Bedirxan Epözdemir

Epozdemir1@zonnet.nl

Apê Selim ya da sevginin öbür adı

Yaşam, acılar ve hüzünler yumağıdır. Hiç farkına varmadan akıp gidiyor. Tatlısıyla, acısıyla, coşku ve hüznüyle iz bırakanlar, tüm bu curcunalar içinde bile unutulmuyor. Onlarla yaşıyorsunuz, çoğu kez. Yaşamın her alanında kalite düştükçe, geçmişe dalıp, gidiyorsunuz. Elemlerinizi, özlemlerinizi Onlarla paylaşma ihtiyacı duyuyorsunuz. Bazen Onlarla yalnız kalmak istiyorsunuz. Sanıyorsunuz ki yanı başınızda bağdaş kurup, oturmuşlar. Yahut dimdik ayakta sizinledirler. Sohbetin en sıcak noktasındasınız. Serzenişler, duyular, duygular, geçmiş, yaşadığınız süreç ve yıllar öncesi gelecek için beraber kurduğunuz kurgular. Topyekûn bir muhasebe içindesiniz. Niçinler, nedenler, kim, nerede, ne zaman ve yanıtsız kalan daha nice sorular. Yılların biriktirdiği bir yığın çözülmemiş, şifreler. Onlardan başka hiç kimse ile paylaşmadığınız anılar, denklemler ve kördüğüm olmuş sorunlar. Tüm bunlar sanki canlı, diri gözlerinizin önünde gidip-geliyor.

 

Sonra “keşke”ler kurcalıyor, kafanızı. Keşke böyle deseydim, böyle söyleseydim, böyle yapsaydım. Ama nafile. Olan olmuş, giden gitmiş. Keşkeler yanıtsız. Bu nedenle ilerde ax û wax etmemek için şimdiden “keşke”lere karşı önlem almak lazım. Keşkeleri yaşamın her alanında söküp-atmak mümkün mü?

 

Sizleri bilmem ama ben çoğu kez özlemlerimi, düşlerimi geçmişle karşılıyorum. İyi ki imgeler, iyi ki düşler var ve iyi ki rüya görme özgürlüğüne sahibiz. Sahi düşsüz, imgesiz ve rüyasız yaşamak olası mı? Veya rüyalarınız kısa sürdü diye siz de kendi-kendinize kızıyor musunuz?

 

İnsan anılarıyla yaşar derler. Acılarla, hüzünlerle, coşku ve sevinçlerle yoğrulmuş anılarla. Eskiden buna pek inanmazdım. Ama şimdi unutkan toplumun ürettiği, unutulmuşluğun yarattığı gerilimi ve hüznü gördükçe, yaşamda ve özellikle bizim gibi yaşamı zikzaklarla dolu olanlar için anıların daha bir önemli olduğuna inanıyorum.

 

Yaşamını, güzel ve onurlu bir gelecek için seve-seve verenlere karşı borcumuz var. Onları, unutmamak, hatırlamak, anmak ve yâd etmek herkesin namus borcu olmalıdır.

 

Mustafa Budak (apé Selim), işte bu onurlu ve güzel gelecek için, gecesini gündüzüne katarak, son nefesine dek çalışan ve genç sayılabilecek bir yaşta yitirdiğimiz mücadeleci bir insandı. Zaman nasıl da akıp-gidiyor. Takvime baktım bugün, Apé Selim'i yitireli 24 yıl olmuş. Derinlere daldım. Her şey bir sinema şeridi gibi gelip-geçti gözlerimde. Hüzünlenmedim, desem yalan. Hüznümü paylaşacak birilerini bulamadım. Yavuz'a yetişemedim, Zinar ile Fiko sesimi duymadılar. Hele o özlemim olan ve bugüne dek görme olanağı bulamadığım, Apé selim'in sevgili çocuklarına yani yeğenlerime ulaşmamanın ezikliğini yaşadım. İmdadımı Kazım'a ve Hüsnüye bacıya ulaştırdım. Sevgili Feridun' la ve yeğenimizle görüştüm. Az da olsa özlem giderdim. Ve söz verdim kendime bugün tek başıma Apé Selim'i anacağım.

 

Apé Selim'i yazmak, kolay mı öyle? Elbette ki klasik anlamda veya ideolojik şablonlarla, sloganlarla anlatmak kolay. Ama mücadeleci kişiliği, hayata bakışı, kendine özgü yapısı ve Mustafa Budak'ın nasıl Apé Selim olduğunu anlatabilmek, bir yetenek işi. Kendimi bir yetenek sınavına tutmaya çalışıp Apé Selim'i yazmak istedim, yıllar sonra. Yazılacak öyle şeyler, söylenecek öyle sözler, paylaşılacak öyle anılar var ki bu yazının kapsamının dışında. Ama kuşku olmasın bir gün mutlaka yazılacak, mutlaka söylenecek ve mutlaka paylaşılacak, hem de mektuplarla, tanıklarla.

 

Kısa ama onurlu bir yaşam:

Mustafa Budak(Apé Selim) 1940 yılında Seyit Rıza'ların, Elî Şér'lerin diyarı, her dönemde zalimlerin, zorbaların yüreğine korku salan, ama asla baş eğmeyen, Dersim'in Mazgirt ilçesi, Moxondî Nahiyesi, Hülman Köyüne bağlı, Haysıv mezrasında, Süleyman ve Xatûn hanımın, onbir çocuğunun en büyüğü olarak dünyaya gözlerini açtı. Babası merhum Süleyman Bey, Apé selim'in ölümünden dört ay sonra yanı 30 ağustos 1984 te hayata gözlerini yumdu. Annesi Xatûn Hanım, takriben doksan yaşında ve halen çocukları ile beraber İngiltere'de yaşıyor.

 

Apé Selim, İlköğrenimini kendi köyünde yani Hülman'da, orta öğrenimine Elazığ'da başladı, Nazımiye'de bitirdi. 1955-56 öğretim yılında Gümüşhane öğretmen okuluna girdi. Bu giriş çok kısa sürer. Okul yönetiminin kimi haksızlıklarına ve öğrencilere karşı uyguladığı hukuk dışı uygulamalara karşı çıktığı için okuldan uzaklaştırıldı. O dönemdeki haberleşme olanaklarının yetersizliğinden dolayı, ailesi bu olayı aylar sonra öğrenir. Zaten kendisi de olayı üzülmesinler diye ailesine bildirmez. Yeni bir yaşamın eşiğindedir. İki yıl içinde Erzincan, Adana, Ankara arasında mekik dokur. Çeşitli işlerde çalışarak, günlük yaşamını sürdürür. Sonra babasının iknası üzerine, tekrar ailesine döner. 1958 yılında Elazığ lisesine kayıt yaptırarak, yarıda bıraktığı öğrenimine yeniden başlar. Lise öğrenimini başarı ile bitirir. 1960-61 yılında Ankara Üniversitesi D.T.C Fakültesi Rus dili ve Edebiyatı bölümüne kayıt yaptırır. Öğrenimine çalışarak devam eder. Ekonomik sıkıntılar, acılar ve baskılar peşini bırakmaz. Bu nedenlerle üniversite öğrenimini yarıda bırakmak zorunda kalır.

 

1967-68 yılında Bitlis de öğretmenliğe başlar. Tayini Bitlis- Ahlat'ın bir köyüne çıkar. Bu tayin bilinçli bir istemdir. Çünkü Apé Selim'in kız kardeşi Hüsnüye Hanım da Ahlat Yatılı Bölge Okullunda öğretmendir. Daha sonraki yıllarda Türkiye'nin çeşitli yörelerinde öğretmenlik yaptı.

 

Apé Selim 60'lı yılların sonlarında halasının kızı Şadiye Hanımla evlenir. Şadiye Hanım halen Diyarbakır'da yaşamaktadır. İkisi kız olmak üzere(Bejdil, Stran, Zana, Rojhat ve Şergir) beş çocukları olur. Üzülerek belirteyim ki Mimar olan sevgili Zana'yı 10 Mayıs 2006 yılında elim bir trafik kazasında kaybettik. Bu gençlerimiz, babaları gibi zarif, isimleri gibi güzel ve şirin insanlardır. Babalarının yolunda yürümeleri ayrı bir onur ve tesseli kaynağımızdır.

 

Onurlu bir mücadele:

 

1961 Anayasasının getirdiği nispi demokratik ve özgürlükler Türkiye genellinde yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Sol ve ilerici- demokrat hareket boyutlandı. Bu yıllarda gençlik ve kitlesel yığın hareketleri gelişmeye başladı. Saflaşmalar daha bir netleşti. Bu saflaşmada Apé Selim, solda yerini aldı. Üniversitelerde gelişen öğrenci gençlik hareketinin gelişmesi için hiçbir fedakârlıktan kaçmadı. Üniversitelerin Özerk ve demokratik bir yapıya kavuşması için yürütülen mücadeleye omuz verdi. Özellikle Kürd gençliğinin bu saflarda yer alması için çaba sarf etti.

 

Bu dönem, aynı zamanda Kürd Ulusal Demokratik Mücadelesinin üzerindeki ölü toprağını attığı, yeniden dirildiği bir dönemdir. Kürd Ulusal Hareketinin ölümsüz önderi baba Barzani'nin Sovyetler Birliğinde dönmesi, Güneyde Kürd Ulusal mücadelesinin yeniden sahneye çıkması, kitlelere ve Kürd gençliğine büyük bir moral kaynağı oldu. Tüm bu gelişmeler Kuzey Kürdistan'da da etkisini gösterdi. Bu yıllarda yayınlanan gazete ve dergiler, organize edilen “Doğu mitingleri” kitlelerde büyük bir heyecan yarattı. Kuşkusuz Apé Selim de bu heyecandan payını aldı. Salt payını almakla da yetinmedi, bu heyecanın kendi çevresinde dalga-dalga yayılmasında rol oynadı. O'nun ulusal bilincinin gelişmesi ve ulusal saf tutması bu döneme deng düşer.

 

Her Kürd yurtseverinin yaşamında olduğu gibi sevgili Apé Selimin yaşamı da acılar ve baskılarla doludur. Bu acılar ve baskılar artık O'nun ileriki yaşamının rotasını çizer. Bir yandan ulusal-demokratik bilincin getirdiği sorumluluk, diğer yandan geçim derdi. Dışarıdan Öğretmen Okulu bitirme sınavlarına girer, öğretmen olur.

 

Hemen belirteyim ki Apé Selim ile ilk kez 1968 yılında değerli Kürd Yurseveri Feqî amcanın evinde karşılaştık. Feqî Amca ile tanışıyordu, O'nun ziyaretine gelmişti. O'nu ilk gördüğümde kibarlığı, zarafeti dikkatimi çekmişti. Sonraki yıllar yaşam bizi çeşitli koşullarda ve çeşitli görevlerle aynı kulvarda buluşturdu. Beraber acılar yaşadık, coşkular tattık.

 

Çok yönlü bir kişilik:

 

12 Mart faşist darbesinde diğer birçok yurtsever gibi O da gözaltına alındı. Baskılara maruz bırakıldı. Sürgünler, kıyımlar O'nun yaşamının bir parçası oldu. Hiçbir zaman yılgınlığa kapılmadı, karamsarlığa düşmedi. Tüm baskı ve sindirmelere karşın, yurtsever inanç ve kararlılığında tek bir ödün vermedi. Boyun eğmedi. Kırıldı ama asla eğilmedi.

 

Alabildiğine sempatik bir insandı. Bulunduğu yerlerde adeta kitlelerin gözü-kulağıydı. Halkçı birisiydi. Kitlelerin ekonomik, demokratik ve siyasi istemleriyle yakından ilgilenirdi. Nerede olursa-olsun, bulunduğu her yörede kitlelerin örgütlenmesi için yoğun çaba sarf ederdi, var olanlara omuz verirdi. Birçok yerde demokratik kitle örgütlerinin kurulmasında ve gelişmesinde önemli görevler üstlendi. Bu örgütlerde kurucu ve yönetici olarak görevler aldı. Sivil toplum örgütlerinin düzenlediği eylemlerde hep önsaflarda yer aldı.

 

Çok yönlü bir kişiliğe sahipti. Az konuşur, çok iş yapardı. Lafazanlığı sevmezdi. Tüketici değildi, aksine üretkendi. Kitlelerle ilişki kurmada oldukça ustaydı. Sempatik davranışları ve olgun tavırlarıyla gittiği her yerde dostlar kazanırdı. İnançlıydı, halkının ulusal mücadelesine ve onun zaferine sarsılmaz bir güveni vardı.

 

Korkusuzdu. İnançlarını ve düşüncelerini açık yüreklilikle dile getirirdi. Özü ve sözü birdi. Hiç bir zaman ard düşünceli olmadı. İnsanları renkleri ve dilleri ne olursa olsun sever, onlara dostluk göstermekten geri kalmazdı. Dostlarına karşı fedakâr ve mütevazıydi. Arkadaş canlısıydı. Sağlam bir mantığı vardı. Bu nedenle cilalı, parlak laflara itibar etmezdi. Görüşlerinde oldukça netti. Dostlarını da, düşmanlarını da çok iyi tanıyor ve tahlil ederdi. Yurtsever güçlerin birliğine ve dayanışmasına büyük önem verirdi. Hiçbir ideolojinin tutsağı olmadı, sekterlik O'nun uzağındaydı. Hoşgörü, tolerans ve sevgi yaşam felsefesiydi. Kürtlük Onun yanında her şeyin üstündeydi. Kürtçe düşünüyordu ve Kürtçe yapmak istiyordu. “Kürdler kazanacak” diyordu. Ama mevcut mantıkla değil, birbirlerini kucaklayarak, en geniş tabanlı ulusal birliklerini oluşturarak, çağdaş metotlarla mücadele vererek, kazanacaklar diyordu. Bu nedenle ulusal hassasiyetleri her şeyin üstünde tutuyordu.

 

12 Eylül bir kâbus gibi ülkenin üzerine çöktüğünde O Adana'da öğretmenlik yapıyordu. Aramalar, gözaltı furyaları, tutuklamalar ve operasyonlar birbirini kovalıyordu. Siyasi çalışmalarından ötürü aranır duruma düştü. Paniğe kapılmadı, soğukkanlılığını korudu. Arkadaşlarını Faşist Cuntaya kaptırmamak için yoğun çaba sarf etti. Faşist güçlerin halkımız ve siyasi örgütlerine karşı saldırıları yoğunlaşınca ülke içinde barınma olanağı kalmadı. 1981Ocağında arkadaşlarının kararıyla yurt dışına çıktı.

 

Kürdistan'ın değişik parçalarında ve Avrupa'da çeşitli görev ve sorumluluklar üslendi. Görevin büyüğüne, küçüğüne bakmadan hepsini başarı ile yerine getirdi. İran Kürdistan'ında çalışmaları ve davranışları ile büyük bir sempati topladı. Orada arkadaşları ile beraber kolektif çalışmanın, savaş içinde üretim yapmanın seçkin ve güzel örneklerini sundular. O parçadaki halkımız halende Apé Selim ve arkadaşlarını sevgi ve saygı ile anıyorlar.

 

1982 yılında çok zor koşullarda yaşıyorduk. Arkadaşlar, dostlar çok iyi bilir. Her taraf toz dumandı. Acılar birbirini kovalıyordu. Rahatsızdı, Apé Selim. Hastalığı gün-gün ağırlaşıyordu. O kıt olanaklarla, zor koşullarda Mustafa'nın hastalığına Karaciğer İltihaplanması yani Siroz teşhisini koydu, doktorlar. Bir an önce tam teşkilatlı bir hastanede tedavi olması gerektiğini söylediler. Didindik, çırpındık. Gün be gün eriyordu, gözlerimizin önünde. Dostların da yardımı ile uzun bir süre sonra ancak Avrupa'ya çıkarabildik. Tedavi olmak için İsveç'e gitti. Gitti ama iş işten geçmişti. Hastalığı gittikçe ağırlaşıyordu.

 

21 Şubat 1984 te Stockholm'de Hogslagstul Hastanesine yatırılır. Tüm çabalara rağmen kurtulamaz. 30 Mart 1984 günü sabaha karşı Stockholm'de Hogslagstul hastanesinde o sevgi ve umut dolu bakışlarıyla yaşama ve dostlarına veda etti.

 

Cenazesi 10 Nisanda İstanbul'a gönderildi. 11 Nisanda da İstanbul'dan alınarak, Dersime köyüne götürüldü. 12 Nisan 1984 te doğduğu yerde HAYSIV da toprağa verildi.

 

O, sevginin öbür adıydı.

Hani birbirimizden esirgediğimiz ve halende özlemini çektiğimiz sevginin.   

Onu ölümünün 24 yılında sevgi ile özlemle anıyorum.

 

29.03.2008

epozdemir1@zonnet.nl