Kürdistan: Bir ulusun doğuşu mu?*

 

Şiddet ve acı Iraktaki gündelik yaşamı felç ediyor. Fakat, durum her yerde aynı değil. Kürt bölgesi, büyük ölçüde huzurludur ve Kürt şehirleri gelişimlerini sürdürüyorlar. On yıllarca süren kanlı bir mücadeleden sonra Kürtler kendi kendilerini yönetme hakkını elde ettiler mi? Patrick Cockburn, Saddam Hüseyin'in beklenmedik düşüşünden sonra bu soruya karşılık bulmaya çalıştı...

 

Patrick Cockburn

İngilizce’den Çeviri: Cengiz Apaydın

 

Kuzey Irakta, İran’dan Suriye’ye bir hilal gibi uzanan son yarım yüzyıldaki en ilginç devletlerden biri ortaya çıkmaktadır. Kuramsal olarak, Irak Kürdistanı bağımsız değildir ancak Birleşmiş Milletlerin bir çok üye devletinden daha güçlüdür. Kendini savunabilecek bir orduya sahip. Hala Irakın bir parçası fakat Bağdat’ın onun faaliyetleri üzerindeki etkisi zayıf. Kürdistan’da üzücü bir şekilde söylenen eski bir söz vardır: ‘Kürtlerin dağlardan başka dostu yoktur.’ Ancak bugün Irak hükümetlerini kuranlar da bozanlar da Kürt liderlerdir. White House ve Downing Street geçmişte Kürtlerin varlığını pek hesaba katmıyordu ama şimdi önemli müttefikler olarak George Bush ve Tony Blair tarafından canı gönülden kabul ediliyorlar. .

 

Irak Kürtlerinin self-determinasyon mücadelesi Vietnam haricindeki öteki ulusal kuruluş savaşlarından daha uzun süreli ve daha kanlı olmuştur. Kürtler 1920’lerde İngiliz yönetimine karşı savaştığında, sonradan Almanya’ya karşı yürütülen hava saldırısının komutanı olacak olan ‘Bombacı’ Haris, sanatını önce Kürt köylerini bombalamakta göstermişti. Bağdat’ın Kürtlere yönelik politikalarının yolunu açan Haris 1924’te resmen şunu söylüyordu: “Onlar şimdi 45 saniye içinde bir köyün tümüyle imha edilebileceğini ve köylülerin üçte birinin ya öldürülebileceğini ya da yaralanabileceğini artık biliyorlar.”

 

Saddam Huseyin Haris’in iyi bir öğrencisi olduğunu ispatladı . İran Şahı ve ABD tarafından haince yalnızlığa itildikten sonra Kürtlerin bağımsızlık mücadelesi başarısızlığa uğrayınca binlerce kişi ya tutuklandı ya da yerinden yurdundan sürüldü. Dört beş milyon Irak Kürdüne yönelik baskı 1980’lerin sonunda vahşet düzeyine vardı: Iran- Irak savaşı esnasında başka bir Kürt başkaldırısını bastırdığında Saddam Hüseyin’in güçleri 182.000 Kürdü katletti ve 3.800 köylerini yerle bir etti.

 

Bugüne kadar Kürt coğrafyasında sık görülen manzaralar sakinleri göçertilmiş veya öldürülmüş kasaba ve köylerin üzerini örten uğursuz toprak yığınlarıdır. Saddam Hüseyin’in Kürdistan’da yaptıkları Hitler’in Yahudilere yaptığı gibi, toplu yok etme değildi ancak kasaplık ve imha etme düzeyi Nazilerin Polonya ve Rusya’da yaptıklarından geri kalır yanı yoktu.

 

İlk bakışta her şey değişmiş gibi görünüyor. Irak Kürtlerinin durumu George Bush’un 2003’te Sadam Hüseyin’i devirmeye karar vermesiyle değişti. Bu onlar için felaket de olabilirdi. 1991’deki başarısız başkaldırıdan sonra Amerikan hava sahasında yarı bağımsız bir statüye kavuşmuşlardı. O zaman, endişelerine rağmen, ABD ordusunun Kuzeyden Türk ordusundan da 40.000 kişi eşliğinde Irak’ı işgal etmesiyle Kürt liderler 12 sene bekledikleri hasretlerine kavuşacaklardı. Bu onların de facto özerkliklerini sona erdirebilirdi. Türk Parlamentosunun işgal planını reddedip Amerikan diplomatlarını hayal kırıklığına uğratmasıyla Kürtler statülerini muhafaza edebildi. Bir gecede Kürtler Irakta Amerikanın tek güvenilir müttefiki oldular ve bu ilişki öylece sürdü.

 

Bugün, savaş Irak’ın öteki kısmını kırıp geçirirken, ülkenin huzurlu vilayetleri Kürtlerin yaşadığı Erbil, Süleymaniye ve Duhok kentleridir. Kürdistandaki oteller katiller ve fidyecilerden oraya kaçan Bağdat, Basra ve Musul’dan gelen zengin mültecilerle doludur. Irak’ın başkentinde, yeniden yapılanma için milyarlarca dolar harcandığı halde, ufuk çizgisinde sadece bir vinç var. Erbil ve Süleymaniye’de tersine hemen hemen her sokaktaki inşaat alanlarında vinçler yükselmektedir. Irak’ın başka yerlerinde çalışmak istemeyen doktorlar Kürdistan’da lüks klinikler açmaktadırlar. Bağdatlı fahişeler bile başkentte çalışmanın çok tehlikeli olduğundan şikayet ederek Kürdistan’a taşındılar. .

 

Kürtlerin kazancı sadece 15 senedir idare ettikleri Kuzeydeki üç vilayetle sınırlı değil. Kürtlerin kontrol alanı şimdi daha geniştir. Irak ordusu 2003’te dağıldığında, peşmergeler-Kürt askerleri- insanların çok önceleri içinden sürüldükleri şehir, kasaba ve köylere doğru ilerlediler. Birkaç gün içinde, Kerkük şehrini ve yakınındaki petrol bölgelerini alabildiler. .

 

Peşmergeler birden 1.7 milyon nüfusuyla çoğunlukla suni Arapların ve azınlıkta olan Kürtlerin yaşadığı Musul’a girdiler. Kürt güçlerinin kontrolü Saddam Hüseyin’in Arap yerleşimcilere verdiği, Bağdat’ın kuzey-doğusundaki Xaneqin gibi kasabalara uzanabiliyordu.

 

Kürtlerin gücü sadece coğrafik olarak artmadı. Geçen yıl Bağdattaki parlamento tarafından Irak cumhurbaşkanı olarak seçilen Celal Talabani, yıllardır doğu Kürdistanın kontrolünü elinde bulunduran YNK’nin de başkanıydı. 2003’ten beri Irak’ın başarılı dışişleri bakanı Hoşyar Zebari’ydi. Zebari de öteki büyük Kürt partisi KDP’nin ( Kürdistan Demokrat Partisi) eski sözcüsüydü. Paradoksal bir şekilde, Bağdattaki parlamentonun en etkili üyeleri kendi meşru bağımsız devletlerinin olmasını yürekten isteyen Kürtlerdir. Yeni Irak ordusundaki ve güvenlik güçlerindeki en önemli birimler Kürtlerden oluşur.

 

Ancak dışarıya verilen öz-güven mesajlarına karşın, birçok Kürt geleceğinden endişe etmektedir. Bu Kürt halkının geleceğinin gel gidi olabilir mi? Gelecekte değişip değişmeyeceği belli olmasa da Kürtler şimdi güçlü bir pozisyondadırlar. ABD ile sıkı müttefiktirler , ancak Wahington geçmişte onları yüzüstü bırakmasına ilişkin huzursuzluklarını gidermedi.

 

Yine de, Kürtler güçlüdür çünkü toplam nüfusun %80’inini oluşturan Irak Arapları, Sunni ve Şii gruplar, Bağdat çevresinde etkin bir iç savaş içindedirler. Sunni ve Şii Araplar birleşirlerse ne olacak? Ancak gelecekteki birinci öncelikleri şimdi çok güçlü olan Kürtleri dizginlemek olmayacak mı?

 

Elbette, tam tersi de olabilir ve Irak parçalanabilir. Tabii ki bu Kürtler için iyi bir sonuç olmayabilir. Zaten suikasçiler ve ölüm timleri için açık hedef olan savunmasız durumdaki Kürt azınlık Bağdattan ve öteki Suni Arap kentlerinden göçetmeye zorlanıyorlar.

 

 Ben ilkin, 1975 'te en talihsiz dönemlerinden birinde Kürtlerle karşılaştım. Bölgesel ödünlere karşılık , İran Kürt ulusal hareketinden desteğini çektikten sonra, Saddam Hüseyin Kürdistan yönetimini devr aldı. Şahın Kürtlere yaptığı ihanet onun için hiç de iyi olmadı. Üç yıl sonra Ayetullah Humeyni’nin Şahı henüz yeni devirdiği günlerde ben Tahran’daydım. Şimdi Kürdistan Bölgesel başkanı olan Mesud Barzani ile görüşmek için İran- Irak sınırında iki gün boyunca yol aldım. O, Kürt güçlerini yeniden bir araya getirmek için bir toplantı hazırlığı içindeydi.

 

Durumları bana o zaman fazlasıyla kasvetli görünüyordu. Kürtler güçlü bir ordusu ve petrolden elde ettiği zenginliği günbegün artan kural tanımaz bir lider olan Saddam Hüseyin’le savaşıyorlardı. Iraklı liderin yine de kendi gücünü abartarak ve muhaliflerinin onun öyle olduğunu zanetmesini sağlayarak baltayı dizine vurabilecek kadar kendisinin sınırsız bir güce sahip olduğunu ifşa etmesi gerekmekteydi. Ayetullah Humeyni rejiminin kolay bir lokma olduğunu düşünerek 1980’de İran’a saldırdı ve İranlılar Irak Kürtlerine arka çıkarak ona karşılık verdiler.

 

Iran-Irak savaşı Kürtler için daha büyük bir yenilgiyle sonuçlandı. Sağ kurtulanlar ülkelerinin harap olmuş halini gördüler. Saddam Hüseyin’in Kuveyt yenilgisinin ertesinde 1991 kalkışması Saddam’ın yönetimini birkaç günde alaşağı etti. Kürt savaşçılar Kerkük’ü aldılar. Ancak Irak ordusunun karşı saldırıya geçmesi, tüm Kürt nüfusunun Türkiye ve İran sınırına kaçmasına neden oldu.Varlığı biçimlenmeye başlayan de facto Kürt devletine ortam hazırlayan ABD’nin sağladığı uçuşa yasak bölge büyük bir sempati dalgasıyla karşılandı.

 

Saddam Hüseyin Kürdistan’ı terk edebileceğini düşünüyordu. Çünkü orası izole olmuş, savaşta harap olmuş ve yoksullaşmıştı. Ancak bunda yanılıyordu. 1996’da Irak- İran sınırına uzak olmayan Pencwin adında bir köyü ziyaret ettim. Açlıktan ölmek üzere olan Kürt köylüler ailelerine bakmak için dünyanın en tehlikeli işini yapmak zorunda kalmışlardı.

 

Pencwin’in çevresinde Irak İran savaşı esnasında Irak ordusunun yerleştirdiği dünyanın en geniş mayın tarlalarıyla kaplıydı. Tepesinde boynuzları olan minyatür bir Dalek’e benzeyen Italyan yapımı bu mayınlardan birine Valmara deniyordu. Havada patlamadan ve her tararfa yüzlerce şarapnel parçasını saçmadan önce bu dikenlerden birine dokunulduğunda sıçrar ve havada infilak ederdi.

 

Pencwin’de işte böyle bir sefalet ve perişanlık vardı. Bu yüzden köylüler mayının içindeki patlayıcı ve patlayıcının içinde katlandığı alemünyumu satarak birkaç dolar kazanmak için Valmaraları birbirinden ayırıyorlardı. Köydeki mezarlık mayınları birbirinden ayırırken küçük ihmalkarlıklar yüzünden ölmüş olan yeni gömülmüş erkek mezarlarıyla doluydu; öteki köylüler bir şekilde yitirdikleri elleri ve ayaklarına rağmen yaşamlarını sürdürüyor ve köydeki sokaklarda topallayarak yürürken görülebiliyorlardı.

 

Pencwin’i daima Kürtlerin onyıllardır mahkum edilmiş oldukları sefaletin somut bir örneği olarak düşündüm. Ancak mayın toplamak için gereken cesaret ve beceri onların maruz bırakıldıkları felaketleri aşabileceklerinin de işaretiydi. 2005’te tekrar Pencwin’i ziyaret ettiğimde, köyün bazı kısımları yeniden inşa ediliyordu. Mayıntarlaları hala yol kenarında görülebiliyordu, mayınlar tepesinde kırmızı üçgen bir bayrak işaretinin olduğu metal direkle belirlenmişti. Ancak arazi çoğunlukla mayınlardan temizlenmişti.

 

Kurdistan on yıllardır Irak’ın en tehlikeli bölgesi olmuştur. Oraya gitmek büyük cesaret isterdi. 2003 işgalinden birkaç hafta önce gittiğimde, takma motoru olan küçük bir kayıkla Suriye’den gizlice Dicle’yi geçmek zorunda kalmıştım.

 

 Öncelikle, bir milyon nüfusuyla dünyanın en eski yerleşim yerlerinden biri olan Erbil Irak’ın öteki kentleriyle karşılaştırıldığında normal görünüyor. Şehrin dört bir yanında yeni evler ve apartman daireleri inşa ediliyor. İnsanlar sokağa çıkma yasağından kaygı duymaksızın geceleyin geç vakitlere kadar dışarıda arabalarıyla gezebiliyorlar. Sheraton adındaki ana İnternational Hotel’in bahçesinde, masalar canlı müzik eşliğinde akşam yemeklerini yiyen insanlarla dolu.

 

Hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını anlamak kısa bir zaman alıyor. Örneğin, hotelimin anakapısının dışındaki girişte direklerde sallanan Fas ve Brezilya dahil iki düzineden fazla ülkenin bayrakları asılı. Bayrağı olmayan tek devletin hotelin bulunduğu ülke olan Irak’ın bayrağının olmaması çok az ziyaretçinin farkına vardığı bir şey..

 

Teoride, bir zamanlar mini devletler görünümdeki KDP ve PDK arasındaki savaşta derinden bölünen Kürdistan yönetimi 8 mayıs 2006’dan beri tek bir birleşik hükümete, Kürdistan Bölgesel Hükümetinde (Kurdistan Regional Government (KRG) birleştiler. Kabine toplam 32 üyeden oluşur. Birleşme şartlarını tartışmak güçtür ancak en azından Kürtler Irak’a ve dünyaya karşı birleşik bir cephe ortaya koydular.

 

Kürdistan yine de bütünüyle Irak’ın geri kalan kısmının problemlerinin dışında değil. Kürtlerin elektriği hala Iraktaki elektrik şebekesine bağlı ve mevcut elektrik ihtiyacını karşılamaktan uzak. Her beş yüz metrede bir yol kenarlarında genç insanlar temiz plastik bidonlarda akaryakıt satıyorlar. İran’dan kaçak olarak getirilen birinci kalite olduğu düşünülen akaryakıt pembe reklidir ve Irak rafinerilerinden elde edilenden daha açık bir rengi var. Düşük kaliteli petrol sıklıkla yüksek kalitesi olanla değiştirilir. Satıştan önce akaryakıta kırmızı boya veya suyun katılıp katılmadığını anlamak için sürücüler benzini kuşkuyla koklar ve elleriyle numuneliğe dokunurlar.

 

Kürdistan için aşırı iyimser olabilirim çünkü yakın geçmişindeki kanlı günleri iyi anımsıyorum. Yakın geçmişteki savaşlardan sonra her şehir ve kasabanın nasıl olduğunu hatırlayabildiğim kadarıyla karşılaştırıyorum. Örneğin, KDP ve YNK Erbil’deki otelim için 1990’lardaki iç savaşta birbirleriyle savaştılar. Hotelin duvarları otomatik silahlar ve roketatarlarla taranmıştı. Erbil korkuyla yatıp kalkan bir şehirdi. Saddam’ı devirmek için savaş başlamadan önce, şehrin nüfusunun çoğu şehir merkezini terk etmişti çünkü Kürtler Saddam’ın Erbil’e kimyasal silah atacağını düşünüyorlardı.

 

Benekli dağlarla çevrili yeşil bir düzlük üzerinde kurulmuş olan doğu Kürdistandaki Süleymaniye Erbil şehrinden daima daha güzel olmuştur. Aylardır şehir merkezi çalışmanın kamlumbağa hızıyla ilerlediği yarısı tamamlanmış bir üstgeçidin inşaatıyla kapanmış durumda. Yöre halkı büyük ölçüde resmi yetkililerin yaptığı yolsuzluklardan sözediyor. Muhtemelen haklıdırlar. Ancak şimdiki durum en azından geçmişten daha iyi.

 

Her ne kadar Kürdistan’ın yakın geçmişindeki şiddeti unutmaya çalışsam da tesadüfen bir şeyler bana bunu tekrar hatırlatıyor. Bu yaz Erbil’in yukarısındaki dağlarda kalan Shaqlawa’ya gitmek için erken yol alıyordum. Arabanın sürücüsü yoldaki çeşitli ilginç yerleri göstermekteyken, ses tonunu değiştirmeksizin, “orada başkaldırı esnasında babam ve ağabeyim Irak ordusu tarafından vuruldu” dedi.

 

Irak Kürtlerinin büyük çoğunluğu bağımsızlıktan yana ancak muhtemelen çoğu bağımsızlığın getireceği tehlikenin farkındadır. Öteki Iraklılardan oldukça farklıdırlar. Çok azı Arapça konuşur. Peşmergelere Kürtçenin yanı sıra kaç dil konuştuklarının sorduğumda sadece üç kişi elini kaldırdı. Kürdistan’ın, gittikçe İslamlaşan bir memlekette, önemli oranda sekülerleşmesi gözden kaçmıyor. Bununla beraber, Kürt liderler Iraktaki Şii dini partileriyle ve Irak dışındaki ABD ile müttefik olmaları gerektiğini biliyorlar.

Birçok Irak Arabı bütünüyle Kürtlerin yaşadığı üç kuzey vilayetinin bağımsızlığa yakın bir özerk statüye sahip olması gerektiğini kabul ediyor. Asıl farklılıklar Kürdistan’ı tanımlamada ortaya çıkıyor. Kürtler, her şeyden önce petrol zengini Kerkük şehrinde, yarım yüzyıllık etnik temizliği telafi etmek istiyorlar. Kerkükte de facto askeri ve siyasi kontrolü sağlayan şimdi Kürtlerdir. Kürtler Arap yerleşimcilerin Irakın başka bir yerine, memleketlerine, dönmelerini ve Kürt mültecilerin onlarla yer değiştirmesini istiyor. 31 Aralık 2007’ye kadar Kerkük’ün Kürdistan Bölgesel Yönetimine katılabilmesi için bir referandumun yapılması gerekir.

 

Kerkük vilayetinin kaderi geçmiş Bağdat hükümetleriyle Kürtler arasındaki antlaşmalarda daima önemli bir sorun olmuştur ve Kürtler böyle bir antlaşmayı daima bozmuştur. Şehrin Arap yoğunluklu batı bölümünün kontrolünü sağlamak zorunda kalmalarına rağmen, Kürtler şimdi taleplerinin çoğunu gerçekleştirebilecek güce sahiptirler. Kerkük’ü kendi bölgelerine dahil etme kararlılığından dolayı Kürtler ne söylerlerse söylesinler, Araplar,onların pratikte bağımsızlığa eğilimli olduklarına inanmaktadırlar.

 

Bu arada, Kerkük’te şiddet artmaktadır. 13 Haziran’da, dört intihar saldırısı şehirdeki 16 insanın ölümüne neden oldu. Arap miltanlar varlıklarını hissettirmektedirler. Birkaç ay önce Kerkük’ü ziyaret ettiğimde, Kürt güvenliği Repuplican hastanesinde çalışan Lay al-Tai adında bir doktor tutukladı. Doktor çoğunlukla yaralı güvenlik güçleri ve askerlerden oluşan 43 kişiyi öldürdüğünü itiraf etti. Bir direniş birimi örgütü üyesi olan Dr. Luay Şubat 2006’ya kadar olan beş aylık süreçte hastalarına ölümcül iğneler zerketmiş ya da onların oksijen tüplerini kapatmıştı.

 

Ekonomik açıdan, Kürdistan hala Iraktaki petrol gelirlerinin %17’sini aldığı Bağdat’a bağlıdır. Yeni anayasayla, gelecekte geliştirilecek olan petrol alanlarını bölgesel hükümet idare edecek. Kürdistan Bölgesel Hükümeti kuzeydeki üç vilayetin sınırları dahilinde petrol aramak ve çıkarmak için zaten birçok yabancı petrol şirketiyle antlaşmalar yaptı. Bakım ve onarıma ihtiyacı olan eski petrol bölgeleri Bağdat tarafından yönetilecek.

 

Kürtler için, yapılacak balans ayarları çok hasastır. Türkiye ve İran’a karşı hassasiyetlerini koruyacak bir Irak devleti istiyorlar. İran topçu birlikleri son zamanlarda Irak Kürdistan’ının iç sınırlarına isabet eden 2.000 top atışı yaptılar. Irak içinde Kürtler nüfusun %60’ını oluşturan Şiilerle anlaşmaları gerekir. Kürt liderler İranlılara ve Türklere karşı yabancı bir garantör olarak ABD ile yakın bağlarını koruma niyetindedirler.

 

Şu ana kadar Kürt liderler karşılaştıkları sayısız tehditle baş etmede akıllıca davrandılar ve biraz da şansları yaver gittiği için başarılı oldular. Başarısızlığın halkları için bir kez daha büyük bir felaket getireceğini biliyorlar.

 

* 22 Haziran 2006, The Independent