Arşiv

 
Selim Çürükkaya' nın Çığlığı ve Kürtler'in Çıkmazı

 

Hafta içi kalkıp işe gitmek için sabahları uyanmak bana güç gelir. Ama her nedense hafta sonları çalışmadığım ve erken kalkmak zorunda olmadığım halde uykumu tam almış bir şekilde sabahın köründe sabırsızlıkla uyanırım. Tabi daha elimi yüzümü bile yıkamadan yaptığım ilk iş olarak interneti açarım.

Bu sabah da böyle oldu. Siteleri dolaşırken, Kurdwebb.com'da Selim Çürükkaya'nın yazısına rastladım. Okudum. İçim cız etti. Adeta bir imdat çığlığı:

‘'Ben, eşim ve çocuğum ölüm tehlikesi altındayız... Sesimizi duyun!!''diyor.

 

Baskı, takibat, korku Kürt aydınının kaderi mi olacak hep? Bu çarpık zihniyetten ne zaman vazgeçilecek? Kürt ulusal hareketi saflarında yaşanan son 30, 40 yıllık tecrübeler bu metotların hareketi nasıl baltaladığını yeterince göstermediler mi bizlere?

Üstelik bir dönemin faillerinin, bir sonraki dönemin kurbanları olduklarını hep beraber görmedik mi?

 

Barış diyoruz, demokrasi diyoruz, özgürlük diyoruz, sadece Kürtler için değil, insanlık için mücadele ediyoruz diyoruz.. Ama görüyoruz ki, yapılan kimi uygulamalar buna uymuyor.

 

Bir Kürt aydınının peşine tetikçi salmak mıdır insanlık hareketi olmak?

 

Bu madalyonun bir yüzü..

 

Ama öteki yüzü de var..

 

Kürt aydınları da bazen çok acımasız davranıyorlar.

 

Çok ağır ithamlarda bulunuyorlar.

 

Sayın Selim Çürükkaya'nın eleştiri hakkı sonsuz olmalı, buna inancım tam. Ama bazen yazılarında yeterli hassasiyeti göstermediğini gözlemliyorum. Bir çok Kürt aydınının yaptığı gibi. Ben burada oto sansürden bahsetmiyorum tabii. İnsanın etkin olduğu olgu ve olaylar her zaman bilgi, bilinç ve mantık temelinde yürümez. Duyguları da hesaba katmak lazım. Aşırı subjektiv ve spekülatif değerlendirmeler de Kürtlere bir şey sağlamaz bence.

 

Örneğin Selim Çürükkaya'nın sözkonusu ettiğim bu son yazısında şöyle bir tespit var: ‘'1991 yılında 11 yıllık hapis hayatımdan sonra tahliye oldum. Şam'a gittim... Yapının bir tarikat haline getirildiğini ve üst yapısının Kürtlerin düşmanlarının eline geçtiğini farkettim...'' .

 

Bence sözkonusu yapı eskiden nasıl ve ne idiyse, 1991'de de, bügün de böyledir. Bir çok uygulamasıyla Kürt ulusal demokratik hareketine zararlar verdiği gerçeği tartışmasız bir olgudur. Ancak yapının üst yapısını Kürt düşmanı olarak değerlendirmek ne kadar gerçeğe uyar? Tek yönlü bakışın yanılgıya götürdüğüne inanırım hep.

 

Geçmişte de çeşitli yapılanmalar arasında benzeri suçlamalar yaşandı, ama bilindiği gibi 1993'te farklı bir süreç yaşandı. İşin ilginç yanı da bu ithamların en önde gelen aktörlerinden Öcalan ve Burkay sürpriz bir kararla bir araya gelip protokol imzalamışlardı. Bu, tabii ki Kürtler tarafından sevinç ve sempatiyle karşılanmıştı.

 

Bu gün bakıyoruz geçmişten ders çıkartılmadan; aynı ithamlara devam ediliyor. Sayın Burkay, Zaman gazetesiyle yaptığı son röportajında sözkonusu örgütün paravan olduğunu söylüyor.( kurdwebb'te de yayınlanmış).

 

Madem ki paravan bir örgüttü, ne işiniz vardı böylesi bir paravan örgütle, ne diye yıllarca cephe çalışmaları yürüttünüz diye sormamız gerekmiyor mu size?

 

Eğer gerçekten de Kürt halkının çıkarları esas alınmak isteniyorsa, bırakalım birliği, bence öncelikle karşılıklı olarak ağır ithamlardan kaçınmak gerek.

 

Aydınlara ve farklı politika sürdüren değişik yapılanmalara karşı tehditvari yaklaşımlarda bulunmak ise, sadece acizliğin göstergesi olabilir ve bundan da kesinlikle kaçınılmalı diye düşünüyorum. Hiç bir gerekçe, hiç bir bahane Kürt aydın ve siyasetçilerinin hayatına kast edilmesini ve ya onlara karşı şiddet uygulanmasını haklı çıkartamaz.

 

Yanlışlıkta ısrar edilirse, Ortadoğu'da Kürtlerin başına örülmek istenen kazakları ve önlerinde kurulan tuzakları boşa çıkartmamız hiç bir şekilde mümkün olmayacaktır.

 

 

14.02.2009

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Çiçek Açmazdı Bahçesinde Onların

U