/2012  Klikler Savaşı ve İlahi Adalet
1/1/2012  Uludere Katliamı YAŞ Kararlarının Ürünü mü Acaba?
18/12/2011  Ordudaki dizaynla Kürdistan’ımız hedef tahtasına dönüştürüldü
20/11/2011  Dünün Mustafa, İsmet, Fevzi’si; Bugünün Abdullah, Tayyip, Necdet’idirler
10/11/2011  Türk devletinin kurduğu çapraz tuzak
1/11/2011  Kimyasal Necdet
25/10/2011  Belki de Müge Anlı Kürtlere doğru yolu gösteriyordur
7/10/2011  Barış için savaşa hazır olmak
15/9/2011  Kürt Sorunu ve MİT Sözcüsünün ‘’Devrimci’’ Çözümlemeleri
3/9/2011  Mevsim Değişir, Dien Bien Phu Olur
20/8/2011  Sözümüzün hiç tükenmediği yerdeyiz
6/8/2011  CHP devletinden AKP devletine
26/7/2011  Krizin Kod Adı 330
26/6/2011  Hatip Dicle’nin Rövanşını Belediye Seçimlerinde Almalıyız
14/6/2011  Seçim sonuçları kolonyal sisteme vurulmuş bir darbedir
9/5/2011  Ayla Akat
1/5/2011  Hilweşandina sîstema dagirker nêz dibe..
19/4/2011  Seçimlerden çekilmek çare değil
10/4/2011  Sevindirici, ama buruk bir başlangıç
24/3/2011  Sebahat Tuncel’in Tokadı
11/3/2011  Sakıncasız Kürd
2/3/2011  Devrimler bize yaramadı
19/2/2011  Şivan Perwer Türk Devletini Afetmemeli
13/2/2011  Devrimler bize yaramadı
21/11/2010  Barajı aşmak kararlılık ve bağımsız tutum ister
28/10/2010  Örnek bir olay, örnek olmayan davranış
12/10/2010  Aydın sorumluluğu ve sorumlu aydın
14/9/2010  İki Referandum, İki Sonuç
4/9/2010  Toplumsal Hafızayı Silmek, Sömürgeci Bir Politika
25/8/2010  „Yetmez Ama, Evet!’’ diyorum
4/8/2010  12 Eylül Faşizmi ve 12 Eylül Referandumu
23/6/2010  Yabancısınız!
5/6/2010  Sevahir Bayındır İçin
11/5/2010  Baykal’ı neden gönderdiler?
22/12/2009  Devlet Kendi Kurduğu Kapana mı Düştü?
13/12/2009  DTP’nin Kapatılması Kürtleri Barajlama Siyasetinin Devamıdır
6/12/2009  Devletin ´Milli Açılımı´ İflas Etti
30/11/2009  Öcalan Günah Keçisi mi?
30/11/2009  Öcalan Günah Keçisi mi?
18/10/2009  Genelkurmay açılımı çetin bir sinavda grupların dönüşü provokatif bir yaklaşım
17/10/2009  Genelkurmay Açılımı Çetin Bir Sınavda
5/9/2009  ´Demokratik Açılım´ hakkında birkaç tespit
20/7/2009  ’’Sivil Generaller’’ Değişiyor, Bakalım Askeri Generaller de Değişecekler mi?
23/6/2009  Kürt Meselesinin Çözümsüzlüğü