Feridun Yazar*

Arşiv

 

DTP'ye Baskınlar ve Kürtler

Son günlerde Demokratik Toplum Partisi'ne (DTP'ye) yapılan baskınlar ve tutuklamalar devlet içinde bir anlayışın Kürt sorununa bakışının bir yansımasıdır. Öyle anlaşılıyor ki, bu anlayış Osmanlı döneminden kalma İttihat Terakki döneminin geçmişteki pratikleriyle çakışmaktadır. “İnkar et”, “reddet” ve “yok et” anlayışıyla Kürt sorununu çözme yöntemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Fakat bir şey unutuluyor, eğer bu anlayış sorunu çözen bir anlayış olsaydı bugün Kürt sorunu hala gündemde olmazdı ve bu kadar gelişerek sınırları aşan bir boyuta kazanmazdı.


DTP'ye yönelik baskıları uygulayan anlayış bununla da yetinmeyerek Türkiye sınırları ötesindeki Kürtlerin de özgürleşmesine engel olmaya çalışmaktadır. Bugüne kadar tüm iç ve dış siyasetini, ekonomisini ve askeri düzenini ABD'ye göre düzenleyen, hatta sosyal yaşamında bile ABD'yi örnek alan bakış, sınırları ötesindeki, yani Irak'taki Kürtleri ABD'nin uydusu olarak nitelemesi gerçekten şaşırtıcıdır. Kerkük ve PKK sorununu bahane ederek Irak'ta oluşan Kürt Federe Devleti'ne müdahaleyi gündeme getirmek ve bunu görüşüp konuşmak, tartışmak bu devlet anlayışının ne yapmak istediğini açıkça ortaya koyuyor. Halbuki Irak'taki Kürt yönetimi ve halkı Türkiye'ye hiç de hasmane duygular belememektedir. Bunu aslında somut bir şekilde de gözleyebildik. Şubat ayı ortalarında Kürt Federe Devleti'ndeki bir konferans nedeniyle Erbil'deydik. Dört gün süren konferans boyunca üniversite öğretim üyeleri, aydınlar ve siyasetçilerle konuşma fırsatımız oldu. Bunlardan bir tek kişi bile Türkiye aleyhinde bir cümle kullanmadı. Hatta genç bir bayan konferansta Kürt Federe Devleti yöneticilerinin bazı sosyal reformlar yapması gerektiğini belirterek Atatürk'ün yaptığı reformları örnek gösterdi ve bu reformların oraya da uygulanması gerektiğini söyledi. Örneğin Latin harflerine geçiş, kılık kıyafet, kadın hakları vb.


Yine ilginç bir olay, Tatvan MHP ilçe başkanına ait NURSOY adlı inşaat firması çok katlı apartman blokları inşa etmiş ve taksitle satışa sunmuştur. Bu firma işini uygun koşullarda tamamladığı için de devletten başka ihalelerde almıştır. Yani işini uygun biçimde yapan her kim olursa olsun orada kendine bir yaşam alanı bulabiliyor.


Oradaki gözlemlerimizden hareketlen şöyle bir tespit yapmak pek yanlış olmaz; Türkiye için Avrupa'nın konumu ne ise, Irak'taki Kürtler için de Türkiye'nin konumu odur. Oradaki Kürtlerin Türkiye'ye bakışı bu kadar olumlu iken, Türkiye'nin oraya bakış ve o bölge için oluşturmak istediği olumsuz yargıları hangi perspektiften okumak gerekiyor. Olaya sadece PKK'nin Kandil'de oluşuna mı, Kerkük sorununa mı veya yönü batıya dönük laik, çağdaş bir Kürt Devleti'nin kuruluşuna mı bağlanmak gerekir?


Sözün yeri geldiğinde bin yıllık devlet deneyiminden dem vuran devlet siyasetçileri ve adamları sıra Kürt sorununa geldiğinde 1000 yılın 920 yılını kesip atmakta ve kendilerini 80 yıllık ulus-devlet anlayışının mahkûmu haline getirmektedirler. Sınırlı sayıda gerçek aydın ve siyasetçiler hariç Türkiye'deki liberal, solcu, sosyalist ve demokrat olarak bilinen büyük bir kesim İttihat ve Terakki anlayışının hakimiyetini sürdürdüğü son 80 yılın mahkumu olmaktan kendilerini kurtaramamaktadırlar. Dikkat edilirse sözü edilen bu büyük kesim DTP'ye yapılan baskınlar karşısında tamamen suskundurlar. Konferans ve panellerde konuşan bu aydın ve siyasetçiler halklar arası savaşa ve Kürt halkının inkarına karşı olduklarını ifade etmelerine rağmen Kürtlere yapılan baskılar karşısında sessizliklerini korumaya devam etmektedirler. “Gücümüz yetmiyor, Kürtler ve devlet hesaplaşıyor, biz ne yapabiliriz ki” gibi bir acizlik içine girmektedirler. Türkiye kamuoyuna gelince halk zaten sözü edilen devlet anlayışının emrindeki medya ile politika dışı bırakılmış ve Kürt karşıtlığı ile donatılmıştır.


İş yine başa düşmektedir

İzah etmeye çalıştığımız bu durum karşısında önümüzdeki günlerde giderek yoğunlaşan milliyetçilik öyle görünüyor ki, daha da büyük sıkıntılar yaratacaktır. Cumhurbaşkanı seçimi, ardından genel seçim propagandaları milliyetçilik ve İttihat Terakki anlayışı üzerine kurulacaktır. Bir ihtimal genel seçimler sonrası milliyetçi bir koalisyon hükümeti çıkabilir. Bu da tehlikelerin artmasına neden olabilir. İşte bütün bunlar oluşurken Kürtlerin ne yapması ve nasıl bir yol takip etmesi gerektiği önemli bir soru olarak karşımızda duruyor. Uzun bir süreden beri söylediğimiz gibi Kürtler kendi aralarındaki bakış farklılıklarını bir kenara bırakıp hoşgörü ile birbirine bakmak zorundadırlar. Oluşan bu tehlikelere karşı ne gibi önlemler alınması ve neler yapılması gerektiğini masaya yatırıp tartışmalıdırlar. Ortak bir siyasetin oluşturulması içinde herkese görev düşmektedir. Kürler her koşul altında birbirlerini eleştirmeli ancak birbirlerini eleştirirken dışlamamalıdırlar.


DTP'ye yapılan bu baskılar göreceli olarak diğer Kürt kesimlerini kapsamıyor gibi görünse de aslında topyekun Kürtlere karşı geliştirilen bir yönelimdir. Bu nedenle tüm Kürt kesimlerinin buna karşı seslerini yükselmeleri bir gereklilik olduğu kadar, Kürtlerin ortak tavrını da geliştirecektir. 16.03.2007


 

· Kürt Demokrasi Forumu Başkanı