Arşiv

 
Göle Çalınan Maya Tuttu

Kürt halkını örgütleyip onu ulusal duygu, düşünce ve talepler etrafında birleştirip harekete geçirmek, adeta göle maya çalmaya benziyordu. 1938 Dersim direnişinin bastırılmasından sonra Kürt ulusal duyguları iddia edildiği gibi tarihe gömülmemişti, Kürtlük yok edilmemişti tabii ki.. Ancak; yapılan katliamlar, mecburi göçler, asimilasyon siyaseti, süreğen hale getirilen baskılar, yoksullaştırma ve cahil bırakma çabaları, çağdan kopartıp teknolojiden, şehirleşmeden mahrum bırakma ve mecut şehirleri kasabalaştırma uğraşları üst üste binince, bir süreliğine bile olsa devlet Kürtlüğü küçümsenemeyecek oranda toprağa gömmeyi başardı.

 

Ortalıkta kol gezen korku ve tehdit o kadar büyüktü ki, Kürt olmak ateşten gömlek giymekten bile daha yakıcı ve zordu.

 

Ne var ki, Kürt aydınları dur durak bilmeksizin çabalarına devam ettiler. 40'lı 50'li yıllarda Kürtçülükle uğraşanlara halkımız deli gözüyle bakarlardı. Aydınların yaptıkları, göle maya çalmaya çalışan Nasrettin Hoca'nın yaptıklarından farksızdı halkımıza göre. Yani boş bir çabanın peşinde oldukları düşünülürdü.. Baskı ve işkencelere maruz kalmaları yetmiyormuş gibi, bizzat kendi halkı tarafından kabul görmemek, dahası dıştalanmak, çok acı olsa gerek. Öncü Kürt aydınlarının bu acıyı fazlasıyla yaşadıklarını düşünüyorum. Çektikleri bu acıların ateşiyle yürekleri ısıtıp davayı buzlanmaktan kurtardılar. Kürt bilgesi Musa Anter'in deyimiyle sıfırın altından sıfıra getirmeyi başardılar. Bu da gençliğin mücadeleye kazandırılası demekti. Artık yükün tüm ağırlığı Kürdistan geçliğine teslim edilmişti. 71 ve 80 darbesinde en büyük acıları yaşadı gençliğimiz.

 

Devletin gözünde bunlar bir avuç kandırılmış gençtiler. Kemikleri kırılıp gözleri korkutuldu mu, hele hele bir kaç tanesi asıldı mıydı, bu işin sonu geldi demekti..

Sonuç bekledikleri gibi olmadı. Çünkü hesaba katmadıkları bir şey vardı: Kürt kadını!

Anaların, bacıların, hayat arkadaşlarının, teyzelerin, halaların, dotmamların direnişini hesaba katmamışlardı. Ve başta tutsaklar olmak üzere, toplumumuzun tüm diğer kesimlerinin de tabii.

 

Direnişler sel oldu, seller birleşti halk denizine dönüştü.. Göle çalınan maya tuttu.

 

Bunda herkesin payı var. Hepimizin yüreğinde bu sevinci taşımaya hakkı var.

Tabii bunda dürüst, halkımıza dost Türk aydınlarının payı da büyük.

 

Son yerel seçimlerde ortaya çıkan başarı, yıllardır bir çok acı ve bedeller sonucu aydın, genç, kadın, işçi, köylü.. Tüm halk kesimlerinin sürdürdükleri çaba ve emeklerinin sonucudur. Tabii ki bunda herkesin payı aynı oranda değildir. Ancak bence bu tali planda kalan bir mesele. Bu duygunun paylaşılması önemli.

 

Haritaya baktığımızda ülkemizin Kuzey parçasında halkın yarısının gönlünün kazanıldığını görürüz. Ülkeyi kazanmak için, önce halkın gönlünün kazanılması gerekmiyor mu zaten? Bu hiç de azımsanacak bir sonuç değildir. Geçmişle kıyaslanıp katedilen yola bakıldığında, mesafenin nekadar büyük olduğu daha iyi görülür. Lakin henüz önümüzde daha katedilecek çok uzun bir yolun olduğunu da unutmamak gerek. Bu hamur daha çok su çeker! Henüz yolun yarısındayız.

 

Diğer alanlarda yürütülecek faaliyetlere ilişkin söylenecek çok söz var tabii, ama burada daha çok seçimlere, açık demokratik mücadeleye ilişkin bir şeyler söylemek istiyorum. Bu konuda şunların önemli olduğunu düşünüyorum:

 

 

•  Seçim başarısı rehavete ve başarıdan baş dönmelere yol açmamalı.

 

•  Bu sonuçlardan rahatsız olan devletin provokasyon dahil, bir çok önleme baş vurup kaybettiği mevzileri tekrar ele geçirmeye çalışacağı unutulmamalı.

 

•  Serhad bölgesine bundan böyle daha bir önem verilmeli; çalışmalar seçimden seçime değil, süreğen bir hale getirilmeli.

 

•  Belli pilot bölgeler tespit edilerek başarının diğer kazanılmamış illere de yayılması sağlanabilir. Bu pilot bölgeler, Mardin, Bitlis, Muş ve Ağrı olabilir mesela. Bir dahaki seçimlerde buralardan gösterilecek adayların tespiti için şimdiden zemin yoklanmalıdır. Bunlar halk tarafından sevilen, siyasi veya meslekleki hayatlarında başarı sağlamış, karizmatik güçlü adaylar olmalıdır.

 

•  Kazanılmış belediyeler, eldeki imkanların sınırlılığına rağmen, öyle bir faaliyet sürdürmelidirler ki, devlet partilerinin denetimindeki belediyelerden farklılıklarını ortaya koyabilmelidirler. Bu şekilde kazanılmış olan bu mevzilerin korunması ve elde tutulmaya devam edilmesi de sağlanabilir.

 

•  AKP Kürdistan'da gerileme ve güç kaybetme sürecinde olduğu için devlet, kendisini temsil edecek yeni bir partiyi güçlendirip öne sürebilir. Örneğin Tedavülden kaldırdıkları Erbakan'ı tekrar cilalayıp kurdeleli bir şekilde yeni bir yapıymış gibi piyasaya sürebilirler. Buna karşı halkımızın duyarlı kılınması oldukça önemlidir.

 

•  Birlik çalışmaları seçim arifesine ertelenmeden, bugünden başlatılmalı. Taraflar bir birleri hakkındaki sert düşünceleri mantık süzgecinden geçirip yumuşatmalı. 35, 40 yıl önce başlayan uyuşmazlıkların adeta ‘'Kan davası'' gibi bugüne taşırılmasının hiç bir anlam ve yararı yok.

 

•  Bir dahaki seçimlerde Kürdistan'da yaşayan ulusal ve dinsel azınlıklara da seçilme imkanı verilmelidir. Binlerce yıldır Kürt halkıyla iç içe yaşamış bu halklar, bir çok dönemde bizimle benzer kaderler yaşayıp ortak acılar yaşamışlardır. Bu insanların değerlerine, onların etnik ve inanca dayalı farklılıklarından kaynaklanan haklarına saygılı olduğumuzu ve onların da bu haklarını elde etmelerinde kendileriyle el ele mücadele etmeye hazır olduğumuzu göstermeliyiz. Aksi tutumlar, bu halkların Türk devlet partilerinin kucağına itilmelerini sağlamaktan başka bir yarar sağlamaz. Bu tutum tabii ki sadece bir seçim yatırımı olarak düşünülmemeli. Bu halklarla sürekli birlikte yaşamaya devam edeceğiz. Bu çaba, güzel ve özgür bir ortak yaşamı hedeflemeli.

 

Bu başarı hepimizin; tüm düşünce farklılıklarına rağmen, herkes kazanılan belediyelere sahip çıkmalı, başarılı olmaları için elinden geleni yapmalıdır. Belediyelerin başarısı için yürütülecek faaliyetler, Kürt siyasi çevrelerinin yakınlaşmaları için de güzel bir ortam yaratabilir. Zaten kalıcı ve gerçek birlikler ortak mücadele alanlarında gerçekleşmiyorlar mı?

 

Cemal Özçelik

11.Nisan.2009

 

 

 

 

 

 

 

 

Atom Bombası mı Daha Tehlikeli Yoksa Kalaşnikof mu?

Newroz Coşkusunu Yerel İktidarla Taçlandıralım

Yeni Siyasi Konsept

Selim Çürükkaya' nın Çığlığı ve Kürtler'in Çıkmazı

Çiçek Açmazdı Bahçesinde Onların

Utanmazca Bir Özür Tarzı TRT-Şeş

Sayın Kurdinfo Yetkilileri ve Okuyucularına

Bize özgürlüğü fısıldayan bir Mitos'umuz var

Kadının Gerçek Tarihi Lilith'te Saklı

Newroz sürecindeki olaylı gelişmeler yeni askeri konsepten bağımsız değil

Ülkemin Ateş Saçlı Kadınlarına Selam Olsun

Karlı Doruklarda Batan Sahte Güneş

Kürt planı mı, Kurt kapanı mı?

Bir Umut İçin Oylar Bin Umut Bağımsız Adaylara!

Devletin yeni konseptine karşı Kürt Ulusal Kongresi şart oldu

Türk Devleti'nin niyeti ve Nêçîrvan Barzani`nin doğru tavrı

Çapemeniya Ereb û Birêz Barzanî

Evren Değişti, Adaletin Yerini Bulması Yakınlaştı!

Fırat Yaslı, Dicle Mahzun

Devrimci Demokrat Gelenek

Kürt Ulusal Sorunu (V) Uluslararası koşulların Önemi

Askeri Konsept Değişikliği

Hedef Tüm Kürdistan

Kürdistan'a Doğru

Nankör Evlat: Terör!

Kürt Ulusal Sorunu (IV) Sığınmacı politikalara son verme zamanı gelmedi mi?

Kürt Ulusal Sorunu (III)
Matruşka Politikalar

Kürt Ulusal Sorunu(II)
Çözüm yolu mutlaklaştırılmamalı!

Kürt Ulusal Sorunu (1) Sorunun adı doğru konulmalı

Benim İçin DDKD'nin Anlamı

Güneşin çocuklari kazanacak

Jijan jiyîn e..

Tarihten ders çıkartmak

Medya Rüya Değil
Vizyon Eksikliği
Medkom Çevresi
Artık Kurban Vermek istemiyoruz!
Bu Sefer Farklı Olabilir
Küçük Kaygılar Büyük ideallerin Önünü Kesmemeli
Doğrusu neyse o yapılmalı, fazla söze gerek yok