Arşiv

Bir Umut İçin Oylar Bin Umut Bağımsız Adaylara!

Seçimler ve seçim siyaseti üzerine söylenecek çok şey var. Bunlar da genel siyaset biliminden ayrı ele alınamaz. Günümüz dünyasında siyaset tam bir kurtlar sofrasına dönmüştür. Atacağın bir tek yanlış adım, yapacağın önemli bir hata, bütünüyle tasfiye olmana yol açabilir. Burada aslolan, rakibine seni altetmesini sağlayacak kozlar vermemendir. Bu, Kürt politikası söz konusu olunca daha da bir dikkat gerektirir.

 

Kürt siyasetinin etrafı kuşatılmıştır. Kurtlar, timsahlar yutmak için ağızları açık, pusuda beklemektedirler. Bu yüzden söylemler itinalı olmalı. Bu, siyaseti felsefeden ayıran önemli bir nokta olarak karşımıza çıkıyor. Felsefe yapmak düşünmek, kendince doğru olduğuna inandığın bir sonuca varmak ve bunları ortaya sermektir. Ancak politikada doğruları tespit etmek ve bunları dışa yansıtmak yetmiyor, bir de belli bir hedefe varmada sana yol açacak tarzlar da bulman gerek. Tarzdan bahsetmiyorum. Tarzlardan bahsediyorum. Bazen bir birlerinden çok uzakmış gibi gözüken, ancak gerçekte bir birlerini tamamlayan farklı farklı tarzlarla siyaset sürdürülebilir. Belli kesitlerde dolambaçlı, muğlak yol ve söylemler tercih edilirken, belli anlarda Tam açık ve berrak olmak lazım. Bazen de bu iki tarz iç içe geçer.

 

Bugün en canalıcı ve güncel olan sorun seçimler politikasıda karşımıza çıkıyor. Takınılacak tutumun ne olacağının tespit edilmesi önemli.. DTP'nin desteklediği adayların dışında adaylık koyan başka bir Kürt kurumu yok. Tek tük şahısların adaylığı ise istisna.. Bu bağlamda DTP'yi tartışmanın merkezine koymak yanlış olmaz.

 

Devletin politikaları bilinmektedir. Neredeyse açık-gizli bir tarafı kalmamıştır. Biricik amacı, Kürt hareketini tüm boyutlarıyla tasfiye etmektir. Bu durum, seçimler konusunda görüş bildiren bir çok Kürt aydını ve siyesetçisi tarafından dile getirildi. Ancak çoğu kez DTP de bu tasfiye hareketinin bir parçası olarak gösterilmek isteniyor. Kimi DTP'li yetkililerin zaman zaman dile getirdikleri görüşlerden hareketle bu tez kanıtlanmaya çalışılıyor.

 

Bir kere sormak gerek; DTP'in ve DTP'lilerin Kürt hareketinin tasfiyesinde çıkarı nedir? Bunu niye istesinler ve bu uğurda ne diye siyaset yapsınlar ki? Birey olarak parlamenter olup kimi şahsi beklentilerinin olabileceğini inkar etmemek gerek, ancak bu zaten siyasetin doğasında vardır. En idealist siyasetçi bile, şu veya bu şekilde sürdürdüğü siyasetten bir beklenti içindedir. Bu ille de maddi çıkara dayalı bir beklenti olmayabilir. Bireyler, gerek prestij sağlamak ve gerekse bu siyasal aktiviteler aracılığınyla içinde bulundukları toplum veya toplulukta bir yer edinmek amacıyla sisasal ideallere sarılırlar. Hedefe ulaşmak da, onlara derin bir haz verir..

 

DTP saflarında yıllardır büyük riskler altında zorlu bir siyaset sürdürmeye çalışan mücadeleci aydınlarımızvar. Onlara haksızlık etmemek gerektiği düşüncesindeyim.

 

Devletin komplolar içinde olduğu ve bu yönde arayış ve girişimlerinin olduğu da bilinen bir gerçekliktir. Ancak her gelişmeyi bu komplo kuramı üzerinden değerlendirip yorumlamak da Kürt siyasetinin ufkunu daraltır. Keza DTP Eşbaşkanı Aysel Tuğluk'un son değerlendirmeleri de bu çerçevede yorumlandı ve ağır eleştiri bombardımanına tabi tutuldu. Radikal'de çıkan ‘'Kürt Empatisi'' yazısını birkaç defa özenle okudum. Yazıda Sevr meselesi ve ‘'Atatürk övgüsü'' hemen dikkate çarpmaktadır. Ancak yakından bakıldığında, bu yazının asıl yazılış amacının Sevri yere batırmak ve Atatürk'ü övmek olmadığı, hatta sanıldığı gibi o yazıda Kürtler'den Türklere empati duymaları talebinin de söz konusu olmadığı görülür.

 

Aysel Tuğluk Kürtlerden Empati istemiyor, çünkü zaten kendisini(içinde bulunduğu kesimle birlikte) Kürt'lerin temsilcisi olarak görüyor. Kanımca esas yapmaya çalıştığı, Türk tarafına Kürtlerin empatisini göstermektir. Yani, Kürtlerin temsilcileri olarak Türklerin hasasiyetlerini bildiklerini ve parlamentoya girmeleri durumunda bunu hesaba katacaklarını göstermek istemektedir. Bunu şimdiden kanıtlamak ve ‘'Karşı Tarafı'' rahatlatmak için de yakın tarihten etkili örnekler vermektedir. Kemalizme övgü de, bu bağlamda, daha çok bir jest olarak ön plana çıkmaktadır. Kemalist ideolojininse aslında militer güçler tarafından pohpohlandığını üstü örtülü bir şekilde dile getirmekte ve onlara ince bir vuruş yapmaktadır.

 

Aysel Tuğluk'un vermek istediği diğer mesaj ise şu: Biz sizin duyarlı noktalarınızı biliyoruz ve parlamentoya girdiğimizde bunları dikkate alacağız, ancak Kürtlerin de duyarlı noktaları ve tarihsel bilinç altlarına kaydolmuş güvensizlikleri vardır, sizin de bunları dikkate alıp meseleye bir çözüm bulmanız gerekmektedir..

 

Söze değil, öze baktığımızda ortaya çıkan tablo budur. Tabii ki Parlamentonun getireceği çözümün nemenem bir çözüm olacağı ortadadır. Kısa vadede büyük beklenti ve hayallere kapılmanın bir yararı yoktur. Çözüm yolu ve süreci çok uzun ve sancılı olacak.

 

Ancak her şeye rağmen devleti çözüm sürecine zorlamak ve sorunların kaynağının Kürt halkı değil, tersine devletin inkarcı ve yok edici politikaları olduğunu tüm dünyaya göstermek ve yasal Kürt siyesetinin önünü daha bir açmak açısından, parlamentoya girmek anlamlı olacaktır.. Gönül isterdi ki ulusal bir konsensus oluşsun ve tüm Kürtleri temsilen ortak adaylar ortaya çıksın. Bu sağlanamadı. Dahası Hak-Par ve Kadep seçimlere girmeme kararı aldılar. Diğer farklı çevrelerden de bir çıkış sergilenmedi.

 

Şimdi Kürtlerin önünde seçimler konusunda iki temel pratik seçenek kalıyor: Ya oylar devlet partilerinden birine verilecek , ya da tüm hata ve eksikliklerine rağmen halkımızın ve demokrasi çevrelerinin sesini bir nebze olsun duyuracak (DTP'nin desteklediği) bağımsız adaylara verilecektir. (Parlamento dışı muhalefet seçeneği zaten devam ediyor, bunları bir birlerine karşı alternatifler olarak sunmayı da şahsen doğru bulmuyorum.)

 

Bu durumda halkımıza ne önermek gerek? Pratik bir etkisi olmayacak ve oyların devlet partilerine kaymalarına yol acacak ‘'boykot'' tavrı mı esas alınacak, yoksa mevcut girişime bir şans mı tanınacak?

 

Yukarıda tüm Kürt çevrelerinden oluşacak bir blokun oluşturulamayışının bir eksiklik olduğunu dile getirmiştim. Ancak değişik Türkiyeli devrimci ve demokratik çevrelerle ittifakı da yabana atmıyorum. Zaten düşündüğüm Kürt bloku, Türkiye'li müttefiklerimizle ortak hareket etme seçeneğini dıştalamıyor. İttifak bağlamında kimi Kürt adayların metropollerde gösterilmesi ne kadar doğalsa, Kürdistan'da da kimi Türk adayların gösterilmesini o kadar doğal buluyorum.

 

Bu türden kimi adayların, neredeyse ırkçı-şoven kesimlerle aynı kefeye konup, onların ‘'Tırko'' veya ‘'Kemalist'' olarak sıfatlandırılmalarını ise kaba buluyorum.

 

Kürtler arasında bir seçim ittifakı kurulamadı, bu doğru, ancak en azından ileride kurulabilecek ittifak ve yakınlaşmaların önünü kesmemek için, eleştiri dozajını makul bir seviyede tutmak gerek diye düşünüyürum.

 

Benim bağimsız adaylardan bin umudum yok! Ama bir umut için OYLAR BİN UMUT BAĞIMSIZ ADAYLARA diyorum

17.07.2007

 

 

 

 

 

 

Devletin yeni konseptine karşı Kürt Ulusal Kongresi şart oldu

Türk Devleti'nin niyeti ve Nêçîrvan Barzani`nin doğru tavrı

Çapemeniya Ereb û Birêz Barzanî

Evren Değişti, Adaletin Yerini Bulması Yakınlaştı!

Fırat Yaslı, Dicle Mahzun

Devrimci Demokrat Gelenek

Kürt Ulusal Sorunu (V) Uluslararası koşulların Önemi

Askeri Konsept Değişikliği

Hedef Tüm Kürdistan

Kürdistan'a Doğru

Nankör Evlat: Terör!

Kürt Ulusal Sorunu (IV) Sığınmacı politikalara son verme zamanı gelmedi mi?

Kürt Ulusal Sorunu (III)
Matruşka Politikalar

Kürt Ulusal Sorunu(II)
Çözüm yolu mutlaklaştırılmamalı!

Kürt Ulusal Sorunu (1) Sorunun adı doğru konulmalı

Benim İçin DDKD'nin Anlamı

Güneşin çocuklari kazanacak

Jijan jiyîn e..

Tarihten ders çıkartmak

Medya Rüya Değil
Vizyon Eksikliği
Medkom Çevresi
Artık Kurban Vermek istemiyoruz!
Bu Sefer Farklı Olabilir
Küçük Kaygılar Büyük ideallerin Önünü Kesmemeli
Doğrusu neyse o yapılmalı, fazla söze gerek yok