Arşiv

Haluk Yıldızhan

haluk.yildizhan@mynet.com

Biz Dostuz, Aci Söyleriz  

“Kürt Ulusal Demokratik Birlik” Diyarbakir Toplantisi Değerlendirmesi

 

17-18 Aralık 2005'te Diyarbakır Prestij Otelde Kürt Ulusal Demokratik Çalışma Grubu'nun toplantısı vardı. Davetli olarak bende katıldım. Katıldığım bu toplantıyı sorumluluğum gereği değerlendirmeye tabi tutmak istedim.

 

Toplantı ile ilgili dikkate alınmasını istediğim eleştirilerim var. Bundan toplantıya, salt toplantıyı eleştirmek ve değerlendirmeye tabi tutmak için gittiğim sonucu çıkarılmasın. Başlangıçta böyle bir niyetim hiç yoktu. Ancak toplantı esnasında karşılaştığım bazı şeyler sonuçta böyle bir değerlendirme ve eleştiri yapmam gereğini doğurdu. Bu hem bundan sonraki toplantılar içinde öğretici olur, hem de bizi geliştirici olur; gerekli dersler çıkarılırsa…

 

Gelelim toplantıya: toplantı iki yönüyle ele alınmalı; birincisi, teknik, diğeri ise içerik ve siyasi yönüyle.

 

Teknikten, içeriğe/siyasiye doğru gidelim: Öncelikle toplantıda anlaşılmaz bir biçimde kaos ve yönetsel hatalar vardı. Aralar yeterince olmasına rağmen, oturup – kalkan, giren – çıkan belli değildi.

 

Kimse kimseyi dinlemiyor, kendisi konuşmacı olduğu halde bir önceki veya sonraki konuşmacının ne dediğini ve ne diyeceğini bile merak etmeyen arkadaşlar vardı. Konuşmasını bitiren diğerlerini dinleme gereğini duymuyordu (hatta konuşmacı bir arkadaş arkadaki gürültüden rahatsız olduğunu kürsüde konuşurken ifade ettikten sonra konuşmasını bitirdi, ancak biraz sonra o da sonraki konuşmacıları dinleme gereği duymadan arkadaki gürültüye katıldı ve soluğu dışarıda aldı).

 

Cep telefonları açıktı. Başlangıçta divanca uyarıya rağmen sonradan defalarca çalan telefonlara, hatta toplantı esnasında telefonla yapılan konuşmalara rağmen kimse uyarılmadı ve bu kazanılmış bir “hak” gibi devam etti (o kadar devam etti ki telefonu çantasında, çantasını da salonda “unutan” bir bayanın telefonu kendisi dışarıda olduğu için çaldı ha çaldı. Sonra da geldi ve cevapsız aramayı salonda “cevapladı”).

 

Teknik olarak değerlendirdiğimiz ikinci nokta ise konuşma süreleri ile ilgiliydi. Toplantının başında bu süre oldukça cömert davranılarak uzun tutulduğu halde, sonraları (ikinci gün özellikle) bu süre bazı arkadaşlara söz vermeyecek kadar kısıtlandı. Oysa olay basitti: fiili çalışma saatlerinden, usul tartışmalarını, zaman “hırsızlık”larını vs. çıkarırsan ve kalan süreyi konuşmacı sayısına bölersen, kalan süre kaç dakikaysa her kes o kadar konuşur. Ancak böyle olmadı; bazıları neredeyse sınırsız konuştu, bazıları ise kısıtlandı. Parantez açarak dikkatimi çeken bir hususu da belirteyim: toplantıya – ki konuşmasında kendiside ifade etti- birinci gün hiç katılmayan, ikinci gün ise bir saatlik gecikmeyle gelen ve geldiğinden yarım saat sonra söz alıp konuşan arkadaş bu “hakkı” nasıl elde etti ve kendisinde o “hakkı” nasıl gördü anlayamadım (keza bir partinin genel başkanı da öyle…)

 

Teknik ile içerik arası bir yerde duran temel eleştirilerden biri ise toplantıya katılanların profili idi; daha doğrusu profili yoktu. Eğer, bu toplantı bir Kürt demokratları ve aydınlarını kapsaması gereken bir toplantı idiyse -ki öyle olduğunu zannediyordum- o zaman birçok aydın, yurtsever ve demokratı dışarıda tutmuştu; çağırılmamışlardı. Daha çok bir parti kongresi gibiydi. Zaten kapılar çağırılmayan aydın, demokrat ve yurtseverler dışında herkese açıktı. Kimsenin küçümsediği yok, ancak toplantı ve tartışmalarla ilgisi olamayacak onlarca insan katıldığı halde –ki kara çarşaflı yaşlı bayanlar bile geldi – çağırılması gerekenleri toplantıya katamadılar; bu da düzeyi düşürdü.

 

Içerik ile ilgili temel eleştirilere gelince: birincisi, toplantının başında açılış konuşmasını yapan arkadaş grupların düzenlemesinden söz etmesine, diğer bir başka düzenleyici arkadaşın ise bireylerin düzenlediğini söylemesine rağmen bu birey-grup kaosu toplantı boyunca sonuna kadar devam etti; zaten bu, toplantıya katılan herkes tarafından da gözlemlendi. Toplantı HAK-PAR ile – özellikle içindeki egemen grup ile-Mezopotamya Sosyalist Platformu'nun (MESOP), çatışma ve egemenlik kurma alanına dönüştü. Iki grupta kendisini manipüle etme yarışındaydılar. HAK-PAR içindeki egemen gruptan istisnalı olarak konuşabilen herkes söz alıp konuştu; MESOP' tan ise görebildiğim kadarı ile istisnasız herkes konuştu. Bu da konuşulanların ve konuşmacıların bireysel söz aldığı halde birbirini tekrar etmesine ve zaman kaybına neden oldu. Halbuki bireylerin veya grupların düzenlediği toplantı olması fark etmez, ancak adı konabilseydi bu katılımcılar açısında daha kolay ve anlaşılır olurdu. Gruplar adına bir veya iki kişi sözcü olarak konuşsa, hem daha uzun konuşur, hem de dinleyici ve katılımcıların aynı grubun bireylerini tekrar tekrar dinleme zahmetine katlanılmazdı.

 

Içerik ile ilgili diğer konu ise - ki en önemlisi - toplantının çerçevesi yoktu. Toplantıyı düzenleyen arkadaşlar (veya gruplar), toplantıyı belli bir kalıba oturtmadığı ve çerçevesini çizmediği için herkes her şeyi konuştu. Eğer bu toplantı Kürt sorununu tartışma platformu olsaydı doğru kabul edilebilirdi; ancak söz konusu olan birliğin tartışılmasına yönelikse bunun çerçevesi birlik üzerine olmalı, tartışmanın yörüngesi nasıl birlik sağlanır üzerine kurulmalıydı. Böyle olmayınca tartışmanın yönü değişti ve Kürt sorununa ilişkin herkes torbasında ne var ne yok onu anlattı (hatta bazıları aklına eseni anlattı ve konu ile çok alakalanmayan güzel kelime ve cümlelerden kurulu “edebi” metnini böylesi bir siyasi toplantıda birlik üzerine ne kadar ilişkilenebilirse o kadar ilişkilendirerek okudu). Böyle olunca da toplantıdan sorunlarımızı tartışma ve kendimizi tanıma açısından olumlu sonuçlar alınsa bile, birliğe yönelik (ne yapabiliriz, nasıl yapabiliriz gibi) bir sonuç almak maalesef mümkün olamadı.

 

Toplantıya ilişkin teknik ve içerik ile ilgili tespit edebildiğim göze batan bu eleştirilere bakıp, toplantıyı tümüyle olumsuzladığım sonucu çıkarılmasın. Her şeyden önce böyle bir toplantının, hem de Diyarbakır'da olması toplantının en önemli arısıydı. Diğer bir artısı ise toplantıya katılan herkes akl-ı selimdi ve Kürt sorununun çözümüne ilişkin “üniter devlet yapılanmasını reddeder, bu temelde Kürt sorununun özünün, Kürt halkının kendini hukuksal, yönetsel ve siyasal olarak diğer dünya halklarıyla tam hak eşitliği temelinde haklara sahip olma sorunu olduğunun altını bir kez daha çizer. Nihai olarak bu kararı verecek olan Kürt milletinin kendisidir” Temel doğrusunu sonuç bildirisine yazabilmiştir.

 

Sonuç olarak 17-18 Aralık 2005 Diyarbakır toplantısı artısı ve eksisi ile değerlendirilmeliydi. Artıları sıralarken eksileri ve eksikleri göz ardı etmek hatalara yol açar. Biz dost olarak eksikleri ve eksileri sıralarken ileride yapılabilecek muhtemel toplantıların daha az hatalı olmasını istememizdendir. Malumdur, dost her zaman acı söyler, ancak…

29.12.2005

Haluk Yıldızhan

haluk.yildizhan@mynet.com