Arşiv

Doğrusu neyse o yapılmalı, 
fazla söze gerek yok

Politika bir yönüyle konuşma sanatıdır, ama en etkili politikalar hep realiteye denk düşen doğruların kararlı bir şekilde hayata geçirilmesiyle ortaya çıkartılmışlardı. Sözün hükmünü yitirdiği, gücün pervasızca kendisini konuşturduğu ortam ve dönemlerde ''Sessiz Politikaların'' önemi daha bir artmaktadır.

Gittikçe gelişip akıl almaz boyutlara varan iletişim ve teknoloji çağında, dünya genelindeki gelişim ve dönüşümler her zamankinden daha hızlı ve yoğun olarak bir birlerini etkilemektedirler. Artık neredeyse yerel politikaların önemi kalmamıştır. Her politik fikir ve akımın kendisini global çapta ifade etme olanağının bulunmayışı, doğru bile olsa kimi politikaların toz duman içerisinde kalıp boğulmasına yol açmaktadır. Bazı çevreler bağırıp çağırarak bu çıkmazı aşmaya çalışsalarda fazla bir netice alamamaktadırlar.

Aslolan gelişimin dinamizm ve doğrultusunu kavramak ve ona uygun uzun vadeli politikalar tespit etmektir. Kurumlaşmanın (ve kurumlaşamamanın)temelinde bu yatmaktadır. Gündelik politikalar peşinden koşup bir şeyler kotarma uğraşlarının bir netice vermeyeceği ortadadır.

Ülkemizin gerek güney, gerekse kuzey parçalarında olup biten gelişmeleri, dünya ve bölge genelindeki genel gelişim ve dönüşüm seyrinden bağımsız ele alanlar hep yanlış veya eksik değerlendirmelerde bulunarak, doğru gorüş ve politikalar üretemediler. Bölgenin dar kısır ilişki ve çelişkileri çerçevesinde olaylara yaklaşılarak, çok kolaycı bir biçimde belirli siyasal, örgütsel güçler hemencecik, ihanetçilik veya teslimiyetçilikle suçlanabildiler.

Güneyli güçlerin içinde bulundukları objektif durum onları komşu devletler ve bu arada Türkiye'ylede belli ilişkiler ağı içine çektiğinde, onların özellikle kimi kuzeyli çevrelerce nasıl da ihanetle suçlandıkları hala hafızalardadır. Elbetteki Güneyli iktidar güçlerinin dönem dönem hiç bir surette tasvip edilemeyecek tutumlar içerisine girdikleri ve bunların gerektiğinde en sert bir tarzda eleştirilmesinin bir hak ve görev olduğunu gözden kaçırmıyoruz. Benzer şekilde, bölge ve dünya genelinde ortaya çıkıp gendisini dayatan durumlar neticesinde başlatılan ''Barış politikası'' da yeterli ve sağduyulu bir değerlendirmeye tabi tutulmadan hemencecik teslimiyet, hatta daha da ileriye gidilerek ihanet olarak damgalandı. Bir politikayı benimsememek, onu aşırı ve abartılı değerlendirmelere tabi tutmayı gerektirmezdi.

Gelinen aşamada, olaylar zamanın bilge sabrı içinde ele alınıp mercek altına konulduğunda, ortada ne bir ihanetin ne de bir teslimiyetin olduğu açığa çıkmaktadır. Soz konusu olan, pragmatik ve çıkarcı politikaların çizdiği zigzaglar tablosuydu. Elbetteki halkımıza önemli bedeller yaşatan, hayatını altüst eden ,beraberinde sayısız tahribatlar getiren bu politikalarla hesaplaşılması gerekecektir. Nitekim Kuzeydeki hareketin en parlak dönemlerini yaşadığı, hayali zafer naralarının atıldığı dönemlerde bile, eleştiri hakkımızı ve görevlarimizi yerine getirerek yığınları duyarlı kılmaktan kaçınmadık. Aynı şekilde Güneyli iktidar çevrelerinin dönem dönem kaypaklığa kadar varar tutarsız çıkarcı zihhniyetleri de hep eleştirildi.

Pragmatik , ilkesiz ve günübirlikçi yaklaşımlarla aramızda kalın çizgiler koymak kaydıyla dünya, bölge ve ülkemize ilişkin olarak birkaç söz söylemek istiyorum.

Toplumların düz bir çizgi halinde ve kesintiye uğramadan değil, tersine sancılı ve içinde alt üst oluşları, geriye dönüşleri taşıyarak bir gelişim seyri izledikleri, bilinen diyalektiksel bir ilkedir. Bu bağlamda günümüzde oluşturulmak istenen yeni dünya düzeni de aslında geriye dönüş koşullarına denk düşen ve yine bu bağlamda belirli bir tarihsel kesitle sınırlı kalacak geçici bir süreci ifade etmektedir. Ancak bu sürecin geçiciliği, onun bu günden yarına sona erecreği anlamına gelmez. Bunun görece uzun bir döneme tekabül edeceği ortadadır. İlerideki gelişmelerin nasıl bir seyir izleyeceğini ve dünyamızı kuşatmak isteyen siyasal gerici odaklarının bu egemenliklerinin nasıl ve hangi yöntemlerle sona erdirileceği şimdiden kestirilemez. Ama bunca çelişki ve beraberinde getirdiği sayısız sorunlarla varlığını ilelebet sürdüremeyeceği kesin.

Bu açıdan bakıldığında bir yandan dünya devlerinin teknolojinin son harikalariyla zafer sarhoşluğu içinde dünya halklarına meydan okumaları bizleri umutsuzluğa ve ilkesiz dönüşümlere savurmaması gerektiği gibi, gelişmelerin boyutlarını ve olası tehlikelerini hesaba katmadan, içi boş nara edebiyatına sarılmaktan da kaçınmayı zorunlu kılmaktadır.

Verili dünya koşullarını hesaba kattıldığında ilerici ve devrimci güçlerin nihahi stratejik hedeflerini yaşama geçirmelerinin olanak dahilinde olmadığı, hatta bırakın uzun vadeli stratejilerin gerçekleşmesi, gelişmeleri hesaba katmayan güçlerin siyasal varlıklarını bile bir çok yerde ayakta tutmalarını güçleştirecek sonuçların ortaya çıktığı görülmektedir. En haklı, dünya genelinde en çok saygı ve destek toplayan ulusal ve toplumsal hareketlerin bile, aşırı katı ve inatçı yaklaşımlar yüzünden sempatisini yitirdiği bir dünyada yaşadığımızı unutmamalıyız. Filistin hareketi buna en uygun bir örnektir. Onlar bütün politikalarını ''haklılık'' ilkesi üzerinde örerek bir yerlere ulaşmaya çalışmaktadırlar. Elbetteki gücünü haklılıktan almayan politikalr, hele bu mazlumlara ilişkinse, hayat bulamaz, ama politikada haklı olmak belli amaçlara ulaşmak için yeterli değildir. Yeri geldiğinde ''uzlaşmacı'' ve ''tavizci'' yaklaşımlar geliştirmeyip ''ya hep, yada hiç'' diyenlerin payına, malesef sadece hiç düşmektedir.

Kuzey açısından baktığımızda hiç bir yasal kazanımı olmayan, varlığı dahi yasal güvence altında bulunmayan bir halk açısından en küçük kazanımların bile büyük bir kazanım olduğunu düşünüyorum. Hatta işin sırrı küçük noktalarda saklıdır. Devlet de bunun bilincinde olduğundan mümkün olduğunca adım atmaktan kaçınmaktadır. Çünkü Pandoranın Kutusu'nu açacak olan anahtar rolünü oynayacaklardır. Sonuçta hangi şartlar altında ve hangi niyetlerle yapılmış olursa olsun, geliştirilmeye çalışılan ''Barış Politikasını'' kimi eleştirilerim olmakla birlikte olumlu buldum, buluyorum.

Güneyde de sancılı ve sonuç belirieyici kimi gelişmelerin arifesindeyiz. Bu yönüyle her zamankinden daha kararlı ama temkinli ve tuzakları boşa çıkartacak tutumlara ağırlık verilmelidir. Güneyli güçlerin şimdiye kadar sürdürdükleri temkinli yaklaşımlarını bozacak ve onları maceralara sürükleyecek açıklamalardan kaçınmaları bu gün daha bir önem kazanmıştır. Unutmayalım ki, Yeni dünya düzeninin kurucuları kendi hakimiyetlerini kurup sağlamlaştırmak için, bir yönüyle de yerleşmek istediği bölgenin diri güçlerini bir birlerine kırdırmaya çalışıyor. Önce kendisi için tehlikeli olduğunu düşündüğü gücü izole edip yok ediyor, sonra da ''ittifak halinde olduğu'' güçler arasında çelişkiler yaratarak onları güçten düşürerek etkisiz ve kendisine muhtaç duruma getiriyor.

Gelişmelerin hem güneyde hem de kuzeyde halkımızın lehinde olduğuna inanıyorum. Yeterki haklı politikalar kararlı ve sorumsuzluktan uzak bir serin kanlılıkla sürdürülmeye devam edilsin. Ve unutmayalım ki politikada düşman yok, rakipler var. Onlar bize düşmanlık etseler bile...

Jijan jiyîn e..
Tarihten ders çıkartmak.
Medya Rüya Değil
Artık Kurban Vermek istemiyoruz!
Vizyon Eksikliği
Medkom Çevresi
Bu Sefer Farklı Olabilir
Küçük Kaygılar Büyük ideallerin Önünü Kesmemeli